2
(Ey insanlar) İşte (okuduğunuz) şu Kitap (Kur’an öyle bir kitaptır ki onda (onun, Allah katından gönderilmiş olduğunda) asla kuşku yoktur! (kitaplar içinde hak -kendisinde şüphe olmayan- Allah’ın kitabı olduğu bunun kadar kesinlik ve şüphesizlik ile bilinen ve doğru yolu bunun kadar gösteren hiçbir kitap yoktur. Bunun ne vahyinin niteliği ve inmesinde ve bir şüphe, ne de töhmet vardır.) O, Takva sahipleri (Rablerinin azabından sakınan, emir ve yasaklarını tam uygulayarak O'nun koruması altına girmeye hak kazanan kullar) için doğru yol rehberidir.
3
Ki onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah yolunda) harcarlar.
4
(Ey Muhammed) onlar hem sana indirilene (Kur'an'a) hem de senden önce indirilene (diğer semavi Kitaplara) inanırlar; ahirete de gönülden iman ederler.
5
İşte onlardır Rablerinden gelen bir hidayet üzerinde olanlar, işte onlar ancak kurtuluşa erenler!
6
(Ayetlerimizi ve ahireti) İnkar edenlere gelince; onları uyarsan da, uyarmasan da fark etmez, (ne kadar uğraşsan yine de) iman etmezler!
7
(Çünkü) Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözleri üzerinde de bir perde vardır. (Ahirette de) en büyük azap onlarındır. (Kalbin mühürlenmesinden murad; günah üstüne günah işlemekle kalp aynası görünmez hale gelmesi ve basiretin -manevi görme yeteneğinin- yitmesidir.)
8
İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.
9
(Akıllarınca) Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; oysa onlar ancak kendilerini aldatırlar da, bunun farkına varamazlar.
10
Onların kalplerinde (manevi bir) hastalık (iki yüzlülük, nifak hastalığı) vardır; (tevbe etmeyi hatırlarına bile getirmediklerinden) Allah da onların bu hastalığını artırmıştır. Söyledikleri yalanlara karşılık onlara şiddetli azap vardır.
11
Onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın!" denildiği zaman (suçlarını kabul etmezler de), "Biz ancak (bozulan düzeni) islah edicileriz" derler.
12
Haberiniz olsun ki, onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat bunun bilinçinde değildirler, (kalplerindeki nifak hastalığı onlara herşeyi ters gösterir)
13
Onlara:" (servetiniz ve bilginizle böbürlenmeyin, gelin) İnsanların (cahil de olsa gönülleri saf olan müslümanların) inandığı gibi iman edin" denildiğinde; "Biz o beyinsizlerin inandığı gibi inanır mıyız hiç" derler. Haberiniz olsun ki, asıl beyinsiz (ahmak) olan kendileridir, fakat (ne yazık ki) bunun bilincinde değildirler, (kalplerindeki kin ve hased onlara herşeyi ters gösterir)
14
Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler; fakat şeytanları ile (kendilerini azdıranlarla) başbaşa kaldıklarında: "Biz elbette sizinle beraberiz; Biz sadece (inandık diyerek) onlarla alay ediyoruz!" derler.
15
(Asıl) Allah onlarla istihza eder de; azgınlıkları içinde serseri olarak dolaşmalarına mühlet verir.
16
İşte onlar (bu gibi kimseler) hidayete karşılık sapıklığı satın alanlardır; ancak onların bu ticareti kar sağlamamış ve onlar doğru yolu da bulamamışlardır. (küfür karanlığında bocalayıp dururlar)
17
Onların durumu; (karanlık bir gecede yolu göstermek için) bir ateş yakan kimsenin haline benzer ki o ateş, çevresindekileri aydınlatınca; Allah onların (münafıkların, göz) nurlarını gidermiş (gözlerini kamaştırmış ve onları bu kez ışığın parlaklığının verdiği) karanlık (körlük) içinde, hiç bir şeyi göremez halde bırakmıştır! (nitekim Resulullah [s.a.s.]ın hak daveti karşısında Cenab-ı Hak münafıkları, -küfürleri yüzünden- hak güneşini göremez hale getirmiştir)
18
Onlar; sağırlar, dilsizler ve körler (sürüsü) gibidirler. Artık (Küfrü terk edip hakka) dönemezler! (çünkü Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürlemiştir, tevbe hatırlarına bile gelmez)
19
Yahut (onların Kur’an'ı dinlerken takındıkları davranış) gökten sağanak halinde yağmur boşanan, -içinde yoğun karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek çakışı bulunan- fırtınaya tutulmuş kimselerin haline benzer ki; ölüm korkusuyla (şaşırıp) yıldırımdan (cehennem azabından kurtulacaklarını sanarak azab haberlerini işitmemek için) parmaklarını kulaklarına tıkarlar... Allah, (kafirleri) çepeçevre kuşatandır!
20
O esnada; şimşek -neredeyse- gözlerini kapacakmış (kör edecekmiş) gibi çakıp da önlerini aydınlatınca (müjde ayetlerini işitince doğru yola girmek için) birkaç adım atarlar; (fakat şimşeğin parıltısı geçip de) karanlık üzerlerine çöktü mü, (sıra azab ayetlerine gelince) oldukları yerde (dona) kalırlar! Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Şüphe yok ki Allah her şeye kadirdir.
21
Ey insanlar (yalnız) sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize kulluk edin (O'nun azabından korunun) ki, Takva sahibi (kullardan) olabilesiniz!.
22
O; yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir tavan yaptı; gökten su indirip onunla (topraktan) çeşitli ürünlerden sizin için birçok rızık çıkardı! (bu eşsiz nimetleri başka bir güç size sağlayabilir mi?) O halde bile bile Allah'a asla ortak koşmayın!..
23
Eğer kulumuza (Muhammed s.a.s.’e) indirdiğimizden (Kur'an ayetlerinden) şüphe ediyorsanız ve iddianızda sadık kimselerseniz; haydi siz de onun benzeri bir sure (meydana) getirin, Allah'tan başka şahitlerinizi de (taptığınız putları ve bilginlerinizi de yardım için) çağırın.
24
Fakat yapamazsanız (ki asla yapamazsanız), artık kafirler için hazırlanan, yakıtı (sizler gibi) insanlarla (taptığınız putlar) taşlar olan o ateşten (cehennemden) sakının.
25
(Ey Muhammed) İman edip salih ameller işleyenlere ise müjde ver ki, (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetler onlarındır!.. Kendilerine o cennetlerden ne zaman bir meyva sunulsa, her defasında "bu evvelce de dünyada yediğimiz şeydi!" diyecekler. (Evet) Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir! (fakat aynısı değildir, dünyadaki saf olmayan, ahiretteki ise saftır, dünyadakiler posa bırakır, ahirettekiler ise tenden geçer ruha şevk ve haz verir, dünyadakiler bir müddet geçince çürür ve kokar, ahirettekiler ise, saflığını sonsuza dek korur) Orada onlar için tertemiz eşler de vardır! (ki o eşler de dünyadakilerden farklıdır, nurludurlar, saftırlar ki, dünyadaki şehvetlerin ahirette hiç yeri yoktur) Ve onlar cennetlerde sonsuza dek kalıcıdırlar!... (Kafirler verilen örnekleri ve bu teşbihleri hoş karşılamazlar da "temsiller, teşbihler Allah kelamına hiç yakışır mı?" derler)
26
Gerçek şu ki Allah (kullarını uyarmak için) bir sivrisineği, hatta (ondan değersiz veya) üstün olan bir şeyi misal getirmekten çekinmez; iman edenler onun Rablerinden gelen bir hak (hikmeti gereği) olduğunu bilirler, (o meseldeki hikmeti anlamaya çalışırlar) kafirler ise; "Allah bu misali vermekle ne demek istemiş?" derler, (de ayetlerinin gerçek olduğundan kuşkuya kapılırlar) Allah onunla (böyle örnekler vermekle insanlardan) bir çoğunu saptırır; bir çoğunu da doğru yola yöneltir. Allah ancak fasıkları şaşırtır! Bunlar birer imtihandır iman edenler kazanır, fasıklarsa kaybeder)
27
O (fasıklar) ki; Allah'a verdikleri sözü yerine getirmezler! (Ezelde Rablerinin huzurunda; "elestü birabbiküm- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ilahi hitabını "bela- Evet!" diyerek tasdik ettikleri halde bu ilahi antlaşmayı bozmaya-ayetlerini yalan saymaya- kalkışırlar) Allah'ın birleşmesini emrettiği şeyi keserler, (güzel amel yapmazlar, emirlerinin tersine hareket ederler) Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte onlar (dünyada ve ahirette) en büyük zarara uğrayanlardır!
28
(Ey kafirler) Nasıl oluyor da Allah'ı (Onun varlığını ve birliğini) inkar ediyorsunuz? (oysa) Siz ölüler halinde iken, sizleri O diriltti!... (Dünyaya gelmeden önce siz nerede idiniz?.. İlkin toprakta, sonra besin maddelerinde, sonra da baba ile ananızın döl hücrelerinde idiniz., ölüden farkınız yoktu! onların birleşmesiyle "fekonde hücre" oldunuz, ananızın karnında cenin haline, sonra bebek olup dünyaya geldiniz) Sonra da (eceliniz geldiğinde) sizi O öldürecek; tekrar sizi diriltecek ve sonunda (hesab vermek üzere) O'na (huzuruna) döndürüleceksiniz! (Evet, hesap vereceksiniz!... çünkü)
29
O, yeryüzünde ne varsa -hepsini-sizin için yarattı! (sizleri halife kıldı; diğer yaratıklarından farklı olarak- yaptığmız şeylerden sizleri sorumlu tuttu) Sonra (yaratma kudretini, iradesini) gökyüzüne yöneltti; onu yedi gök (ruhani yükselme durakları) olarak tanzim etti! (sizin Rabbinizin emir ve yasaklarına uyarak o duraklardan geçerek halifelik şerefini korumanızı diledi) O, herşeyi hakkıyle bilendir!
30
(Ey Muhammed, onları bu konuda uyar) Hani Rabbin meleklere (onları sınamak için): "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım!" deyince onlar (şaşırdılar da) "Biz seni hamd ile tesbih edip dururken; yeryüzünde bozgunculuk yapacak, orada kan dökecek birini mi (halife olarak) yaratacaksın!" dediler. Rabbin de onlara: "Ben sizin bilmediklerinizi de herhalde bilirim!'' buyurdu.
Sonraki 30 ayet →