1
Muhakkak ki gerçek manada iman edenler (Allah’ın birliğine tam manasıyla iman edip şeriatini hayatın bütün alanlarında uygulamaya azmedenler) kurtuluşa ermişlerdir (arzu ettikleri şeyi elde etmiş ve kaçındıkları şeyden emin olmuşlardır).
2
O mu’minler, namazlarını huşu içinde (rükün ve şartlarını yerine getirip ihlasla ve azaları sükûn içinde) kılarlar.
3
Ve onlar bâtıl, boş, faydasız ve haram olan söz ve amellerden yüz çevirirler.
4
Ve onlar, (nefislerini her türlü pislikten ve mallarını fakirlerin hakkından temizleyip) zekâtlarını (Allah’ın emrettiği şekilde ve istediği yerlere) verirler.
5
Ve onlar (zinadan, livatadan ve her türlü fahşadan uzak durarak) avret yerlerini koruyup iffetlerini muhafaza ederler.
6
Ancak eşleri veya sahip oldukları cariyeleri hariç; onlarla cinsel ilişkiden (cima ve başka şekillerde eğlenmelerinden) dolayı kınanmış değillerdir.
7
Buna göre kim (iffetini korumayıp) eşleri ve sahip olduğu cariyeleri dışındakilerle cinsel ilişkiye girer veya avret yerlerini gösterirse işte onlar, helal sınırını aşıp harama giren kimselerdir.
8
Ve o mu’minler, (Allah’ın ve kulların verdiği) emanetleri korurlar ve ahidlerine riayet ederler.
9
Ve onlar, namazlarını muhafaza ederler (rükün ve şartlarına riayet ederek zamanında kılarlar).
10
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, cennete vâris (sahip) olacaklardır.
11
Onlar, Firdevs’e (cennetin en üst tabakasına) vâris olanlardır; orada (eksilmeyen ve bitmeyen nimetler içinde) ebedî olarak kalacaklardır.
12
Ve yemin olsun ki biz insanı, çamurdan yarattığımız (babaları olan) Âdem’in suyundan (sırtından çekilmiş meniden) var ettik.
13
Sonra (erkeğin sırtından çıkan) meniyi, (kadının yumurtasıyla birleştirip) nutfe (zigot) hâline getirdik ve onu kadının rahminde sağlam bir yere yerleştirdik.
14
Sonra sağlam yere (kadının rahmine) yerleştirdiğimiz o nutfeyi, (rahme asılmış kırmızı) alaka hâline getirdik. Alakayı da (rahimde yapışıp gelişmesi sonucu) mudğa (çiğnenmiş et parçası) hâline getirdik. Mudğadan, kemikleri meydana getirdik. Sonra kemiklere et giydirdik. Sonra da (ona ruh vererek) başka bir varlık olarak yaratılmasını diledik. Biliniz ki icat edenlerin en mükemmel icat edeni olan Allah, her türlü noksan sıfattan münezzeh ve yücedir.
15
Ey insanlar! Canlı bir insan hâline geldikten sonra eceliniz geldiğinde muhakkak öleceksiniz.
16
Öldükten sonra kıyamet gününde (dünyada yaptıklarınızın hesabını vermek için) muhakkak diriltileceksiniz.
17
Ve yemin olsun ki üstünüzde yedi kat göğü yarattık. Ve biz, yarattıklarımızdan asla ğafil (onları boşu boşuna yaratmış, unutmuş veya onlardan habersiz) değiliz.
18
Ve biz gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu yerde muhafaza ettik (ki siz, hayvanlarınız ve ekinleriniz istifade edesiniz). Muhakkak onu giderip yok etmeye de kadiriz (ve böylece helak olursunuz).
19
Ey insanlar! Böylece o suyla sizin yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Onlarda sizin için birçok meyve vardır ve siz onlardan yersiniz.
20
Yine gökten indirdiğimiz o suyla Sînâ Dağında yetişen bir ağaç (zeytin ağacı) meydana getirdik ki onun ürünlerinden hem yağ elde edilir hem de yiyenler için bir katık olur.
21
Ve (Allah’ın yarattığı) enʿamlarda (deve, sığır, keçi ve koyunlarda) elbette sizin için (Allah’ın mükemmel kudretine delalet eden) ibretler vardır. Size onların karınlarındakinden (sütlerinden) içiririz. Ve onlarda sizin için birçok fayda vardır (binek olarak kullanır; yününden, derisinden, kılından istifade edersiniz). Ayrıca onların etlerinden de yersiniz.
22
Üstelik (Allah’ın bir nimeti olarak karada) bu enʿamların üzerinde ve (denizde) gemilerde taşınırsınız.
23
Ve yemin olsun ki biz Nuh’u kavmine (tevhid dinini tebliğ etmesi için) rasul olarak göndermiştik de o, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Sadece Allah’a ibadet edin! Sizin, O’ndan başka ibadet edeceğiniz hak ilahınız yoktur. (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durma konusunda neden hâlâ harekete geçmiyorsunuz) Allah’tan (O’nun azabından) korkmuyor musunuz?!”
24
Bunun üzerine Nuh’u ve getirdiklerini reddeden kavminin ileri gelenleri, kendilerine tâbi olanlara şöyle dediler: “(Allah tarafından gönderilmiş bir rasul olduğunu iddia eden) Bu adam, ancak sizin gibi bir beşerdir. O, bu iddiasıyla size üstün olmak (reisiniz olup sizi idare etmek) istiyor. Eğer Allah, rasul göndermek isteseydi muhakkak ki bir melek gönderirdi (beşerden birini rasul olarak göndermezdi). Üstelik önceki atalarımızdan bu adamın iddia ettiği şeyleri duymuş değiliz.”
25
“Muhakkak ki o, kendisine delilik isabet etmiş (ne söylediğini bilmeyen) bir adamdır. (Deliliğinin herkese belli olması için) Onu bir müddet kendi hâline bırakıp gözetleyin!”
26
Nuh, (bütün çabasına rağmen kavminin küfür ve şirk üzerinde ısrar edip kendisine iman etmediğini görünce) Rabbine şöyle dua etti: “Ey Rabbim! (Kendilerini hakka apaçık davet etmeme rağmen) Beni yalanlamaları sebebiyle kâfir kavmime karşı bana yardım et (ve onları helak et)!”
27
Bunun üzerine Nuh’a şöyle vahyettik: “Gözetimimiz altında* ve vahiyle öğrettiğimiz şekilde gemiyi yap! İnkârcı kavminin helak vakti yaklaştığında ve tandırın (fırının) olduğu yerden şiddetli bir şekilde su fışkırmaya başladığında her tür hayvandan erkek ve dişi birer çifti gemiye al ve ailenden haklarında azap emri verilmiş olanlar (hanımın ve oğlun) hariç, iman etmiş olanları da gemiye al! Zalimler (bile bile küfür ve şirk işleyerek nefsine zulmedenler) hakkında da (onları azaptan kurtarmam için) bana dua etme! Muhakkak ki onlar tufanla boğulacaklardır (kurtuluşları yoktur).” [ Not: Kur’ân-ı Kerîm’de bazı ayetlerde “عَـيۡـنِـي” sözü, bazı ayetlerde ise “أَعۡـيُـنِـنَا” sözü zikredilmiştir. Allahu Teâlâ’nın şu ayetlerde buyurduğu gibi: “وَٱصۡـنَـعِ ٱلۡـفُـلۡـكَ بِـأَعۡـيُـنِـنَا وَوَحۡـيِـنَا” (Hûd: 37), “وَأَلۡـقَـيۡـتُ عَلَـيۡـكَ مَـحَـبَّـةٗ مِّـنِّـي وَلِتُصۡنَعَ عَلَـىٰ عَيۡنِـي” (Tâ hâ: 39). Bu gibi ayetler okunduğunda asla akla bilinen göz gelmemelidir; çünkü Allahu Teâlâ organ manasındaki gözden münezzeh ve yücedir. Allahu Teâlâ’ya nispet edilen عَيۡـن ya da أَعۡيُـن lafızlarının geçtiği ayetlerin siyakına bakıldığında apaçık bir şekilde anlaşılıyor ki asla organ manasındaki göz kastedilmemiş; “gözetimimiz, himayemiz, inayetimiz, korumamız altında” manası kastedilmiştir ve bunlar, Arap dilinde kullanılan tabirlerdir.
Allahu Teâlâ’nın elbette Basîr (gören) sıfatı vardır, Allahu Teâlâ görülebilecek her şeyi görür fakat nasıl görür, aklımız bunu idrak edemez. Allahu Teâlâ’nın zatını aklımızla nasıl idrak edemiyorsak sıfatlarının mahiyetini de aklımızla idrak edemeyiz. Allahu Teâlâ hakkında, “Bütün canlılar gözleriyle gördüğüne göre Allah da gözleriyle görür.” diye düşünmek Allah’ı açıkça mahlukata benzetmektir. “Allah gözle görür.” dedikten sonra “Fakat O’nun gözü, bizim gözümüz gibi değildir.” denildiğinde teşbihten uzaklaşıldığını sanmak, kişinin kendisini kandırmasından başka bir şey değildir. Çünkü konuşulan dil Arapçadır ve Arapçada “عَيۡـن (göz)” lafzının gerçek manası organdır. Mahlukatın gözle görüyor olmasına kıyas ederek Allahu Teâlâ’ya göz nispet edilemez. Çünkü “Allah gözle görür.” denildiğinde Allahu Teâlâ’nın görmek için bir şeye muhtaç olduğu, o muhtaç olduğu şeyin ise göz olduğu söylenmiş olur. Bu sebeple Allah’a gerçek manasıyla göz nispet edildikten, gözle gördüğü söylendikten sonra ne kadar o gözün Allah’a layık bir göz olduğu söylense bile bu, kişiyi asla teşbihe düşmekten kurtarmaz. Allahu Teâlâ görmek için ne göze ne de başka bir şeye muhtaçtır; çünkü O, hiçbir şeye muhtaç değildir. O; organlardan, parçalardan, cüzlerden de münezzehtir. ]
28
Ey Nuh! (Zalim kavmini helak eden tufan sakinleşince ve) Gemin karaya ulaşıp da sen ve beraberindeki mu’minler gemi üzerinde rahat bir şekilde durabildiğinizde Allah’a şöyle dua edin: “Zalim kavmi helak edip bizi onlardan kurtaran Allah’a hamdolsun (O’nu mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan tenzih eder, her şeyden çok sever ve layık olduğu şekilde yüceltiriz)!”
29
Ve de ki: “Ey Rabbim! Beni mübarek bir yere yerleştir! Şüphesiz ki sen, (razı olduğun) kullarını en güzel yerlere yerleştirensin!”
30
Muhakkak ki Nuh’u ve onunla beraber olan mu’minleri kurtarıp inatçı kâfirleri helak etmemizde (rasullerimizi muzaffer kılıp onları yalanlayanları helak etmeye kadir olduğumuzu gösteren) ibret alınacak deliller vardır. İşte böylece (rasuller göndererek) kullarımızı imtihan ederiz.
Sonraki 30 ayet →