1
Allâh, latîf (lütuf ve keremi çok) ve mecid (mecd ve 'azamet sâhibi) oldığım ile kasem iderim ki [¹]
2
Allâh, ondan gayrı ilâh olmayan ma'bûddur. Hayy (her şeyden evvel ve her şeyden sonra diri, dâim ve bâkî)dir. Kayyûm (kendi kendine kâim ve mevcûd ve halkın umûrını yoluna koyan)dır.
3
O Allâh sana Kur'ân'ı hak olarak ve ondan evvel gelen kitâbları (Tevrat ve İncil ve Zebur ve suhuf-ı enbiyâyı) tasdîk idici oldığı halde indirdi. Bundan evel insânlara hidâyet yoluna rehber olarak Tevrat ve İncil'i ve hak ile bâtıl arasını ayıran kitâbları irsâl buyurdı.
4
(Bütün bunlar mevcûd iken) Hak Te'âlânın âyâtını ve âşikâr beyânatını inkâr ile kâfir olanlara dünyâ ve âhiretde şiddetli 'azâb vardır. Allâh her şeye gâlib ve kâdir ve intikâmını icrâ iylerdir.[²]
5
5,6. Allâh'a yeryüzünde, göklerde hiç bir şey gizli değildir. Sizi vâlidelerinizin rahimlerinde dilediği gibi tasvîr iden (şekil ve sûrete koyan) odur. Ondan gayrı Allâh yokdur. Gâlib ve kâdir ve hakîmdir (hikmet-i ilâhisi muktezâsını ihmâl itmez).
6
5,6. Allâh'a yeryüzünde, göklerde hiç bir şey gizli değildir. Sizi vâlidelerinizin rahimlerinde dilediği gibi tasvîr iden (şekil ve sûrete koyan) odur. Ondan gayrı Allâh yokdur. Gâlib ve kâdir ve hakîmdir (hikmet-i ilâhisi muktezâsını ihmâl itmez).
7
O Allâh Te'âlâdır ki sana kitâbı (Kur'ân'ı) indirdi. Onda ümm-ü kitâb (kitâbın esâsı) olan âyât-ı muhkemât ve bunlardan başka da âyât-ı müteşâbihât vardır. [¹] kalblerinde zeyg (şübhe ve tereddüd ve hakdan sapmağa meyil) olanlar fitne koymağı isteyerek ve onları te'vîle yeltenerek bu müteşâbihâta tâbi' olurlar. Halbuki onların te'vîlini ancak Allâhu te'âlâ ve 'ilimde sâhib-i rüsûh [²] olanlar bilirler [³]. 'İlimde râsih olanlar: Onlara îmân itdik, cümlesi rabbimiz tarafındandır dirler. Bunlardan (âyât-ı Kur'âniyeden) ancak akl-ı kâmil sâhibi olanlar va'az ve nasîhat alırlar.
8
('İlimde râsih olanlar) "Yâ Rabbî bizi hidâyet buyurdukdan (dîn-i İslâm'a tevfîk-i ihsânından) sonra kalblerimizi kaydırma (şübhe ve tereddüde düşürüb hakdan meyl itdirme) ve bize 'ind-i ilâhiyende rahmet bağışla. Zîrâ sen kullarına in'âm idici, tazarrû' idenlere bağışlayıcısın."
9
"Ya Rabbî! Sen insânları, vâki' olacağında kat'iyyen şek ve şübhe olmayan kıyâmet gününe toplayıcısın. Allâh va'dinde halef itmez" dirler.
10
Kâfir olanların mallarının çokluğı ve evlâdlarının kudret ve kuvvet ve ziyâdeliği Allâh'ın 'azâbından bir şeyi onlardan def' ve izâle itmez. Onlar cehennemin mahrûkâtı (odunları)dırlar.
11
Bunların seni inkâr ve tekzîb itmeleri Fir'avn kavminin ve onlardan evvelki kavimlerin 'âdetleri gibidir. Onlar, âyetlerimizi tekzîb ve inkâr iylediklerinden Allâh Te'âlâ günâhları sebebiyle onları kahr itdi ve muâhaze iyledi. Cenâb-ı Hakk'ın 'azâbı şiddetlidir.
12
Yâ Muhammed! Küfür idenlere (Îmân itmeyüb inkâr ile kâfir olanlara) söyle ki: Onlar yakın zamânda mağlûb olacaklar ve cehenneme götürülüb orada toplanılacaklardır. Cehennem ne fenâ bir mesken ve ikāmet yeridir [¹]
13
Biri Allâh yolunda mukâtele iden ve diğeri kâfir olan iki fırkanın karşı karşıya geldiklerinde sizin içün (Muhammed'in doğrı oldığına) âyet ve işâret vardır. Müslümânlar kâfirlerin kendilerinin iki misli olduklarını ra'ye'l 'ayn gördiler. (Diğer bir sûret-i tefsîre göre) Müşrikler müslümânları kendilerinin iki misli gördiler. Allâh dilediklerini nusret ve yardımıyla te'yîd ve takviye ider. Bunda (Cenab-ı Hakk'ın azı çoğa gâlib iylemesinde) basîret sâhibi olanlara 'ibret vardır. [²]
14
İnsânlara kadınlardan, evlâddan, kantarlarla altun ve gümüşden, işâretli ve 'alâmetli atlardan, deve, sığır, koyun ve keçi gibi mevâşîden, mezrû'ât ve ekinlerden gönlün arzu iylediği şeylerin sevgisi müzeyyen kılındı (güzel gösterilüb sevdirildi) Bunların cümlesi dünyâ hayâtının metâ'ıdırlar. Halbuki en güzel ve iyi merci' Allâh Te'âlâ'nın 'indindedir.
15
(Yâ Muhammed) Di ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vireyim mi? (Şirk ve günâhlardan ve dünyânın şehevâtından) sakınub ittikâ idenlere 'indinde ağaçları altından nehirler akan cennetler vardır. Orada ebedî olarak kalırlar. Ve yine onlara (cennetlerde) her dürlü 'ayıb ve kusurdan temiz ve berî zevceler ve Allâh'ın rızâsı vardır. Allâh kullarını göricidir.
16
O ümmetler ki: Yâ Rabbî! Biz sana ve rasûlüne îmân itdik, günâhlarımızı bağışla ve bizi cehennem 'azâbından sakla dirler.
17
Onlar (belâ ve mesâibe, müşkülât ve merâhim, cihâd ve gazâya) sabır idiciler (îmânlarında, amellerinde, Allâh ile olan 'ahidlerinde ve sözlerinde) sâdık ve doğrılar, (Allâh Te'âlâ'nın emrine ve nehyine) muti' ve münkâddırlar. (Allâh yolunda mallarından) infâk idiciler ve seher vakitlerinde [¹] 'ibâdet ve istiğfâr idicilerdir.
18
Allâh Te'âlâ ve melâike ve 'ilim sâhibleri şehâdet iderler ki: Allâh'dan gayrı ilâh yokdur. 'Adâletle kaimdir (her bir husûsda 'adâlet üzeredir) kavî ve kâdir ve muktezâ-yı hikmeti ihmâl itmez. Ondan başka ilâh yokdur.
19
Allâh 'indinde hak dîn İslâm dînidir. Kendilerine kitâb virilenler (Ehl-i Kitâb) ancak kendilerine 'ilim geldikden sonra (İslâm'ın hak oldığını, kitâblarında okuyarak, âyât ve mu'cizâtı görerek bildikden sonra) aralarındaki 'isyân ve hasedden dolayı ihtilâf itdiler. Allâh'ın âyetlerine küfür ve inkâr idenlerin (hesâblarını Allâh görir) çünki Allâh serî'ul hisâb (hayır ve şerrin cezâsını virmekde, kullarının amellerini hesâbda pek serî') dir.
20
(Yâ Muhammed) Eğer seninle (dîn husûsunda) mubâhase iderler ise di ki: Ben yüzimi ve bütün mevcûdiyetimi Allâh Te'âlâ'ya teslîm itdim ve ona muhlis ve hâlis kıldım ve bana tâbi' olanlar da (mü'minler de) böyle yapdılar. Kendilerine kitâb virilenlere (Yehûd ve Nasârâ'ya) ve ümmîlere (müşrikîn-i 'araba) siz de teslîm oldınız mı, İslâm'a geldiniz mi? diye sor. [¹] Eğer onlar da Allâh'a teslîm-i mevcûdiyet ider ve îmân ve tasdîkde ihlâs iylerlerse muhakkak hidâyete irerler. Eğer İslâm'dan yüz çevirirlerse sana lâzım olan ancak teblîğdir. (Onların behemehal hidâyete yetişdirilmesi ile mükellef değilsin) Allâh (kullarının her hâl ve şânını) göricidir.
21
Allâh Te'âlâ'nın âyetlerine küfür ve peygamberleri haksız olarak katl iden ve insânlardan doğrı ve 'adâletle emir idenleri öldürenleri pek ziyâde elemli ve acılı 'azâb ile tebşîr it.
22
Onların dünyâ ve âhiretde 'amelleri habt olunmuşdur (işledikleri hayır ve itdikleri 'ibâdet onlara dünyâ ve âhiretde fâide virmez hükümsüz ve güyâ hiç yok gibidir) ve onlara (Allâh'ın 'azâbından kurtaracak) bir yardımcı da yokdur.
23
Kitâbdan kendilerine nasîb virilenleri (Ehl-i Kitâb'ı) görmez misin ki aralarında hüküm itmesi içün Allâh'ın kitâbına da'vet olunurlar. Sonra onlardan bir fırka bundan (kabûl iyledikleri bu da'vetden) dönerler. Onlar (hakkı kabûlden) yüz çevirici bir kavimdirler. [¹]
24
Onların hakkı kabûlden yüz çevirmeleri bize cehennem 'azâbı ancak bir kaç gün ilişir dimelerinden ve buna i'tikâd itmelerinden idi. Onları dînlerine iftirâ iyledikleri (uydurub dîndendir didikleri) şeyler mağrûr itmiş ve aldatmışdı.
25
Geleceğinde hiç şek ve şübhe olmayan kıyâmet gününde mahşere topladığımız zamânda, herkes kendi kazandığının cezâ ve mükâfâtını görüb kimseye zulüm olunmadığı vakitde onların halleri nasıl olacakdır?
26
(Yâ Muhammed) Söyle! Yâ Rabbî sen mâlikü'l mülksün. (Bütün mevcûdât ve mahlûkâtın sâhibi ve mâlikisin) Mülki istediğin kimseye virir dilediğin kimseden alırsın. İstediğini 'azîz ider dilediğini zelîl iylersin. Hayrın kâffesi senin elindedir. Sen her şeye kâdirsin. [²]
27
Giceyi gündüze ve gündüzi de giceye sokarsın (birini uzadub birini kısaldırsın) ve ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkarırsın ve dilediğin kimseleri hesâbsız rızıklandırırsın.
28
Mü'minler, mü'minlerden gayrı, kâfirleri dost idinmesünler. Bunı (kâfirleri dost idinmeyi) yapanlar Allâh Te'âlâ hazretlerinden bir şeyde değildirler. (Allâh'ın dostluğından nasîbleri yokdur) Ancak onlardan takiyye [¹] içün sakınır iseniz (böyle değildir) Allâh sizi (bu şeyden) bizzat tahzîr ider. En son gidecekleri yer Allâh Te'âlâ'dır. [²]
29
(Yâ Muhammed) Di ki: Göğsünüzde (kalbinizde) olanı gizlesenizde yâhud meydâna çıkarsanız da Allâh onı bilir ve göklerde ve yerde olan şeyleri de bilir. Cenâb-ı Hak her şeye kâdirdir.
30
Her bir nefis hayırdan işlediği şeyi önünde hazırlanmış ve fenâlıkddan işlediği şeyi de âmâde buldığı günde fenâlık idenler o gün ile kendi aralarında uzak bir zamân ve mesâfe olmasını temennî iderler. (Kâşki bu gün daha çok sonra ve uzakda olsa idi dirler) Allâh Te'âlâ sizi 'azâb ve 'ikâbından bizzat korkudır. Cenâb-ı Hak kullarına rahmet ve ra'fet idicidir, onlara acıyub şefkat göstericidir.
Sonraki 30 ayet →