1
(Ey Muhammed) Biz sana gerçekten apaçık bir fetih ihsan ettik! (Zafer yolu açtık)
2
Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar; sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir. (Peygamberlik görevini hakkıyle tamamlamanı nasip eder)
3
Ve Allah sana çok şerefli bir zaferle yardım eder.
4
(Savaşların kızgın anlarında) Müminlerin kalplerine, (Rablerinin va'dine) inanmaları bir kat daha artsın diye (çok üstün düşmana karşı) dayanma gücü, şevk ve cesaret indiren -aşılayan- O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. (Şayet bir tek meleği onlar üzerine indirmiş olsaydı, en büyük düşman ordularını bile helâk ederdi; fakat Allah Teâlâ, hikmet gereği müminlere cihadı emretmiştir) Allah, her şeyi hakkiyle bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
5
(Evet, savaşı gerekli kılmıştır ki, Rablerinin emir ve yasaklarına itaatkâr olan) Mümin erkeklerle mümin kadınları -içinde sonsuza dek kalacakları, ağaçlarının altından ırmaklar akan- cennetlere koysun ve onların günahlarını bağışlasın, işte Allah katında en büyük kurtuluş budur.
6
(Evet, savaşı gerekli kılmıştır ki,) Allah hakkında kötü zan besleyen (Peygamber ile ashabının toptan öldürüleceklerini zanneden) münafık erkeklerle, münafık kadınlara ve Allah'a ortak koşan erkeklerle, Allah'a ortak koşan kadınlara azap etsin de, (müslümanlar için bekledikleri) kötülükler (hezimet, esaret) onların başlarına çöksün! Allah onlara gazap etmiş, rahmetinden kovmuş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır, orası ne kötü bir son duraktır!
7
Göklerin ve yerin orduları O'nundur. (Müminlere rahmet, kâfirlere ise azap melekleri indirir)
8
(Ey Muhammed) Biz seni şâhid, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
9
Ki (ey müminler) Allah'a ve Resulüne iman edesiniz. O’na (O’nun dinine ve Resulüne) yardım edesiniz, O'na (Rabbinize) tazimde bulanasınız ve O'nu sabah akşam tesbih edesiniz.
10
(Ey Muhammed) Muhakkak ki sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli (Kudret ve azameti) onların elinin üstündedir. (Onları destekler, mükâfatlara kavuşturur) Onun için kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği sözü tutarsa, Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.
11
Bedevilerden (savaştan) geri kalmış olanlar yakında sana: "Mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu, Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile" diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: Allah size bir zarar gelmesini dilerse veya bir fayda elde etmenizi isterse, O'na karşı kimin bir şeye gücü yetebilir? Hayır. (Siz yalan söylüyorsunuz) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
12
Aslında siz, Peygamberin ve müminlerin ailelerine bir daha dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu durum, sizin gönüllerinize hoş göründü de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak etmiş bir kavim oldunuz.
13
Kim Allah’a ve Resulüne iman etmezse bilsin ki biz, kâfirler için çılgın bir ateş hazırlamışızdır.
14
Göklerin ve yerin mülk ve hükümranlığı Allah'ındır, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Allah çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır!
15
(Ey iman edenler) Siz ganimetleri almak için gittiğinizde (Bedevilerden savaşa gitmeyip de) geride kalanlar size: "İzin verin de, peşinize düşelim" diyeceklerdir. Onlar Allah’ın kelamını (hükmünü) değiştirmek isterler. (Oysa ganimetler sırf biat'e iştirak edenlere mahsustur) De ki "Siz peşimizden gelemezsiniz, çünkü Allah daha önce sizin için böyle (takdir) buyurmuştur. Onlar bunun üzerine, "Hayır; siz bizi kıskanıyorsunuz, (öyle bir emir yoktur) diyeceklerdir. Onlar (sırf dünya nimetleri peşinde koşan) laf anlamaz kimselerdir.
16
Bedevilerden geride kalanlara de ki: "siz yakında zorlu bir kavimle savaşmaya çağırılacaksınız ve onlarla (İslamiyet’i kabul edinceye kadar) savaşacaksınız veya (o kavim) İslamiyet’i baştan kabul ederler. (De savaşmaya da gerek kalmayabilir) Eğer (Rabbinizin davetini kabul edip, emre) itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama evvelce döneklik yaptığınız gibi yine itaatten yüz çevirirseniz (biliniz ki) sizi çok şiddetli bir azaba uğratır.
17
(Bedevilerin sandığı gibi mal ve çoluk çocuk savaşa katılmamak için mazeret sayılamaz) A’mâ'ya, topala ve hasta olanlara vebal yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değildir) Kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse, Allah onu, ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de (savaştan) geri kalırsa onu, çok şiddetli bir azaba uğratır.
18
(Ey Muhammed) Andolsun ki, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, o müminlerden razı olmuştur. Kalblerinde olanı (sadakati) bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır.
19
Ayrıca onlara elde edecekleri birçok ganimetler de va'd etmiştir, Allah her şeye gücü yetendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
20
(Ey iman edenler, evet) Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler va’d etmiş şimdilik bunu (Hayber ganimetini) hemen vermiş ve düşmanlarınızın ellerini sizden çekmiştir. (Size saldırmaya cesaret edememişlerdir) ki bu, siz müminlere bir işaret olsun (Rablerinin her zaman kendilerinin yardımcısı olduğuna güvensinler) ve sizi doğru yola iletsin.
21
Bundan başka elde edemediğiniz ama Allah’ın sizin için sakladığı ganimetler de vardır. Allah, her şeye kadirdir.
22
(Evet onların ellerini sizden çekmiştik) Eğer o küfredenler, sizinle savaşmaya kalkışsalardı, mutlaka arkalarını dönüp kaçarlardı, sonra da ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirlerdi!
23
Allah’ın öteden beri süregelen sünneti (kanunu) budur, sen, Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! (Ki, hak ile batılın ayrılacağı yerde, küfürle iman ne zaman karşı karşıya gelse, Allah mutlaka küfre karşı imana yardımcı olur)
24
Mekke'nin göbeğinde sizi onlara muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi de onlardan çeken (barışı sağlayan) O'dur. Allah, yaptığınız her şeyi elbette görendir.
25
(Aslında onlar, henüz imana gelmemiş hakkı) İnkâr eden ve sizi Mescid-i Haram 'ı ziyaretten ve bekletilmekte olan kurbanlıkları mahalline ulaşmaktan men edenlerdir. Eğer Mekke'de, kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları, bilmeyerek ezmek suretiyle üzüntüye kapılmanız ihtimali olmasaydı. (Allah elbette savaşı önlemezdi) Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır, eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı, elbette -içlerinden- kâfir olanları çok çetin bir azaba çarptırırdık!
26
(Daha önce Hudeybiye'de) O küfredenler (andlaşma imzalanırken) kalblerindeki cahiliyet taassubunu ateşlendirdiklerinde ("Bu Allah'ın Resul'ünün Mekke halkı ile yaptığı anlaşmadır" diye yazılmaması hususunda direttiklerinde) Allah, Resul'ünün ve müminlerin üzerine sekînetini (sükunet ve güven hissini) indirdi! (De andlaşma imzalandı) Ve onları takva sözü üzerinde durdurdu. (*)Ve onlar buna layık ve ehil kimselerdi. (O müminler andlaşmayı korumaya ve ona uymaya ehil olan kimselerdi, müşrikler ise, andlaşmayı devam ettirme ehliyetine sahip değildiler. Andlaşma hükümlerine riayet etmediler) Allah her şeyi hakkıyle bilendir. (**)
27
Andolsun ki Allah, Resul'ünün gördüğü rüyanın hak olduğunu tasdik etti ki, Allah dilerse siz, güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak korkusuzca Mescid-i Haram 'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir, bundan önce size yakın bir fetih (Hayber zaferini) de verecektir!
28
Resul'ünü, -bütün dinlerden üstün kılmak üzere- hidâyet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter. (Ki)
29
Muhammed, Allah’ın Resulüdür, beraberinde bulunanlar da, kâfirlere karşı çetin -ve metin- kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları rüku'ya varanlar, secde edenler olarak görürsün onlar Allah'tan (daima) lütfunu ve rızasını isterler. Onlar yüzlerindeki secde izinden tanılırlar. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardır. Ki onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzer; bu ise, ekicilerin çok hoşuna gider. (Ashab hakkındaki bu benzetme) onunla kâfirleri öfkelendirmek içindir. (Çünkü onlar azlık ve zayıflık içinde işe başlamışlar, sonra çoğalmışlar, kuvvetlenmişler ve örnek bir topluluk vücuda getirmişlerdir içlerinden) İman edip sâlih ameller işleyenlere Allah hem bağışlanma, hem de büyük bir mükâfat va'd etmiştir.