Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Lokman 1 / 34
1
Elif, lâm, mîm.* [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 31:1
2
İşte bu (gibi harflerden müteşekkil olan) ayetler hikmet dolu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir.
Z. El-Kudsi 31:2
3
Sana inen bu ayetler, muhsinler (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat eden ihlaslı kullar) için hidayet (doğru yola ileten) ve rahmet (hem dünya hem de ahiret mutluluğuna vesile) olan ayetlerdir.
Z. El-Kudsi 31:3
4
İşte o muhsinler, namazı ikame eden (rükün ve şartlarına riayet ederek kılan) ve zekâtı (Allah’ın emrettiği şekilde) veren kimselerdir. Ve onlar, ahirete (o gün olacak dirilişe ve hesaba, verilecek mükâfaata ve cezaya) de yakinen (hiç şüphe etmeden) inanırlar.
Z. El-Kudsi 31:4
5
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve onlar, (hem dünyada hem de ahirette) kazananlardan olacaklardır.
Z. El-Kudsi 31:5
6
İnsanlardan öyleleri de vardır ki hiçbir ilmî delile dayanmadan, sırf insanları Allah’ın yolundan saptırmak için meşgul edici boş sözleri seçerler ve Allah’ın diniyle (hükümleriyle) alay etmek için kullanırlar. İşte böyle sıfatlara sahip olanlar için (ahirette) alçaltıcı ve zelil edici bir azap vardır.
Z. El-Kudsi 31:6
7
Ve Allah’ın diniyle alay eden o kimseye ayetlerimiz okunduğunda kibirlenerek yüz çevirip uzaklaşır. Sanki hiç duymamış gibi… Sanki kulaklarında bir sağırlık varmış gibi... Ey rasulüm! Böyle kimseleri çok can yakıcı bir azap ile müjdele!
Z. El-Kudsi 31:7
8
(Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere ihlasla) İman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenlere gelince; işte onlar için mutluluğu ve nimetleri eksilmeyen ve bitmeyen cennetler vardır.
Z. El-Kudsi 31:8
9
Onlar, cennetteki nimetler içinde ebedî olarak kalacaklardır. İşte bu, Allah’ın onlara verdiği hak sözüdür (mutlaka gerçekleşecektir). Ve O; (ٱلۡـعَـزِيـز) el-ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen ve kendisinden hesap sorulmayandır), (الْحَكِيم) el-Ḥakîm’dir (yaratmasında, verdiği emirlerde, kaza ve kaderinde hikmet sahibi olandır).
Z. El-Kudsi 31:9
10
Allah; gökleri, gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yaratmış, yeryüzü sallanıp da sizi sarsmasın diye oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirmiş ve yeryüzünde yürüyen çeşit çeşit canlıları (yaratıp) değişik yerlere yaymıştır. Ve biz, gökten su indirip (onunla) yerde çeşit çeşit, güzel görünüşlü ve faydalı her bitkiden bitirdik.
Z. El-Kudsi 31:10
11
İşte bu zikredilenler, Allah’ın yarattığı şeylerdir. Ey müşrikler! Allah’tan başka ibadet ettiğiniz varlıkların ne yarattığını bana gösterin bakalım! Hayır, gösteremezler. Muhakkak ki zalimler (Allah’ın tevhidini kabul etmeyip O’na şirk koşarak nefsine zulmedenler), apaçık bir sapıklık içindedirler (çünkü hiçbir şey yaratamayan, bilakis yaratılmış olan varlıkları Allah’a ortak koşmaktadırlar).
Z. El-Kudsi 31:11
12
Ve yemin olsun ki biz Lokman’a hikmet (dinde ince anlayış ve hakka isabet etme yeteneği) verdik ve ona şöyle dedik: “Ey Lokman! (Sana verdiği nimetlerden dolayı) Allah’a şükret (sadece O’na ibadet et ve mutlak itaat hakkını* sadece O’na ver)! Ve bil ki kim Rabbine şükrederse faydası sadece kendisinedir (çünkü Allah’ın onun şükrüne ihtiyacı yoktur). Kim de (hak kendisine apaçık geldiği hâlde Allah’ın tevhidini ve verdiği nimetleri) inkâr ederse bilsin ki küfrünün zararı kendisine aittir (Allah’a hiçbir zarar veremez). Çünkü Allah (غَـنِـيّ) Ğaniyy’dir (hiçbir şeye muhtaç değildir; bütün varlıklar, varlıklarında ve varlıklarının devamında O’na muhtaçtır), (حَـمِيـد) Ḥamîd’dir (sahip olduğu güzel isimlerinden, mükemmel sıfatlarından ve yaptığı fiillerden dolayı hamdedilip övülmeyi hak edendir).” [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. ]
Z. El-Kudsi 31:12
13
Hani Lokman, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Ey oğulcuğum! Sakın Allah’a hiçbir şeyi şirk koşma! Muhakkak ki şirk, büyük bir zulümdür (çünkü hem Allah’ın hakkına tecavüz hem de ebedî cehennemde kalmaya sebep olduğundan nefse zulümdür).”
Z. El-Kudsi 31:13
14
Ve biz insana, (Allah’a masiyet olmadığı müddetçe) ana babasına itaat edip iyilik yapmasını emrettik. Annesi onu, (gerek hamileliğin sıkıntısından gerekse bebeğin ağırlığından dolayı) zorluk üstüne zorlukla karnında taşır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. Ve ona şunu emrettik: “(Verdiğim bütün nimetler için) Bana şükret (sadece bana ibadet et ve mutlak itaat hakkını sadece bana ver) ve (seni küçükken bakıp terbiye ettikleri için) ana babana (haklarını vererek) şükret! Ve unutma ki dönüş banadır (herkese hak ettiği karşılığı vereceğim).”
Z. El-Kudsi 31:14
15
“Ve eğer ana baban (körü körüne, delilini) bilmediğin bir konuda, bana ortak koşman için seni zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! (Çünkü yaratıcıya isyan konusunda hiçbir mahluka itaat yoktur.) Fakat (Allah’a karşı gelmemek şartıyla) dünyada onlara iyi davran! Ve (hem tevhid hem de mutlak itaatte) bana tâbi olanların yoluna tâbi ol! Biliniz ki hepinizin dönüşü sadece banadır, yapmış olduklarınızı size haber vereceğim (ve ona göre hesap soracağım).”
Z. El-Kudsi 31:15
16
“Ey oğulcuğum! Yapılan kötülük ya da iyilik, bir hardal tanesi kadar küçük ve (kimsenin bilmediği) bir kayanın içine saklanmış olsa veya göklerde ya da yerde (kimsenin bilmediği bir yerde) olsa bile mutlaka Allah onu (kıyamet gününde) getirecektir (ve sahibine karşılığını verecektir). Muhakkak ki Allah (لَـطِيـف) Latīf’tir (ne kadar küçük ve ince olsa bile hiçbir şey O’na gizli değildir), (خَـبِيـر) Ḫabîr’dir (kullarının her hâlini gizlisiyle açığıyla bilen ve kendisine hiçbir şey gizli olmayandır).”
Z. El-Kudsi 31:16
17
“Ey oğulcuğum! Namazı ikame et (rükün ve şartlarına riayet ederek kıl), marufu (şeriatin emrettiği şeyleri) emret ve münkerden (şeriatin yasakladığı şeylerden) sakındır! Bu amellerinden dolayı başına gelen eziyetlere sabret! Bu emirleri mutlaka yerine getirmen gerektiğini ve bu konuda muhayyer olmadığını bil!”
Z. El-Kudsi 31:17
18
“Ve küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah, (verdiği nimetlere şükretmeyen) kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”
Z. El-Kudsi 31:18
19
“Ve yürüyüşünde mutedil ol (ne yavaş ne de hızlı, ikisi arasında normal hızda yürü) ve (konuşurken dinleyenleri rahatsız edecek şekilde) sesini çok yükseltme! Unutma ki seslerin en çirkini, eşeğin sesidir (anırmasıdır).”
Z. El-Kudsi 31:19
20
Ey insanlar! Allah’ın, göklerde de yerde de nice varlık ve imkânları sizin faydanız için boyun eğdirdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak size bolca ihsan ettiğini görmüyor musunuz?! Buna rağmen insanlardan öyleleri de vardır ki Allah hakkında (birliği ve şeriati hakkında) bilgisizce, doğruya ileten selim akıl olmaksızın ve (Allah tarafından indirilen) aydınlatıcı hiçbir kitaba tâbi olmaksızın cedelleşir.
Z. El-Kudsi 31:20
21
Ve Allah hakkında ilimsizce cedelleşen o müşriklere, “Allah’ın, rasulüne indirdiği vahye tâbi olun!” denildiğinde “Hayır! Biz ancak babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola tâbi oluruz.” derler. Ya şeytan, onları alevi şiddetli ateş azabına çağırıyor idiyse (o zaman kıyamet gününde hâlleri nice olacak)?!
Z. El-Kudsi 31:21
22
Kim de yüzünü Allah’a teslim eder (Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmaz, tevhidi ve bütün amellerini Allah’ın rızası için yapar) ve amellerini muhsin olarak (Allah’ın istediği şekilde) yaparsa işte bu kimse kopmak bilmeyen (cenneti kazandıran) sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Ve biliniz ki yapılan amellerin (ahiretteki) hükmü sadece Allah’a aittir (hak edene, hak ettiğini verecektir).
Z. El-Kudsi 31:22
23
Ey rasulüm! Kim de kendisine hak geldiği hâlde inkâr ederse onun inkâr etmesine üzülme! (Kıyamet gününde) Onların dönüşü sadece bizedir ve biz onlara (dünyada) yaptıklarını haber vereceğiz. Muhakkak ki Allah, kullarının kalplerinde olanı en ince teferruatıyla bilendir (hiçbir şey O’na gizli değildir ve buna göre karşılık verecektir).
Z. El-Kudsi 31:23
24
İşte bu inkârcılara dünya nimetlerinden (takdir ettiğimiz kadar) az bir müddet faydalanmalarına izin veririz, sonra (kıyamet gününde) onları çok ağır ve şiddetli bir azaba sürükleriz.
Z. El-Kudsi 31:24
25
Ey rasulüm! Muhakkak ki o müşriklere, “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan sana, “Allah!” derler. Onlara şöyle de: “(Bu doğru cevabı vererek, Allah’tan başkasına ibadet etmekle bâtıl üzere olduğunuzu ispat ettiğiniz için) Allah’a hamdederim (O’nu mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan tenzih eder, her şeyden çok sever ve layık olduğu şekilde yüceltirim). Fakat şu bir gerçektir ki müşriklerin çoğu cahil olduğu için hamd ve ibadete kimin layık olduğunu bilmez.”
Z. El-Kudsi 31:25
26
Bilin ki göklerde ve yerde olan her şey sadece Allah’a aittir. Muhakkak ki asıl (ٱلۡـغَـنِـيّ) el-Ğaniyy (hiçbir şeye muhtaç olmayan fakat daima kendisine muhtaç olunan) ve (ٱلۡـحَـمِيـد) el-Ḥamîd (övülmeye en layık olan) sadece Allah’tır.
Z. El-Kudsi 31:26
27
Şayet yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsa, deniz de o kalemlerin mürekkebi olsa ve ona mürekkep olarak yedi deniz daha eklense yine de Allah’ın kelamı (yazmakla) bitmez (çünkü O’nun kelamı, bitip tükenmeyen ebedi kelamdır). Muhakkak ki Allah (عَـزِيـز) ʿAzîz’dir (her meselede dilediği gibi hüküm veren, dilediğini yapmaktan engellenemeyen, kendisinden hesap sorulmayan ve emrine muhalefet edenleri hak ettikleri şekilde cezalandırandır), (حَـكِيـم) Ḥakîm’dir (hikmetiyle her şeyi yerli yerine koyan, sadece hakkı söyleyen, her fiili doğru ve mükemmel olan, emirlerine karşı gelenleri hikmeti gereği cezalandırandır).
Z. El-Kudsi 31:27
28
Ey insanlar! Yaratılmanız ve (kıyamet gününde hesap için) diriltilmeniz, ancak tek bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir (hiçbir şey Allah’a zor değildir). Muhakkak ki Allah (سَـمِيـع) Semîʿ’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi işitendir), (بَـصِيـر) Basîr’dir (gizli olsun aşikâr olsun her şeyi görendir, size ona göre hesap soracaktır).
Z. El-Kudsi 31:28
29
Ey rasulüm! Görmüyor musun, Allah geceyi (kısaltıp) gündüze katar, gündüzü de (kısaltıp) geceye katar. Güneş’i ve Ay’ı da (kullarının menfaatine olacak şekilde) hükmüne boyun eğdirmiştir. Güneş ve Ay’ın her biri, (Allah’ın ilminde) tayin edilmiş zamana kadar (yörüngesinde düzgün bir şekilde) hareket eder. Ve muhakkak ki Allah, işlediğiniz her şeyden haberdardır (her şeyi gizlisiyle açığıyla en ince teferruatına kadar bilendir ve buna göre hesap soracaktır).
Z. El-Kudsi 31:29
30
Bu muazzam düzen gösteriyor ki hak olan sadece Allah’tır (zatında, sıfatlarında ve fiillerinde birdir ve sadece O’na ibadet edilmesi gerekir). O’nun dışında taptıkları ise hiçbir temeli olmayan bâtıl şeylerdir (hepsi yok olacaktır). Ve muhakkak ki asıl (ٱلۡـعَـلِـيّ) el-ʿAliyy (mertebe, değer ve kudret olarak her şeyden üstün olan) ve (ٱلۡـكَـبِيـر) el-Kebîr (benzeri olmayan büyük azamet sahibi, ortağı olmaktan münezzeh ve yüce olan) sadece Allah’tır.
Z. El-Kudsi 31:30