Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Kehf 1 / 110
1
Kuluna (Muhammed’e), içinde hiçbir eğrilik (hata ve eksiklik) bulunmayan (tevhide, hakka, adalete ve güzel ahlaka çağıran) kitabı (Kur’ân’ı) indiren Allah’a hamdolsun (O; zatında, sıfatlarında ve fiillerinde tektir, her türlü noksan sıfattan ve ortaklardan münezzehtir, mutlak itaat* ve teslimiyet sadece O’na yapılır, mutlak hüküm verme yetkisi* sadece O’na aittir)! [ Not: Mutlak itaat etmek; bir kimsenin verdiği emir ve hüküm ne olursa olsun ona itaat etmek demektir. Allahu Teâlâ’dan başkasına kim olursa olsun mutlak itaat edilme hakkı verilirse o, ilah edinilmiş demektir. Kim de bu hakkın kendisine verilmesini isterse ilahlık taslamış olur. Çünkü mutlak itaat edilme hakkı sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. O’nun dışındaki varlıklara Allahu Teâlâ için ve Allahu Teâlâ’ya karşı gelmemek şartıyla itaat edilir. · Mutlak hüküm verme hakkı: Her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur. ]
Z. El-Kudsi 18:1
2
Doğru olan (içinde hiçbir çelişki, hata ve zulüm bulunmayan) bu Kur’ân; (gerçek manada iman etmeyen ve salih amel işlemeyenleri) Allah katından şiddetli azap (cehennem) ile korkutup uyaran ve gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyen mu’minleri çok büyük mükâfaatla (cennetle) müjdeleyen bir kitaptır.
Z. El-Kudsi 18:2
3
Gerçek manada iman edip salih ameller işleyen o mu’minler, (nimetleri hiç eksilmeyen ve kesilmeyen) bu mükâfaat (cennet) içinde ebedî olarak kalacaklardır.
Z. El-Kudsi 18:3
4
Bu Kur’ân, “Allah çocuk edindi.” diyenleri de başlarına gelecek olan çok şiddetli bir azap ile korkutup uyarmaktadır.
Z. El-Kudsi 18:4
5
(Allah’a çocuk isnat eden) Bu müşriklerin ve (bu iddiayı ilk çıkaran) atalarının, Allah hakkında (O’nun çocuğu olduğu konusunda) dayandıkları hak olan hiçbir bilgileri de yoktur. Ağızlarından çıkardıkları bu söz gerçekten de (kötülük ve çirkinlik bakımından) çok büyük (ve Allah’a layık olmayan) bir sözdür. Muhakkak ki onlar ancak yalan söyleyen (iftiracı ve Rablerini hiç tanımayan) kimselerdir.
Z. El-Kudsi 18:5
6
Ey rasulüm! Kavminin sana inen bu Kur’ân’a iman etmemesinden dolayı arkalarından üzülerek neredeyse kendini helak edeceksin (sakın böyle yapma, onların hidayeti Allah’ın elindedir, sana düşen ise ancak tebliğ etmektir).
Z. El-Kudsi 18:6
7
Muhakkak ki biz, yeryüzünde bulunan (ve nefislerin hoşuna giden) her şeyi, dünyaya mahsus süsler kıldık ki insanları imtihan edelim de böylece kimlerin güzel amel işleyip kimlerin işlemediği (dünyanın süslerine kanmayıp Allah’ın rızasını kazanmaya çalışanlar ile bunun aksine amel edenler) belli olsun (ve ona göre karşılık verelim).
Z. El-Kudsi 18:7
8
Ve muhakkak ki zamanı geldiğinde yeryüzündeki süslerin hepsini yok edip orayı çorak bir toprak hâline getireceğiz.
Z. El-Kudsi 18:8
9
Ey rasulüm! Yoksa sen bizim ayetlerimizden sadece kehf (mağara) ve rakîm (üzerinde isimlerin yazılı olduğu taş) sahiplerinin mi ibrete şayan olduğunu zannettin?! (Bil ki bizim bundan daha çok hayret edilecek başka delillerimiz de vardır.)
Z. El-Kudsi 18:9
10
Ey rasulüm, bir zamanlar (imanlarını kurtarmak için zalim kavimlerinden kaçıp) kehfe (mağaraya) sığınan gençleri hatırla! Onlar, dağda bir mağaraya sığınmış ve Rablerine dua ederek şöyle demişlerdi: “Ey Rabbimiz! Bize, katından bir rahmet ver (günahlarımızı affet, bizi düşmanlarımızın şerrinden kurtar) ve bu yaptığımız işte bizim doğruya ulaşmamızı kolaylaştır (kâfirlerden uzaklaşıp senin rızanı kazanmamız için bize yardım et)!”
Z. El-Kudsi 18:10
11
Bunun üzerine biz de mağarada (uykuya daldıklarında) onların kulaklarına bir perde koyduk ve böylece onları nice seneler uyuttuk.
Z. El-Kudsi 18:11
12
Onları uzun seneler uyuttuktan sonra uykularından uyandırdık ki mağarada ne kadar uyuyakaldıkları konusunda ihtilaf eden iki taifeden hangisinin daha iyi bildiği belli olsun.
Z. El-Kudsi 18:12
13
Ey rasulüm! Biz sana, bu gençler hakkında doğru olan haberi anlatıyoruz. Muhakkak ki onlar, Rablerine gerçek manada iman edip imanlarının gereğince amel eden gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini (basiretlerini ve hak üzerindeki sebatlarını) daha da artırmıştık.
Z. El-Kudsi 18:13
14
Ve o gençlerin kalplerini imanla (ve iman üzerinde sabit kılmakla) kuvvetlendirmiştik. Onlar, kâfir kral karşısında ayağa kalkıp şöyle haykırmışlardı: “Bilin ki bizim (kendisine iman ettiğimiz) rabbimiz, göklerin ve yerin rabbi olan Allah’tır. Biz, O’ndan başka (sizin ibadet ettiğiniz uydurulmuş) hiçbir ilaha ibadet etmeyiz. Eğer O’ndan başka bir varlığa ibadet edersek muhakkak ki o zaman haktan uzak ve zulüm olan bir söz söylemiş oluruz.”
Z. El-Kudsi 18:14
15
Sonra da o gençler birbirlerine yönelip şöyle demişlerdi: “İşte bizim şu kavmimiz Allah’tan başka, sahte ilahlar edinerek onlara ibadet etmektedir. Hâlbuki onların bu konuda açık bir tek delili bile yoktur. (Allah’tan başka ibadet edilecek ortaklar olduğunu iddia edip) Allah’ın söylemediği şeyleri Allah’a isnat ederek iftira atandan daha zalim kim olabilir?!”
Z. El-Kudsi 18:15
16
İçlerinden biri de şöyle demişti: “Mademki müşriklerden ve onların Allah’tan başka taptıklarından uzaklaşıp beri oldunuz, öyleyse (dininizi korumak için) mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetini yaysın (düşmanlarınızdan korusun) ve yardım edip işinizde kolaylık (ve fayda) sağlasın.”
Z. El-Kudsi 18:16
17
(Gençler, söylenenlere uyup mağaraya sığındılar, Allah da onları düşmanlarından koruyup bir uyku hâli verdi.) Ey rasulüm! Orada olup onlara baksaydın güneş doğduğunda sığındıkları mağaranın sağından kaydığını, batarken de sol taraflarından battığını (böylece güneş ışığından rahatsız olmadıklarını) ve mağaranın geniş yerinde uyuduklarını görürdün. İşte onları mağarada bu şekilde uzun yıllar uyutması, Rabbinin (mükemmel kudretine ve hikmetine delalet eden) ayetlerindendir. Ey rasulüm! Bil ki Allah kimi doğru yolda yürümeye muvaffak kılarsa o gerçekten doğru yoldadır. Kimi de (hak kendisine ulaştığı hâlde küfrü ve şirki seçmesi sebebiyle) doğru yoldan saptırıp uzaklaştırırsa (hidayetten mahrum ederse) onlar için doğru yola muvaffak kılacak veya azabı onlardan defedecek (Allah’tan başka) hiçbir yardımcı bulamazsın.
Z. El-Kudsi 18:17
18
Ve eğer o gençlere mağarada yatarlarken baksaydın uykuda oldukları hâlde (gözleri açık olduğu için) uyanık olduklarını zannederdin. Ve (vücutlarının zarar görmemesi için) onları bazen sağa bazen de sola çeviriyorduk. Köpekleri ise mağaranın girişinde ön ayaklarını öne uzatmış olarak (içeri girmek isteyenlere korku salacak şekilde) beklemekteydi. Ey rasulüm! Eğer onların durumlarına muttali olsaydın dönüp kaçardın ve gördüklerinden dolayı için korkuyla dolardı.
Z. El-Kudsi 18:18
19
İşte o gençleri (bu şekilde hiçbir zarar görmeden mağarada uzun müddet uyuttuktan sonra) aralarında birbirlerine sormaları için uyandırdık. İçlerinden biri şöyle dedi: “Ne kadar uykuda kaldınız?” Bazıları şöyle cevap verdi: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar uyuduk.” Bazıları da şöyle dedi: “Ne kadar uyuduğunuzu ancak Rabbiniz bilir. Şimdi içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecekler helal ve daha temiz ise onlardan alıp size erzak getirsin. Ayrıca çok dikkatli davransın ve sizi hiç kimseye fark ettirmesin.”
Z. El-Kudsi 18:19
20
“Eğer müşrik kavminiz size muttali olup yerinizi öğrenirse o zaman (dininizden dolayı) sizi ya recmederek (taşlayarak) öldürür ya da (işkence ve eziyet yaparak) kendi dinine döndürür. Eğer (Allah size hidayet ettikten sonra) onların şirk dinine dönerseniz asla felaha eremezsiniz (Rabbinizin rızasını kazanamaz ve ebedî azaptan kurtulamazsınız).”
Z. El-Kudsi 18:20
21
(Uzun seneler) Sonra insanları mağaraya sığınan bu gençlerden haberdar ettik ki Allah’ın (mu’minlere verdiği zafer) vâdinin hak olduğunu ve kıyamet gününün geleceğinde şüphe edilmemesi gerektiğini bilsinler. Bu gençler ortaya çıkınca insanlar onlara (cesetlerine) ne yapacakları konusunda birbirleriyle tartışmaya girdiler. Bir kısmı, “Üzerlerine bir bina yapıp mağarayı kapatın ve onları kendi hâllerine bırakın, şüphesiz Rableri onları daha iyi bilir.” dedi. Onlardan sözü dinlenen seçkin kişiler ise “Muhakkak ki onların yanı başına bir mescid inşa edeceğiz.” dediler.
Z. El-Kudsi 18:21
22
(Kehf ashabının kıssasını anlatan) Kimileri, “Onlar üç kişi idiler, dördüncüleri ise köpekleri idi.” diyecektir, kimileri de “Onlar beş kişi idiler, altıncıları ise köpekleri idi.” demektedir. İşte bunlar, hiçbir delile dayanmadan zanla konuşan kimselerdir. Kimileri de “Onlar yedi kişi idi, sekizincileri ise köpekleridir.” demektedir. Ey rasulüm! De ki: “Onların sayısını en iyi bilen Rabbimdir. Gerçek sayılarını bilenler ise çok azdır.” Öyleyse onlar hakkında hiç kimseyle derin bir tartışmaya girme, ancak sana açık delillerle bildirdiklerimizi söyle ve onlar hakkında kimseye tafsilatlı bir şey sorma (bildirdiklerimiz sana yeter)!
Z. El-Kudsi 18:22
23
Ve ey rasulüm! Yarın yapacağın bir şey için sakın “Yarın onu muhakkak yapacağım.” deme!
Z. El-Kudsi 18:23
24
Ancak “Allah dilerse yapacağım.” de! Eğer (herhangi bir konuda) Allah’ın emrini unutursan hatırladığında Rabbini an ve emrettiği şekilde yerine getir! Ve yapacağın bir şey hakkında (her zaman) şöyle de: “Umarım ki Rabbim, doğruya bundan daha yakın olan bir yola beni muvaffak kılar.”
Z. El-Kudsi 18:24
25
Ve kehfe (mağaraya) sığınan gençler, orada üç yüz dokuz sene uyuyakaldılar.
Z. El-Kudsi 18:25
26
Ey rasulüm! De ki: “Kehfe (mağaraya) sığınan gençlerin orada ne kadar uyuyakaldıklarını en iyi bilen Allah’tır. Şüphesiz göklerde ve yerde gizli olan her şeyin ilmi Allah’a aittir.” O, kullarına gösterdiği ve işittirdiği her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilir (hiçbir şey O’na gizli değildir). Muhakkak ki kullarının O’ndan başka (gerçek) yardımcıları yoktur. Ve O, hükmünde asla ortak kabul etmez (mutlak hüküm verme yetkisi* sadece O’na aittir; Allah’ın hükmüne rağmen herhangi bir konuda hüküm verme yetkisini kendisinde gören kimse, ilahlık taslamış olur. Kim de bu yetkiyi ona verirse onu ilah edinmiş olur). [ Not: Mutlak hüküm verme hakkı; her konuda, hiç kimseye ve hiçbir şeye bağlı olmaksızın dilediği gibi hüküm vermek demektir. Bu hak sadece Allahu Teâlâ’ya aittir. Ancak Allahu Teâlâ dilediği konuda dilediği gibi hüküm koyma hakkına sahiptir. Hiç kimse O’nun hükmünü sorgulayamaz. Kim bu hakkı sadece, her şeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allahu Teâlâ’ya verirse O’nu tevhid etmiş olur. Kim, herhangi bir konuda, Allahu Teâlâ’ya rağmen dilediği gibi hüküm koyma; iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve buna benzer sınırları tayin etme hakkını kendisinde görürse Allahu Teâlâ’ya ait olan mutlak hüküm koyma hakkını kendisinde görmüş, ilahlık taslamış ve kâfir olmuş olur; kim de böyle birine bu hakkı verirse veya ona itaat ederse ya da bu hakkı ona verenleri Müslüman görürse Allahu Teâlâ’nın hakkını kendisinde görenleri ilah tayin etmiş ve böyle birini ilah edinenlerin hak üzere olduklarını tasdik etmiş olur. ]
Z. El-Kudsi 18:26
27
Ve ey rasulüm! Rabbinin kitabından sana vahyedileni okuyup ona (emir ve yasaklarına) tâbi ol! Bil ki Allah’ın kelamıyla vâdettiği şeyi hiç kimse değiştiremez (mutlaka gerçekleşir). Ve (Allah’ın sana vahyettiği kitabın emir ve yasaklarına tâbi olmazsan azap başına geldiğinde) Allah’tan başka (seni kurtaracak) hiçbir sığınak bulamazsın.
Z. El-Kudsi 18:27
28
Ve ey rasulüm! Sadece Rablerinin rızasını kazanmak niyetiyle sabah akşam O’na ibadet edenlerle beraber olmak için gönülden sabret (nefsini onlarla birlikte olmaya yönelt)! Yüzünü onlardan başkasına asla çevirme! (Zengin ve makam sahibi kişilerle oturmayı düşünerek) Dünya hayatının aldatıcı süsünü mü elde etmek istiyorsun?! Sakın (hakkı istemediklerinden dolayı) kalbini (mühürlediğimiz için) bizi zikretmekten ğafil kıldığımız, heva ve hevesinin peşinde koşan ve (ahirette) bütün amelleri boşa giden kimselere (fakir Müslümanları yanından uzaklaştırma konusunda) itaat etme!
Z. El-Kudsi 18:28
29
Ve ey rasulüm! (Kalbi ğafil olan, heva ve hevesine tâbi olup hakka karşı kibirlenen) O müşriklere şöyle de: “(Benim getirdiğim haktır.) O hak, (benden değil) Rabbinizdendir (biliniz ki size itaat edip de fakir Müslümanları yanımdan asla uzaklaştıracak değilim). Artık içinizden dileyen (getirdiğim hakka tâbi olup) iman etsin (ve mükâfaatını beklesin), dileyen de inkâr etsin (ve cezasını beklesin).” Muhakkak ki biz, (küfür ve şirk işleyerek nefsine) zulmedenlere muazzam bir ateş azabı hazırladık. Bu ateşin surları, onları çepeçevre kuşatmıştır (asla oradan kurtulamazlar). Onlara (başlarına gelen şiddetli azaptan dolayı) susayıp su istediklerinde, şiddetli sıcağından dolayı yüzleri haşlayan kızgın yağ gibi sudan içirilir. O, ne kötü bir içecektir ve kaldıkları yer (cehennem), ne kötü bir yerdir!
Z. El-Kudsi 18:29
30
Muhakkak ki Allah’a gerçek manada iman edip salih ameller (Allah için ve istediği şekilde ameller) işleyenler büyük mükâfaatı (cenneti) hak etmişlerdir. Bilinmelidir ki biz, iyi amel işleyenlerin mükâfaatını asla zayi etmeyiz (bilakis kat kat veririz).
Z. El-Kudsi 18:30