1
(Ey hakkı bile bile inkâr eden kâfirler!) Allah’ın emrinin (azap zamanının) gelmesi yaklaşmıştır. (İnanmayarak ve umursamayarak) Onun zamanından önce gelmesi için acele etmeyin (o, mutlaka zamanında gelecektir ve geldiğinde kurtulamayacaksınız). Allah, kâfirlerin ortak koştuklarından (ve bütün noksan sıfatlardan) münezzeh ve yücedir.
2
Allah; melekleri, emrinden (vahyinden) ruhla (ölü kalpleri canlandıran bilgiyle) kullarından dilediğine (nebi ve rasullere) indirir. Ve onlara şöyle der: “Ey rasullerim! İnsanları (küfür, şirk ve günah işleyenleri) cehennem azabıyla korkutun! Onlara, ibadete sadece benim layık olduğumu ve yalnız benden korkmalarını (emirlerimi yerine getirip yasaklarımdan uzak durmalarını) söyleyin!”
3
Allah, gökleri ve yeri (hikmetsiz değil) hak ile (kulları O’nun birliğini, kudretinin azametini ve yalnız O’na ibadet etmeleri gerektiğini anlasınlar ve ibret alsınlar diye) örneksiz yaratmıştır. Bilin ki Allah, müşriklerin ortak koşmalarından (ve bütün noksan sıfatlardan) münezzeh ve yücedir.
4
Allah, insanı (Âdem’in zürriyetini, erkeğin kadının rahmine akıttığı) bir nutfeden (meni içindeki spermden) yaratmıştır. Sonra (o nutfenin çoğalıp gelişmesiyle meydana gelen) insan, apaçık bâtıl olan hüccetle hakka karşı hasım kesilip cedelleşir.
5
Ey insanlar! Allah, enamları (deve, sığır, keçi ve koyunları) da sizin faydanız için yaratmıştır. Onları (yünlerini, kıllarını ve derilerini) kullanarak ısınırsınız, onlarda (binme, yük taşıma, ticaret yapma gibi) sizin için birçok fayda vardır ve onların etlerinden de yersiniz.
6
Ve ayrıca bu enamlarda (deve, sığır, keçi ve koyunlarda), akşamladığınızda (otlaktan döndüğünüzde) ve sabahladığınızda (otlağa giderken) sizin için (hoşunuza giden) güzellikler (süsler) vardır.
7
Ve (sizin için yarattığım) bu enʿamlar ağır yüklerinizi, ancak çok büyük zorluklarla ulaşabileceğiniz uzak beldelere taşırlar. Muhakkak ki Rabbiniz (رَءُوف) Raûf’tur, (رَحِـيـم) Raḥîm’dir.
(رَءُوف) Raûf: Kullarının iyiliğini gözeten, faydalanacakları nimetler veren, işlerinde onlara yardım edip kolaylaştırandır.
(رَحِـيـم) Raḥîm: Kullarına kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir.
8
Ve Allah; üzerlerine binmeniz (yüklerinizi taşımanız) ve size bir süs olması için atlar, katırlar, eşekler yarattı ve bilmediğiniz nice şeyler de yaratmaktadır.
9
Ey insanlar! Bilin ki hak yolu (tevhid yolunu) beyan etmek ve ona muvaffak kılmak Allah’a aittir. Bu yoldan başka, haktan uzaklaştıran sapık (küfür ve şirk olan) yollar da vardır (tevhide ulaştırmayan her yol ise eğri ve sapıktır). Eğer Allah dileseydi muhakkak ki hepinizi doğru yola muvaffak kılarak hidayete ulaştırırdı (fakat hikmeti ve adaleti gereği böyle dilememiştir).
10
Ey insanlar! (Size daha önce bildirilen ve bildirilmeyen nice nimetler ihsan eden) Allah, sizin için gökten (bulutlardan) su indirendir. İndirdiği bu sudan hem siz içersiniz hem de hayvanlarınız içer ve onunla, hayvanlarınızı otlattığınız her türlü bitkiyi de bitirir.
11
O, (buluttan indirdiği) bu suyla sizin yiyeceğiniz olan ekinler, zeytinler, hurma ağaçları, üzümler ve bütün ürünlerden bitirir. Muhakkak ki bunlarda düşünüp ibret alanlar için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet edilmesi gerektiğine dair) deliller vardır.
12
Ve Allah, (bir nimet olarak) geceyi, gündüzü, Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları sizin menfaatinize uygun kılıp boyun eğdirdi ve bunların hepsi Allah’ın emriyle boyun eğmiştir. Muhakkak ki bütün bunlarda, aklını kullanan kavim için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet etmek gerektiğine dair) ibretler ve deliller vardır.
13
Aynı şekilde Allah, yeryüzünde çeşitli renklerde yarattığı şeyleri de (hayvanları, bitkileri, madenleri ve ne varsa hepsini) faydalanmanız için size boyun eğdirmiştir. Muhakkak ki bütün bunlarda, öğütten istifade edip ibret alan kavim için (Allah’ın tevhidine, muazzam kudretine ve sadece O’na ibadet etmek gerektiğine dair) ibretler ve deliller vardır.
14
(Avlanıp) Yumuşak et yemeniz ve içinden süs eşyaları çıkarıp takınmanız için denizi (ve nehri) menfaatinize boyun eğdiren de O’dur. Ve Allah’ın nimetlerini elde etmek (ticaret yapmak) için bindiğiniz gemilerin, denizi yara yara ses çıkararak gittiğini de görürsün. Olur ki Allah’ın verdiği bu ve diğer tüm nimetlerden dolayı (emirlerine itaat edip yasaklarından uzak durarak ve yalnız O’na ibadet edip hiçbir şeyi şirk koşmayarak) şükredersiniz.
15
Ve Allah, yeryüzü sallanıp da sizi sarsmasın diye oraya (kökü derinde sabit olan) sağlam dağlar yerleştirdi, (hem siz hem de hayvanlarınız suyundan içesiniz ve bitkilerinizi sulayasınız diye) yerde nehirler akıttı ve (istediğiniz yere) rahat bir şekilde gidebilesiniz diye orada yollar açtı.
16
O, insanlar (gündüz) yolunu rahat bulabilsinler diye birçok yol alameti var etti, ayrıca geceleyin bir yol rehberi olarak da yıldızları kullanırlar.
17
Ey müşrikler! (Zikrettiğimiz ve zikretmediğimiz nice şeyleri) Yaratan ile hiçbir şey yaratmayan (üstelik kendisi yaratılmış olan) hiç eşit olur mu?! Düşünüp de ibret almaz mısınız?! (Aklınızı kullanıp insaflı davransaydınız yalnız O’na ibadet eder, hiç şirk koşmazdınız.)
18
Ve ey insanlar! Allah’ın nimetlerini saymaya kalksanız onları asla sayamazsınız. Muhakkak ki Allah (غَـفُـور) Ğafûr’dur, (رَحِـيـم) Raḥîm’dir.
(غَـفُـور) Ğafûr: Ğaflet içinde olup da nimetlerine şükretmeyen kullarını hemen cezalandırmayan, küfründen dönüp ihlasla tevbe eden ve bozduklarını düzeltip emirlerine itaat eden kullarının suçlarını kıyamet gününde örtüp onlara azap etmeyendir.
(رَحِـيـم) Raḥîm: Nimetlerine şükretmeyip küfür, şirk ve günah işledikleri hâlde kullarına verdiği nimetleri kesmeyen, onlara kaldıramayacakları şeyleri yüklemeyen, tevbe edenleri önceki kötü amellerinden dolayı sorumlu tutmayan ve ahirette sadece mu’minlere rahmet edendir.
19
Biliniz ki Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da (en ince teferruatına kadar) bilir (ve ahiret gününde hesap soracaktır).
20
O müşriklerin Allah’tan başka taptıkları şeyler (az da olsa) hiçbir şey yaratamazlar. Bilakis onlar da yaratılmışlardır. (Böyleyken nasıl ilah olabilirler?!)
21
Ey müşrikler! Allah’tan başka ibadet ettiğiniz o putlar ölüdür, canlı değildir (canı yoktur ya da mutlaka ölecektir). Ayrıca ne kendilerinin ne de kendilerine ibadet edenlerin ne zaman diriltileceklerini asla bilemezler.
22
Ey insanlar! Biliniz ki hak ilahınız tektir (hiç ortağı olmayan Allah’tır). Ahirete (öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerine) inanmayanlara gelince; onların kalpleri, (Allah’ın birliğini ve diriltilip) hesaba çekileceklerini inkâr eder ve bu sebeple hakka karşı kibirlenirler (boyun eğmezler).
23
Şüpheniz olmasın ki Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da en ince teferruatıyla bilir (ve buna göre hesap soracaktır). Muhakkak ki O, kendisine ibadet etmeyi ve her konuda boyun eğmeyi reddederek kibirlenenleri sevmez.
24
(Allah’ın birliğine, ahiret gününe ve hesaba iman etmeyen) O müşriklere, “Rabbiniz, (Muhammed’e) ne indirdi?” diye sorulduğunda “Rabbimiz (ona) hiçbir şey indirmedi. Muhammed’in getirdiği, önceki kavimlerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.” derler.
25
O müşrikler böyle yapmakla, kıyamet gününde hem kendi günahlarını tam olarak hem de kendilerine ilimsiz, körü körüne tâbi olmaları sebebiyle (İslam’dan) saptırdıkları kişilerin günahlarının bir kısmını yüklenip taşıyacaklardır. Onların yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!
26
Bu kâfirlerden önceki kâfirler, rasullerine tuzak ve hileler hazırlayıp eziyet ettikleri için (ceza olarak) Allah evlerini temellerinden söktü de evlerinin tavanı üzerlerine çöküverdi ve azap onlara hiç hissetmedikleri bir anda, ummadıkları bir yerden geldi.
27
Sonra Allah, onları kıyamet gününde azapla alçaltıp zelil eder ve onlara şöyle der: “Dünyada iken bana isnat ettiğiniz ve kendilerini yüceltmek için nebilerime ve mu’minlere düşmanlık ettiğiniz o ortaklarım (!) hani nerede?!” İlim verilenler de (o gün) şöyle derler: “Muhakkak ki bugün alçaklık, zillet ve şiddetli azap kâfirlerin üzerinedir.”
28
Kâfirler, (küfür, şirk ve günah işleyerek) nefislerine zulmettikleri sırada ölüm melekleri canlarını alırken (inkârın kendilerine fayda verebileceğini zannedip) “Biz, dünyada hiçbir kötülük yapmıyorduk.” diyerek ölüme teslim olurlar. Bunun üzerine onlara şöyle denir: “Hayır! Siz, yalan söylüyorsunuz (hak size apaçık geldiği hâlde küfür, şirk ve günah üzerinde ısrar ettiniz). Muhakkak ki Allah, dünyada yaptıklarınızı en ince teferruatına kadar bilir (ve yaptıklarınızın hesabını soracaktır).”
29
Ve (kendi nefislerine zulmeden) o kâfirlere şöyle denir: “(İşlediğiniz kötü amellerin derecesine göre) Cehennem tabakalarının kapılarından girin, orada ebedî olarak kalacaksınız! (Dünyada iken Allah’a ve rasulüne karşı) Kibirlenenlerin kalacağı yer, gerçekten de ne kötü bir yerdir!”
30
Takva sahiplerine de (Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak duranlara) “Rabbiniz, (Muhammed’e) ne indirdi?” diye sorulur. Onlar, “(Ona) Muazzam bir hayır (Kur’ân’ı) indirdi.” derler. Muhakkak ki ihsan edenlere (Allah’ın haklarını en güzel şekilde sadece Allah’a veren ve emrettiği şekilde kulların haklarını da verenlere) bu dünyada mükâfaat (bol rızık, düşmanlara karşı zafer, mutmainlik ve kanaatkârlık) vardır. Onlar için ahiret yurdu ise bundan daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin kalacağı yer, gerçekten de ne güzel bir yerdir!
Sonraki 30 ayet →