Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Kasas 1 / 88
1
Tā, sîn, mîm.* [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 28:1
2
İşte, (kendisinde hiçbir kapalılık ve tezat bulunmayan) hak ile bâtılı apaçık beyan eden bu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleri, bu gibi harflerden müteşekkildir (buna rağmen onun benzerini getiremiyorsunuz).
Z. El-Kudsi 28:2
3
Ey rasulüm! Musa ile Firavun hakkındaki haberlerin bir kısmını gerçek şekliyle sana söylüyoruz ki mu’minler ondan istifade edebilsin (çünkü ancak onlar öğüt alıp istifade eder).
Z. El-Kudsi 28:3
4
Muhakkak ki Firavun, hâkim olduğu yerde (Mısır’da) azgınlık ve zulüm yapan biriydi. O, memleketin ahalisini fırkalara ayırdı ve onlardan bir fırkayı (İsrailoğullarını) eziyordu. Onların erkek çocuklarını öldürüp kadınlarını (hizmetçi yapmak için) sağ bırakıyordu. Muhakkak ki o, fesat çıkaran (yeryüzünde bozgunculuk yapan ve haddi aşıp böbürlenen zalim) biriydi.
Z. El-Kudsi 28:4
5
Biz ise o yerde (Mısır’da) ezilen İsrailoğullarına; (düşmanları olan Firavun ve askerlerini helak edip) ezilmişliği üzerlerinden kaldırarak, (şeriatimizi uygulamakla) hakta örnek kılarak ve (şeriatimizi uygulamaları için) mukaddes topraklara vâris kılarak lütufta bulunmak istedik.
Z. El-Kudsi 28:5
6
Ve İsrailoğullarını mukaddes topraklarda sulta sahibi kılmak istedik. Firavun, veziri Haman ve onların askerlerine ise İsrailoğullarından çekindikleri şeyi (İsrailoğullarından bir çocuk vesilesiyle mülklerinin ve saltanatlarının yok olmasını) göstermek istedik.
Z. El-Kudsi 28:6
7
Ve biz, Musa’nın annesine, “Bebeğini (Firavun ve askerlerine fark ettirmeden, gizlice) emzirebildiğin kadar emzir! Bebeğinin başına (onlardan) bir şey gelmesinden korktuğunda onu (bir sandığa koyup) nehre bırak! (Onun boğulmasından veya Firavun ile askerlerinin öldürmesinden) Korkma ve (ondan uzak kalacağın için) üzülme! Biz, muhakkak ki onu sana (emzirip terbiye etmen için sağ salim) döndüreceğiz ve onu seçilmiş rasullerden kılacağız.” diye (ilham yoluyla) vahyettik.
Z. El-Kudsi 28:7
8
(Annesi, Allah’ın ilham ettiği şekilde Musa’yı bir sandığa koyup nehre bıraktıktan) Sonra Firavun’un ailesi onu bulup nehirden çıkardı. O, (Allah’ın muradı gereği) sonunda Firavun’a bir düşman ve (mülkünü yok ettiği için) ona bir üzüntü kaynağı olacaktı. Muhakkak ki Firavun, veziri Haman ve onların askerleri (küfür, şirk ve zulüm işleyip yeryüzünde fesat çıkaran) hatalı kimselerdi.
Z. El-Kudsi 28:8
9
Ve (Firavun, sandığın içinde erkek çocuğu olduğunu görünce onu öldürmek istedi, bunun üzerine) hanımı Firavun’a şöyle dedi: “Bu bebek, hem benim hem de senin için bir sevinç kaynağıdır. Onu öldürmeyin! Umulur ki bize (hizmet ederek) fayda verir ya da onu çocuk ediniriz.” Onlar böyle konuşurken onun vesilesiyle Firavun’un mülkünün yok olacağını hiç hissetmiyorlardı.
Z. El-Kudsi 28:9
10
Ve Musa’nın annesi, bebeğinden ayrıldığı için kalbi bomboş; ondan başka hiçbir şey düşünemez hâle geldi. Allah’a gerçek manada tevekkül edip sabreden mu’minlerden olması için kalbini sabit kılmasaydık ve sabır vermeseydik neredeyse onun kendi çocuğu olduğunu söyleyecekti.
Z. El-Kudsi 28:10
11
Ve annesi, (sandığı nehre bıraktıktan sonra) Musa’nın ablasına, “Onu takip et!” dedi. O da Firavun ve askerlerine fark ettirmeden uzaktan kardeşini gözetledi.
Z. El-Kudsi 28:11
12
Ve biz, Musa’yı annesine kavuşturmadan önce hiçbir sütanneyi ona kabul ettirmedik. Musa’nın ablası bunu fark edince onlara şöyle dedi: “Bu bebeğe sizin için bakacak, hem de onu emzirecek ve çok güzel bakıp yetiştirecek bir ev hanımını size göstereyim mi?”
Z. El-Kudsi 28:12
13
Böylece Musa’yı annesine döndürdük ki gözü aydın olsun; sevinsin, üzüntüsü sona ersin ve Allah’ın (ilham ile verdiği) vâdinin hak olduğunu bilsin. Fakat insanların çoğu (Allah’ın Musa’nın annesine verdiği vâdi ve onun Musa’nın annesi olduğunu) bilmez.
Z. El-Kudsi 28:13
14
Ve Musa en kuvvetli olduğu gençlik çağına ulaşıp da akıl bakımından olgunlaşınca ona hüküm (güzel anlayış) ve (din konusunda) ilim verdik. İşte biz, muhsinleri (tevhide sarılıp hiç şirk koşmayan ve salih ameller işleyip her hâlükârda Rabbine itaat eden ihlaslı kulları) de öyle mükâfaatlandırırız.
Z. El-Kudsi 28:14
15
Ve Musa, halkı istirahat etmek için evlerine çekilmiş olduğu vakitte şehre girdi ve orada iki adamın birbiriyle dövüştüğünü gördü. Onlardan biri kendi kavminden (İsrailoğullarından), diğeri ise düşmanının kavminden (Kıptilerden) idi. Kendi kavminden olan adam, düşmanının kavminden olan adama karşı Musa’dan yardım istedi. Musa da düşman kavimden olan adama (öldürme kastı olmaksızın) yumruk atınca adam öldü. Bunun üzerine Musa (yaptığından pişman olup) şöyle dedi: “Bu (kızgınlığımdan dolayı adamı öldürmem), şeytanın işidir. Muhakkak ki şeytan, insanlar için apaçık bir düşman ve saptırıcıdır.”
Z. El-Kudsi 28:15
16
Musa, (hatasını itiraf ederek) Allah’a şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Doğrusu ben, (Kıpti’yi öldürmekle günah işleyerek) nefsime zulmettim, günahımı affet!” Allah da duasına icabet edip onu affetti. Muhakkak ki Allah (ٱلۡـغَـفُـور) el-Ğafûr’dur (günahından pişman olup halisane bir şekilde tevbe ederek Allah’a itaate dönen ve tekrar aynı günaha dönmekten kaçınan kullarını affedendir), (ٱلـرَّحِـيـم) er-Raḥîm’dir (ihlasla tevbe eden kullarına merhamet ederek onlara işlediği günahlardan dolayı azap etmeyendir).
Z. El-Kudsi 28:16
17
Musa, duasına devam ederek şöyle dedi: “Ey Rabbim! Bana nimet (ilim, hikmet, anlayış ve kuvvet) verdiğin için artık asla mücrimlere (bile bile hakkı reddedip şirk, zulüm ve günahlarında ısrar edenlere) destek ve yardımcı olmam.”
Z. El-Kudsi 28:17
18
Musa, Kıpti’yi öldürdükten sonra şehirde olup bitenleri korku içinde gözlemeye başladı. Bu sırada bir de ne görsün, daha önce kendisinden yardım isteyen kişi, feryat ederek yine kendisinden yardım istiyor. Bunun üzerine Musa ona şöyle dedi: “Gerçekten sen, apaçık saptırıcı ve günaha sürükleyici bir kimsesin.”
Z. El-Kudsi 28:18
19
Musa, kendisine ve kavmine düşman olan Kıpti’yi (kavminden olan kişiye zarar vermesin diye) tutmak için harekete geçince, kendi kavminden olan kişi (Musa’nın kendisine kızdığını ve öldüreceğini zannedip) şöyle dedi: “Ey Musa! Dün bir Kıpti’yi öldürdüğün gibi şimdi de beni mi öldürmek istiyorsun? Herhalde sen, yeryüzünde zulmen adam öldüren zorba biri olmak istiyorsun, insanların arasını ıslah edici olmak istemiyorsun.”
Z. El-Kudsi 28:19
20
Ve (Musa’nın Kıpti’yi öldürdüğü haberi yayılınca) bir adam, şehrin diğer ucundan koşa koşa Musa’nın yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Musa! Şehrin ileri gelenleri, seni öldürmek için karar aldılar ve bunu nasıl yapacaklarına dair plan hazırlıyorlar, hemen şehirden çık! Muhakkak ki ben, (yakalanıp öldürülmemen için) sana nasihat eden biriyim.”
Z. El-Kudsi 28:20
21
Musa, kendisine yapılan nasihate uyup korka korka ve etrafı gözetleyerek şehirden çıktı, Rabbine şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Beni, bu zalim kavimden kurtar (beni yakalayamasınlar).”
Z. El-Kudsi 28:21
22
Ve Musa, Medyen’e doğru yöneldiğinde şöyle dedi: “Umarım ki Rabbim, (bu zalim kavimden kurtulmam için) beni en doğru yola iletir.”
Z. El-Kudsi 28:22
23
Musa, Medyen suyuna varınca orada hayvanlarını sulayan bir insan topluluğu ile karşılaştı ve onların gerisinde hayvanlarını suya gitmekten engelleyen iki bayan görünce onlara, “Niçin böyle yapıyorsunuz, sizin sorununuz nedir?” diye sordu. Onlar Musa’ya şöyle cevap verdi: “Çobanlar hayvanlarını sulayıp tamamen çekilmedikçe biz (onların içine sokulup) hayvanlarımızı sulamayız, babamız ise çok yaşlı biridir (bundan dolayı bu işi yapmaya mecbur kaldık).”
Z. El-Kudsi 28:23
24
Musa, onların yerine hayvanlarını sulayıverdi, sonra dinlenmek için bir gölgeye çekildi ve Allah’a şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, hayırdan bana ne verirsen ona muhtacım.”
Z. El-Kudsi 28:24
25
(Bu iki bayan evlerine dönüp de durumu babalarına anlatınca babaları kızlardan birini, Musa’yı davet etmek için gönderdi.) Bayanlardan biri utana utana yürüyerek Musa’nın yanına gelip “Babam, bizim yerimize hayvanları sulamanın karşılığını vermek için seni çağırıyor.” dedi. Musa, (davete icabet etti ve) babalarının yanına gelip başından geçenleri anlatınca adam, ona, “Artık korkma! Zalim kavimden (Firavun ve ileri gelenlerinden) kurtuldun (çünkü onların burada hiçbir sultası yoktur, sana eziyet edemezler).” dedi.
Z. El-Kudsi 28:25
26
Bayanlardan biri babasına şöyle dedi: “Ey babacığım! Onu, ücret karşılığı hayvanlarımızı sulaması için tut. Muhakkak ki o, ücret karşılığı tutacağın hayırlı biridir çünkü hem kuvvetli hem de güvenilirdir.”
Z. El-Kudsi 28:26
27
Bayanların babası Musa’ya şöyle dedi: “Bu iki kızımdan birini seninle evlendirmek istiyorum. Onun mehri ise hayvanlarıma sekiz sene çobanlık yapmandır. Eğer süreyi on seneye tamamlarsan bu, senin bana bir ikramın olur (fakat buna mecbur değilsin). Ben, sana zorluk ve sıkıntı verecek bir şey yüklemek istemiyorum. Allah’ın izniyle beni salih (verdiği söze sadık) bir kimse olarak bulacaksın.”
Z. El-Kudsi 28:27
28
Musa, şöyle cevap verdi: “(Tamam, anlaşmayı kabul ediyorum.) Bu, ikimizin de uyması gereken bir anlaşmadır, böylece tayin edilen iki müddetten birisini tamamladığımda daha fazlası benden istenmeyecek. Ve Allah anlaşmamıza vekildir (şahid ve gözetleyicidir).”
Z. El-Kudsi 28:28
29
Musa tayin edilen çalışma müddetini (on seneye) tamamlayınca ailesini (hanımını) alıp (Mısır’a doğru) yola çıktı. (Gece yolculuk yaparken uzakta) Tûr Dağı tarafında bir ateş gördü ve ailesine (hanımına) şöyle dedi: “Siz burada bekleyin! Şüphesiz ben bir ateş gördüm. Oraya gideyim, oradan ya (yol hakkında) bir haber alırım ya da ısınmanız için ateşten bir kor parçası getiririm.”
Z. El-Kudsi 28:29
30
Musa ateşin yanına gelince (Allah orada Musa ile kelam ettiği için) mübarek kılınan bölgede, vadinin sağ kenarındaki ağacın bulunduğu taraftan şöyle çağrıldı: “Ey Musa! Muhakkak ki ben, bütün âlemlerin (mahlukatın) rabbi olan Allah’ım!”
Z. El-Kudsi 28:30