Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Bakara 1 / 286
1
Elif, lâm, mîm.* (Muhammed’e inen bu Kur’ân, işte bu gibi harflerden müteşekkildir, buna rağmen onun benzeri bir sure dahi getiremiyorsunuz.) [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 2:1
2
Bu kitabın (Kur’ân’ın mana ve lafız olarak Muhammed’e) Allah’tan geldiğine hiç şüpheniz olmasın. O, muttakiler (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlar) için (doğru yola ileten) bir hidayet kaynağıdır.
Z. El-Kudsi 2:2
3
O kimseler ki ğaybe iman ederler, namazı ikame ederler (rükün ve şartlarına riayet ederek kılarlar) ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) infak ederler.
Z. El-Kudsi 2:3
4
Ve onlar, sana indirilen vahye ve senden önceki rasullere indirilen vahiylere iman ederler; ahirete (o gün olacak dirilişe ve hesaba, verilecek mükâfaata ve cezaya) de yakinen (şeksiz şüphesiz) inanırlar.
Z. El-Kudsi 2:4
5
İşte bu sıfatlara sahip olanlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve onlar, (hem dünyada hem de ahirette) kazananlardan olacaklardır.
Z. El-Kudsi 2:5
6
Hak kendilerine apaçık ulaştığı hâlde (inat edip küfür ve şirklerinde ısrar ederek) hakkı reddeden kâfirlere gelince; onlara ister azapla korkutarak tebliğ et ister hiç tebliğ etme, fark etmez. Onlar, senin getirdiklerine iman etmezler.
Z. El-Kudsi 2:6
7
Çünkü Allah onların kalplerini mühürlemiştir (artık oradan ne bâtıl çıkar ne de oraya hak girer). İşitme hislerini de mühürlemiştir (artık hakka uyacak bir işitmeyle işitmezler). Görme hislerine ise perde çekmiştir (artık apaçık olmasına rağmen hakkı görmezler). Ve onlar için (ahirette) büyük bir azap vardır.
Z. El-Kudsi 2:7
8
İnsanlardan öyle kimseler de vardır ki (canlarını ve mallarını korumak için sadece dilleriyle) “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik.” derler. Fakat onlar (kalpleriyle) iman etmiş değildirler.
Z. El-Kudsi 2:8
9
Onlar, (dilleriyle imanı izhar edip kalplerindeki küfrü gizleyerek) Allah’ı ve mu’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da bunun farkında değildirler (çünkü Allah’a hiçbir şey gizli değildir ve O, münafıkların sıfatlarını mu’minlere bildirmiştir).
Z. El-Kudsi 2:9
10
Onların (münafıkların) böyle davranmalarının sebebi, kalplerinde şek ve şüphe hastalığı olmasıdır. Yalan söyledikleri için Allah onların bu hastalıklarını daha da artırmıştır ve onlara can yakıcı bir azap vardır.
Z. El-Kudsi 2:10
11
Onlara, “Yeryüzünde (Allah’ın şeriatine zıt ameller yaparak) fesat çıkarmayın!” denildiğinde, “(Bu amellerimizle) Asıl ıslah ediciler bizleriz!” derler.
Z. El-Kudsi 2:11
12
Fakat asıl fesat çıkaranlar kendileridir de bunun bilincinde değildirler.
Z. El-Kudsi 2:12
13
Yine onlara, “(Allah ve rasulünün emrettiği şekilde iman eden) Mu’minlerin iman ettiği gibi sizler de iman edin!” denildiğinde (gerçek mu’minleri aşağılayarak), “Sefihlerin (aklı hafif olanların) iman ettiği gibi mi iman edeceğiz?!” derler. Oysa asıl sefihler kendileridir de bunu bilmezler.
Z. El-Kudsi 2:13
14
Ve gerçek mu’minlerle karşılaştıkları zaman (onlardan korktukları için nifakları belli olmasın diye), “Biz, (sizin gibi) iman ettik.” derler. Fakat kendi şeytanlarıyla (küfür ve nifakta ileri giden önderleriyle) baş başa kalınca, “Biz (din konusunda) sizinle beraberiz. Onlarla ancak alay ediyoruz.” derler.
Z. El-Kudsi 2:14
15
Allah, (mu’minlerle alay ettikleri için) onlarla alay eder (dünyada zahiren Müslüman hükmü verilmesine rağmen küfür ve şirklerinden dolayı ahiret gününde onları cezalandırır) ve onları (dünyada hemen cezalandırmayıp sapıklıkta daha ileri gitmeleri için) devamlı şüphe ve tereddüt içinde bırakır.
Z. El-Kudsi 2:15
16
İşte onlar, hidayete (imana) karşılık sapıklığı (küfrü) satın almışlardır. Böylece yaptıkları bu ticaret, onlara kâr sağlamadı ve onları doğru yola ulaştırmadı.
Z. El-Kudsi 2:16
17
Onların (münafıkların) durumu, (aydınlık olsun diye) ateş yakan kimsenin hâline benzer. Ateş, çevresini aydınlattığı (İslam’ın nimetlerinden faydalandığı) zaman Allah onun ışığını giderdi (İslam nimetini onlardan aldı) ve karanlıklar (şüphe, küfür ve şirk) içerisinde onları (hakikati) görmez bir vaziyette bıraktı.
Z. El-Kudsi 2:17
18
Onlar sağırdırlar (hakkı işitecek bir işitmeyle dinlemezler), dilsizdirler (hakkı söyleyen bir dile sahip değildirler) ve kördürler (hakkı görüp de ondan ibret alacak bir görmeyle bakmazlar). Artık bu sebeple sapıklıktan dönmezler.
Z. El-Kudsi 2:18
19
Yahut onların durumu, gökten şiddetli yağan yağmura (tutulmuş kişilere) benzer. O şiddetli yağmurda karanlık, gök gürültüsü ve şimşek vardır. Yıldırımlardan ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Muhakkak ki Allah kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır (O’nu âciz bırakamazlar).
Z. El-Kudsi 2:19
20
Şimşek neredeyse gözlerini alıp götürecekti. Onları aydınlattığı zaman ışığında yürürler. Fakat üzerlerine karanlık çökünce oldukları yerde kalıverirler. Allah dileseydi (haktan yüz çevirdikleri için) onların işitmelerini ve görmelerini giderirdi (ve bir daha iade etmezdi). Muhakkak ki Allah her şeye kadirdir.
Z. El-Kudsi 2:20
21
Ey insanlar! Sadece, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin (ve O’na hiçbir şeyi şirk koşmayın)! Ancak böyle yaparsanız (ve emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durursanız) O’nun azabından korunmuş olursunuz.
Z. El-Kudsi 2:21
22
O (Allah) ki yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kıldı. Ve gökten su indirip sizlere rızık olması için onunla (çeşit çeşit) ürünler bitirdi. Bunları yapanın ve her şeyi yaratanın Allah olduğunu bildiğiniz hâlde O’na eşler ve denkler kılmayın (O’nu zatında, sıfatlarında, fiillerinde, hak ve yetkilerinde birleyin ve hiçbir şeyi şirk koşmayın)!
Z. El-Kudsi 2:22
23
Ve ey insanlar! Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimizden şüphe içinde iseniz (en kısası olsa bile) onun bir suresinin benzerini getirin bakalım! Ve bu mesele için Allah’tan başka taptığınız bütün ilahlarınızı da yardımınıza çağırın! Eğer iddianızda doğrulardan iseniz haydi bunu yapın!
Z. El-Kudsi 2:23
24
Eğer siz bunu yapamazsanız ki asla yapamayacaksınız; kâfirler (Allah’a, rasulüne ve ona indirilenlere iman etmeyenler) için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakının!
Z. El-Kudsi 2:24
25
Ve ey rasulüm! Gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenleri, sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan cennetlerle müjdele! Onlara ne zaman oradaki ürünlerden bir rızık verilse, “Bunlar daha önce de rızıklandırıldığımız ürünlerdendir.” derler. Onlara (cennette) verilen bu rızıklar dünyada verilenlere (tat olarak değil, sadece şekil ve renk olarak) benzer. Ve orada onlar için (kendilerinde maddi ve manevi hiçbir pislik bulunmayan) tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
Z. El-Kudsi 2:25
26
Muhakkak ki Allah, (hakkı açıklamak için) bir sivrisineği ve hatta ondan daha büyük bir haşereyi misal vermekten çekinmez. Gerçek manada iman edenlere gelince; onlar, bu misallerin Rablerinden gelen bir hak (ve onlarda bir hikmet) olduğunu bilirler. Kâfirlere gelince; onlar (alay ederek), “Allah bunları (hakir yaratıkları) misal vermekle ne murat etti?!” derler. İşte Allah, böyle misaller vererek birçok kimseyi hidayete muvaffak kılar, birçok kimseyi de saptırır. Ve O, bu misallerle fasıklardan (kâfirlerden) başkasını saptırmaz.
Z. El-Kudsi 2:26
27
Onlar, Allah’a (O’nu tevhid edip emirlerine tâbi olacaklarına dair) yeminle destekleyerek verdikleri ahdi bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği (akrabalık ve Müslümanlara bağlılık gibi tüm) bağları koparırlar ve (hem İslam’a hem de Müslümanlara karşı gelerek) yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar, kaybedenlerdir.
Z. El-Kudsi 2:27
28
Sizi yoktan var edip hayat veren Allah’ı (O’nun tevhidini, muazzam kudretini ve mükemmel ilmini reddedip şirk koşarak) nasıl inkâr edersiniz?! Sonra O, sizi öldürecek ve kabirlerinizden çıkarıp diriltecektir. Sonra da (yaptıklarınızın hesabını vermek üzere) yine O’na döneceksiniz.
Z. El-Kudsi 2:28
29
O (Allah) ki yeryüzünde ne var ne yok hepsini sizin menfaatiniz için yarattı. Sonra semaya istiva etti* ve onu yedi sema hâline getirdi. Ve O, her şeyi bilendir (hiçbir şey O’na gizli değildir). [ Not: “ثُمَّ ٱسۡـتَـوَىٰٓ إِلَـى ٱلـسَّـمَـآءِ (Sonra semaya istiva etti.)” Burada ثُمَّ (sonra) kelimesi kullanılmıştır yani istiva daha sonra olmuştur. O hâlde istiva Allah’ın semaya yönelik yaptığı bir fiildir, asla bundan Allah için sıfat alınmaz; çünkü Allah sonradan bir sıfat edinmez. · Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedidir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir. ]
Z. El-Kudsi 2:29
30
Ve ey rasulüm! İnsanlara şunu bildir: (Âdem yaratılmadan önce) Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde (emirlerimle amel edip hayatın her yönünde uygulayacak ve insanları onlara davet edecek birbiri ardınca beşerden) halifeler yaratacağım.” demişti. Melekler de (bunun hikmetini öğrenmek için) Allah’a şöyle sormuşlardı: “Orada fesat çıkaracak ve (haksız yere) kanlar dökecek kişiler mi yaratacaksın? Oysa biz, seni hamd ile (mükemmel sıfatlarından dolayı övüp şükrederek, yücelterek ve her şeyden çok severek) devamlı tesbih etmekteyiz (bütün noksan sıfatlardan, mahlukata benzemekten ve zatına layık olmayan şeylerden tenzih etmekteyiz) ve hem zatını hem de ismini maddi ve manevi bütün pisliklerden münezzeh kılmaktayız.” Allah da cevap olarak, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” demişti.
Z. El-Kudsi 2:30