1
Hamd; göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nun olan, Allah’a mahsustur. (Dünyada olduğu gibi) Ahirette de hamd O'nadır! (*) Hüküm ve hikmet sahibidir, herşeyden haberdar olandır O!..
2
Yere ne giriyor, oradan ne çıkıyor, gökten ne iniyor, oraya ne yükseliyor hepsini ancak O bilir. Çok merhametli olandır, çok bağışlayandır O!..
3
(Ahireti) İnkâr edenler, "kıyamet bize gelmeyecek" dediler. (Ey Muhammed) De ki: Gaybı bilen Rabbime andolsun ki o, mutlaka size gelecektir!.. Göklerde ve yerde bir zerre bile O'nun ilminin dışında kalamaz, ondan daha küçük ve büyüğü de kuşkusuz (katındaki) kitaptadır. (Orada yazılıdır)
4
(O kitap'ta her şey gibi, kulların -iyi kötü- amelleri de yazılıdır, hesapları ona göre görülür ki) İman edip, sâlih ameller işleyenlere, bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.
5
Birbiriyle yarış edercesine, ayetlerimizi hükümsüz kılmaya yeltenenlere ise çok çetin bir azap vardır.
6
(Ey Muhammed, o cahil müşrikler Kur'an'ı yalanlıyor diye tasalanma ki, kitap ehlinden) Kendilerine ilim verilmiş olanlar, Rabbinden sana indirilenin (Kur’an’ın) gerçeğin kendisi olduğunu görür, onun (bütün insanlığı) her şeye gücü yeten ve hamd'e layık olan Allah’ın yoluna ilettiğini kabul ederler.
7
(Ahireti) İnkâr edenler (ise) aralarında; "Size (kabirde) çürüyüp paramparça olduktan sonra, yeni bir yaratılışla dirileceğinizi haber veren adamı gösterelim mi?
8
Ya o; Allah'a karşı yalan uyduruyor; ya da onda delilik vardır" dediler. Hayır!.. (O, ne yalan uyduruyor, ne de onda delilik vardır, o size ancak Rabbinden aldığı gerçekleri bildiriyor) Ahirete inanmayanlar ise azaptadırlar. (Kendilerini cehennem azabına sürükleyen şirk ve küfür içindedirler) Doğru yoldan çok uzak düşmüşlerdir, derin bir sapıklık içindedirler. (Onun için öyle saçma sapan konuşuyorlar.)
9
Onlar, gökte ve yerde, önlerine ve arkalarına bakmıyorlar mı? (Hak ettikleri o azabı indirecek olsak, kaçıp kurtulacak bir yerleri var mı) Dilesek onları (Karun gibi) yerin dibine batırırız. Ya da (Eyke ahalisi gibi) üzerlerine gökten parçalar düşürür helak ederiz!.. Şüphe yok ki bunda (eşsiz kudret sahibi olduğumuzu belirten bu olaylarda) Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır. (Bize yönelen' has kullarımızı, elbette boş çevirmeyiz, nitekim)
10
Andolsun ki Davud'a, katımızdan bir lütufta bulunduk; "Ey dağlar, onunla beraber tesbihte bulunun" dedik. Kuşlara da böyle emrettik. Ona demiri yumuşak kıldık.
11
(Ey Davut) Bol ve uzun zırhlar yap ve (onları) dokumada özen göster! (Ey Davud hanedanı) "Salih ameller işleyin, ben, yaptıklarınızı elbette görenim" diye vahyettik.
12
Süleyman 'm emrine de rüzgârı verdik ki o rüzgârın sabah gidişi bir aylık; akşam dönüşü de bir aylık yol idi! (Böylece iki aylık yolu o, bir günde katederdi) Ona has olmak üzere, erimiş bakırı da bir sel gibi akıttık. Rabbinin izni ile cinlerden bir kısmını onu emrine verdik. Onlardan kim emrimizden çıkmaya çalışırsa, alevli bir ateşin azabını tattırdık.
13
Süleyman ne dilerse o cinler; kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar geniş çanaklardan ve sabit kazanlardan ağır işler yaparlardı. Ey Davud hanedanı (Rabbinizin verdiği nimetlere) şükrederek çalışın, kullarımdan şükredenler pek azdır." (Sizler onlar gibi olmayın) diye emrettik.
14
Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ölümünü cinlere ancak, onun değneyini kemirip yiyen bir ağaç kurdu fark ettirdi! (Süleyman a.s.’ı hayatta zannederek çalışıp duruyorlardı) O zaman -cinler- anladılar ki (gaybdan hiç haberleri yok) eğer gaybı bilselerdi, o çok meşakkatli işlerde çalışmak zorunda kalmazlardı!
15
Andolsun ki Sebe kavmi için oturdukları beldede bir ibret vardı, biri sağda diğeri solda, iki bahçeleri bulunuyordu. Onlara: "Rabbinizin rızkından yeyin ve O'na şükredin, işte güzel bir belde (size bu nimetleri ihsan eden) Rabb çok bağışlayandır" denildi.
16
Ama onlar (nankörlük ettiler, peygamberlerinin hak davetinden) yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların o güzelim iki bahçesini buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan, iki harap bahçeye çevirdik.
17
İşte biz onları, (verdiğimiz nimetlere) nankörlük ettikleri için böyle cezalandırdık. Biz nankör olanlardan başkasını hiç cezalandırır mıyız? (Elbette ki hayır! Oysa biz onlara nice nimetler ihsan etmiştik)
18
Onların yurdu ile mübarek kıldığımız beldeler arasında (konaklamaları için) birbirine yakın yerlerde kasabalar var ettik. "Oralarda gece gündüz korkusuzca (kervanlarla) seyahat edin" dedik. (Fakat onlar nankörlük ettiler)
19
"Ey Rabbimiz, yolculuklarımızın arasını uzaklaştır." (Şam ile Yemen arasını çöl yap da, herkes gelip gidemesin) dediler, böylece kendilerine yazık etmiş oldular. Biz de onları dillere destan ettik, parçaladık, darmadağın ettik.
20
Andolsun ki İblis (şeytan) onların aleyhindeki (onları doğru yoldan saptıracağı) zannını geçekleştirmiş oldu. Müminlerden bir topluluk dışında hepsi şeytana uydular!
21
Oysa İblis'in onlar üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu! (Ne onları sopayla dövdü, ne de bir zor kullandı, sadece aldattı, yalan va'adlerde bulunarak kendi yoluna çağırdı) Ancak ahirete gerçekten iman edenlerle, kuşkuda olanlar belli olsun diye ona bu fırsatı biz verdik. (Adem oğullarını da "Biliniz ki şeytan sizlerin en büyük düşmanınızdır" diyerek uyardık) Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır. (O, ayetlerine iman eden, emir ve yasaklarına karşı gelmeyen has kullarını şeytanın tasallutundan korur.)
22
(Ey Muhammed) De ki (ey müşrikler) Allah'ı bırakıp da ilah saydığınız şeylere (istediğiniz kadar) yalvarın, onlar göklerde ve yerde (hayır ve şerden) bir zerre miktarına bile sahip olamazlar. Onlar için (göklerde ve yerde) bir ortaklık da söz konusu olamaz. (Onlar ne yaratmak ne de, tasarrufta (haşa) Cenab-ı Hakk'ın ortağı değildirler) Allah’ın da, onlardan hiçbir yardımcısı yoktur. (O’nun hiçbir yardımcıya ihtiyacı yoktur, yarattığı mahlûkların tümü ise O'na muhtaçtırlar)
23
Allah’ın huzurunda, izin verdiği kimselerden başkasının şefaati yarar sağlamaz. Sonunda (şefaat izin çıkıp da, şefaate nail olanların) kalplerinden korku giderildiği zaman (onlar şefaat edenlere) "Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar, onlar da "Hakk'ı buyurdu" derler. (Dolayısıyle kâfirlere şefaat olmaz. ”Şefaat edenler, O'nun rızasına ermiş olandan başka kimseye şefaat etmezler." -Enbiya/28- ayetine uygun olarak, yalnız Allah'ın razı olduğu müminlere şefaat ederler.) O, eşsiz kudret sahibidir, yücelerin Yücesidir.
24
(Ey Muhammed) De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir? (Bunu hiç düşünmüyor musunuz? Hiç bir işe yaramayan putlarınız mı?) De ki: (bize göre hepimizi) Allah (rızıklandırıyor) O halde ikimizden biri ya doğru yoldadır, ya da sapıklık içindedir.
25
De ki: "(varsa) Bizim işlediğimiz günahlardan sorumlu olmazsınız, biz de sizin yaptığınız günahlardan sorulacak değiliz.
26
De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) hepimizi bir araya toplayacak, sonra da, aramızda hak ile hükmedecektir. O, her şeyi hakkıyle bilen, en adil ve en büyük hakimdir.
27
De ki: "O'na ortak koşmaya yeltendiğiniz kimseleri, gösterin bana!". (Bakalım onlarda böyle eşsiz bir hüküm verme yetkisi var mı?) Hayır. (Ondan başka ilah yoktur) Her şeye gücü yeten, yegane hüküm ve hikmet sahibi O!.. Allah’tır ancak!..
28
(Ey Muhammed) Biz seni ancak, bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ne var ki, insanların çoğu bilmezler. (Uyarılarının gerçek olduğunu bilip, kabul etmezler de)
29
"Eğer doğru sözlüler iseniz, o va’dedilen kıyamet ne zaman kopacak? (Bize bildirin bakalım, diye alay ederler)
30
De ki: "Size va’dedilen öyle bir gündür ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.
Sonraki 24 ayet →