1
Ey Nebi (Muhammed)! Allah’tan kork (sen ve seninle beraber olanlar, Allah’ın emirlerine itaat etmekte ve yasaklarından uzak durmakta sebat gösterin)! Sakın kâfirler ile münafıkların heva ve heveslerine itaat etme! Muhakkak ki Allah (عَـلِيـم) ʿAlîm’dir (koyduğu hükümlere itaat edenleri, bunlara karşı gelenleri ve ister gizli ister açık olsun, ister büyük ister küçük olsun, her şeyi en ince ayrıntısıyla bilendir), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan ve verdiği her hükümde hikmet sahibi olandır).
2
Ve Rabbinden sana vahyedilen şeylere tâbi ol! Muhakkak ki Allah (gizlisiyle açığıyla) yaptığınız her şeyden (en ince teferruatına kadar) haberdardır (buna göre size hesap soracaktır).
3
Ve sadece Allah’a tevekkül et (her durumda O’na güvenip O’ndan yardım iste, O’nun kaza ve kaderine rıza gösterip hükmüne teslim ol)! Muhakkak ki Allah, (kendisine gerçek manada tevekkül eden kuluna) vekil (yardımcı ve her kötülükten koruyucu) olarak yeter!
4
Allah, bir adamın göğsünde iki kalp yaratmadığı gibi zıhar* yaptığınız eşlerinizi gerçek anneleriniz yerine koymamış ve evlat edindiğiniz kişileri gerçek çocuklarınız kılmamıştır. İşte bunlar (eşlerinize zıhar yapmak ve başkasının çocuklarını evlat edinmek) ağzınızda geveleyip durduğunuz, hiçbir gerçekliği olmayan boş sözlerdir (cahilî âdetlerdendir). Ve biliniz ki Allah, (kulları uysunlar diye) sadece hakkı söyler ve sadece O, hak yola muvaffak kılar. [ Not: Zıhar; kocanın, karısına “Sen bana, annemin sırtı gibisin.” demesidir. ]
5
Evlat edindiğiniz çocukları, gerçek babalarına nispet edin! Böyle yapmak, Allah katında adalettir. Eğer gerçek babalarını bilmiyorsanız o zaman onlar, sizin din kardeşleriniz ve mevlalarınızdır (gözetip baktığınız ve haklarını koruduğunuz kimselerdir). Ve eğer yanlışlıkla onları gerçek babaları dışında başka birine nispet ederseniz Allah bundan dolayı sizi sorumlu tutmaz fakat kalplerinizin kasıtlı olarak işlediği şeylerden dolayı sorumlu tutar. Ve bilin ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).
6
Nebi (Muhammed), mu’minlere kendi nefislerinden daha evladır (nefisleri başka bir şeye meyletse bile her konuda Nebi’nin sözünü önde tutup onunla amel etmeleri gerekir). Ve onun hanımları, mu’minlerin anneleri hükmündedir (o vefat ettikten sonra asla hanımlarıyla evlenemezler). Ve bilin ki akrabalar, Allah’ın hükmüne göre birbirine mirasçı olmaya, diğer mu’minlerden ve muhacirlerden daha evladır. Ancak (ey mu’minler) mirasçınız olmayan size yakın kişiler için vasiyette bulunmanızda bir sakınca yoktur. İşte bu hüküm, kitapta (Levhi’l Mahfuz’da) yazılmıştır (mutlaka onunla amel etmeniz gerekir).
7
Ey rasulüm, hatırla! Bütün nebilerden (yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şirk koşmayacaklarına ve kendilerine vahyedilenleri eksiksiz bir şekilde tebliğ edeceklerine dair) kesin söz almıştık. Bu sözü senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem’in oğlu İsa’dan da almıştık. Ve nebilerin hepsinden, (kendilerine verilen emaneti yerine getireceklerine dair) tekid edilmiş kesin bir söz almıştık.
8
Allah doğru söyleyenlere (nebilere), doğru söylediklerini (görevlerini en güzel şekilde yerine getirdiklerini kıyamet gününde ümmetlerinin huzurunda) sormak için bu sözü almıştır. Kâfirlere (hak kendilerine geldiği hâlde rasullerini yalanlayıp küfür ve şirk üzerinde ölenlere) ise çok can yakıcı bir azap hazırlamıştır.
9
Ey iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler)! Allah’ın size verdiği nimetini hatırlayın! Hani (Ahzâb Günü) müşrik ordusu (Medine’yi ele geçirip sizi yok etmek için) gelip sınırlarınıza dayanmıştı da biz (onları sizden defetmek için) üzerlerine şiddetli esen (zehirli) bir rüzgâr ve (meleklerden oluşan) sizin görmediğiniz bir ordu göndermiştik (böylece müşrik ordusu zelil bir şekilde gerisin geri dönüp gitmişti). Bilin ki Allah, (hayır olsun şer olsun, açık olsun gizli olsun) yaptığınız her şeyi görendir (ve size ona göre karşılığını verecektir).
10
Müşriklerin (sizi kuşatıp yok etmek için) vadinin hem üst tarafından hem de alt tarafından geldiği, korkudan gözlerin sağa sola kayıp durduğu, yüreklerin gırtlağa dayandığı ve Allah hakkında değişik düşünceler içine düştüğünüz o gün...
11
İşte orada mu’minler imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı (böylece gerçek mu’minler ile münafıklar belli olmuştu).
12
Ve (müşriklerin Medine’ye saldırmak için her taraftan geldiği, şiddetli korkunun hâkim olduğu) o imtihan gününde münafıklar ile kalplerinde hastalık (şüphe) bulunan (iman kalplerine tam yerleşmemiş olan) kişiler şöyle demişlerdi: “Allah’ın ve rasulünün bize verdiği (Müslümanların yeryüzüne hâkim olacağına dair) zafer vâdi ancak aslı olmayan boş bir sözdür.”
13
Ey rasulüm! Hani o gün münafıklardan bir taife (mu’minleri savaşmaktan vazgeçirmek için) Medinelilere şöyle demişti: “Ey Yesrib (Medine) halkı! Burada (Hendek’teki düşmanı gözetleme yerinde) durmanıza gerek yoktur, evlerinize dönün!” Ve onlardan bir taife de (savaşı terk edip) evlerine dönmek için Nebi’den izin isteyip şöyle diyordu: “Ey Allah’ın rasulü! Evlerimiz düşman saldırısına açık, korumasız bir durumdadır (izin ver de gidip evlerimizi koruyalım).” Doğrusu evleri düşman saldırısına açık, korumasız durumda değildi fakat onların asıl gayesi savaştan kaçmaktı.
14
Eğer düşman Medine’nin her tarafından üzerlerine saldırsa sonra onlardan küfre ve şirke dönmeleri istense dönerlerdi, sadece (bazı şeylerden emin olmak için) çok az bir müddet beklerlerdi.
15
Hâlbuki o münafıklar daha önce (Uhud Savaşından kaçtıktan sonra), başka bir savaş olduğunda arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi (fakat sözlerinde durmadılar). Ve ey insanlar! Bilin ki herkes Allah’a verdiği sözden sorumludur (mutlaka bundan hesap sorulacaktır).
16
Ey rasulüm! Savaşacaklarına dair söz verip de sözünde durmayan münafıklara şöyle de: “Ölmek ya da öldürülmek korkusuyla kaçarsanız bilin ki (eceliniz gelmişse) bu kaçışınız size hiçbir fayda vermez (çünkü ecelleriniz Levhi’l Mahfuz’da yazılıdır). Eğer kaçarsanız (ve ölüm zamanınız gelmemişse) dünya hayatının metaından ancak az müddet istifade edersiniz.”
17
Ey rasulüm! Savaştan kaçmak isteyenlere şöyle de: “Allah size (hoşunuza gitmeyen ölüm veya öldürülme gibi) bir zarar vermeyi dilese ya da (hoşunuza giden) bir hayır vermeyi dilese Allah’tan başka kim sizi bu zarardan koruyabilir veya O’nun rahmetini sizden engelleyebilir?! (Hiç kimse!)” Bilinsin ki o münafıklar, başlarına gelen azaptan kendilerini kurtaracak Allah’tan başka ne bir veli (koruyucu) ne de bir yardımcı bulabilirler.
18
Muhakkak ki Allah, içinizden kimlerin müşriklere karşı savaşmaktan alıkoyduğunu ve yandaşlarına, “Bize katılın ve savaşmayın (çünkü savaşta öldürülmenizden korkuyoruz)!” dediğini bilmektedir. İşte onlar, savaşa ancak çok nadir katılırlar (bu da İslam’ın menfaati için değil, kınanmamak içindir).
19
Ey gerçek mu’minler! Onlar öyle kimselerdir ki size karşı (mal, savaşta bedenle yardım ve sevgi konusunda) cimrilik yaparlar. Korku gelip çatınca da üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş vaziyette sana baktıklarını görürsün. Üzerlerinden düşman korkusu gidip de kendilerini emniyette hissettiklerinde ise (mala düşkünlüklerinden dolayı) keskin dilleriyle sizi incitir ve Allah’ın verdiği nimetlerde cimrilik yaparlar. İşte onlar gerçek manada iman etmemişlerdir. Bundan dolayı Allah onların iyi amellerinin sevabını boşa çıkarmıştır. Bilin ki bu, Allah’a kolaydır.* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey âciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]
20
O münafıklar, Medine’ye saldırmak için gelen müttefik müşrik ordularının hâlâ gitmediğini (Müslümanların kökünü kazımadıkça da geri dönmeyeceklerini) zannediyorlar. Onlar öyle kimselerdir ki müttefik müşrik orduları (Medine’ye) saldırmak için tekrar gelecek olsa çölde göçebelerle birlikte bulunup uzaktan sizin haberlerinizi soran kimselerden olmayı isterler. Ey iman edenler! (Savaşta onların yanınızda bulunmamalarından dolayı üzülmeyin!) Zaten onlar içinizde olsalar bile pek savaşacak değillerdir.
21
Yemin olsun ki Allah’ın rasulü sizin için her konuda alınacak güzel bir örnektir. Onu ancak Allah’ın rızasını isteyen, ahiret gününe (öldükten sonra Allah’a kavuşacaklarına ve hesaba çekileceklerine) iman eden ve Allah’ı çokça zikreden (hayatlarını O’nun emirlerine göre yaşayarak şükreden ve her durumda O’na tevekkül edip ihlasla dua eden) kimseler örnek alır.
22
Gerçek mu’minler ise kendileriyle savaşmak için toplanıp gelmiş müttefik müşrik ordularını gördüklerinde şöyle dediler: “İşte bu, Allah’ın ve rasulünün bize haber verdiği imtihandır (ve buna sabredene zaferdir). Allah ve rasulü doğru söyledi ve söyledikleri gerçekleşti.” Ve bütün müşriklerin toplanıp üzerlerine saldırmak için geldiklerini görmeleri, onların ancak (Allah’a ve rasulüne olan) imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.
23
Mu’minlerden (yüce İslam dini için her alanda ihlasla cihad edeceğine dair) Allah’a verdiği söze sadık kalmış nice adamlar vardır. İşte onlardan kimi bu yolda can vermiştir, kimi de bu yolda can vermek için beklemektedir. Ve onlar, Allah’a verdikleri sözü hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.
24
Muhakkak ki Allah sözünde sadık olanları, bu sadakatlerinden dolayı (cennetle) mükâfaatlandıracaktır. (Allah’a verdikleri sözde durmayıp bozan) Münafıklara gelince; dilerse onlara (küfür ve şirklerinden dolayı) azap eder, dilerse onları tevbeye muvaffak kılıp affeder. Muhakkak ki Allah (غَـفُور) Ğafûr’dur (emirlerine ihlasla itaat edip halis bir kalple günahlarından tevbe eden kullarını affedendir), (رَحِيـم) Raḥîm’dir (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir).
25
Ve Allah, (Medine’ye mu’minlere saldırmak için gelen) kâfir ordularını umdukları zaferi elde edemeden öfkeleriyle geri çevirdi. Böylece Allah’ın yardımı, savaşta mu’minlere yetti (bilfiil savaş yapmadılar). Ve muhakkak ki Allah (قَـوِيّ) Kaviyy’dir (her şeye gücü yeten kuvvet sahibidir, hiç kimse O’nu yenemez), (عَزِيـز) ʿAzîz’dir (her konuda dilediği gibi izzetle hüküm verendir; rasullerine karşı gelen, emirlerine itaat etmeyen ve kendisine ibadet etmekte büyüklenen kâfirlere azabı şiddetli olandır).
26
Ve Allah, (Medine’ye saldırmak için) gelen putperest kâfir ordularına yardım eden kitap ehlinden Yahudileri (Beni Kurayza kabilesini) korunaklı kalelerinden indirdi ve onların kalplerine korku saldı. Ey mu’minler! Siz de yaptıkları bu ihanetten dolayı onlardan kimini (erkeklerini) öldürerek, kimini (kadınlarını ve çocuklarını) de esir alarak cezalandırdınız.
27
Ve Allah, onların (Beni Kurayza’nın) topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız (fakat ayak basıp fethedeceğiniz) topraklara (Hayber’e) sizi mirasçı kıldı. Bilin ki Allah her şeye kadirdir (hiçbir şey O’nu âciz bırakamaz).
28
Ey Nebi! Hanımlarına şöyle de: “Eğer (benimle yaşadığınız hayat size ağır geliyorsa ve) dünya hayatını (metaını, refahını) ve süslerini istiyorsanız gelin, boşanma bedellerinizi verip sizi güzellikle salıvereyim.”
29
“Eğer Allah’ı (O’nun rızasını), rasulünü (onun hoşnutluğunu) ve ahiret yurdunu (cenneti) istiyorsanız (hâlinize sabredin ve) bilin ki Allah içinizden muhsin kadınlara (Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından uzak duran ve Allah için her durumda sabredip eşiyle güzel geçinenlere) çok büyük mükâfaat hazırlamıştır.”
30
Ey Nebi’nin hanımları! Bilin ki sizden kim açık bir hayasızlık yaparsa (kıyamet gününde) ona iki kat ceza verilir ve bu, Allah’a kolaydır.* [ Not: Allahu Teâlâ için “Bu daha kolaydır yani diğerinden daha kolaydır.” denilmez çünkü Allahu Teâlâ için hiçbir şey zor değildir, O’nu hiçbir şey aciz kılmaz. Allahu Teâlâ için “Bu iş zordur, bu iş kolaydır; bu iş daha zordur, bu iş daha kolaydır.” diye sözler kullanılmaz. Bunlar ancak yaratılanlar hakkında ya da insanların meseleyi daha iyi anlaması ve ne kadar çelişkide olduklarını anlatmak için onlara hücceti ikame etmede kullanılır. Yoksa Allahu Teâlâ hakkında bu asla söz konusu olamaz. Kulların sıfatlarına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya sıfat vermek çok büyük bir yanlıştır. Çünkü Allahu Teâlâ hiçbir konuda, hiçbir şekilde yarattıklarına benzemez. Bu, eş-Şûrâ: 11 ayetinde sabittir. ]
Sonraki 30 ayet →