Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Mutaffifın 1 / 36
1
Ölçüp-tartarken çalanlara¹ yazıklar olsun!² 1 Mutaffifîn: mutaffif’in çoğuludur. Mutaffif: “alırken fazla, verirken eksik ölçen” demektir. Yani, ölçüp tartarken bir şeyler çalan kimselere “mutaffifîn” denilir. 2 Veyl: “vay, yazık, vay haline, yazıklar olsun” demektir. Bir de veyl, “helâk oldu veya olsun” manasına beddua olarak da kullanılır. Ayrıca “veyl”, cehennemde bir vadinin veya kapının da ismidir. Bu âyet: “O gün cehennem, ölçüp-tartarken, çalanlara aittir.” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 83:1
2
Onlar, insanlardan bir şey alırken tam ölçerler,
M. Türk 83:2
3
Başkalarına bir şey ölçerken veya tartarken de eksik ölçer ve tartarlar.
M. Türk 83:3
4
4,5. Yoksa onlar o büyük günde (hesap vermek için) diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
M. Türk 83:4
5
4,5. Yoksa onlar o büyük günde (hesap vermek için) diriltileceklerini zannetmiyorlar mı?
M. Türk 83:5
6
İşte o gün tüm insanlar âlemlerin Rabbinin huzurunda duracaklar.
M. Türk 83:6
7
Hayır, (sakın böyle olmayın!) Çünkü (Allah’ın) isyankâr kullarının yazısı kesinlikle Siccîn’dedir.
M. Türk 83:7
8
Bu Siccîn’in tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
M. Türk 83:8
9
O, sağlam yazılı,¹ (yanlış ihtimâli olmayan) bir kitaptır.² 1 Merkûm: Terkim olunmuş veya “rakamlı” demektir. Rakm ve terkim, yazı yazmak ve yazıya nokta ve hareke koyarak açıklık vermek ve alâmet koymak manalarına gelir. Hesap alâmeti olan “rakam” da bundan alınmıştır. Bu kelimeye burada beş mana verilmiştir: 1. Açık, tam ve sağlam yazılı, yanlış ihtimali yok, 2. Alametli, alâmeti yazılmış, 3. Tacirin kumaşına koyduğu gibi işaretli, kayıtlı, 4. Mühürlü, damgalı, 5. Kumaşın çizgi ve nakışları gibi silinmez. Bunların hepsi: “Tek ve şüpheden uzak, tahriften salim, her görenin anlayacağı vechile kendilerine verilecek olan kitapları, yazıları, böyle sağlam bir sicilde yazılıdır.” şeklinde birleştirilebilir. (Elmalılı) 2 Bazıları (مَرْقُومٌ كِتَابٌ)’a siccîn’den bedel demişlerdir. Bu durumda önceki sorunun cevabı verilmemiş, siccîn nedir? Kitab-ı merkum nedir? gibi suâl tekrar edilmiş, siccînin neden ibaret olduğu tefsir edilmemiş olur. Hâlbuki yukarılarda zikr olunduğu üzere Kur’anın üslûbunda mazi sîgasiyle (اَدْرٰيكَ وَمَٓا) denildiği zaman cevabı bildirile gelmiştir. Onun için bunun bedel değil “o bir kitab-ı merkumdur” diye suâle cevap olarak siccîni tefsîr olması daha doğrudur. (Elmalılı)
M. Türk 83:9
10
O gün, (âhireti) yalanlayanların vay haline!¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Mürselat: 15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 47, 49)
M. Türk 83:10
11
Onlar, din gününü de yalanlıyorlar.
M. Türk 83:11
12
12,13. Hâlbuki o günü ancak kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman; “(bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyen saldırgan ve günâha düşkün kimse yalanlar.
M. Türk 83:12
13
12,13. Hâlbuki o günü ancak kendisine âyetlerimiz okunduğu zaman; “(bunlar) eskilerin masallarıdır.” diyen saldırgan ve günâha düşkün kimse yalanlar.
M. Türk 83:13
14
Hayır, (onlar öyle değil!) Aksine, onların işledikleri günâhlar, kalplerinin üzerine pas¹ bağlamıştır.² 1 Burada “lâm”ın, “râ”ya idğam olunmaması için “Hafs Rivâyetine göre” lâm’da hafif bir sekte yapılır. Eğer bu idğam yapılırsa (بَلْ رَانَ) terkibi (بَرَّان) şeklinde okunacağından anlam değişir ve namazda böyle okunursa namaz sahih olmaz. 2 Peygamberimiz: “Kul bir günâh işleyince kalbinde siyah bir nokta oluşur. Eğer vazgeçip, tevbe eder ve istiğfar ederse kalbi yine parlar. Yok, döner tekrar yaparsa o leke artar, sonunda kalbini tamamen kaplar. İşte Allah’ın kitabında bahsettiği ‘rân’ budur.” buyurmuştur. (Tirmizî, Neseî, İbn-i Mâce)
M. Türk 83:14
15
Hayır! Doğrusu onlar o gün, Rablerini asla göremeyecekler.
M. Türk 83:15
16
Çünkü onlar, kesinlikle cehenneme girecekler.
M. Türk 83:16
17
Sonra da onlara: “İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (cehennem)dir.” denilecek.
M. Türk 83:17
18
Hayır! (Sakın bunlardan olmayın! Allah’ın) itaatkâr kullarının yazısı da kesinlikle İlliyyîn’dedir.
M. Türk 83:18
19
Bu İlliyyîn’in tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?
M. Türk 83:19
20
O; sağlam yazılı, (yanlış ihtimâli olmayan) bir kitaptır.
M. Türk 83:20
21
Ve onun şâhitleri is, Allah’a yaklaştırılmış (melekler)dir.
M. Türk 83:21
22
Şüphesiz (Allah’ın) itaatkâr kulları, (âhi-rette) nîmetler içerisindedirler.
M. Türk 83:22
23
Onlar tahtlar üzerinde etraflarına bakarlar.
M. Türk 83:23
24
Sen onları yüzlerindeki nîmet pırıltısından tanırsın.
M. Türk 83:24
25
Onlara, kapağı ilk defa açılan, lezzetli bir içecek sunulur.
M. Türk 83:25
26
Onun sonu da misk kokar. Artık imrenecekler, işte buna imrensinler.
M. Türk 83:26
27
27,28. (O içeceğin) karışımı, (Allah’a) en çok yaklaştırılanların¹ içecekleri bir kaynak olan Tesnim’dendir.² 1 Mukarrabûn: Mukarrab kelimesinin çoğuludur. Bunlar, Kur’an’da Allah’ın kendilerinden övgüyle bahsettiği kimselerdir ve kısaca, “Allah’ın katında yakınlığa, en yüksek mertebe ve makama erdirilmiş iyi kullardır” şeklinde tanımlanabilir. Bu kullar, azîmet ile amel ederek cenneti kazanan kimselerdir. Bu sebeple de normal Müslümanların iyi gördükleri şeyler mukarrabûn için kötüdür.(حَسَنَاتُ الْاَبْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ) denilmiştir. Vakıa:10 ve 11. ayette bahsedilen sabikûn’un, mukarrabûn olduğu ifâde edilerek her ikisi de aynı anlamda kullanılmıştır. Yani mukarrabun, Allah’ın huzurunda bütün mertebelerin ilerisinde bulunan “sabikûn”dur. Bu iyi kullar Cennette Tesnîm’den içeceklerdir. Tesnîm, Cennet nehirlerinin en efdali olduğu gibi mukarrabûn da Cennet ehli’nin en efdalidir. Bu kelime, Nisa: 172, Mutaffifin: 21. ayetlerde ise Allah’ın katında yakınlığa ve yüksek mertebelere sahip melekler anlamında kullanılmıştır. 2 Tesnim: Yukarı yükseltmek, terfi etmek anlamında mastardır. Cennet kaynaklarından bir çeşme ve Cennet içeceklerinin en yükseğidir. Bu âyetten Allah’a en çok yaklaştırılanların tesnimi sürekli, diğerlerinin ise ikram edilince içeceği, anlaşılmaktadır.
M. Türk 83:27
28
27,28. (O içeceğin) karışımı, (Allah’a) en çok yaklaştırılanların¹ içecekleri bir kaynak olan Tesnim’dendir.² 1 Mukarrabûn: Mukarrab kelimesinin çoğuludur. Bunlar, Kur’an’da Allah’ın kendilerinden övgüyle bahsettiği kimselerdir ve kısaca, “Allah’ın katında yakınlığa, en yüksek mertebe ve makama erdirilmiş iyi kullardır” şeklinde tanımlanabilir. Bu kullar, azîmet ile amel ederek cenneti kazanan kimselerdir. Bu sebeple de normal Müslümanların iyi gördükleri şeyler mukarrabûn için kötüdür.(حَسَنَاتُ الْاَبْرَارِ سَيِّئَاتُ الْمُقَرَّبِينَ) denilmiştir. Vakıa:10 ve 11. ayette bahsedilen sabikûn’un, mukarrabûn olduğu ifâde edilerek her ikisi de aynı anlamda kullanılmıştır. Yani mukarrabun, Allah’ın huzurunda bütün mertebelerin ilerisinde bulunan “sabikûn”dur. Bu iyi kullar Cennette Tesnîm’den içeceklerdir. Tesnîm, Cennet nehirlerinin en efdali olduğu gibi mukarrabûn da Cennet ehli’nin en efdalidir. Bu kelime, Nisa: 172, Mutaffifin: 21. ayetlerde ise Allah’ın katında yakınlığa ve yüksek mertebelere sahip melekler anlamında kullanılmıştır. 2 Tesnim: Yukarı yükseltmek, terfi etmek anlamında mastardır. Cennet kaynaklarından bir çeşme ve Cennet içeceklerinin en yükseğidir. Bu âyetten Allah’a en çok yaklaştırılanların tesnimi sürekli, diğerlerinin ise ikram edilince içeceği, anlaşılmaktadır.
M. Türk 83:28
29
Doğrusu o günâhkârlar (dünyada iken) inananlara gülüyorlardı.¹ 1 Ebû Cehl, Velîd b. Mugîre ve benzeri müşrikler; Ammar, Bilâl, Habbab, (r.a) gibi Müslümanlarla alay ediyorlar ve onların durumuna gülüyorlardı. Bu âyet bu olay üzerine indirilmiştir. (Kurtubî)
M. Türk 83:29
30
Onlarla karşılaştıklarında, kaş göz ederek alay ediyorlardı.
M. Türk 83:30