1
O gökyüzüne ve sabahyıldızı’na,¹ yemin olsun.
1 Târık: Bir ses işitilecek şekilde vurmak, çarpmak, demektir. Yol anlamına gelen “tarik” de aynı köktendir. Çünkü yolcular yola ayak vururlar. Bu suretle “târık” esasen tokmak vurur gibi “şiddetle vuran” demek olduğu halde daha sonra “ayak vurmak, yol tepmek” mefhumuyla örfi lügatte, “yola giden yolcu”ya isim olmuştur. Sonra bilhassa “gece gelen” manasında özelleşerek mecazen, “geceleyin gelip kapı çalan ziyaretçi” veya “gönül hoplatan ziyaretçi” anlamını ifade etmiştir. Daha sonra bu manadan genişletilerek her ne olursa olsun, “geceleyin zuhur edip göze, gönüle çarpan” her şey, hatta “hayalî suretler” için bile kullanılmıştır. Bir de “Târık” hassaten sabaha karşı doğan “sabahyıldızına” dahi denilir. Burada öncesine ve sonrasına uygun olduğu için Târık’ın bu manada kullanıldığı daha belirgindir.
2
-Bu târık’ın tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
3
O (karanlığı delen) parlak ve yüksek bir yıldızdır.-¹
1 Necm-i sâkıb: Delen yıldız demek olup, ışığının kuvvetinden dolayı karanlığı deliyor gibi görünen parlak yıldız demektir. Yüksek yıldız veya sabahyıldızı anlamına da gelir. Bu ifâdeyle; karanlıkları sabahyıldızı gibi nuruyla delerek insanlara yol gösteren ve onları küfürden kurtaran “Kur’an veya Peygamber” (s.a.v), istiâre yoluyla kastedilmiş olabilir.
4
Üzerinde kendisini görüp gözeten bir koruyucu bulunmayan hiç kimse¹ yoktur. ²
1 “Hiç kimse” ifadesi ayetteki “kasr”ı yansıtmak için konulmuştur. 2 (لَمَّا) istisna edatı olarak tercüme edilmiştir.
5
(Şu insan) neden yaratıldığına bir baksın!
6
6,7. O, (erkeğin ve kadının) beli¹ ile göğüsleri² arasından,³ aniden boşalan (canlı)⁴ bir sudan yaratılmıştır.
1 Sulb: Sırttan kuyruk sokumuna kadar olan ve içerisinden sinirlerin geçtiği omurga, yani “bel” demektir. 2 Terâib: Terîbe’nin çoğuludur. Göğüs kemikleri, yani; iki meme ile boyun arası veya göğsün sağ ve sol tarafından dörder kaburga kemikleri demektir. 3 Sulb ile terâib bedenin arka ve önden iki cephesidir ki, bunların arası tenasül uzuvlarının bulunduğu yerdir. Buna göre “sulb ile terâib aras”ı, bedenin genel duruşuna göre ortasında bulunan tenasül uzuvlarından kinâye olur. Âyetin kastedilen anlamı da, “O, (erkeğin ve kadının) tenasül uzuvlarından, aniden boşalan (canlı) bir sudan yaratılmıştır.” şeklinde olabilir. Aynı zamanda sulb erkeğe, terâib kadına, işaret olarak düşünülürse “araları” da ikisinin bir araya gelmelerinden kinâye olur. Buna göre de âyetin anlamı, “O, erkeğin ve kadının bir araya gelmesiyle, aniden boşalan (canlı) bir sudan yaratılmıştır.” şeklinde olabilir. Konu ile ilgili Bk. Elmalılı. 4 Genelde “atılan” diye edilgen sıfat fiil (ism-i mef’ul) olarak tercüme edilen (دَافِقٌ) esas anlamıyla; etken sıfat fiil (ism-i fâil) olarak tercüme edilmiştir.
7
6,7. O, (erkeğin ve kadının) beli¹ ile göğüsleri² arasından,³ aniden boşalan (canlı)⁴ bir sudan yaratılmıştır.
1 Sulb: Sırttan kuyruk sokumuna kadar olan ve içerisinden sinirlerin geçtiği omurga, yani “bel” demektir. 2 Terâib: Terîbe’nin çoğuludur. Göğüs kemikleri, yani; iki meme ile boyun arası veya göğsün sağ ve sol tarafından dörder kaburga kemikleri demektir. 3 Sulb ile terâib bedenin arka ve önden iki cephesidir ki, bunların arası tenasül uzuvlarının bulunduğu yerdir. Buna göre “sulb ile terâib aras”ı, bedenin genel duruşuna göre ortasında bulunan tenasül uzuvlarından kinâye olur. Âyetin kastedilen anlamı da, “O, (erkeğin ve kadının) tenasül uzuvlarından, aniden boşalan (canlı) bir sudan yaratılmıştır.” şeklinde olabilir. Aynı zamanda sulb erkeğe, terâib kadına, işaret olarak düşünülürse “araları” da ikisinin bir araya gelmelerinden kinâye olur. Buna göre de âyetin anlamı, “O, erkeğin ve kadının bir araya gelmesiyle, aniden boşalan (canlı) bir sudan yaratılmıştır.” şeklinde olabilir. Konu ile ilgili Bk. Elmalılı. 4 Genelde “atılan” diye edilgen sıfat fiil (ism-i mef’ul) olarak tercüme edilen (دَافِقٌ) esas anlamıyla; etken sıfat fiil (ism-i fâil) olarak tercüme edilmiştir.
8
8,9. Şüphesiz Allah’ın gücü, bütün gizliliklerin ortaya döküleceği (mahşer) günü, insanı tekrar yaratmağa elbette yeter.
9
8,9. Şüphesiz Allah’ın gücü, bütün gizliliklerin ortaya döküleceği (mahşer) günü, insanı tekrar yaratmağa elbette yeter.
10
(İşte o gün) insanın gücü de yardımcısı da yoktur.¹
1 O vakit o insan için ne bir kuvvet vardır ne de bir yardımcı. Yani Allaha karşı kendisini müdafaa etmek, sırlarını meydana döktürmemek için o gün insanın ne kendinde bir kuvvet bulunur, ne de hariçten bir yardımcı.
11
11,12. Yağmur yağdıran göğe ve (onunla) yarılıp çatlayan yeryüzüne yemin olsun ki,
12
11,12. Yağmur yağdıran göğe ve (onunla) yarılıp çatlayan yeryüzüne yemin olsun ki,
13
13,14. Şüphesiz o (Kur’an hak ve bâtılı) ayırt edici bir sözdür ve o asla bir şaka değildir.
14
13,14. Şüphesiz o (Kur’an hak ve bâtılı) ayırt edici bir sözdür ve o asla bir şaka değildir.
15
15,16. O (kâfirler) tuzak kuruyorlarsa, Ben de onların tuzaklarına karşılık veririm.
16
15,16. O (kâfirler) tuzak kuruyorlarsa, Ben de onların tuzaklarına karşılık veririm.
17
Onun için sen kâfirlere mühlet ver ve onlara biraz zaman tanı.