1
Gök yarıldığı zaman,¹
1 Aynı ifâde için Bk. (Rahman: 37)
2
Rabbinin emrini dinleyip, kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman,¹
1 Aynı âyet için Bk. (İnşikâk: 5)
3
Yeryüzü dümdüz edildiği zaman,
4
4,5. İçindekileri dışarıya atıp,¹ tamamen boşalarak Rabbinin emrini dinleyip, kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman,² (var ya!)
1 Yani; “ölüleri kabirlerinden fırlattığı, içerisindeki ağırlıklarını dışarıya attığı…” demektir. 2 Aynı âyet için Bk. (İnşikâk: 2)
5
4,5. İçindekileri dışarıya atıp,¹ tamamen boşalarak Rabbinin emrini dinleyip, kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği zaman,² (var ya!)
1 Yani; “ölüleri kabirlerinden fırlattığı, içerisindeki ağırlıklarını dışarıya attığı…” demektir. 2 Aynı âyet için Bk. (İnşikâk: 2)
6
“-Ey insan! (Unutma ki) sen, Rabbine kavuşuncaya kadar çalışıp çabalayacaksın. Sonunda da mutlaka Ona kavuşacaksın.-”¹
1 Yani: Ey insan! Sen dünyada, rahat yüzü görmeyeceksin. Rahat ancak âhirettedir. Öyleyse kendine, Allah’ın sana verdiği bu özelliklere yakışacak yaşayış biçimini ve Onun huzuruna çıktığında seni rahata kavuşturacak yolu seç. Bu âyet, öncesi ve sonrası arasında bir cümle-i mu’tarıza durumundadır.
7
(O gün,) kitabı sağ eline verilenler,
8
Hesabını kolayca verecek,¹
1 Âyetin tercümesi: “kolay bir hesaba tabi tutulacak.” şeklinde de olabilir. Hz. Aişe’den: Peygamber (s.a.v): “kıyamet günü hesaba çekilen kimse, helâk olur.” buyurdu. Ben de; Ey Allah’ın Rasûlü! Allah, “(O gün) kitabı sağ eline verilenler, hesabını kolayca verecek.” buyurmuyor mu? Dedim. O da: “o hesaba çekilme değil, sadece bir arzdır. Eğer bir kimse inceden inceye hesaba çekilecek olursa, helâk olur.” buyurdu. (Buharî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud)
9
Ve ailesine sevinçli bir şekilde dönecek.¹
1 O gün, sadece Allah’ın huzuruna çıkmaya yüzü olmayanlar birbirinden kaçacak, Allah’ın has kulları sevinç ve huzur içerisinde olacaklardır. Bk. (Hakka: 19-20, Abese: 34-36)
10
(O gün) kitabı arkasından verilenler ise,
11
Derhal, yok olmayı isteyecek,
12
Ve ardında da cehenneme girecek.
13
Çünkü o (bir zamanlar) ailesi içerisinde keyif çatıyordu.
14
(Ve) o, rahatının asla bozulmayacağını zannediyordu.
15
Ama tam tersine Rabbi, onun (ne yaptığını) görüp duruyordu.
16
16,17,18. Hayır! (Başka söze lüzum yok!) Akşamın alaca karanlığına,¹ geceye ve içerisinde barındırdığı şeylere ve dolunay haline gelen aya yemin olsun ki;
1 Şafak: Akam güneş battıktan sonra ufukta görünen kırmızılığın ismidir ki aslı “tül gibi incelik” manasınadır. Kalbin inceliği manasına gelen “şefkat” de incelik manasınadır. Türkçede şafak, fecir, yani sabahleyin tan ağarması manasına kullanılmış ise de bu, amiyane bir tabirdir. Arapça ve şer’î ıstılahta şafak, “fecre mukabil olarak gurub vaktinden sonraki kırmızılıktır” ki akşam namazı vaktidir.
17
16,17,18. Hayır! (Başka söze lüzum yok!) Akşamın alaca karanlığına,¹ geceye ve içerisinde barındırdığı şeylere ve dolunay haline gelen aya yemin olsun ki;
1 Şafak: Akam güneş battıktan sonra ufukta görünen kırmızılığın ismidir ki aslı “tül gibi incelik” manasınadır. Kalbin inceliği manasına gelen “şefkat” de incelik manasınadır. Türkçede şafak, fecir, yani sabahleyin tan ağarması manasına kullanılmış ise de bu, amiyane bir tabirdir. Arapça ve şer’î ıstılahta şafak, “fecre mukabil olarak gurub vaktinden sonraki kırmızılıktır” ki akşam namazı vaktidir.
18
16,17,18. Hayır! (Başka söze lüzum yok!) Akşamın alaca karanlığına,¹ geceye ve içerisinde barındırdığı şeylere ve dolunay haline gelen aya yemin olsun ki;
1 Şafak: Akam güneş battıktan sonra ufukta görünen kırmızılığın ismidir ki aslı “tül gibi incelik” manasınadır. Kalbin inceliği manasına gelen “şefkat” de incelik manasınadır. Türkçede şafak, fecir, yani sabahleyin tan ağarması manasına kullanılmış ise de bu, amiyane bir tabirdir. Arapça ve şer’î ıstılahta şafak, “fecre mukabil olarak gurub vaktinden sonraki kırmızılıktır” ki akşam namazı vaktidir.
19
Elbette siz, halden hale¹ geçeceksiniz.
1 Yani siz, hep aynı halde kalmayacaksınız. Gençlik, yaşlılık, ölümden sonra diriliş, mahşerde cezâ ve mükâfat aşamasına geleceksiniz.
20
Bu böyleyken; o (kâfirlere) ne oluyor da inanmıyorlar?
21
Ve kendilerine Kur’ân okunduğu zaman (niçin) secde etmiyorlar?¹
1 Yani, onun emir ve yasaklarına boyun eğmiyorlar ve secde etmeleri gerekirken, secde etmiyorlar? Bu âyetteki secde; Hanefilere göre vacip, Şafii’lere göre sünnettir.
22
Tam tersine o kâfirler bir de (onu) yalanlıyorlar.
23
Oysa Allah onların gönüllerinde sakladıklarını¹ çok iyi biliyor.
1 Yani; gönüllerinde ne gibi fikirler, bozuk inançlar beslediklerini, tasdik etmeleri gerekirken neden yalanladıklarını, bununla neler kazanmak, kaplarına neler doldurmak, defterlerine neler yazdırmak istediklerini Allah tamamıyla biliyor. (Elmalılı)
24
(Ey Muhammed!) Artık sen onları acı bir azapla müjdele (de sevinsinler!)
25
Şüphesiz (Allah’ın istediği gibi) îman edip (inandığı) iyi işleri yaşayanlar, bunun dışındadır ve onlara hesapsız bir mükâfat vardır. ¹
1 Aynı âyet için Bk. (Fussilet: 8, Tin: 6)