Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Secde 1 / 30
1
Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 32:1
2
Bu kitabın (Kur’ân’ın mana ve lafız olarak Muhammed’e) âlemlerin rabbi olan Allah tarafından indirildiğine hiç şüpheniz olmasın.
Z. El-Kudsi 32:2
3
O müşrikler, Muhammed’in, Kur’ân’ı kendisi uydurup da Allah’a isnat ederek Allah’a iftira attığını mı söylüyorlar?! Hayır, doğru değil! Ey rasulüm! Bil ki o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı (rasul) gelmemiş olan bir kavmi (küfür, şirk ve günahlarını terk etmediklerinde cehennem azabıyla) uyarman için sana Rabbin tarafından indirilmiş hak olan bir kitaptır. Olur ki doğru yolu bulup ona tâbi olur ve bütün hayatlarını ona göre düzenlerler.
Z. El-Kudsi 32:3
4
Allah; gökleri, yeri ve bunların arasındaki her şeyi altı günde yaratandır (dileseydi bir göz kırpmasından daha kısa zamanda da yaratabilirdi). Sonra Arş’a istiva etmiştir.* Ey insanlar! Biliniz ki Allah’tan başka (sizi koruyup gözetecek) hiçbir veliniz ve (O’nun katında size şefaat edecek) hiçbir şefaatçiniz yoktur. Hiç akledip düşünmez misiniz (ve her türlü şirki terk edip sadece Allah’a ibadet etmez misiniz)?! [ Not: Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedîdir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir. ]
Z. El-Kudsi 32:4
5
Allah, göklerden yere kadar her şeyi dilediği gibi düzenleyip yönetir. Görevli melek, Allah’ın emrini gökten yere indirir ve sonra tekrar gökteki kendi yerine yükselir; işte bu, sizin saydığınız bin sene miktarı kadar bir gün içinde olur.
Z. El-Kudsi 32:5
6
İşte bu âlemi mükemmel şekilde düzenleyip yöneten Allah, ğaybı (kullarının bilmediği şeyleri) ve şahid olunan (kullarının bildiği) şeyleri en ince teferruatıyla bilen, (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayan) ve (ٱلـرَّحِيـم) er-Raḥîm (kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, ihlasla tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edecek) olandır.
Z. El-Kudsi 32:6
7
O (Allah), yarattığı her şeyi mükemmel bir şekilde yaratan ve insanı (Âdem’i örneksiz olarak) çamurdan yaratmaya başlayandır.
Z. El-Kudsi 32:7
8
Sonra onun (Âdem’in) zürriyetini, önemsenmeyen az ve dayanıksız bir suyun (meninin) özünden var edendir.
Z. El-Kudsi 32:8
9
Sonra onun (insanın) yaratılışını tamamlayıp şekillendirmiş ve yarattığı ruhlardan bir ruhu ona üflemesini görevli meleğe emretmiştir. Ve ey insanlar! Allah size işitmeniz için işitme sistemi, görmeniz için görme sistemi ve düşünmeniz için kalpler de yaratmıştır. Buna rağmen (verdiği bu nimetlere karşılık) çok az şükrediyorsunuz (O’nu gereği gibi birlemiyor ve hakkını vermiyorsunuz).
Z. El-Kudsi 32:9
10
Ve öldükten sonra dirilişi inkâr eden kâfirler şöyle dediler: “Biz ölüp toprağa karışarak kaybolduktan sonra tekrar yepyeni bir yaratılışla diriltileceğiz, öyle mi?! (Bu asla mümkün değil!)” Hayır, bu elbette mümkündür! Doğrusu onlar, (kıyamet gününde diriltilip) Rablerine (hesap için) kavuşmayı inkâr eden kimselerdir.
Z. El-Kudsi 32:10
11
Ey rasulüm! Dirilişi yalanlayan o kâfirlere şöyle de: “Ruhlarınızı kabzetmek için görevlendirilmiş olan ölüm meleği ruhlarınızı kabzedecek, sonra (kıyamet gününde hesaba çekilmek ve hak ettiğiniz cezayı görmek için) sadece Rabbinize döneceksiniz.”
Z. El-Kudsi 32:11
12
Ve ey rasulüm! (Dirilişe inanmayan) Mücrimleri, (kıyamet gününde) Rablerinin huzurunda zelil bir şekilde başlarını öne eğdikleri ve “Ey Rabbimiz! (Dünyada rasulümüzün haber verdiği şeylerin gerçek olduğunu) Gördük ve işittik. Bizi tekrar dünyaya döndür de (emrettiğin şekilde iman edip) salih ameller (rızan için ve istediğin şekilde ameller) işleyelim. Artık biz, yakinen (hiçbir şüphe etmeden kesin olarak) inandık.” dedikleri zaman bir görsen!
Z. El-Kudsi 32:12
13
Biliniz ki dileseydik elbette (zorlayarak) her nefsi hidayete muvaffak kılardık. Fakat (hikmetim ve adaletim gereği) cehennemi hem cinlerden hem de insanlardan kâfirlerle dolduracağıma dair hak olan hükmümü verdim.
Z. El-Kudsi 32:13
14
O gün kâfirlere şöyle denilecektir: “Ey kâfirler! (Dünyada doğru iman ve salih amelle hazırlık yapmayarak) İşte bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz için şimdi tadın bakalım azabı! Muhakkak ki bugün biz de sizi unuttuk (hiç önemsemeyip sizi azaba terk ettik). İşte işlediğiniz küfür, şirk ve günahlara karşılık tadın (şiddetli ve) ebedî azabı!”
Z. El-Kudsi 32:14
15
Muhakkak ki (rasullerimize inen) ayetlerimize inananlar ancak o kimselerdir ki ayetlerimiz kendilerine hatırlatıldığında hemen secdeye kapanırlar, Rablerini hamd ile (mükemmel sıfatlarından dolayı övüp şükrederek, yücelterek ve her şeyden çok severek) tesbih ederler (bütün noksan sıfatlardan, mahlukata benzemekten ve zatına layık olmayan şeylerden tenzih ederler) ve (sadece Rablerine ibadet etme ve hayatlarının her yönünde O’nun emirlerine boyun eğme konusunda) asla kibirlenmezler.
Z. El-Kudsi 32:15
16
Onların bedenleri, geceleyin ibadet etmek için yattıkları yerden uzaklaşır. Rablerine, (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua ederler. Ve onlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan razı olduğumuz yerlere harcarlar.
Z. El-Kudsi 32:16
17
Biliniz ki hiçbir nefis; dünyada işlediği salih amellere, ahirette kendilerini mutlu etmek için ne kadar çok ve güzel karşılık verileceğini bilemez.
Z. El-Kudsi 32:17
18
Mu’min (Allah’a ve rasulüne gerçek manada iman edip Rasul’e indirilenleri hayatının her alanında uygulayan) bir kimse, fasık (küfür, şirk ve günah işleyerek Allah’a itaatten çıkan) kimseyle hiç eşit olur mu?! Elbette bunlar eşit olamazlar.
Z. El-Kudsi 32:18
19
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere gerçek manada) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onlara, dünyada işledikleri salih amellere karşılık içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlanmıştır.
Z. El-Kudsi 32:19
20
(Küfür, şirk ve günah işleyerek Allah’a itaatten çıkan) Fasıklara da gelince; işte onların (kıyamet gününde) barınacağı yer ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde geri çevrilirler ve (azarlanarak) onlara, “Dünyada yalanlayıp durduğunuz cehennem ateşinin azabını tadın bakalım!” denir.
Z. El-Kudsi 32:20
21
Ve o fasıklara (tevbe etmedikleri takdirde); kıyamet gününde hazırlanan büyük azaptan önce, (küfür, şirk ve günahlarını terk edip) hakka ve itaate dönerler diye (kıtlık, hastalık, bela ve afetler gibi musibetler vererek) dünya azabını tattırırız.
Z. El-Kudsi 32:21
22
(Öğüt alsın diye) Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatıldığında onlardan (öğüt almayıp) yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir?! Muhakkak ki mücrimlere (Rablerinin ayetlerinden bile bile yüz çevirip küfür, şirk ve günahta ısrar edenlere) hak ettikleri cezayı vereceğiz.
Z. El-Kudsi 32:22
23
Yemin olsun ki biz, Musa’ya da kitabı (Tevrât’ı) verdik. Ey rasulüm! Mutlaka Musa ile görüşeceksin, bu konuda hiçbir şüphen olmasın. Ve bilin ki Musa’ya verdiğimiz kitabı İsrailoğulları için doğru yolu gösteren bir rehber kıldık.
Z. El-Kudsi 32:23
24
(Emirlerimizi yerine getirip yasaklarımızdan uzak durmaları ve insanları Allah’ın dinine çağırmaları sebebiyle karşılaştıkları her türlü eziyete) Sabrettikleri ve (rasulümüze indirdiğimiz) ayetlerimize kesin olarak inandıkları için İsrailoğulları içinden de emrimizi anlatarak doğru yolu gösteren önderler ve rehberler kıldık.
Z. El-Kudsi 32:24
25
Ey rasulüm! Bil ki kıyamet gününde başkası değil, sadece Rabbin dünyada ihtilaf edenlerin ihtilaf ettikleri konuda hüküm verecektir (kimin hak kimin de bâtıl üzerinde olduğunu beyan edip herkese hak ettiği karşılığı verecektir).
Z. El-Kudsi 32:25
26
O (Kurayşli) müşrikler, kendilerinden önce (rasullerini yalanlamaları sebebiyle) helak ettiğimiz nice kavimlerin izlerini hâlâ görmediler mi?! Hâlbuki o helak edilen kavimlerin yaşadığı (harabe olmuş) evlerin yanından devamlı gelip geçmektedirler. Muhakkak ki (küfür ve şirkleri sebebiyle helak edilmiş) bu kavimlerin başlarına gelenlerde (rasullerine tâbi olmayanların akıbetini gösteren) ibret alınacak öğütler vardır. Buna rağmen hâlâ ibret almıyor ve rasulümüzün tebliğ ettiği hakkı, tâbi olacak bir işitmeyle işitmiyorlar mı?!
Z. El-Kudsi 32:26
27
Dirilişi yalanlayan o kâfirler, yağmuru çorak toprağa ulaştırıp da onunla bu çorak topraktan, hem hayvanlarının hem de kendilerinin yiyip istifade ettiği ekinler bitirdiğimizi görmüyorlar mı?! Bu çorak topraktan ekinler bitiren yüce varlık elbette ölüleri de diriltmeye kadirdir, hâlâ anlamıyorlar mı?!
Z. El-Kudsi 32:27
28
Ve dirilişi yalanlayan kâfirler (korkutuldukları azapla alay ederek) şöyle derler: “Eğer doğru söyleyenlerden iseniz bize vâdettiğiniz ve aramızı ayıracak olan, bizim cehenneme sizin ise cennete gireceğiniz o günün ne zaman geleceğini söyleyin bakalım!”
Z. El-Kudsi 32:28
29
Ey rasulüm! Dirilişi inkâr eden o kâfirlere de ki: “Ey inkârcılar! Bilin ki mu’minlerle kâfirlerin arasını ayıran o gün, kıyamet günüdür. Ve o gün geldiğinde kâfirlere (bile bile küfrü seçip tevbe etmeden ölenlere) o günkü imanları hiçbir fayda vermeyecek ve onlara tevbe etmeleri ya da mazeret sunmaları için bir fırsat da verilmeyecektir.”
Z. El-Kudsi 32:29
30
Ey rasulüm! Artık sen böyle inkârcılardan yüz çevir ve onların başına gelecek azabı bekle, zaten onlar da beklemektedirler.
Z. El-Kudsi 32:30
Secde suresi tamamlandı