Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Duha 1 / 11
1
1,2. O kuşluk vaktine¹ ve sakinleştiği zaman geceye² yemin olsun ki, 1 Duhâ: Güneşin parlayıp yükselmeğe başladığı, “gündüzün gençliği” diye bilinen kuşluk zamanıdır. Yahut kuşluk vakitleri içinde seçkin bir kuşluk vaktine ki, hakikat güneşinin Muhammed ufkundan doğup “âlemlere rahmet olarak” her tarafa elçilik göreviyle ışıklar saçmaya başladığı zamana işarettir. 2 Yani tam tavına gelip durduğu, içindekilerin sakinleştiği vakit ki, gecenin başından bir süre geçtikten sonraki orta anlarıdır. O vakit karanlık artacağı kadar artmış, örteceğini örtmüş, kararını bulmuş, bir de ses seda kesilmiş, dinmiş olur.
M. Türk 93:1
2
1,2. O kuşluk vaktine¹ ve sakinleştiği zaman geceye² yemin olsun ki, 1 Duhâ: Güneşin parlayıp yükselmeğe başladığı, “gündüzün gençliği” diye bilinen kuşluk zamanıdır. Yahut kuşluk vakitleri içinde seçkin bir kuşluk vaktine ki, hakikat güneşinin Muhammed ufkundan doğup “âlemlere rahmet olarak” her tarafa elçilik göreviyle ışıklar saçmaya başladığı zamana işarettir. 2 Yani tam tavına gelip durduğu, içindekilerin sakinleştiği vakit ki, gecenin başından bir süre geçtikten sonraki orta anlarıdır. O vakit karanlık artacağı kadar artmış, örteceğini örtmüş, kararını bulmuş, bir de ses seda kesilmiş, dinmiş olur.
M. Türk 93:2
3
(Ey Muhammed!) Rabbin seni terk etmediği¹ gibi, sana darılmadı da.² 1 Tevdî: Aslında misafirin veda etmesi yani giderken kalanlara “hoşça kalın, Allah’a ısmarladık” gibi hoşluk duasıyla bırakıp gitmesi ve böyle veda ile uğurlanması demek olup sonra mutlak şekilde terk edip bırakmak manasına da kullanılmıştır. Yüce Allah hakkında bu bildiğimiz mana ile veda ve uğurlama tasavvur edilemeyeceğinden burada da terk manasıyla tefsir edilmiştir. 2 Tebbet Sûresi nâzil olunca Ebû Leheb’in karısına, “Muhammed (s.a.v) seni hicvetti” denildi. Bunun üzerine bu karı, Peygamberimize geldi ve: “Ey Muhammed! Beni niye hicvettin?” dedi. Peygamberimiz de; “Vallahi seni ben hicvetmedim, Allah hicvetti.” buyurdu. Efendimiz bir süre bekledi, fakat vahiy inmedi. Derken o karı geldi ve “sahibini görmüyorum, her halde seni terk etmiş veya darılmış.” dedi. Bu olay üzerine bu sûre indirildi. (Elmalılı)
M. Türk 93:3
4
Hem senin her sonun, bir öncesinden mutlaka daha iyi olacaktır.¹ 1 Ey Muhammed! Senin bulunduğun her halinin sonrası, öncesine göre daha hayırlı olacaktır. Yani sen, sürekli olarak hayırdan, daha hayırlısına yükseleceksin. Eğer bu âyet, “senin için âhiret, dünyadan daha hayırlıdır” diye anlaşılırsa; “ölmek senin için daha hayırlıdır.” demek olur ki, bu Peygamberi, vefata davet demektir.
M. Türk 93:4
5
Rabbin sana (lütfundan) öyle verecek öyle verecek ki sen, (bunlardan) hoşnut olacaksın.
M. Türk 93:5
6
(Ey Muhammed!) O Allah seni, benzersiz bir şekilde yaratıp¹ himâye etmedi mi? 1 Yetim, esasen; “küçükken babası ölen çocuk,” demek olup bunda, “tek başına yalnız kalmış olmak” manası vardır. İstiare olarak ise; “benzersiz ve nadir bulunan kıymetli şey” demektir. Son derece kıymetli inciye de “dürr-i yetim” denilir. Yukarıdaki tercüme bu anlamın daha uygun olduğu düşünülerek yapılmıştır. Yani, O Allah, “Seni halk içinde benzersiz, imkân sedefinden eşsiz olarak seçip de kalbini kendisine çevirmek suretiyle koruma ve himayesinde barındırmadı mı?” anlamı da verilebilir. Bu âyetin anlamı; “O seni yetim iken bulup, barındırmadı mı?” diye de yapılabilir.
M. Türk 93:6
7
Seni, ne yapacağını bilmez bir durumda bulup,¹ hak yola iletmedi mi? 1 Dâll: Yitik, hangi yola gireceği hususunda şaşkın yahut yanlış yola giden, yolunu sapıtmış manalarına gelir. “Sizin arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da.” (Necm: 2) buyurulmuş olan Rasulullah (s.a.v) hiçbir zaman akıl ve dinde sapık mânâsına “dâll” olmamıştır. Allah’ın birliğine inanarak yetişmiş, hiçbir puta secde etmemiş, Allah’tan başka ilâh tanımamış ve hiç bir kötü fiil işlememişti. Her hususta güvenilir kişi olarak tanınmıştı. Takip edilmesi gereken, soyut akıl ile bulunması mümkün olmayan, Hak din ve şeriatının ne olması gerektiğini ve Dünyayı saran bu buhranın içerisinden nasıl çıkılıp da Hakk’a ulaşılacağını, bilmiyordu. Kitap okumasını bilmez, cihana ruh yayacak olan iman ve İslâm’ın ayrıntılı temel esaslarından gafil idi. (Yusuf: 3, Ankebut: 48, Şura: 52) İşte burada, “Seni yol bilmez buldu.” buyurulması, bu şekilde peygamberlikten önce ve çocukluk çağlarındaki gafillik ve şaşkınlık hallerine işarettir.
M. Türk 93:7
8
Seni yoksul¹ bulup zengin etmedi mi? 1 Âil; ihtiyaç sahibi, yoksul, çok çocuk sahibi yoksul, demektir. Zâten Peygamber Efendimize babasından, bir deve ile bir cariyeden başka miras kalmamıştı.
M. Türk 93:8
9
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.¹ Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. ² 1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı) 2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.
M. Türk 93:9
10
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.¹ Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. ² 1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı) 2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.
M. Türk 93:10
11
9,10,11. Öyleyse sakın yetimi hor görme, isteyeni de azarlama.¹ Ve Rabbinin nîmetini (minnet ve şükranla) anlat da anlat. ² 1 Sâil (السَّائِلُ): “dilenci ve soru soran,” anlamına gelir. Azarlama emri; kovmamayı gerektirdiği için, dilenciyi, azarlamanın yasaklanmış olması, istemede ısrar etmediği durumdadır. Eğer istemede ısrar eder de yumuşak bir şekilde reddetmek fayda vermezse o vakit azarlamada bir sakınca yoktur. Hasan el-Basri’ye göre, “sail”den maksat, mal isteyen değil, “ilim ve din ile ilgili soru soran” demektir ve ilim soran kimseye ilmi olan kimsenin cevap vermemesi kesinlikle yasaktır. Bir hadis-i şerifte: “Kendisine bir ilim sorulup da onu gizleyen kimseye, ateşten bir gem vurulur” buyrulmuştur. Mutlak manada “sâil” lafzı, dilenci manasında asıl olmakla beraber “dileyen, dilenen” veya hangi suretle olursa olsun “isteyen, soran,” mutlak olarak da “talep eden” manasını taşır. (Elmalılı) 2 Bu sûreden itibaren “Nas sûresinin” sonuna kadar her sûrenin bitiminde “tekbir” almak sünnettir.
M. Türk 93:11
Duha suresi tamamlandı