1
1,2,3- Hamd ve senâ o Allâh Te'âlâ'ya mahsûsdur ki kulı Muhammed'e, insânları taraf-ı ilâhîden şiddetli 'azâb ile korkutmak ve eyi 'amel işleyen mü'minlere, onda ebediyyen kalacakları ecr-i hüsn (cennet mükâfâtı) oldığı ile tebşîr itmek içün mesâlih-i 'ibâda muvâfık ve eğrilikden 'ârî bir kitâb inzâl iyledi.
2
1,2,3- Hamd ve senâ o Allâh Te'âlâ'ya mahsûsdur ki kulı Muhammed'e, insânları taraf-ı ilâhîden şiddetli 'azâb ile korkutmak ve eyi 'amel işleyen mü'minlere, onda ebediyyen kalacakları ecr-i hüsn (cennet mükâfâtı) oldığı ile tebşîr itmek içün mesâlih-i 'ibâda muvâfık ve eğrilikden 'ârî bir kitâb inzâl iyledi.
3
1,2,3- Hamd ve senâ o Allâh Te'âlâ'ya mahsûsdur ki kulı Muhammed'e, insânları taraf-ı ilâhîden şiddetli 'azâb ile korkutmak ve eyi 'amel işleyen mü'minlere, onda ebediyyen kalacakları ecr-i hüsn (cennet mükâfâtı) oldığı ile tebşîr itmek içün mesâlih-i 'ibâda muvâfık ve eğrilikden 'ârî bir kitâb inzâl iyledi.
4
4,5- Ve yine o kitâbla, ne kendilerinde ve ne babalarında bir 'ilim olmadığı halde sırf cehâlet ile Allâh'ın oğlı vardır diyenleri inzâr iyle ki onların ağızlarından çıkan bu söz pek büyük günâh oldı. Allâh Te'âlâ hakkında ancak yalan söylerler.
5
4,5- Ve yine o kitâbla, ne kendilerinde ve ne babalarında bir 'ilim olmadığı halde sırf cehâlet ile Allâh'ın oğlı vardır diyenleri inzâr iyle ki onların ağızlarından çıkan bu söz pek büyük günâh oldı. Allâh Te'âlâ hakkında ancak yalan söylerler.
6
Yoksa onların, bu Kur'ân'a îmân itmeyüb yanından gitdiklerinden sonra hiddet ve esef ile nefsini helâk mi idersin?
7
İnsânlardan hangisinin daha iyi 'amel sâhibi oldığını imtihân içün arz üzerinde olan şeyleri arza ve sükânına zînet kıldık.
8
Ve biz yeryüzünde olan şeyleri dümdüz kılacağız ve biçilmiş tarlaya döndüreceğiz.
9
(Yâ Muhammed) Sen Ashâb-ı Kehf ve Rakîm'i bizim mu'cizât ve vahdâniyetimize delâlet iden âyâtımızdan şâyân-ı te'accüb bir şey mi hesâb idersin?
10
Onlara zikr it şu vakti ki: Gençler mağaraya girdiler ve "Yâ Rabbî! Taraf-ı rabbâniyenden bize rahmet vir ve başımıza gelen işde bize rüşd ve sedâdı ihzâr it" didiler.
11
Bunun üzerine onların kulaklarına bir çok seneler devâm iden bir mühür urduk. (Bir şey işitmez olarak uyudular.)
12
Sonra, mü'minler ve kâfirlerden hangisinin onların mağarada kaldıkları müddeti daha iyi hesâb itdiğini anlamak içün onları ba's itdik. (uyandırdık).
13
Biz, onların kıssalarını sana doğrı olarak hikâye ideriz. Onlar rablerine îmân itmiş gençlerdi. Biz onların îmân ve hidâyetlerini artırdık.
14
(Zamânın meliki karşısında) durub: "Rabbimiz göklerin ve yerin rabbidir. Ondan başka bir ilâha 'ibâdet itmeyiz, eğer 'ibâdet ideriz der isek yalan söylemiş oluruz" didikleri zamân biz onların kalblerine kuvvet ve cesâret virdik.
15
"İşte bu kavmimiz ki Allâh'dan başka ilâh ittihâz iylediler, ne içün bu husûsda bir hüccet ve burhân getirmezler? (Getirselerdi ve haklı olduklarını isbât itselerdi.) Allâh Te'âlâ'ya kizb ile iftirâ idenden daha zâlim kim vardır?" didiler.
16
(Dikyanus'un nezdinden çıkdıklarında) O gençler birbirlerine: "Mâdem ki kavimden müfârakat itdiniz ve Allâh'dan başkasına 'ibâdet itmezsiniz o halde mağaraya giriniz. Me'mûldur ki orada rabbiniz üzerinize rahmetinden neşr ide ve işinize kolaylık ihsân iyleye" didiler.
17
(Yâ Muhammed) Sen onları görse idin. Güneş doğdığı zamân mağaralarından sağ tarafa meyl ider ve batdığı vakit onları terk ile sola giderdi. Onlar mağaranın geniş yerinde idiler. Bu hal Allâh'ın kudretine delâlet iden âyetlerdendir. Allâh'ın hidâyet iylediği hidâyet bulmuş ve felâha irmişdir. Allâh'ın yolunı şaşırtdığı kimseye de onı irşâd idecek bir dost bulamazsın.
18
Onları görsen uyanıklar zan iderdin, halbuki uyuyorlardı. Biz onları yatdıkları yerde sağa ve sola döndüririz. Ve köpekleri mağara kapusının önüne kollarını yaymışdı. Eğer onlara nazar itmiş olsa idin onlardan dönüb kaçardın ve kalbin korku ile dolardı.
19
Aralarında birbirlerine sormaları içün onları uyutdığımız gibi ba's itdik (uyandırdık) Onlardan biri diğerlerine: "Ne kadar yatdınız" diye sordukda: "Bir gün veyâ bir günün bir kısmını yatdık" cevâbını virdiler. (Ve sonra saçlarına ve tırnaklarına bakub onları uzamış görerek) "Ne kadar yatdığınızı rabbiniz bilir. Birinizi şu paramızla şehre gönderdik /gönderin. Çarşuda herhangi ta'âm eyi ve lezîz oldığına baksun. Ve ondan size yiyecek getirsün. Ehl-i medîne ile hüsn-ü mu'âmele idüb sizi onlardan bir kimseye bildirmesün."
20
"Eğer halk sizden haberdâr olurlarsa sizi taşla urarak öldirirler veyâhud kendi dinlerine döndirirler. O zamân hiç felâh bulamazsınız" didiler. [¹]
21
Onları uyudub uyandırdığımız gibi, Allâh'ın ba's hakkındaki va'dinin doğrı oldığını ve kıyâmet gününde şek ve şübhe olmadığını bilmeleri içün nâsı onların ahvâline muttali' iyledik. O sırada onlar (halk) aralarında dîn husûsunda münâza'a idiyorlardı. Bir tâife: "Bunların üzerine bir binâ yapınız" didiler. Rableri onların hâline a'lemdir. Ashâb-ı Kehf'in ahvâline muttali' olanlar da "Mağaralarını mescid ittihâz idelim" didiler.
22
Bir tâife gayba taş atmak kabîlinden: "Ashâb-ı Kehf üç ve dördünci de köpekleridir" dirler ve mü'minler ise "Yedidir ve sekizinci köpekleridir" dirler. Di ki: "Rabbim onların adedini daha eyi bilir. İnsânlardan bilenler pek azdır. (Ehl-i Kitab ile) Ashab-ı Kehf hakkında mücadele itme; Ancak zahirî bir derecede mübahase it ve onların hakkında Ehl-i Kitab'dan birinden de fetva sorma.
23
23,24- Bir şeyi, Allâh ister ise dimeksizin, "Yârın yapacağım" dime. Eğer unudur isen hâtırına gelince söyle ve di ki: "Me'mûldur ki rabbim beni bundan hayra daha yakın bir şeye hidâyet ide. [¹]
24
23,24- Bir şeyi, Allâh ister ise dimeksizin, "Yârın yapacağım" dime. Eğer unudur isen hâtırına gelince söyle ve di ki: "Me'mûldur ki rabbim beni bundan hayra daha yakın bir şeye hidâyet ide. [¹]
25
Ashâb-ı Kehf mağaralarında üçyüz sene yatdılar buna dokuz sene de ziyâde itdiler. [²]
26
Di ki: "Onların ne kadar yatdıklarını Allâh daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O'na mahsûsdur. Mugayyibâtı en ziyâde bilen ve en ziyâde gören ve işiden O'dur. Bütün mahlûkâtın O'ndan başka bir velisi yokdur. Ve O, hükmüne kimseyi teşrîk itmez.
27
(Yâ Muhammed) Sana rabbinin kitâbından vahy olunanı oku (teblîğ it). Allâh'ın kelimâtını tebdîl ve tağyîr ider yokdur. Ve sen O'ndan başka ilticâgâh bulamazsın.
28
Yalnız rablerinin rızâsını isteyerek akşam ve sabah du'â ve 'ibâdet idenlerle nefsini sabırlı it ve hayât-ı dünyânın zînetini isteyerek onlardan gözini diğeri tarafına çevirme. Ve bizim, kalbini gaflete düşürdiğimiz ve hevâsına tâbi' ve işi hakdan nükûl olan kimseye itâ'at itme. [³]
29
Di ki: "Hak ve doğrı rabbinizdendir. İsteyen îmân itsün ve isteyen küfür itsün. Biz zâlimler içün cehennemi izhâr itdik ki onun divarları onları ihâta ider. Onlar su isteseler zeytunyağı tortusı gibi bir su virilür, içerken yüzlerini (pek sıcak oldığından) kavurır. Ne fenâ meşrûb ve ne fenâ mekândır.
30
Îmân idüb a'mâl-i sâliha işleyenlerin biz ecirlerini zâyi' itmeyiz.
Sonraki 30 ayet →