Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Tin 1 / 8
1
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki, 1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.
M. Türk 95:1
2
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki, 1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.
M. Türk 95:2
3
1,2,3. İncir’e, Zeytin’e,¹ Sina dağına² ve şu güvenli beldeye³ yemin olsun ki, 1 Tefsirler, Tin ve Zeytin hakkında başlıca iki görüş nakletmişlerdir: 1. Tin ve Zeytin; bu ad ile meşhur olan incir ve zeytin yemişleri veya ağaçlarıdır. Zira lügat itibariyle görünen bu olduğu gibi bir kısım âlimlerden “O, sizin şu inciriniz ve zeytininizdir”, tabirleriyle rivayet edilmiş ve İbnu Abbas’a da nispet edilmiştir. Bunlarda, bir mecaz veya kinaye kastedildiğini gösteren bir ipucu bulunmayınca, açık olan incir ve zeytin diye bildiğimiz meyveler olmasıdır. 2. Birçok tefsirci de: Burada “tin” ve “zeytun”dan maksat yemiş değil, bu isimlerle anılan mübarek yerlerdir. “Tur-i Sinin ve Beled-i Emin” ile beraber zikredilmeleri de bunu gösteren bir karinedir. Bu yerlerin nereleri olduğuna gelince de birer dağ ismi, mescid ismi, belde ismi olması hakkında üç görüş zikretmişlerdir. Bu takdirde Allah, Nebilerin yetiştiği yerlere yemin etmiş demektir. “Tin” denilen dağ İsa (a.s)’nın; “Zeytin, yani Şam” İsrail Oğullarına gelen peygamberlerin çoğunun gönderildiği yer; “Tur”, Musa (a.s)’nın peygamber gönderildiği yer; “Beled-i Emin” de Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak gönderildiği yerdir denilmiştir. En doğrusunu Allah bilir. 2 (سِينِينَ)’in ağaçlı, güzel anlamı varsa da kastedilenin Sina dağı olduğu hakkındaki rivâyetler kuvvetlidir. Bu üç bölge Hz. Mûsa ve Hz. İsa’nın yaşadığı topraklardır. 3 Hemen hemen bütün tefsirciler buna, “Mekke” demişlerdir. Çünkü Beled Sûresi’nde de geçtiği üzere Mekke’nin bir ismi de “Beled”tir. Mekke, insanlara bir sevap yeri, bir sığınak olan Ka’be ve İbrahim’in makamı olarak Beled-i Emîn adıyla tanınmıştır. (Bakara: 125) “Emin” ise, "emanet" kökünden “emniyette kılan, zulüm ve haksızlık yapmaktan uzak, kendisine bırakılan şeyi iyi koruyan, güvenilir” demektir.
M. Türk 95:3
4
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
M. Türk 95:4
5
Sonra da onu aşağıların en aşağısı¹ kıldık.² 1 Yani, bir zaman sonra, “o en güzel biçimde yaratılan insanı” aşağıların en aşağısına çevirip döndürdük. Yahut “Sefillerin en sefili yaptık.” Yahut “o güzel biçimden döndürüp de maddî ve manevî olarak kötülenmiş en sefil bir halde cehenneme veya cehennemin en aşağı tabakasına doğru ittik.” Temizlik yerine eğrilik, güzellik yerine çirkinlik, sıhhat yerine hastalık, gençlik yerine ihtiyarlık, akıl ve bilgi yerine bunaklık ve cahillik, çalışma ve gayret yerine tembellik, bolluk yerine darlık, güçlük yerine zelillik dönemine, ondan hayata karşılık ölüme, çürüyüp kokmaya, ondan kıyamette, dünyaya karşılık cehenneme veya cehennemin en alt tabakasına doğru ittik. (Elmalılı) 2 Esasen 5. ve 6. ayetlerin anlamı, istisnadan dolayı beraber düşünülmesi gerekir. Bu durumda iki ayetin toplu manası: “Şüphesiz kendilerine hesapsız bir mükâfat verilecek olan, (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışındaki (kâfir)leri de aşağıların en aşağısı kıldık.” şeklinde olur. Bu durumdan ise, insanlardan iman etmeyenlerin iradesine ve yaşayışına bir müdahale anlaşılamaz. İmansızlıklarından dolayı “aşağıların en aşağısı” kılındıkları anlaşılır. Zaten bu kimselerin hayatlarına ve yaşayışlarına bakılırsa bu iki ayetin tezahürü açıkça görülür.
M. Türk 95:5
6
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar bunun dışındadır ve onlara, hesapsız bir mükâfat vardır.¹ 1 Aynı âyet için Bk (İnşikak: 25)
M. Türk 95:6
7
(Ey Muhammed!) artık bundan sonra, din hakkında sana kim yalan söyletebilir? ¹ 1 Bu âyet; “(Ey insanoğlu!) artık bundan sonra sana dini ne yalanlatabilir?” diye de tercüme edilebilir.
M. Türk 95:7
8
Hüküm verenlerin en iyi hüküm vereni, Allah değil mi? ¹ 1 Hz. Peygamber (s.a.v)’in: “Her kim Tin suresini okuyup da, ‘Allah hâkimlerin hâkimi değil midir?’ âyetine geldiğinde; ‘Evet, ben de ona şahitlerdenim.’ desin” buyurmuştur. Bazı rivayetlere göre de Resulullah (s.a.v) bu âyete geldiği vakit " Evet, Allah’ım sen noksan sıfatlardan uzaksın," derdi. (Tirmizî, Ebu Davud)
M. Türk 95:8
Tin suresi tamamlandı