1
Ölçüp-tartarken çalanlara¹ yazıklar olsun!²
1 Mutaffifîn: mutaffif’in çoğuludur. Mutaffif: “alırken fazla, verirken eksik ölçen” demektir. Yani, ölçüp tartarken bir şeyler çalan kimselere “mutaffifîn” denilir. 2 Veyl: “vay, yazık, vay haline, yazıklar olsun” demektir. Bir de veyl, “helâk oldu veya olsun” manasına beddua olarak da kullanılır. Ayrıca “veyl”, cehennemde bir vadinin veya kapının da ismidir. Bu âyet: “O gün cehennem, ölçüp-tartarken, çalanlara aittir.” şeklinde de tercüme edilebilir.
2
Onlar, insanlardan bir şey alırken tam ölçerler,
3
Başkalarına bir şey ölçerken veya tartarken de eksik ölçer ve tartarlar.
4
4,5. Yoksa onlar o büyük günde (hesap vermek için) diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
5
4,5. Yoksa onlar o büyük günde (hesap vermek için) diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
6
İşte o gün tüm insanlar âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklar.
7
Hayır, (sakın böyle olmayın!) Çünkü (Allah’ın) isyankâr kullarının yazısı kesinlikle Siccîn’dedir.
8
Bu Siccîn’in tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
9
O, sağlam yazılı,¹ (yanlış ihtimâli olmayan) bir kitaptır.²
1 Merkûm: Terkim olunmuş veya “rakamlı” demektir. Rakm ve terkim, yazı yazmak ve yazıya nokta ve hareke koyarak açıklık vermek ve alâmet koymak manalarına gelir. Hesap alâmeti olan “rakam” da bundan alınmıştır. Bu kelimeye burada beş mana verilmiştir: 1. Açık, tam ve sağlam yazılı, yanlış ihtimali yok, 2. Alametli, alâmeti yazılmış, 3. Tacirin kumaşına koyduğu gibi işaretli, kayıtlı, 4. Mühürlü, damgalı, 5. Kumaşın çizgi ve nakışları gibi silinmez. Bunların hepsi: “Tek ve şüpheden uzak, tahriften salim, her görenin anlayacağı vechile kendilerine verilecek olan kitapları, yazıları, böyle sağlam bir sicilde yazılıdır.” şeklinde birleştirilebilir. (Elmalılı) 2 Bazıları (مَرْقُومٌ كِتَابٌ)’a siccîn’den bedel demişlerdir. Bu durumda önceki sorunun cevabı verilmemiş, siccîn nedir? Kitab-ı merkum nedir? gibi suâl tekrar edilmiş, siccînin neden ibaret olduğu tefsir edilmemiş olur. Hâlbuki yukarılarda zikr olunduğu üzere Kur’anın üslûbunda mazi sîgasiyle (اَدْرٰيكَ وَمَٓا) denildiği zaman cevabı bildirile gelmiştir. Onun için bunun bedel değil “o bir kitab-ı merkumdur” diye suâle cevap olarak siccîni tefsîr olması daha doğrudur. (Elmalılı)
10
O gün, (âhireti) yalanlayanların vay haline!¹
1 Aynı âyet için Bk. (Mürselat: 15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 47, 49)
11
Onlar, din gününü de yalanlıyorlar.
12
12,13. Hâlbuki o günü ancak kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman; “(bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyen saldırgan ve günâha düşkün kimse yalanlar.
13
12,13. Hâlbuki o günü ancak kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman; “(bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyen saldırgan ve günâha düşkün kimse yalanlar.
14
Hayır, (onlar öyle değil!) Aksine, onların işledikleri günâhlar, kalplerinin üzerine pas¹ bağlamıştır.²
1 Burada “lâm”ın, “râ”ya idğam olunmaması için “Hafs Rivâyetine göre” lâm’da hafif bir sekte yapılır. Eğer bu idğam yapılırsa (بَلْ رَانَ) terkibi (بَرَّان) şeklinde okunacağından anlam değişir ve namazda böyle okunursa namaz sahih olmaz. 2 Peygamberimiz: “Kul bir günâh işleyince kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer vazgeçip, tevbe eder ve istiğfar ederse kalbi yine parlar. Yok, döner tekrar yaparsa o leke artar, sonunda kalbini tamamen kaplar. İşte Allah’ın kitabında bahsettiği ‘rân’ budur.” buyurmuştur. (Tirmizî, Neseî, İbn-i Mâce)
15
Hayır! Doğrusu onlar o gün, Rablerini asla göremeyecekler.
16
Çünkü onlar, kesinlikle cehenneme girecekler.
17
Sonra da onlara: “İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (cehennem)dir.” denilecek.
18
Hayır! (Sakın bunlardan olmayın! Allah’ın) itaatkâr kullarının yazısı da kesinlikle İlliyyîn’dedir.
19
Bu İlliyyîn’in tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
20
O; sağlam yazılı, (yanlış ihtimâli olmayan) bir kitaptır.
21
Ve onun şâhitleri is, Allah’a yaklaştırılmış (melekler)dir.
22
Şüphesiz (Allah’ın) itaatkâr kulları, (âhi-rette) nîmetler içerisindedirler.
23
Onlar tahtlar üzerinde etraflarına bakarlar.
24
Sen onları yüzlerindeki nîmet pırıltısından tanırsın.
25
Onlara, kapağı ilk defa açılan, lezzetli bir içecek sunulur.
26
Onun sonu da misk kokar. Artık imrenecekler, işte buna imrensinler.
27
27,28. (O içeceğin) karışımı, (Allah’a) en çok yaklaştırılanların¹ içecekleri bir kaynak olan Tesnim’dendir.²
1 Mukarrabûn: Mukarrab kelimesinin çoğuludur. Bunlar, Kur’an’da Allah’ın kendilerinden övgüyle bahsettiği kimselerdir ve kısaca, “Allah’ın katında yakınlığa, en yüksek mertebe ve makama erdirilmiş iyi kullardır” şeklinde tanımlanabilir. Bu kullar, azîmet ile amel ederek cenneti kazanan kimselerdir. Bu sebeple de normal Müslümanların iyi gördükleri şeyler mukarrabûn için kötüdür.(حَسَنَاتُ الْاَبْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ) denilmiştir. Vakıa:10 ve 11. ayette bahsedilen sabikûn’un, mukarrabûn olduğu ifâde edilerek her ikisi de aynı anlamda kullanılmıştır. Yani mukarrabun, Allah’ın huzurunda bütün mertebelerin ilerisinde bulunan “sabikûn”dur. Bu iyi kullar Cennette Tesnîm’den içeceklerdir. Tesnîm, Cennet nehirlerinin en efdali olduğu gibi mukarrabûn da Cennet ehli’nin en efdalidir. Bu kelime, Nisa: 172, Mutaffifin: 21. ayetlerde ise Allah’ın katında yakınlığa ve yüksek mertebelere sahip melekler anlamında kullanılmıştır. 2 Tesnim: Yukarı yükseltmek, terfi etmek anlamında mastardır. Cennet kaynaklarından bir çeşme ve Cennet içeceklerinin en yükseğidir. Bu âyetten Allah’a en çok yaklaştırılanların tesnimi sürekli, diğerlerinin ise ikram edilince içeceği, anlaşılmaktadır.
28
27,28. (O içeceğin) karışımı, (Allah’a) en çok yaklaştırılanların¹ içecekleri bir kaynak olan Tesnim’dendir.²
1 Mukarrabûn: Mukarrab kelimesinin çoğuludur. Bunlar, Kur’an’da Allah’ın kendilerinden övgüyle bahsettiği kimselerdir ve kısaca, “Allah’ın katında yakınlığa, en yüksek mertebe ve makama erdirilmiş iyi kullardır” şeklinde tanımlanabilir. Bu kullar, azîmet ile amel ederek cenneti kazanan kimselerdir. Bu sebeple de normal Müslümanların iyi gördükleri şeyler mukarrabûn için kötüdür.(حَسَنَاتُ الْاَبْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ) denilmiştir. Vakıa:10 ve 11. ayette bahsedilen sabikûn’un, mukarrabûn olduğu ifâde edilerek her ikisi de aynı anlamda kullanılmıştır. Yani mukarrabun, Allah’ın huzurunda bütün mertebelerin ilerisinde bulunan “sabikûn”dur. Bu iyi kullar Cennette Tesnîm’den içeceklerdir. Tesnîm, Cennet nehirlerinin en efdali olduğu gibi mukarrabûn da Cennet ehli’nin en efdalidir. Bu kelime, Nisa: 172, Mutaffifin: 21. ayetlerde ise Allah’ın katında yakınlığa ve yüksek mertebelere sahip melekler anlamında kullanılmıştır. 2 Tesnim: Yukarı yükseltmek, terfi etmek anlamında mastardır. Cennet kaynaklarından bir çeşme ve Cennet içeceklerinin en yükseğidir. Bu âyetten Allah’a en çok yaklaştırılanların tesnimi sürekli, diğerlerinin ise ikram edilince içeceği, anlaşılmaktadır.
29
Doğrusu o günâhkârlar (dünyada iken) inananlara gülüyorlardı.¹
1 Ebû Cehl, Velîd b. Mugîre ve benzeri müşrikler; Ammar, Bilâl, Habbab, (r.a) gibi Müslümanlarla alay ediyorlar ve onların durumuna gülüyorlardı. Bu âyet bu olay üzerine indirilmiştir. (Kurtubî)
30
Onlarla karşılaştıklarında, kaş göz ederek alay ediyorlardı.
Sonraki 6 ayet →