Ana SayfaMealler › Süleyman Tevfik (1927)
ST

Süleyman Tevfik (1927)

Süleyman Tevfik (1927)
Süleyman Tevfik (1927) meali ile okumaya başla
Yunus 1 / 109
1
Ben her şeyi gören Allâh'ım. Bunlar, muhkem veyâ hikmet ile dolı kitâbın âyetleridir.
S.Tevfik (1927) 10:1
2
Bütün insânları şirk ve küfürden korkut ve mü'minlere, sadakaları sebebiyle, rableri 'indinde derecât-ı 'âliyeyi tebşîr it diye insânlardan bir insâna vahiy göndermiş olmamız nâs içün şâyân-ı ta'acüb bir şey midir? Ki kâfirler "Bu, âşikâr sihirdir" didiler.
S.Tevfik (1927) 10:2
3
Rabbiniz o Allâh'dır ki gökleri ve yeri altı günde yaratdı, sonra 'arşın üstüne istivâ buyurdı. Bütün dünyâ ve âhiret umûrını O tedvîr ider. O'nun izni olmadıkca bir kimse içün şefâ'atci yokdur. İşte rabbiniz böyledir. O'na 'ibâdet idiniz. Düşünmez ve tezekkür itmez misiniz?
S.Tevfik (1927) 10:3
4
Cümleniz O'na dönersiniz. Allâh'ın va'di hakdır. Halkı hiç yokdan yaratdı. Sonra îmân iden ve 'adâletle a'mâl-i sâliha işleyenleri mükâfâtlandırmak ve kâfirleri, küfürleri sebebiyle, kaynar içecekler ve elemli 'azâb ile cezâlandırmak içün onları tekrâr dirildüb ba's idecekdir.
S.Tevfik (1927) 10:4
5
O'dur ki: Güneşi ziyâ ve ayı nûr kıldı. Senelerin 'adedini ve hesâbınızı bilmeniz içün aya bir takım menâzil ta'yîn ve takdîr iyledi. Allâh bunları hak olarak yaratdı. Allâh Te'âlâ bilen ve anlayan kavim içün âyetlerini tafsîl ider.
S.Tevfik (1927) 10:5
6
Tahkîk gice ve gündüzün ihtilâfında, Allâh'ın göklerde ve yerde yaratdığı şeylerde ittikâ iden kavim içün âyetler ve mu'cizeler vardır.
S.Tevfik (1927) 10:6
7
Bize mülâkî olacaklarını ümîd iylemeyen (âhirete inanmayan) ve hayât-ı dünyâ ile râzı ve mutma'în olanlarla âyetlerimizden gâfil olanların,
S.Tevfik (1927) 10:7
8
mekânları, kesb iyledikleri küfür ve şirk sebebiyle cehennemdir.
S.Tevfik (1927) 10:8
9
Îmân iden ve a'mâl-i sâliha işleyenleri rableri, îmânları sebebiyle, ağaçları altından nehirler akan ve ni'metlerle dolu olan cennetlere hidâyet ider.
S.Tevfik (1927) 10:9
10
Onların cennetde du'âları: "Yâ Rabbî! Seni takdîs ve tenzîh ideriz", birbirine tahiyyet ve iltifâtları: "Selâm" ve son sözleri de: 'Âlemlerin rabbi olan Allâh Te'âlâ'ya hamd ve senâdır.
S.Tevfik (1927) 10:10
11
Eğer Allâh, insânlara hayrı ve ihsândaki 'acelesi kadar şerri ve 'azâbı virmekde isti'câl itse idi, onlar hakkında hükm-ü helâk cârî olurdı. Haşri inkârla likâmızı ümîd itmeyenleri tuğyânlarında hayrân ve sergerdân terk ideriz.
S.Tevfik (1927) 10:11
12
İnsâna bir zarar ve keder târî olsa yatarken, otururken, ayakda gezerken bize du'â ider. Vaktâ ki ondan o zarar ve kederi açarız, keennehû başına gelen belâdan dolayı bize du'â itmemiş gibi geçer gider. Böylece işledikleri şeyler müsriflere tezyîn kılındı.
S.Tevfik (1927) 10:12
13
Ey Ehl-i Mekke! Nefislerine zulüm itdikleri ve onlara Rasûl geldikde îmân itmedikleri sebebiyle sizden evvel bir takım karnları helâk itdik. İşte biz, mücrim olan kavmi böylece cezâ iyleriz.
S.Tevfik (1927) 10:13
14
Sonra, ne gibi 'amel işleyeceğinizi görelim içün sizi, yeryüzünde onlara halef kıldık.
S.Tevfik (1927) 10:14
15
Onlara (müşriklere) âşikâr âyetlerimiz tilâvet olundukda, likâmızı ümîd itmeyenler: "Bize bundan başka bir Kur'ân getir veyâhud onı tebdîl it" dirler. Onlara di ki: "Ben kendi tarafımdan onı tebdîl ider değilim. Ben ancak bana vahy olunan şeye ittibâ' iderim. Eğer rabbime 'isyân ider isem büyük günün 'azâbından korkarım."
S.Tevfik (1927) 10:15
16
Di ki: "Eğer Allâh dilemiş olsa idi onı (Kur'ân'ı) size tilâvet itmezdim. Ve onı size teblîğ idüb bildirmezdim. Bundan evvel sizin aranızda uzun zamânlar kaldım, (o vakit böyle bir şey yapmadığımı) düşünüb ta'akkul itmez misiniz?
S.Tevfik (1927) 10:16
17
Allâh Te'âlâ'ya kizben iftirâ iden veyâhud âyetlerini tekzîb iyleyen kimseden daha zâlim kim vardır? Allâh mücrimleri iflâh itmez.
S.Tevfik (1927) 10:17
18
Onlar, Allâh'dan başka olarak kendilerine ne zararı ve ne de fâidesi olan şeylere 'ibâdet iderler ve "Bunlar, Allâh 'indinde bizim şefâ'atçilerimizdir" dirler. Di ki: Allâh Te'âlâ'ya göklerde ve yerde O'nun bilmediği şeyi mi haber viriyorsunuz? Allâh Te'âlâ, sizin O'na şerîk iylediğiniz şeylerden münezzeh ve 'âlîdir.
S.Tevfik (1927) 10:18
19
İnsânlar ancak bir tek ümmet idiler. Sonradan ihtilâf itdiler. Eğer rabbin tarafından onların âhiretde dûçâr-ı mücâzât idilmeleri evvelce takdîr buyurulmamış olsa idi bu ihtilâfları içün aralarında hüküm cârî olur ve helâk olunurlardı.
S.Tevfik (1927) 10:19
20
Ve (müşrikler) dirler ki: "Kâşki ona rabbi tarafından (istediğimiz gibi) bir âyet nâzil olsa idi." Di ki: "Gaybı bilmek ancak Allâh Te'âlâ'ya mahsûsdur. Siz bekleyiniz ben de sizinle berâber bekleyenlerdenim." (Siz öyle bir âyetin, ben de size 'azâbın nüzûlünü beklerim).
S.Tevfik (1927) 10:20
21
Biz müşriklere, başlarına gelen belâ ve musîbetlerden sonra rahat ve 'âfiyet tatdırsak derhâl âyetlerimizi ve mu'cizâtımızı inkâra ve ta'na müsâra'ât iderler. Onlara di ki: Allâh Te'âlâ mekr'de sizden daha sür'atlidir. Rasûllerimiz (melekler) sizin mekrinizi (defter-i a'mâlinize) yazarlar.
S.Tevfik (1927) 10:21
22
O Allâh'dır ki: Sizi karada ve denizde yürüdir. İnsânlar, güzel bir rüzgârın sevk iylediği gemide ferah ve sürûr ile gider iken birdenbire şiddetli furtuna zuhûr idüb her tarafdan üzerlerine dalgalar hücûma başlar, denizin dibine gömüleceklerini zan iderler. O zamân: "Yâ Rabbî! Eğer bizi bundan kurtarır isen sana şükür idicilerden oluruz" diye kemâl-i ihlâs ile Allâh Te'âlâ'ya du'â iylerler.
S.Tevfik (1927) 10:22
23
Allâh onları o belâdan kurtarınca yeryüzünde bigayr-ı hakkın 'isyân ve azgınlığa başlarlar. Ey insânlar sizin azgınlığınız ve 'isyânınız ancak nefsinizedir. Dünyânın metâ'ı fânîdir. Sonra merci'iniz biziz. O vakit işlediğiniz işlerden size haber viririz.
S.Tevfik (1927) 10:23
24
Hayât-ı dünyânın misli gökden indirdiğimiz suyun misli gibidir. Onun toprakla karışmasından insânların ve hayvânların yiyecekleri otlar ve mahsûl biter. Yeryüzi süslenüb zînetini alır. Ehli de (insânlar ve yâhud tarla sâhibleri) bunun üzerine kâdir olduklarını (artık mahsûli alacaklarını) zan iderler. Bir gice veyâ gündüz emrimiz ve kazâmız gelerek onları biçilmiş tarlaya dönderir, ke-ennehû dün hiç bir şey olmamış gibi kılar. İşte tefekkür iden kavim içün biz âyetlerimizi böylece tafsîl ideriz.
S.Tevfik (1927) 10:24
25
Allâh Te'âlâ kullarını selâmet yeri olan cennete da'vet ider. Ve dilediğini de doğrı yola hidâyet iyler.
S.Tevfik (1927) 10:25
26
Eyilik idenlere (mükâfât olarak) bir eyilik ve ziyâdesi de vardır. Onların yüzlerini zillet tozı kaplamaz. İşte onlar ehl-i cennet olub orada ebedî kalırlar.
S.Tevfik (1927) 10:26
27
Fenâlık idenlere cezâ olarak bir seyyie vardır. Yüzlerini zillet ve meskenet tozı kaplar. Onları Allâh'dan saklayacak yokdur. Güyâ yüzleri karanlık giceden bir parça gibi karârır: İşte onlar cehennem ehli olub orada dâimî kalırlar.
S.Tevfik (1927) 10:27
28
Yevm-i kıyâmetde cümlesini haşr idüb toplarız. Sonra müşriklere: "Sizler ve Allâh'a şerîk getirdiğiniz putlar orada durınız" diriz ve aralarını ayırırız. O zamân putları onlara dirler: "Siz bize tapmazdınız"
S.Tevfik (1927) 10:28
29
"Sizin ile bizim aramızda şâhid olarak Allâh kâfîdir ki, biz sizin bize 'ibâdetinizden gâfiller idik" dirler.
S.Tevfik (1927) 10:29
30
Orada (yevm-i kıyâmetde) herkes kendinden evvel gönderdiği şeyi bulur. Doğrı ve hak olanlar mevlâlarına red ve sevk olunurlar ve onlardan (müşriklerden) iftirâ iyledikleri şeyler (putlar) gâib olurlar.
S.Tevfik (1927) 10:30