1
Allâh'a, latîf ve mecîd oldığım ile kasem iderim. [¹] [²]
2
Bu kitâb (Hak tarafından gönderilmiş oldığında) şek ve şübhe olmayan kitâbdır. Allâh'dan korkub günâhlardan sakınanlara yol göstericidir.
3
Onlar ki gayba (gözleriyle görmedikleri halde rasûlün haber virdiklerine) îmân ider ve namazlarını âdâb ve erkânıyla kılar ve kendilerine rızık iylediğimiz şeylerden (Allah) yolunda muhtâclara infâk iderler (virirler).
4
Ve onlar ki (Yâ Muhammed) sana indirilen şeye (kitâb ve dîne) ve senden evvel gönderilen şeylere (kitablara ve dinlere) îmân ider ve âhiret günlerine şübhesiz olarak inanırlar.
5
İşte onlar rableri tarafından hidâyet üzerinedirler. Ve yine onlar (azab ve 'ikâbdan) necât bılmuşlardır [³].
6
(Hakkı inkâr ile) kâfir olanların ('azâb ve 'ikâb ile) korkutsan da korkutmasan da birdir ve müsâvîdir. Îmân itmezler.
7
Allâh onların kalbleri üzerine ve kulaklarına mühür urmuşdur (hakkı kabûl itmez ve işitmezler) ve gözleri üzerine de perde çekilmişdir (doğrı yolı görmezler) onlara en büyük zab vardır. [¹]
8
İnsânlardan bir takımları vardır ki Allâh'a ve âhiret gününe îmân iyledik dirler. Halbuki onlar îmân itmiş değillerdir. [²]
9
Onlar (îmân itdik dimeleriyle) güyâ Allâh'ı ve îmân idenleri aldadırlar. Halbuki onlar ancak kendi nefislerini aldatmakdadırlar ve lâkin bunı idrâk idüb anlamazlar.
10
Onların kalblerinde hastalık (küfür ve nifâk ve hased hastalığı) vardır. Allâh onların bu marazlarını artırsun (yâhud) Allâh onların marazlarını artırdı. (Nûr-u dîn parlayub şevket-i İslâm artdıkca hasedleri, küfür ve nifâkları ziyâde oldı) Onlara (Allâh ve rasûlüni) inkâr ve tekzîbleri (yâhud îmân itmedikleri halde îmân iyledik diye) yalan söyledikleri içün son derece elemli ve acılı 'azâb vardır.
11
Onlara yeryüzinde (nifâk ile ve halkı îmândan alıkoymakla) fesâd itmeyiniz denilse biz müfsid (bozıcı) değil ancak ıslâh idici (düzeldici)yiz dirler.
12
Şübhesiz olarak biliniz ki ifsâd idici onlardır. Ve lâkin bunı idrâk idüb anlamazlar.
13
Ve onlara nâsın (mü'minlerin) îmân itdikleri gibi siz de îmân idin denildiğinde bir takım sefîhlerin ('akılsız câhillerin) îmân iyledikleri gibi îmân mı idelim? dirler muhakkak biliniz ki asıl sefîh olanlar onlardır. Ve lâkin bunı bilmezler.
14
Onlar mü'minlerle yüzyüze geldiklerinde îmân iyledik dirler ve şeytânlarıyla ('âlimleri ve ileri gelenleriyle) yalnız kaldıklarında: Biz sizinle berâberiz. (Îmân itdik diyerek mü'minlerle) ancak istihzâ idiyoruz dirler.[¹]
15
Allâh Te'âlâ onlarla istihzâ ider (mü'minlerle istihzâ idiyoruz dimelerine mukâbil Allâh onlara istihzâ mu'âmelesi ider) ve onları azgınlıklarında körler gibi hayran ve segerdân bırakır.
16
Hidâyeti virüb mukâbilinde dalâleti satın alanlar onlardır. Bu alışverişlerinde kazanmadılar ve hidâyete de iremediler.
17
Onların misli şu kimsenin misli gibidir ki aydınlık içün âteş yakdı. Âteş (parlayarak) etrâfında bulunan şeyleri aydınlatdığı zamân Allâh onların nûrını giderdi. Ve onları karanlık içinde hiç bir şeyi görmez bir halde bırakdı.
18
Onlar (hakkı işitmezler) sağırlar, (doğrıyı söylemezler) dilsizler, (hak yolı gözmez) körlerdir. Ve onlar (üzerlerinde bulundukları dalâletden dönmezler.
19
Yâhud zifîrî karanlıkda gök gürüldileri ve şimşekler ile dolu şiddetli yağmura tutulan kimsenin misli gibidir ki yıldırımla ölmekden korkarak (gürüldileri işitmemek içün) parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Allâh Te'âlânın ('ilim ve kudreti) kâfirleri ihâta itmişdir. (Her hallerini bilir, haklarında dilediğini yapar)
20
Az kalır ki şimşek parlaması gözlerinin nûrını kapsın. Şimşek (çakarak) etrâfı aydınlatdığı zamân (yollarını görüb) yürürler. Karanlık çökdükde oldukları yerde durırlar. Allâh eğer dilemiş olsa onların işitmek ve görmek kâbiliyetlerini giderirdi. Allâh her şeye kâdirdir.
21
Ey insânlar! Sizi ve sizden evvelki ümmetleri yaradan rabbinize tapınız ki gadab ve 'azâbdan kurtılasınız [¹]
22
O rabbiniz ki sizin içün yeri firâş (döşek ve sergi) göği binâ (yüksek tavan) kıldı. Ve gökden su indirüb onunla size rızık olarak yerden meyveler çıkardı. O rabbinize, şerîk ve nazîri olmadığını bildiğiniz halde şerîk ve nazîr kılmayınız.
23
(Ey Müşrikler) Eğer kulumuza indirdiğimiz şeyde (Kur'ân'da) şek ve şübhede iseniz (Kur'ân'ı Muhammed uydurıyor, Allâh tarafından değildir biz de onun gibi söyleyebiliriz) didiğinizde sâdıklar iseniz onun mislinden bir sûre getiriniz ve Allâh'dan gayrı yardım umdığınız eşhâs ve eşyâyı (size mu'âvenet içün) çağırınız.
24
Eğer bunı yapmaz iseniz -yapamıyacağınız da muhakkakdır- mahrûkâtı insânlar ve taş parçaları olan ve kâfirler içün hazırlanmış bulunan cehennemden sakınınız.[²]
25
(Yâ Muhammed) Îmân iden ve eyi işler işleyen mü'minleri, kendileri içün ağaçları altından nehirler akan cennetler oldığı ile tebşîr it. Onlara cennetde her ne zamân cennet meyvelerinden ikrâm olunsa bunlar, bizim evvelce yidiğimiz şeylerdendir, dirler (dünyada iken yidikleri meyvelere) benzedirler. Ve onlar içün cennetde her dürlü 'ayıb ve kusurdan pâk zevceler vardır ve orada dâimî olarak kalırlar.
26
Allâh Te'âlâ sivrisinekle ve (küçüklükde veyâ büyüklükde) onun mâfevki olan şeylerle mesel îrâdından istihyâ buyurmaz. Mü'minler, bu meselin rableri tarafından hak oldığını bilirler ve kâfirler ise böyle şeylerle mesel getirmekden Allâh ne murâd ider, dirler. Hak Te'âlâ bu mesellerle bir çoklarını (inkâr iden kâfirleri) dalâletde bırakır ve bir çoklarını da (tasdîk iden mü'minleri) hidâyete irişdirir. Bu mesellerle ancak fâsık olanlar dalâlete düşerler.
27
Onlar ki kabûl ve tevsîkden sonra Allâh'ın 'adhini bozarlar ve Cenâb-ı Hakk'ın birleşdirilmesini emr iylediği şeyi (akrabâya iyilik, muhtâcîne mu'âvenet, bütün insânlarla hüsn-ü mu'âşeret ve sâire) keserler. Ve yeryüzinde fesâd çıkarırlar, işte onlar (dünyâ ve âhiretde) ziyân idicilerdir. [¹]
28
Allâh Te'âlâya nasıl küfr idersiniz ki o, siz (babanızın sulbünde ve ananızın rahmine yeni düşdiğinizde) ölülerden iken size rûh virüb diriltdi. Sonra sizi (eceliniz geldiği zamân) öldirecek, sonra (ba's ve haşr içün) dirildecekdir. Sonra cümleniz ona rücû' idersiniz.
29
O, yeryüzinde her ne var ise cümlesini sizin içün yaratdı, sonra göklerin yaradılmasına geçerek onları da yedi semâ olmak üzere en ufak bir kusur ve noksansız yapdı Allâh her şeyi kemâliyle ve tamâmiyle bilir [¹]
30
Rabbin meleklere (Âdem'in halkinden evvel) yeryüzinde bir halîfe (hâkim ve hükümdâr) kılacağım didikde onlar: Yâ rabbî! Orada fesâd yapacak ve kan dökecek olanı mı yaradacaksın? Halbuki biz seni hamdinle tesbîh ve zikrinle takdîs ve tenzîh ideriz didiler. Allâh: Ben sizin bilmediğinizi bilirim buyurdı.
Sonraki 30 ayet →