1
Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar Kitab'ın (Kur'an’ın) ayetleridir. (Ey Muhammed) Sana Rabbinden indirilen haktır (gerçeğin ta kendisidir). Fakat insanların çoğu (Kur'an’ın Allah tarafından indirilmiş olduğuna) iman etmezler.
2
(Ey insanlar) Şu görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra emri arş üzerine hükümran olan, güneşi ve ay'ı buyruğu altına alan Allah’tır ki, bunların her biri belli bir vakte kadar (yörüngelerinde) seyredip duruyor. Her işi O, yönetiyor, Rabbinize kavuşacağınıza inanmanız için ayetleri O açıklıyor.
3
Yeryüzünü (enine boyuna yayıp) döşeyen, orada oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan O'dur ki, meyvelerden çifter çifter var ediyor; Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor; kuşkusuz bunlarda, düşünen bir toplum için bir çok ibretler vardır.
4
Yeryüzünde, birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, çatallı çatalsız hurmalıklar vardır ki bunların hepsi de aynı sudan beslenir (böyle iken) biz onlardan bazısını yemişlerinde (ve tadlarında) bazısından üstün kılarız. İşte bunlarda da, aklını kullanacak bir toplum için bir çok ibretler vardır.
5
(Ey Muhammed, sen en çok o müşriklerin senin peygamberliğini yalan saymalarına) Hayret edersin, oysa onların en çok şaşılacak sözleri "Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?'' demeleridir. (*) İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir, İşte onlar (kıyamet gününde) boyunlarına demir halkalar vurulacak olanlardır ve işte onlar cehennem ehlidirler ki, orada sonsuza dek kalacaklardır!
6
(Ey Muhammed, müşrikler) Senden iyilikten önce kötülüğü tez elden isterler. (Sen onlara müjdeci ve uyarıcı olduğunu, -iman edip sâlih ameller işleyenleri cennet ile müjdelediğini; şirk ve küfürde direnenleri ise dünyada azap, ahirette ise cehennem ile uyardığını- bildirirsin de, onlar senden cennete götürecek yollan soracakları yerde -ahirete inanmadıkları için- seninle, "azap ne zaman getir de görelim?" diye alay etme küstahlığında bile bulunurlar) Oysa onlardan önce nice örnekler geçmiştir, (helak olan ümmetlerin harabeleri gözleri önündedir). Gerçek şu ki, onların bu kadar zulmetmelerine (şirk ve küfürde direnip seninle alay etmelerine) rağmen Rabbin onlar için mağfiret sahibidir! (Onları hemen helak etmiyor, onlara pişman olup tevbe etme ve imana gelmeleri için süre tanıyor, onlar bu mühletten yararlanmayıp da böyle şımararak haddi aştıkları takdirde bilmelidirler ki) Kuşkusuz Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.
7
(Ey Muhammed) Kafirler (senin hak peygamber olduğunu inkar ederler de, evvelki peygamberler gibi) "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. (*) Sen ancak bir uyarıcısın ve her kavmin bir hidayet rehberi (peygamberi) vardır. (Senin görevin. Kur'an mucizesiyle insanları doğru yola davet etmektir.
8
(O kafirler, Rablerinin birliğine ve kudretine ait delil mi istiyorlar? O halde düşünmeleri gerekmez mi ki) Allah her dişinin neye gebe kaldığını (bitki, hayvan ve insan olsun herhangi bir dişinin hangi tohumdan döllenip gebe kaldığını, helalden mi yoksa haramdan mı olduğunu, mümin mi veya kafir mi olacağım) bilir. Rahimlerin neyi eksiltip, neyi artırdığını (rahimdeki yavrunun eksik uzuvlu mu, yoksa artık uzuvlu mu olacağını ve gebeliğin düşükle mi sonlanacağını, prematüre- erken doğum mu- yoksa geciken bir doğum mu olacağını) da bilir. (Sadece bunlar değil) Herşey Allah'ın katında bir ölçü İledir. (Herşeyin haddi ve hududu vardır, varlıkların ve canlıların kendine mahsus bir yeri vardır. Yaratılış kademelerinde aşamayacağı belli bir sınırı, bir ömrü bulunmaktadır.. ki zincirleme olarak bütün bu sebepler silsilesi bütünüyle Allah’a dayanır. O'nun ilmi ile çerçevelenmiş olmayan hiçbir şey yoktur)
9
O, gaybı da âşikârı da bilendir, yücelerin Yücesidir:
10
(Ey insanlar) Aranızdan sözünü gizleyen (kalbinde sır olarak tutan) ile onu açığa vuran ve gece karanlığında gizlenen ile gündüz sokakta yürüyen arasında (Cenab-ı Hakk'a göre) hiç fark yoktur, hepsinin durumu eşittir. (Hiçbir şey O'nun ilminin dışına çıkamaz, kimin iyi kimin kötü amel yaptığından ve kalbinde gizlediği şirk, küfür ve nifaktan anında haberdar olur.)
11
Her insanın önünde ve ardında; Allah'ın emriyle onu takip eden ve gözetleyen (melek)ler vardır (ki yaptığı her amelini defterine kaydederler, her insan gibi, toplumun tümünün -iman ve küfür- hangi istikamete meyletmesinin de önemi vardır.) Şüphe yok ki Allah, herhangi bir kavim yaratılışında bulunan güzel ahlakı değiştirmedikçe; (Rablerinin hüküm, emir ve yasaklarına riayet ettikçe) onlara bahşettiği nimeti -güzel ahlakı- elbette bozmaz. Fakat Allah bir kavme (şirk ve küfürde direndiklerinden ötürü) bir kötülük diledi mi, artık onu geri çevirecek hiçbir kuvvet yoktur. (İsteseler de istemeseler de Allah'ın murâd ettiği o kötülük ve ceza muhakkak meydana gelir.) Ve onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur!
12
Allah,, size -korku ve umud içinde- şimşeği (çaktırır ve) gösterir. (Siz de onu görünce hem korkarsınız hem de umuda kapılırsınız.. Yıldırım düşmesinden korkarsınız, fakat arkasından rahmet beklersiniz) Sonra da Allah (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirir. (İşte Kur’an da böyledir, kulları korku ve umud içinde yoğurarak selamete erdirir, bir toplumda kalblerde Allah korkusu yer etmişse o toplum ilahi rahmeti hak etmiş demektir)
13
Gök gürlemesi O'nu hamd ile tesbih eder. (Allah Teala'nın birliğini azametini ve kudretini ilan eder) Melekler de O'nu heybetinden dolayı tesbih ederler! Allah yıldırımlar gönderir de, onu dilediğine isabet ettirir, (onu yakar öldürür) buna rağmen kafirler hadlerini bilmezler de, Allah hakkında mücadele ederler. (O'nun birliğini inkar ederek Rablerine ortak koşarlar) Oysa O'nun cezası çok şiddetlidir!
14
Hak dua ancak O'nadır! (Tam yerine yapılmış olan dua ve yakarış, ancak Allah'a yapılan dua ve ibadettir, kafirlerin) Allah'ı bırakıp ta yalvarıp yakardıkları putlar ise kendilerine hiçbir şekilde karşılık veremezler. Onların durumu, uzaktan suya avucunu uzatan bir adamın haline benzer ki, ne kadar yalvarıp yakarsa su ağzına ulaşamaz. Kafirlerin (putlarına yaptıkları) duaları elbette sapıklıktan başka bir şey değildir.
15
Göklerde ve yerde olanların hepsi ve onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez Allah'a secde ederler. (O halde Allah'ı bırakıp da yaratıklardan birini ilah edinmek ve onlardan yardım dilenmek hiç doğru bir davranış olur mu?)
16
(Ey Muhammed) De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? (Onların cevabını beklemeden) De ki: "Allah'tır" (Çünkü onlar da bu gerçeği zaman zaman kabul etmek zorunda kalırlar) Deki: "O halde nasıl oluyor da, O'nu bırakıp da, -kendilerine bile ne bir yarar, ne de bir zarar vermeye güç yetiremeyen nesneleri (putları) -dost ve yardımcı ediniyorsunuz? De ki: Hiç kör ile gören (ibadetin hakkını ve layıkını bilmeyen cahil, müşrik, kalp gözü kör olan bir kimse ile Allah'ın birliğini tasdik eden, hakkı ve hakikati görüp kabul eden bir basiret sahibi) birbirine eşit olur mu? Ya da; karanlıklar ile aydınlık (delili olmayan, önü zifiri karanlık olan şirk ve küfür ile Allah'ın birliği inancı olan tevhid nuru) hiç birbirine eşit olur mu? (Aklı olan tevhid nurunu bırakıp da, şirk ve küfür karanlığına saplanır mı) Yoksa Allah’a; -O'nun gibi yaratan- bir takım ortaklar buldular da her iki yaratma kendilerine benzer mi göründü? De ki: "Allah herşeyi yaratandır. O, Birdir ve kahhâr'dır! (Herşeyi yok etme gücüne sahiptir, mülk ve hükümranlığında kendisine hiçbir ortak tanımaz ve buna muhtaç da değildir)
17
Allah; gökten su indirir de, dereler onunla dolar taşar!.. Yüze çıkan köpüğü -çerçöpü- ise sel alır götürür. (Bunun gibi) süslenmek için ateşte erittiğiniz madenlerin üzerinde de buna benzer bir köpük meydana gelir. İşte Allah, hak ile batılı böyle çarpıştırır. (Batıl olan) Köpük atılıp gider, insanlara yarar sağlayacak şey (hak) ise, yeryüzünde kalır; işte Allah böyle örnekler verir, (ki insanlar bu örneklerden gereken ibreti alsınlar).
18
(Ey insanlar, biliniz ki) Rablerinin (peygamber vasıtasıyle yaptığı) hak daveti kabul edenler için en güzel mükafat (cennet) vardır, kabul etmeyenlere gelince, -yeryüzünde olan şeylerin hepsi ve bir o kadarı kendilerinin olsa- azaptan kurtulmak için elbette tümünü fedâ etmek isterlerdi. (Fakat yine de kabul edilmezdi) İşte hesabın en kötüsü onlara uygulanır ki varacakları yer cehennemdir, orası ne kötü bir son duraktır!
19
(Ey Muhammed, öyle ya) Rabbimden sana indirilenin (Kur'an'ın) hak olduğunu bilen (ve ona tabi olan) kimse (onu inkar eden basiretten yoksun olan) o a'ma ile hiç eşit olur mu? Fakat bunu ancak selim akla sahip kimseler idrak ederler! (ki)
20
Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler, (Elest günü, Rablerinin, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet Rabbimizsin" cevabını verdiklerini asla unutmazlar, sadece Ona kulluk ederler) ve mîsâkı (Rableri ile olduğu gibi, kullar arasında yaptıkları andlaşmaları da) bozmazlar.
21
Allah’ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi (müminler arasındaki birliği) sağlarlar. (Akrabalara, fakirlere iyilik ve yardımda bulunurlar, toplumda çıkan ayrılığı gidermeye çalışırlar... Yaptıkları ve yapmadıkları amellerde) Rablerinden sakınırlar ve (ahirette) kötü duruma düşmekten korkarlar. (O gün gelip çatmadan evvel kendi kendilerini -vicdanlarında - hesaba çekerler)
22
Rablerinin rızasına ermek için (her sıkıntıya) katlanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık (Allah yolunda) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. (Bir kimseden kötü bir söz işitseler, kendileri güzel bir söz ile karşılıkta bulunurlar) İşte onlardır mutlu sonuca erecek olanlar!
23
(Onlar) Adn cennetlerine, atalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan yarılarına yanaşıp onlara:
24
(dünyada hak uğruna türlü sıkıntılara) Katlandığınız için selam olsun sizlere; (gördünüz) ahiret yurdu ne kadar güzel" diye nida ederler.
25
O kimseler (münafıklar) ki, Allah’ın ahdini -pekiştirdikten sonra- bozarlar! (İman ettik, dedikleri halde Rablerinin hüküm, emir ve yasaklarını tanımazlar, yemin ederek yaptıkları andlaşmalara da riayet etmezler) Allah’ın bitiştirilmesini emretti şeyi (müminler arasındaki birliği) bozmaya ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar, işte lanet onlaradır ve yurdun kötüsü (olan cehennem) de onlarındır!
26
(Ey insanlar biliniz ki) Allah, dilediği kulunun rızkını genişletir de daraltır da! (Bazan bir kafire büyük servet verdiği halde, bir mümini zaruret içinde bırakabilir.. bu, O'nun hikmeti ve imtihanı gereğidir.. bu bakımdan malım mülküm var diye böbürlenmemelidir.. çünkü o mal kafirin sorumluluğunu ve cezasını artırmaktan başka bir işe yaramaz) Müşrikler dünya hayatı ile şımardılar! (da fakir müminleri hor gördüler) Oysa ahiret nimetlerinin yanında, dünya hayatının zevk ve sefası geçici ve değersiz bir yararlanmadan başka birşey değildir.
27
O küfredenler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" dediler. (Peygamber'den -onun peygamber olduğuna inanmak için- safa tepesini altın'a çevirmesini, kendileri için pınarlar akıtmasını vs. istediler) (Ey Muhammed) De ki: "Allah, dilediğini (işte böyle) sapıklığa düşürür! (Rabbinin ayetlerini ve ahireti inkar eden dünya zevk ve sefasından başka bir şey düşünmeyen kafirlere şeytanı musallat eder. O da onları azdırdıkça azdırır, günah üstüne günah işletir, böyle olur olmaz taleplerde bulunmalarını telkin ederek onları sapıklık uçuruma sürükler) Kendisine yönelen kulunu ise hidayete erdirir.
28
Onlar ki iman etmişlerdir ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur! (Ey iman edenler) Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura eder.
29
İman edip de sâlih ameller işleyenler, ne mutlu onlara! Sonunda varılacak güzel yurt onlarındır.
30
(Ey Muhammed) İşte seni, -kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği- bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi (Kur'an'ı) onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman'ı inkar ediyorlar. ("Rahman ne imiş?" -Furkan/ 60- diyorlar) De ki: O, benim Rabbim'dir, O'ndan gayrı ilah yoktur, ben sadece O'na güvenip dayanırım ve dönüşüm de O'nadır!
Sonraki 13 ayet →