Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Alak 1 / 19
1
1,2. (Ey Muhammed!)¹ Yaratan² Rabbinin adıyla oku!³ Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan⁴ yarattı. 1 Bu sûrenin ilk beş âyeti, Efendimize inen ilk ayetlerdir. Hz. Peygambere, Hıra mağarasında iken, Cebrâil gelip şiddetli bir şekilde sıkıp, “oku!” der. Peygamberimiz, “ben okuma bilmem” der. Bu olay, üç defa tekrar eder. Sonra Cebrâil, bu beş âyeti indirir. 2 Halk (Yaratma): Doğru takdir etme, yoktan var etme, bir şeyi başka bir şeyden meydana getirme anlamlarına gelir. Halk, mastar olmasına rağmen ism-i mef’ûl (edilgen sıfat fiil) anlamında da kullanılır. O takdirde “yaratılan” manasındadır. Kelime yoktan var etme “ibdâ” ile eş anlamlı olduğunda, yalnızca Allah (c.c) için “hâlık” denilir. Bir başka şeyden meydana getirme, takdir etme anlamıyla “hâlık” Allah’tan başka varlıklar için de kullanılabilir. “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık. Bu, tamamen uydurmadan (yalan yaratmadan) başka bir şey değildir.” (Sâd: 7) “Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapmaktan ve sadece yalan üretmekten (yalan yaratmaktan) başka bir şey yapmıyorsunuz.” (Ankebut: 17) ayetlerindeki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratıyorsunuz” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor ve onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. Ancak, yaratma kelimesi Türkçede yoktan var etmek anlamında olduğu için Allah’tan başkalarına nispet edilmesi doğru değildir. Hâlik için Bk. (Haşr: 24) 3 Yani; okumaya başla. Gerçi sen, bu zamana kadar okumadın, (Ankebut: 48) kitabın ve îmanın esasını bilmezdin, (Şura: 52) şimdi yaratan rabbinin ismiyle başlayarak, oku! Bu emir, Hz. Peygamberi okuma bilmezken okur yapmış, ilk görevinin Allah’ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu bildirmiştir. Okumak için mutlaka yazı şart değildir. Okumanın en üst seviyesi de ezbere okumaktır. Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin en mükemmeli ezbere okumaktır. Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere, “yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından” dolayıdır. Rasulullah’ın kıraati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber’e bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurulmuştur. (بِاسْمِ رَبِّكَ) “Rabbinin adıyla” ifadesinden dolayı okumaya besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bazılarının bu bölümü, “yaratan Rabbin adına” diye tercüme etmesi olsa olsa keyfi bir yorum olabilir. 4 Alak: lügatte, “yapışıp ilişmek” mânâsınadır ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü “kana ve kırmızı kana” ve özellikle “uyuşuk kana” “alak” denilmiştir. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile ana karnındaki pıhtılaşmış kana da “aleka” denilmiştir. Bunlar “alak”ın maddî mânâsıdır. Daha geniş bilgi için Bk. (Hacc: 5, Mü’minun: 12-14) Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatlerde açıklanmıştır. Tefsir bilginleri, yaratılışın maddi yönünü göz önünde bulundurarak meni (sperma)nin aşılamasından sonra meydana gelen “kan pıhtısının” çoğulu olmasıyla yetinmişler ve bunu “en alçaktan en yükseğe yükselmeyi” göstermek için açıkça anlaşılan mânâ olarak görmüşlerdir.
M. Türk 96:1
2
1,2. (Ey Muhammed!)¹ Yaratan² Rabbinin adıyla oku!³ Ki O, insanı pıhtılaşmış bir kandan⁴ yarattı. 1 Bu sûrenin ilk beş âyeti, Efendimize inen ilk ayetlerdir. Hz. Peygambere, Hıra mağarasında iken, Cebrâil gelip şiddetli bir şekilde sıkıp, “oku!” der. Peygamberimiz, “ben okuma bilmem” der. Bu olay, üç defa tekrar eder. Sonra Cebrâil, bu beş âyeti indirir. 2 Halk (Yaratma): Doğru takdir etme, yoktan var etme, bir şeyi başka bir şeyden meydana getirme anlamlarına gelir. Halk, mastar olmasına rağmen ism-i mef’ûl (edilgen sıfat fiil) anlamında da kullanılır. O takdirde “yaratılan” manasındadır. Kelime yoktan var etme “ibdâ” ile eş anlamlı olduğunda, yalnızca Allah (c.c) için “hâlık” denilir. Bir başka şeyden meydana getirme, takdir etme anlamıyla “hâlık” Allah’tan başka varlıklar için de kullanılabilir. “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık. Bu, tamamen uydurmadan (yalan yaratmadan) başka bir şey değildir.” (Sâd: 7) “Siz kesinlikle Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapmaktan ve sadece yalan üretmekten (yalan yaratmaktan) başka bir şey yapmıyorsunuz.” (Ankebut: 17) ayetlerindeki (خَلَقَ) fiili, “yaratmak” anlamında değil, “iftira etmek” anlamındadır. Zâten iftira, aslı astarı olmayan yani yoktan meydana getirilen söz, demektir. “Yalan yaratıyorsunuz” demek, “yalan yere hayalden ibaret olan birilerine mabut veya şefaatçi diyor ve onlara tapıyor, onlardan şefaat bekliyorsunuz” demektir. Ancak, yaratma kelimesi Türkçede yoktan var etmek anlamında olduğu için Allah’tan başkalarına nispet edilmesi doğru değildir. Hâlik için Bk. (Haşr: 24) 3 Yani; okumaya başla. Gerçi sen, bu zamana kadar okumadın, (Ankebut: 48) kitabın ve îmanın esasını bilmezdin, (Şura: 52) şimdi yaratan rabbinin ismiyle başlayarak, oku! Bu emir, Hz. Peygamberi okuma bilmezken okur yapmış, ilk görevinin Allah’ı tanıtmak ve onun ismiyle okumaya başlamak olduğunu bildirmiştir. Okumak için mutlaka yazı şart değildir. Okumanın en üst seviyesi de ezbere okumaktır. Gözle okumaya, zihinden hatırlamaya okumak demek de mecazdır. Hakikaten kıraatin en mükemmeli ezbere okumaktır. Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere, “yüzünden okumanın sevap ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından” dolayıdır. Rasulullah’ın kıraati, yazıya ihtiyacı olmaksızın Allah tarafından kendine böyle inmiş olan Kur’ân’ı ezberinden en mükemmel şekilde okumaktır ki, kendi kendine veya namazda veya diğerlerine tebliğ için okumayı, okutmayı ve yazdırmayı kapsar. İşte eskiden hiç kitap okumamış, yazı yazmamış olan Ümmî Peygamber’e bu emir ile bir mucize olarak okunacak bir kitap verilmeye başlanmış ve kendisine yazmadan okuyacak okutacak, emir yoluyla yazdırtacak bir kıraat kudreti ihsan buyurulmuştur. (بِاسْمِ رَبِّكَ) “Rabbinin adıyla” ifadesinden dolayı okumaya besmele ile başlanması da emrolunmuştur. Bazılarının bu bölümü, “yaratan Rabbin adına” diye tercüme etmesi olsa olsa keyfi bir yorum olabilir. 4 Alak: lügatte, “yapışıp ilişmek” mânâsınadır ve mutlak şekilde ilişken ve yapışkan nesneye de denir. Bundan her türlü “kana ve kırmızı kana” ve özellikle “uyuşuk kana” “alak” denilmiştir. Kandan bir kısım olması itibariyle veya doğrudan doğruya ilişiklik mânâsı ile ana karnındaki pıhtılaşmış kana da “aleka” denilmiştir. Bunlar “alak”ın maddî mânâsıdır. Daha geniş bilgi için Bk. (Hacc: 5, Mü’minun: 12-14) Bunlardan başka “alak”, ruhanî ve manevî olarak “alâka” gibi aşk ve sevgi mânâsına geldiği de lügatlerde açıklanmıştır. Tefsir bilginleri, yaratılışın maddi yönünü göz önünde bulundurarak meni (sperma)nin aşılamasından sonra meydana gelen “kan pıhtısının” çoğulu olmasıyla yetinmişler ve bunu “en alçaktan en yükseğe yükselmeyi” göstermek için açıkça anlaşılan mânâ olarak görmüşlerdir.
M. Türk 96:2
3
3,4. Oku!¹ O, cömertliğinin sonu olmayan Rabbin, kalemle (yazmayı da)² öğretendir. 1 “Oku” emrinin tekrarı te’kid için düşünülürse; “tekrar tekrar oku”, yeni bir emir olarak düşünülürse; “başkalarına tebliğ veya öğretmek için oku” anlamına gelebilir. 2 Yani Peygamberine kalemsiz öğrettiği gibi, başkalarına kalemle öğreten de odur. Buradan ayrıca Peygamberler dışındakilerin, ancak kalemle yani “vasıtayla” öğreneceklerine, bir ihtar vardır. Tüm sahabe ilmi, vasıtalı öğrenmiş ve onlara ilim vehbî olarak verilmemiştir. Ama her ne hikmetse birçok sufi ekollerinde ve meşreplerde okumadan, yazmadan âlim olanlar türemiş ve bunların uydurduklarına Müslümanlar genellikle cahilliklerinden dolayı itimat etmişlerdir. Böylece Allah’ın indirdiği gerçek din olan İslam dinine paralel dinler icat etmişlerdir. Müslümanların bu proje dinleri bırakıp Allah’ın vasıta olarak gönderdiği Kitabına ve Peygamberinin sünnetine tabi olmaları elzemdir. Ayrıca (الْقَلَم) kelimesinin ma’rife (belirli) olmasından da; bilhassa din ilimlerinin olur-olmaz kalemlerden değil, bizzat o dini Allah’tan alıp insanlara öğreten peygamberden ve o peygamberden öğrenenlerden öğrenilmesi gerektiğine bir işaret olabilir.
M. Türk 96:3
4
3,4. Oku!¹ O, cömertliğinin sonu olmayan Rabbin, kalemle (yazmayı da)² öğretendir. 1 “Oku” emrinin tekrarı te’kid için düşünülürse; “tekrar tekrar oku”, yeni bir emir olarak düşünülürse; “başkalarına tebliğ veya öğretmek için oku” anlamına gelebilir. 2 Yani Peygamberine kalemsiz öğrettiği gibi, başkalarına kalemle öğreten de odur. Buradan ayrıca Peygamberler dışındakilerin, ancak kalemle yani “vasıtayla” öğreneceklerine, bir ihtar vardır. Tüm sahabe ilmi, vasıtalı öğrenmiş ve onlara ilim vehbî olarak verilmemiştir. Ama her ne hikmetse birçok sufi ekollerinde ve meşreplerde okumadan, yazmadan âlim olanlar türemiş ve bunların uydurduklarına Müslümanlar genellikle cahilliklerinden dolayı itimat etmişlerdir. Böylece Allah’ın indirdiği gerçek din olan İslam dinine paralel dinler icat etmişlerdir. Müslümanların bu proje dinleri bırakıp Allah’ın vasıta olarak gönderdiği Kitabına ve Peygamberinin sünnetine tabi olmaları elzemdir. Ayrıca (الْقَلَم) kelimesinin ma’rife (belirli) olmasından da; bilhassa din ilimlerinin olur-olmaz kalemlerden değil, bizzat o dini Allah’tan alıp insanlara öğreten peygamberden ve o peygamberden öğrenenlerden öğrenilmesi gerektiğine bir işaret olabilir.
M. Türk 96:4
5
İnsana bilmediklerini de ancak O öğretti.
M. Türk 96:5
6
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.
M. Türk 96:6
7
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.
M. Türk 96:7
8
6,7,8. Hayır! Doğrusu insan (ne zaman) kendisini kendisine yeterli görse, mutlaka azgınlık eder. Hâlbuki dönüş, mutlaka Rabbinedir.
M. Türk 96:8
9
9,1. Baksana! Şu Namaz kıldığı zaman, (Allah’ın) kulu’nu engelleyene...¹ 1 Müfessirlerin ittifakıyla buradaki namaz kılan kul, Peygamber Efendimiz, onu engelleyen de Ebû Cehil’dir. O, “Peygamberimizi namaz kılarken görürse boynunu çiğneyip, yüzünü sürteceğine” dâir putları üzerine yemin eder ve dediğini yapmak için, Efendimiz namaz kılarken yanına varır. Fakat aniden arkasına dönüp korkarak çekilir ve: “onunla benim aramda ateşten bir hendek ve bir takım kanatlar vardı.” der. Efendimiz de: “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu parçalardı” buyurur. (Ahmed, Müslim, Neseî)
M. Türk 96:9
10
9,1. Baksana! Şu Namaz kıldığı zaman, (Allah’ın) kulu’nu engelleyene...¹ 1 Müfessirlerin ittifakıyla buradaki namaz kılan kul, Peygamber Efendimiz, onu engelleyen de Ebû Cehil’dir. O, “Peygamberimizi namaz kılarken görürse boynunu çiğneyip, yüzünü sürteceğine” dâir putları üzerine yemin eder ve dediğini yapmak için, Efendimiz namaz kılarken yanına varır. Fakat aniden arkasına dönüp korkarak çekilir ve: “onunla benim aramda ateşten bir hendek ve bir takım kanatlar vardı.” der. Efendimiz de: “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu parçalardı” buyurur. (Ahmed, Müslim, Neseî)
M. Türk 96:10
11
11,12. Ne dersin? Ya o (namaz kılan) kul, gerçekten dosdoğru yolda ise veya Allah’a karşı hata etmekten sakınmayı emrediyorsa?¹
M. Türk 96:11
12
11,12. Ne dersin? Ya o (namaz kılan) kul, gerçekten dosdoğru yolda ise veya Allah’a karşı hata etmekten sakınmayı emrediyorsa?¹
M. Türk 96:12
13
Ne dersin? Ya da bu (adam), hakkı yalanlıyor ve ona sırtını dönüyorsa?
M. Türk 96:13
14
O (adam, yaptıklarını) Allah’ın gördüğünü hiç bilmiyor mu?
M. Türk 96:14
15
15,16. Hayır, (gerçek onun zannettiği gibi değil.) Eğer o, (bu davranışından) vazgeçmezse, yemin olsun ki Biz onu, perçeminden, hem de o yalancı ve günâhkâr perçeminden¹ tutup (cehenneme) sürükleyeceğiz.² 1 Nâsıye: Alındaki saç, yani “perçem” demektir. Alına, alnın üstüne, başın ön tarafına da nâsiye, denilir. Burada kastedilen, kinâye olarak o şahsın kendisidir. 2 (لَنَسْفَعاً)’in sonundaki tenvin, te’kid içindir. Nun-i te’kid-i muhaffefe’nin farklı yazılış şekli de olabilir. Çünkü fillerin sonuna tenvin gelmez.
M. Türk 96:15
16
15,16. Hayır, (gerçek onun zannettiği gibi değil.) Eğer o, (bu davranışından) vazgeçmezse, yemin olsun ki Biz onu, perçeminden, hem de o yalancı ve günâhkâr perçeminden¹ tutup (cehenneme) sürükleyeceğiz.² 1 Nâsıye: Alındaki saç, yani “perçem” demektir. Alına, alnın üstüne, başın ön tarafına da nâsiye, denilir. Burada kastedilen, kinâye olarak o şahsın kendisidir. 2 (لَنَسْفَعاً)’in sonundaki tenvin, te’kid içindir. Nun-i te’kid-i muhaffefe’nin farklı yazılış şekli de olabilir. Çünkü fillerin sonuna tenvin gelmez.
M. Türk 96:16
17
17,18. Bizim Zebanileri¹ çağıracağımız zaman o da taraftarlarını toplasın bakalım! 1 Zebani: Lügatte esas olarak, polis yani “zabıta kuvveti” demektir. Kelime olarak çoğuldur. Terim olarak, cehenneme gidenlerle meşgul olan azap melekleri, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi anlamlarına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in altı ayrı sûresinde dokuz âyette “zebânî” kelimesine atıflar vardır. Kelime açık olarak ve “ez-zebâniyye” şeklinde yalnız bu âyette geçmektedir. Fahruddin er-Râzî "ez-Zebâniyye"yi: “Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır” şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için de onlara “zebânî” denmiştir.
M. Türk 96:17
18
17,18. Bizim Zebanileri¹ çağıracağımız zaman o da taraftarlarını toplasın bakalım! 1 Zebani: Lügatte esas olarak, polis yani “zabıta kuvveti” demektir. Kelime olarak çoğuldur. Terim olarak, cehenneme gidenlerle meşgul olan azap melekleri, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi anlamlarına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in altı ayrı sûresinde dokuz âyette “zebânî” kelimesine atıflar vardır. Kelime açık olarak ve “ez-zebâniyye” şeklinde yalnız bu âyette geçmektedir. Fahruddin er-Râzî "ez-Zebâniyye"yi: “Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır” şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için de onlara “zebânî” denmiştir.
M. Türk 96:18
19
Hayır! Sakın ona boyun eğme, sadece (Allah’a) secde et ve yaklaş.
M. Türk 96:19
Alak suresi tamamlandı