1
O burçlara¹ sahip gökyüzüne,
1 Burç: Bakanların gözüne çarpacak kadar yüksek köşk, şehir surlarının, kalelerin yüksek yerleri demektir. (Bk. Nisâ: 78) Gökyüzündeki yıldız takımlarından her birine de burç denilir ve bunlar on iki tanedir. Fal için kullanılan on iki burç ise tamamen itibarîdir. Bu âyette Allah, burçların fal yönüne değil, yaratılış yönüne yemin etmektedir. Burçları fal için kullanmak ise haramdır. Bk. (Hicr: 16, Furkan: 61)
2
O söz verilen, (kıyamet) gününe,
3
(O kıyamet gününe) şâhitlik edene ve edilene¹ yemin olsun.
1 Burada birçok görüş olmakla birlikte en zâhir olan mana; o gün hazır olup da o Kıyameti gören veya onda şahitlik edecek olanlarla, görülecek ve şehadet edilecek olan vukuatın hepsine şâmil olmak üzere her hangi bir şahit ve şahitlik edilen olaylar olmasıdır. (Elmalılı)
4
4,5. Kahrolsun o tutuşturulan alevli ateşle doldurulmuş, hendek¹ sahipleri.²
5
4,5. Kahrolsun o tutuşturulan alevli ateşle doldurulmuş, hendek¹ sahipleri.²
6
6,7. Bir zamanlar onlar,¹ o (ateşin) çevresine oturmuşlar ve Müslümanlara yaptıklarını² seyrediyorlardı.
1 Ashâb’ül Uhdûd: Allah’a inananları, ateş dolu hendeklere atarak cezâlandıran kâfir bir topluluktur. Bunların kimler olduğu ve ne zaman nerede yaşadığı hakkında birçok rivâyet varsa da bu rivâyetlerin doğruluğu kesin değildir. Bu olayın sadece Kur’an’da anlatıldığı kadarıyla bilinmesi en doğrusudur. 2 Yani, hem Müslümanları ateşe atıyorlar, hem de oturup onları seyrediyorlardı.
7
6,7. Bir zamanlar onlar,¹ o (ateşin) çevresine oturmuşlar ve Müslümanlara yaptıklarını² seyrediyorlardı.
1 Ashâb’ül Uhdûd: Allah’a inananları, ateş dolu hendeklere atarak cezâlandıran kâfir bir topluluktur. Bunların kimler olduğu ve ne zaman nerede yaşadığı hakkında birçok rivâyet varsa da bu rivâyetlerin doğruluğu kesin değildir. Bu olayın sadece Kur’an’da anlatıldığı kadarıyla bilinmesi en doğrusudur. 2 Yani, hem Müslümanları ateşe atıyorlar, hem de oturup onları seyrediyorlardı.
8
8,9. O (kâfirler) onlardan sadece yüceliğinin sonu olmayan, her türlü övgüye layık olan, göklerin ve yerin hâkimiyeti kendisine ait olan Allah’a îman ettikleri için, intikam alıyorlardı. Ve (şunu iyi bilin ki) Allah, (yaptığınız) her şeyi görüp durmaktadır.
9
8,9. O (kâfirler) onlardan sadece yüceliğinin sonu olmayan, her türlü övgüye layık olan, göklerin ve yerin hâkimiyeti kendisine ait olan Allah’a îman ettikleri için, intikam alıyorlardı. Ve (şunu iyi bilin ki) Allah, (yaptığınız) her şeyi görüp durmaktadır.
10
Şüphesiz inanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra tevbe etmeyenlere, hem cehennem azabı hem de yakıcı bir azap vardır.
11
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar için, zemîninden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte en büyük kurtuluş da budur.
12
Rabbinin intikamı çok şiddetlidir.
13
13,14. (Her şeyi) başlangıçta yaratan da sonra onu (âhirette) tekrar yaratacak olan da O (Allah)’tır. Ve O çok bağışlayan (ve kullarını) çok sevendir.¹
1 Vedûd: Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Sözlükte “sevmek, muhabbet etmek” anlamındaki “vüdd” kökünden türemiş mübalağa bildiren bir sıfat olan “vedûd”, “çok seven, çok sevilen” demektir. Esmâ-i hüsnâdan biri olarak “sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de vedûd ismi esmâ-i hüsnâdan olan “rahîm” ve “gafur” isimleriyle birlikte iki âyette geçmektedir (Hûd: 90, Burûc: 14). Vedûd ismi Tirmizî’ye ve İbnu Mâce’ye ait esmâ-i hüsnâ listelerinde bulunmakta, ayrıca hadis kaynaklarında Efendimizin teheccüd namazında okuduğu uzun duaların birinde, “Allahım! Sen rahîmsin, vedûdsün, dilediğini yapansın” niyazı yer almaktadır. (Tirmizî)
14
13,14. (Her şeyi) başlangıçta yaratan da sonra onu (âhirette) tekrar yaratacak olan da O (Allah)’tır. Ve O çok bağışlayan (ve kullarını) çok sevendir.¹
1 Vedûd: Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Sözlükte “sevmek, muhabbet etmek” anlamındaki “vüdd” kökünden türemiş mübalağa bildiren bir sıfat olan “vedûd”, “çok seven, çok sevilen” demektir. Esmâ-i hüsnâdan biri olarak “sâlih kullarını çok seven ve onlar tarafından çok sevilen” mânasına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de vedûd ismi esmâ-i hüsnâdan olan “rahîm” ve “gafur” isimleriyle birlikte iki âyette geçmektedir (Hûd: 90, Burûc: 14). Vedûd ismi Tirmizî’ye ve İbnu Mâce’ye ait esmâ-i hüsnâ listelerinde bulunmakta, ayrıca hadis kaynaklarında Efendimizin teheccüd namazında okuduğu uzun duaların birinde, “Allahım! Sen rahîmsin, vedûdsün, dilediğini yapansın” niyazı yer almaktadır. (Tirmizî)
15
15,16. Bütün kâinat mülkünün sahibidir, şânı yücedir. Dilediği her şeyi eksiksiz yapandır.
16
15,16. Bütün kâinat mülkünün sahibidir, şânı yücedir. Dilediği her şeyi eksiksiz yapandır.
17
17,18. Sana o, Firavun ve Semud’un ordularının haberi geldi mi?
18
17,18. Sana o, Firavun ve Semud’un ordularının haberi geldi mi?
19
Doğrusu, (bunlar anlatıldığı halde) kâfirler, hâlâ inkâr edip duruyorlar.¹
1 Buradaki (بَلْ) çağdaş kâfirlerin halini beyana intikal içindir. Yani, kâfirler, hâlâ Allah’ın kudretine ve Kur’an’ın doğruluğuna inanmıyorlar! (Elmalılı)
20
Oysa Allah onları arkalarından (ilmiyle) kuşatmıştır.
21
21,22. Hayır! (Kâfirler yalanlasalar bile) o, Levh-i Mahfuz’dan¹ indirilen çok şerefli bir Kur’ân’dır.
1 Levh-i Mahfûz: Arapça’da “korunmuş levha” demektir. İslâm’da; “olmuş ve olacak her şeyin yazılmış olduğu manevî levhaya” bu ad verilir. Olmuş ve olacak şeyler Allah’ın bilgisine bağlı olduğundan Levh-i Mahfuz doğrudan Allah’ın ilim sıfatı ile ilgilidir. Korunmuş olarak nitelenmesinin nedeni, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Levh-i Mahfuz, Kur’an’da Ümm’ül-Kitap (Kitapların Anası), Kitab’un-Hafîz (Koruyan Kitap), Kitab’un-Mübin (Apaçık Kitap), Kitab’un Meknun (Saklanmış Kitap), İmam’un-Mubin (Apaçık Kitap) ve sadece “kitap” olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için Kitab’ul-Kader (Kader Kitabı) de denir. Levh-i Mahfuz adı Kur’an’da yalnız Bu ayette geçer. Bu ayette Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’da bulunduğu bildirilir ancak hiçbir tanım getirilmez. Buna karşılık birçok ayette nitelikleri belirtilerek tanımlanır. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı (En’âm: 59), olacak şeylere ait bilgileri saklayan (Kaf: 4), yeryüzüne ve insanlara gelecek tüm belaların yazılı bulunduğu (Hadid: 22) her şeyin sayılıp tespit edildiği (Yasin: 12), gökte ve yerdeki tüm gizliliklerin açıkça belirtildiği (Neml: 75), temiz yaratılan meleklerden başka kimsenin dokunamayacağı apaçık, korunmuş, koruyan, saklanmış ve ana kitap’tır.
22
21,22. Hayır! (Kâfirler yalanlasalar bile) o, Levh-i Mahfuz’dan¹ indirilen çok şerefli bir Kur’ân’dır.
1 Levh-i Mahfûz: Arapça’da “korunmuş levha” demektir. İslâm’da; “olmuş ve olacak her şeyin yazılmış olduğu manevî levhaya” bu ad verilir. Olmuş ve olacak şeyler Allah’ın bilgisine bağlı olduğundan Levh-i Mahfuz doğrudan Allah’ın ilim sıfatı ile ilgilidir. Korunmuş olarak nitelenmesinin nedeni, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır. Levh-i Mahfuz, Kur’an’da Ümm’ül-Kitap (Kitapların Anası), Kitab’un-Hafîz (Koruyan Kitap), Kitab’un-Mübin (Apaçık Kitap), Kitab’un Meknun (Saklanmış Kitap), İmam’un-Mubin (Apaçık Kitap) ve sadece “kitap” olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için Kitab’ul-Kader (Kader Kitabı) de denir. Levh-i Mahfuz adı Kur’an’da yalnız Bu ayette geçer. Bu ayette Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’da bulunduğu bildirilir ancak hiçbir tanım getirilmez. Buna karşılık birçok ayette nitelikleri belirtilerek tanımlanır. Buna göre Levh-i Mahfuz içinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı (En’âm: 59), olacak şeylere ait bilgileri saklayan (Kaf: 4), yeryüzüne ve insanlara gelecek tüm belaların yazılı bulunduğu (Hadid: 22) her şeyin sayılıp tespit edildiği (Yasin: 12), gökte ve yerdeki tüm gizliliklerin açıkça belirtildiği (Neml: 75), temiz yaratılan meleklerden başka kimsenin dokunamayacağı apaçık, korunmuş, koruyan, saklanmış ve ana kitap’tır.