Ana SayfaMealler › Ziyaeddin El-Kudsi
ZE

Ziyaeddin El-Kudsi

Bu mealle oku
Ziyaeddin El-Kudsi meali ile okumaya başla
Yunus 1 / 109
1
Elif, lâm, râ.* İşte (bu gibi harflerden müteşekkil olan ve Allah’tan geldiğine delalet eden) bu yüce ayetler, (tevhidi ve Allah’ın şeriatini en mükemmel şekilde beyan eden) hikmet dolu kitabın (Kur’ân’ın) ayetleridir. [ Not: Bazı surelerin başında bulunan “Elif, lâm, mîm. Tā, sîn. Yâ, sîn.” gibi harflere huruful mukattaa denir. Âlimler bu harflerin tefsiri hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazı âlimler bu harflerin, Kur’ân’daki surelerin isimleri olduğunu söylemiştir. Bazı âlimler bu konuda hiçbir tevil yapmayıp manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmiştir. Bazı âlimler de Allahu Teâlâ’nın bu harflerle kâfirlere meydan okuduğunu söylemiştir ve bu, en kuvvetli görüştür. Çünkü Allahu Teâlâ, bu harflerle başlayan surelerde, bu harflerin hemen akabinde Kur’ân’ı zikrederek “İşte bu Kur’ân, sizin bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiştir. Öyleyse bildiğiniz bu harflerden meydana gelmiş olan Kur’ân’ın aynısını veya bir suresinin benzerini haydi, siz de meydana getirin bakalım!” şeklinde meydan okumuştur. Her ne kadar Kur’ân Arapların kullandığı harflerden meydana gelmişse de üslubunda bir hayat ve canlılık vardır. Fakat insanların sözleri asla böyle değildir. ]
Z. El-Kudsi 10:1
2
Kendi içlerinden (beşerden) olan bir adama, “Bütün insanları (küfür, şirk ve günah işlememeleri konusunda) uyar ve gerçek manada iman edip sana tâbi olanlara, işledikleri salih amellere karşılık Rableri katında büyük mükâfaat ve yüce makam olduğunu müjdele!” diye vahyetmemiz insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki kâfirler, “Muhakkak ki bu adam (Muhammed), sihri apaçık belli olan bir sihirbazdır.” dediler?!
Z. El-Kudsi 10:2
3
(Ey kendi içlerinden bir adama vahyedilmesine şaşanlar!) Muhakkak ki rabbiniz olan Allah (buna kadirdir çünkü O); gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş’a istiva etti.* Her şeyin takdiri, kendi idaresi ve hükmü altındadır (mülkünde her şeyi yapmaya kadirdir, dilediğini mutlaka gerçekleştirir, her şeyi yerli yerine koyar) ve O izin vermedikçe katında hiç kimse şefaat edemez. İşte bu sıfatlara sahip olan Allah, sizin hak olan rabbinizdir (sahibiniz, ilahınız ve mevlanızdır). Öyleyse sadece O’na ibadet edin (ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmayın)! Ey kâfirler! Hâlâ (çevrenize ibretle bakarak bu sıfatlara sahip yüce Rabbinize ibadet edip O’na hiçbir konuda şirk koşmamanız gerektiğini) anlamıyor musunuz?! [ Not: Sahabelerin istiva hakkındaki inancı; “ثُـمَّ ٱسۡـتَـوَىٰ عَـلَـى ٱلۡـعَـرۡشِ” sözü Kur’ân’da geçtiği için böyle ayetleri okumak ve Allahu Teâlâ’nın Arş’a istiva ettiğine inanmaktı. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivası, aklın idrak edebileceği bir şey değildir. Onun keyfiyeti hakkında soru sormak bidattir; çünkü keyfiyet Allahu Teâlâ’dan kaldırılmıştır. Keyfiyet, sadece mahluka ait olan bir vasıf olduğu için Allahu Teâlâ hakkında keyfiyet düşünen kişi, Allahu Teâlâ’yı cisim olarak tasavvur etmiş olur. Bu ayetten asla Arş’ın Allahu Teâlâ’nın yeri olduğu anlaşılmaz. Çünkü Allahu Teâlâ, yer ve mekândan münezzehtir. Allahu Teâlâ’ya mekân isnat eden kişi, O’nu cisme benzetmiş olduğu için Müslüman değildir. İşte bu, sahabe ve selefi salihinin görüşüdür. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasını, Arş’a yaptığı bir fiil olarak kabul etmek de caiz olan bir görüştür. İstivayı Allahu Teâlâ’nın bir sıfatı olarak kabul etmek ise Allahu Teâlâ’nın Arş’ı yaratmadan önce böyle bir sıfata sahip olmadığı anlamına gelir. Çünkü Arş, mahluk olan bir varlıktır yani daha önce yokken sonradan var olmuştur. Bu durumda istiva sıfatı, Arş yaratıldıktan sonra olmuş manasına gelir. Fakat “İstiva sıfatı kdîm (قَدِيم) olan bir sıfattır, Arş yaratılmadan önce de vardı.” demek, kuvvetli bir görüş olmamasına rağmen küfür olmaz. Şu bilinmelidir ki Allahu Teâlâ’nın sıfatları kdîm (قَدِيم) ve ebedidir; asla artmaz, eksilmez ve değişmez. Dolayısıyla bu konuda doğru olan, istiva Kur’ân’da geçtiği için ya zahiri manasını vermeyip okuyup geçmek ve manasını Allahu Teâlâ’ya havale etmek ya da Allahu Teâlâ’nın Arş’a bir fiil yapması olarak tevil etmektir. Allahu Teâlâ’nın Arş’a istivasına, “Allah’ın zatına layık bir istivadır.” diye mana vermekte de bir sakınca yoktur. Sakıncalı olan; Allahu Teâlâ’nın istivasını, yükselmek ve karar kılmak manasında anlamaktır. Allahu Teâlâ hakkında böyle manalar düşünmek apaçık küfürdür. Allahu Teâlâ’nın istivasına bu gibi manalar verildiğinde Allahu Teâlâ’ya layık olmayan şeyler nispet edilmiş olur. Çünkü: 1. Allahu Teâlâ için yükseldi sözü mesafe ve yer manasında kullanılırsa daha önce aşağıda idi, sonra yükselmek için harekete geçti anlamına gelir. Oysa Allahu Teâlâ yerden, zamandan, değişmekten, hareketten ve bir şeyin üzerine karar kılmaktan münezzehtir. Bunların hepsi mahlukun sıfatıdır ve Allah’a layık olmayan şeylerdir. 2. Allahu Teâlâ Arş’a sonradan karar kıldı manasına gelir. Bu ise Allahu Teâlâ’da yer değişimi veya hâl değişimi olduğu anlamına gelir. Bu da Allahu Teâlâ’ya layık değildir. ]
Z. El-Kudsi 10:3
4
Bilin ki (dünyada yaptıklarınızın hesabını vermek için kıyamet gününde) hepiniz rabbiniz olan Allah’a döneceksiniz. Bu, Allah’ın verdiği hak (doğru ve mutlaka gerçekleşecek) olan bir vâddir. O, mahlukatı örneksiz olarak yaratmaya başlayan ve gerçek manada iman edip salih amel işleyenleri, sevaplarından hiçbir şey eksiltmeden mükâfaatlandırmak için (ölümlerinden) sonra (kıyamet gününde) diriltecek olandır. Kâfirlere gelince; (kendilerine gelen hakkı ve rasulümüzü bile bile) inkâr edip yüz çevirmelerinden dolayı muhakkak ki onlar için (cehennemde) çok sıcak bir içecek ve çok can yakıcı bir azap olacaktır.
Z. El-Kudsi 10:4
5
(Ey insanlar!) O (Allah); Güneş’i (kendiliğinden devamlı yanan) ışık (kaynağı), Ay’ı ise (Güneş ışığıyla parlayıp aldığı ışığı yansıtarak geceyi aydınlatıcı) nur kıldı. (Günlerin sayısını tayin etmeniz için Güneş’i yarattı, ayların ve) Yılların sayısını bilesiniz ve (dünyalık işlerinizde) zaman tayini yapabilesiniz diye Ay’a menziller (bir gün bir gece süresince katettiği duraklar) takdir etti. (Bilin ki) Allah bunları (gökleri, yerleri ve içindekileri boşu boşuna değil) ancak hak ile (azametini ve kudretini kullarına izhar etmek için) yarattı. Allah, (tek ilah olduğunu ve sadece kendisine ibadet edilmesi gerektiğini gösteren) bu apaçık delilleri, bilenler (bu deliller üzerinde düşünüp doğru yolda gitmek isteyenler) için beyan etmektedir.
Z. El-Kudsi 10:5
6
Muhakkak ki gece ve gündüzün (birbiri ardından) gelip gidişinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde, (Allah’ın emirlerine riayet edip yasaklarından kaçınarak) Allah’tan hakkıyla korkan kimseler için (Allah’ın birliğine, mükemmel hikmet, tedbir ve kudretine delalet eden) açık deliller vardır.
Z. El-Kudsi 10:6
7
Muhakkak ki bize kavuşmaya (öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceğine) inanmayan, (ebedi olan ahiret hayatı yerine fâni olan) dünya hayatından ve lezzetlerinden razı olan, bunları elde etmekle sevinip yetinen ve (Allah’ın varlığına, birliğine delalet eden kevni ve şeri) ayetlerimizden ğafil olan (bunlardan yüz çevirip ibret almayan) kâfirlere gelince...
Z. El-Kudsi 10:7
8
İşte bu (sıfatlara sahip olan) kâfirlerin (dünyada) yaptıkları amellerin (küfür, şirk ve ahireti inkârlarının) karşılığı, (ebedî olarak) cehennem ateşinde kalmaktır.
Z. El-Kudsi 10:8
9
Muhakkak ki gerçek manada iman edip salih amel (Allah için ve istediği şekilde amel) işleyenleri rableri olan Allah, (ihlasla ve güzel bir şekilde) iman etmeleri sebebiyle istediği ve razı olduğu amelleri yapmaya muvaffak kılar, sonra da (ahiret gününde) onları sarayları ve ağaçları altından ırmaklar akan ve nimetleri bitip tükenmek bilmeyen cennetlere (içinde ebedî olarak kalmak üzere) yerleştirir.
Z. El-Kudsi 10:9
10
Cennetteki mu’minlerin duası, “(سُـبۡـحَـٰنَـكَ ٱللَّهُمَّ) Ey Allah’ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ve takdis ederiz.” demeleri; cennette birbirleri ile selamlaşırken “(سَـلَـٰمٌ) Selam olsun size!” demeleri ve dualarının sonunda “(ٱلۡـحَـمۡـدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلۡعَـٰلَمِيـنَ) Âlemlerin rabbi olan Allah’ı mahlukata benzemekten ve noksan sıfatlardan tenzih ederek her şeyden çok sever ve her şeyden daha çok yüceltiriz.” demeleridir.
Z. El-Kudsi 10:10
11
Ve insanlar hayır olan şeyler için yaptıkları duaya Allah’ın hemen icabet etmesini istedikleri gibi (kızdıkları zaman) kendilerine, çocuklarına, yakınlarına veya mallarına hemen bir kötülük isabet etmesi için dua ettiklerinde eğer Allah dualarına icabet etseydi muhakkak ecelleri gelir ve helak olurlardı fakat Allah onlara ecelleri bitene kadar mühlet verir ve böylece öldükten sonra dirilmeye (ahiretin ceza ve mükâfaatına) inanmayanları azgınlıkları (küfür ve şirkleri) içinde tereddütlü ve şaşkın bir vaziyette bırakırız.
Z. El-Kudsi 10:11
12
Ve (gerçek manada iman etmeyen) insanların başına (hastalık, fakirlik, kıtlık veya ölüm gibi) bir musibet geldiğinde bundan kurtulmak için yatarken, otururken ya da ayaktayken olsun, her vaziyette bize dua edip yalvarırlar. Fakat başlarına gelen musibeti kaldırdığımız zaman, sanki bu musibetten dolayı daha önce bize hiç dua edip yalvarmamış gibi tekrar küfür ve şirklerine devam ederler. İşte şeytan, bu kimselere amellerini nasıl süslü ve güzel göstermişse aynı şekilde bütün müsriflere de (küfür, şirk ve günah işleyerek şeriatin sınırlarını aşanlara da) amellerini süslü ve güzel göstermiştir (bu sebeple küfür, şirk ve günahlarını terk etmezler).
Z. El-Kudsi 10:12
13
(Ey Mekke müşrikleri!) Muhakkak ki biz, sizden önceki kavimleri de zulmettikleri (kendilerine gelen hakkı bile bile reddedip rasullerini yalanladıkları) zaman helak ettik. Çünkü rasulleri (doğru söylediklerini ispat eden) apaçık delillerle geldiğinde iman etmeyi arzulamadıkları için Allah’ın muvaffak kılmaması sebebiyle onların getirdiklerine iman etmediler. İşte biz, bütün mücrimleri (kendilerine gelen hakkı bile bile reddedip küfür ve şirkinde ısrar eden kâfirleri) bu şekilde helak ederek cezalandırırız.
Z. El-Kudsi 10:13
14
(Ey Mekke müşrikleri!) Sonra da (küfür ve şirklerinde inat etmeleri sebebiyle) helak ettiğimiz o kavimlerin ardından sizi yeryüzüne halifeler kıldık (hüküm ve saltanat sahibi yaptık) ki nasıl amel edeceğiniz (size gelen rasule ve getirdiklerine tâbi olup olmayacağınız) ortaya çıksın (ahiret gününde de ona göre hesaba çekileceksiniz).
Z. El-Kudsi 10:14
15
Ve (Allah’ın birliğine delalet eden) apaçık ayetlerimiz o müşriklere okunduğu zaman, bize kavuşmaya (öldükten sonra diriltilip hesaba çekileceklerine) inanmayanlar şöyle derler: “Bize, (yaptığımız küfür ve şirklerden dolayı bizi ayıplamayan ve öldükten sonra diriltilip de cezaya uğrayacağımızı bildirmeyen) başka bir Kur’ân getir ya da bu Kur’ân’ın hükümlerini (hoşumuza gidecek şekilde) değiştir!” Ey rasulüm! Sen onlara şöyle de: “Bu Kur’ân’ın hükümlerini dilediğim gibi değiştirmem asla bana yakışmaz (ve başka bir Kur’ân da getiremem), ben ancak bana vahyedilene tâbi olurum. Ve muhakkak ki ben, Rabbime karşı gelip de büyük günün (ahiret gününün) azabına uğramaktan korkarım.”
Z. El-Kudsi 10:15
16
Ey rasulüm! (Müşrik kavmine) De ki: “Eğer Allah Kur’ân’ı size okumamı dilemeseydi onu size okumaz ve tebliğ etmezdim; eğer Allah dileseydi onu size benim dilimle bildirmezdi. Çünkü ben size Kur’ân’ı okumadan önce aranızda uzun bir süre (kırk sene) kaldım (ve ne okur ne de yazardım, ayrıca böyle bir göreve ne talip idim ne de onun arayışı içindeydim). Hâlâ (bu Kur’ân’ın benden olmadığını, sadece Allah tarafından bana gönderilen bir vahiy olduğunu) akledip idrak etmiyor musunuz?!”
Z. El-Kudsi 10:16
17
“Şu bir gerçektir ki Allah hakkında yalanlar uydurarak iftira atandan ya da O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim hiç kimse yoktur. (Ben, nasıl Allah’a iftira atarak bu Kur’ân’ı istediğim gibi değiştirebilirim?!) Bilin ki mücrimler (haddini aşarak Allah’a iftira atanlar), asla arzuladıkları şeyi elde edemezler.”
Z. El-Kudsi 10:17
18
Ve müşrikler, Allah’tan başka kendilerine zarar da fayda da veremeyecek olan şeylere taparlar ve “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir.” derler. Ey rasulüm! De ki: “Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?!” Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve yücedir.
Z. El-Kudsi 10:18
19
Ve bütün insanlar bir tek ümmet (İslam dini üzere) idiler. Sonra din konusunda ihtilafa düştüler (bir kısmı tevhid üzere sabit kaldı, bir kısmı da küfür ve şirke girdi). Ey rasulüm! Eğer daha önce (insanlar arasındaki ihtilafa dünyada değil de ahirette hüküm verileceğine dair) Rabbin tarafından (ezeli) bir hüküm verilmiş olmasaydı ihtilafa düştükleri konularda (dünyada) hüküm verilirdi (ve gereken ceza ya da mükâfaat uygulanırdı).
Z. El-Kudsi 10:19
20
Ve müşrikler şöyle derler: “Muhammed’e, Rabbi tarafından (doğru söylediğini ispat eden) bir mucize indirilse ya! (O zaman hak rasul olduğunu anlardık.)” Ey rasulüm! Onlara de ki: “(Mucizelerin inmesi ğaybi bir şeydir.) Ğaybı bilmek (bana değil) Allah’a aittir (dilerse mucize indirir, dilerse indirmez; bana düşen, inen vahyi tebliğ etmektir). (Eğer getirdiklerime iman etmezseniz başınıza gelecek azabı) Bekleyin! Muhakkak ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
Z. El-Kudsi 10:20
21
Ve müşriklere (kıtlık ve hastalık gibi) bir zarar tattırdıktan sonra bir rahmet (bolluk, refah, esenlik veya şifa) versek (bize şükretmeleri gerekirken) bir de bakarsın ayetlerimiz hakkında gizlice alay ve yalanlama hazırlarlar. Ey rasulüm! O müşriklere şöyle de: “Yaptıklarınıza karşılık (Allah’ın hemen cezalandırmaması sizi sevindirmesin, cezalandırılma zamanınız geldiğinde) Allah’ın azabının sizi helak etmesi, (İslam ve Müslümanlar aleyhine) hazırladığınız plan ve tuzaklardan daha hızlı olacaktır.” Biliniz ki yazıcı meleklerimiz, (İslam ve Müslümanlar aleyhine) yaptığınız bütün gizli plan ve kötülemeleri yazmaktadır (ve buna göre sizden hesap sorulacaktır).
Z. El-Kudsi 10:21
22
(Ey müşrikler!) Sizi karada (ayaklarınız ve bineğiniz üzerinde) ve denizde (gemi içinde) yürüten O’dur. Gemiye bindiğiniz zaman gemi, içindekilerle birlikte yolculuk yapmayı kolaylaştıran güzel bir rüzgâr ile yol alırken ve içindekiler bundan dolayı sevinirken gemiye birden çok şiddetli ve sert esen bir rüzgâr gelir. Ve büyük dalgalar onlara her yerden geldiğinde ve (büyük bir ihtimalle) helak olacaklarını düşündüklerinde (bu durumdan kurtulmak için) dinde ihlaslı olarak (hiçbir şeyi şirk koşmadan) Allah’a dua ederler. “(Ey Rabbimiz!) Eğer bizi bu tehlikeden kurtarırsan muhakkak ki sana şükredenlerden olacağız (asla hiçbir konuda hiçbir şeyi sana şirk koşmayacağız).” derler.
Z. El-Kudsi 10:22
23
Allah, (dualarına icabet edip) o müşrikleri tehlikeden kurtarınca (Allah’a verdikleri sözü unutup) yeryüzünde (küfür, şirk ve günah işleyerek) haksız yere fesat çıkarıp haddi aşarlar. Ey (müşrik) insanlar! Bilin ki çıkardığınız fesat ve yaptığınız zulüm kendi aleyhinizedir (Allah’a hiçbir zarar veremezsiniz). Ancak bu amelleri işleyerek dünya metaını elde etseniz de sonra (ahiret gününde) dönüşünüz bize olacak ve (dünyada) yaptıklarınızı size haber vereceğiz (ona göre hesap soracağız).
Z. El-Kudsi 10:23
24
Muhakkak ki bu dünya hayatının çabuk geçmesinin misali; gökten indirdiğimiz su gibidir ki insanların ve hayvanların yiyeceği olan yerin çeşitli bitkileri bu su ile karışınca yeryüzü rengârenk güzel bir manzara alıp süslenir ve arazinin sahipleri, güzelleşip olgunlaşan ürünlerini hasat edeceklerinden emin olduklarında, gece veya gündüz helak emrimiz gelir de o yeri, sanki daha önce orada hiçbir güzellik ve bitki yokmuş gibi biçilmiş bir hâle getiririz. İşte bu şekilde dünya hayatının nasıl çabuk geçtiğini delillerle beyan ettiğimiz gibi (Allah’ın varlığını, birliğini ve öldükten sonra dirilip dünyada yaptıklarınızdan dolayı hesaba çekileceğinizi gösteren kevni ve şeri) ayetleri de maslahatını düşünen kişiler için (düşünüp ibret alsınlar ve Allah’ın istediği şekilde amel etsinler diye) tafsilatlı bir şekilde açıklıyoruz (çünkü ayetlerimizden ancak onlar öğüt alıp istifade eder).
Z. El-Kudsi 10:24
25
Ve ey insanlar! Allah, hepinizi darusselama (her türlü selameti ve nimeti ihtiva eden, bütün musibet ve sıkıntılardan uzak olan cennete) çağırır ve dilediği kimseyi (darusselama ulaştıran) doğru yola (İslam dinine) girmeye muvaffak kılar.
Z. El-Kudsi 10:25
26
Muhakkak ki ihsan edenler (Allah’ın farz kıldığı şeyleri yerine getirip yasaklarından uzak duranlar) için güzel mükâfaat (cennet) ve daha fazlası (cennette Allah’ı görme nimeti) vardır. Onların yüzlerinde hiçbir yorgunluk eseri ve zillet izi bulunmaz. İşte onlar cennet ehli olanlardır ve onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.
Z. El-Kudsi 10:26
27
Ve bilin ki kötü ameller (küfür, şirk ve günah) işleyenler, (ahiret gününde) sadece yaptıklarının karşılığıyla cezalandırılacaklardır ve yüzlerini zillet kaplayacaktır. (Allah onlara bir azap indirmek istediğinde) Allah’ın azabını onlardan engelleyecek hiçbir varlık da yoktur. (O gün) Onların yüzleri, sanki kapkaranlık geceden bir parçaya bürünmüş gibi kapkara olacaktır. İşte bu kimseler, ateş ehlidir ve orada ebedî olarak kalacaklardır.
Z. El-Kudsi 10:27
28
Ve (hesaba çekilecek) yaratıkların hepsini diriltip topladığımız kıyamet gününde, (dünyadayken) şirk koşanlara şöyle deriz: “(Ey müşrikler!) Siz ve taptığınız ortaklarınız, yerinizde bekleyin!” Artık tapanlar ile tapılanları birbirinden tamamen ayırırız. Sonra tapılanlar, tapanlara (onlardan beri olduklarını ilan ederek) şöyle derler: “Siz, (dünyada) bize ibadet etmiyordunuz.”
Z. El-Kudsi 10:28
29
(Tapılanlar, tapanlardan beri olduklarını ilan ettikten sonra onlara şöyle derler) “Muhakkak ki sizin bize tapmanızdan habersizdik (bunu size emretmedik ve bize tapmanızdan razı değildik). Buna aramızda şahid olarak Allah yeter!”
Z. El-Kudsi 10:29
30
Mahşer gününde her nefis geçmişte (dünya hayatında) yaptığı amellerden dolayı hesaba çekilir ve müşrikler, (haklarında hüküm vermesi için) hak mevlaları (rableri) olan Allah’a döndürülür. Ve (o gün) Allah’a iftira atarak Allah katında kendilerine şefaatçi olacağını iddia ettikleri putları da kaybolup gider.
Z. El-Kudsi 10:30