1
Güneş söndürüldüğü¹ zaman,
1 Tekvir: Sarık sarar gibi “yuvarlamasına dürüp sarmak” ve “bohçalamak” manasınadır. Bir de bizim, “devirmek ve kürümek” dediğimiz gibi “yıkıp atmak” manasına gelir. Bazıları da Hz. Ömer’den rivayet ederek, “kör etmek körletmek” manasına olduğunu da söylemişlerdir. (Razî) Tekvîr olunmak ise, “dürülüp sarılmak veya devşirilip atılmak veya körletilmek” demek olur. Güneşin dürülmesi de çevresinin kabuk bağlayıp bir bohça gibi sarılarak ziyasının sönmesi ve körlenmesi veya güneş tutulması gibi gözden kaybolmasıdır ki bu mecazdır.
2
Yıldızlar (yere) döküldüğü¹ zaman,
1 İnkidar: Bu kelimede iki mana rivayet edilmiştir. Birisi yıldızların nurlarının sönmesi ki zâhirî anlamı budur. Buharî ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati ise, “saçılıp dökülmesidir” Çünkü inkidar’da asıl olan, dökülmektir. Yani güneşin ziyası söndüğü, kütlesi yok olduğu, yıldızların dengesini tutan genel çekim gücünün herc ü merc olunca âle-min dengesi bozulmuş olacağından Semâda yıldızlar şihab yağmurları halinde dökülüp düşüşmeye başlayacaktır.
3
Dağlar yürütüldüğü zaman,
4
En nefis malların bile yüzüne bakılmadığı zaman,¹
1 Yukarıdaki anlam mecâzîdir. Âyetin kelime anlamı, “on aylık gebe develer başıboş bırakıldığı zaman.” şeklindedir. Araplar on aylık gebe develere doğuruncaya kadar (الْعِشَارُ) adını verirlerdi ve nazarlarında en kıymetli malları bunlar idi. Bu, “ışâr sürüsü” bazısı yeni doğurmuş, bazısı, doğurmak üzere bulanan ve “en ziyade bakılması, gözetilmesi lâzım gelen en nefis mallar” demektir. Işâr’a, bulutların kuruması, yağmurların kesilmesi anlamı verenler de olmuştur. Yukarıdaki tercüme bütün bu anlamlar dikkate alınarak yapılmıştır.
5
Vahşi hayvanların (yuvalarından fırlayıp) bir araya toplandığı zaman,
6
Denizler kaynatıldığı zaman,¹
1 Bu âyet, “denizler akıtılarak yeryüzünün her tarafını kapladığı zaman.” şeklinde de tercüme edilebilir.
7
Herkes (inancında ve yaşayışında benzerleriyle) eşleştirildiği zaman,¹
1 Bu âyet, “ruhların bedenlerle birleştirildiği zaman.” şeklinde de tercüme edilebilir.
8
8,9. Diri diri toprağa gömülen kıza,¹ “hangi suçtan dolayı öldürüldüğü” sorulduğu² zaman,
1 Mev’ûde: Küçükken diri diri toprağa gömülüp öldürülen kız çocuğu demektir. Câhiliyye Arapları bu işi; kızları yüzünden başlarına bir ar gelmesinden korktukları, onları besleyememe korkusu veya Melekleri Allah’ın kızları kabul ettiklerinden dolayı kızlarının melekleşmeleri için yaparlardı. Bu adet yaygın olmakla birlikte bunu yapmayanlar da vardı. Bu âyetin kapsamına; kürtaj ve kasten çocuk düşürmek gibi çocukları hangi şekilde olursa olsun öldürmek de dâhildir. Hattâ Peygamberimiz, doğum kontrolünün de “gizli çocuk öldürme” olduğunu ifâde buyurmuştur. (Ebu Davud, Tirmizî, İbnu Mâce) 2 Burada; cinâyetin sebebinin doğrudan doğruya caniye sorulmayıp da masum çocuğa sorulmasında; o işi yapan katilin vicdanını sızlatacak, hamisiz gördüğü mazlumun karşısında mağlûbiyetini duyuracak ve haksızlığını tam manasıyla tanıtarak, Hakkın huzurunda hiç bir müdafaaya kadir olamayacağı bir şekilde ihtar vardır. (Elmalılı)
9
8,9. Diri diri toprağa gömülen kıza,¹ “hangi suçtan dolayı öldürüldüğü” sorulduğu² zaman,
1 Mev’ûde: Küçükken diri diri toprağa gömülüp öldürülen kız çocuğu demektir. Câhiliyye Arapları bu işi; kızları yüzünden başlarına bir ar gelmesinden korktukları, onları besleyememe korkusu veya Melekleri Allah’ın kızları kabul ettiklerinden dolayı kızlarının melekleşmeleri için yaparlardı. Bu adet yaygın olmakla birlikte bunu yapmayanlar da vardı. Bu âyetin kapsamına; kürtaj ve kasten çocuk düşürmek gibi çocukları hangi şekilde olursa olsun öldürmek de dâhildir. Hattâ Peygamberimiz, doğum kontrolünün de “gizli çocuk öldürme” olduğunu ifâde buyurmuştur. (Ebu Davud, Tirmizî, İbnu Mâce) 2 Burada; cinâyetin sebebinin doğrudan doğruya caniye sorulmayıp da masum çocuğa sorulmasında; o işi yapan katilin vicdanını sızlatacak, hamisiz gördüğü mazlumun karşısında mağlûbiyetini duyuracak ve haksızlığını tam manasıyla tanıtarak, Hakkın huzurunda hiç bir müdafaaya kadir olamayacağı bir şekilde ihtar vardır. (Elmalılı)
10
10,11. (Yapılanların yazıldığı) defterler, açıldığı zaman, gök sıyrılıp açıldığı zaman,¹
1 Bu âyet, mecâzen; “gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığı zaman.” şeklinde de tercüme edilebilir.
11
10,11. (Yapılanların yazıldığı) defterler, açıldığı zaman, gök sıyrılıp açıldığı zaman,¹
1 Bu âyet, mecâzen; “gerçekler bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığı zaman.” şeklinde de tercüme edilebilir.
12
Cehennem tutuşturulduğu zaman,
13
Ve cennet yaklaştırıldığı zaman, (var ya!)
14
(İşte o an) herkes, (âhiret için) ne hazırladığını anlar.
15
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
16
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
17
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
18
15,16,17,18. Hayır! (başka söze lüzum yok!) (gündüzleri gözden kaybolan) yıldızlara, yörüngelerinde yüzen gezegenlere, kararmağa başladığı zaman geceye, ağarmağa başladığı zaman sabaha yemin ederim ki,
19
Kesinlikle o (Kur’an), şerefli bir elçi (olan Cebrâil’in, Allah’tan getirdiği) sözdür.
20
O elçi (Cebrâil) çok güçlüdür ve Arş’ın sahibinin yanında çok itibarlıdır.
21
(Ve) o, orada (kendisine) itaat edilen, güvenilen (bir elçi)dir.¹
1 Yani Cebrâil’e, Allah’ın huzurundaki melekler itaat eder ve emrini dinlerler. O vahiy ve elçilik görevinde gâyet emniyetli, hatası ve ihâneti olmayan bir elçidir.
22
(Ey Kâfirler!) Arkadaşınız (Muhammed) de kesinlikle mecnun¹ değildir.
1 Mecnun: Cünûn sözlükte “örtünmek, gizlenmek; aklını kaybetmek” anlamına gelir. Bu durumdaki kişiye de “mecnun” (deli) denir. Kur’ân-ı Kerîm’de, peygamberlerin davetinden ve özellikle Hz. Muhammed (s.a.v)’in tevhide yaptığı çağrıdan rahatsız olanların onlara yönelttikleri iftiraların başında onlara “mecnun” denmesi geldiği belirtilir. Mecnun kelimesi her ne kadar çoğunlukla “deli” diye tercüme edilmişse de bu, anlamı tam karşılamamaktadır. Kelimenin esas anlamı “cinlenmiş” demektir. Kâfirler bu sözü Peygamberler için; cinlenmiş yani “cinler tarafından yardım edilen, cinlerden hizmetçisi bulunan” anlamında kullanmışlardır. Bk. (Hicr: 6)
23
Yemin olsun o (Peygamber), Cebrâil’i apaçık ufukta gördü.¹
1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Necm: 5-18)
24
O, ğayb bilgilerini kıskançlık yapıp da (sizden) esirgemez.
25
O (Kur’an) lânetlenmiş şeytanın sözü değildir.
26
(Ey Kâfirler!) Siz (bu gerçekleri bırakıp da) nereye gidiyorsunuz?
27
27,28. O (Kur’an) içinizden dosdoğru yolda gitmek isteyenler için, (akıllılar) âlemine bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.
28
27,28. O (Kur’an) içinizden dosdoğru yolda gitmek isteyenler için, (akıllılar) âlemine bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir.
29
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.¹
1 Peygamber (s.a.v): “Kim kıyamet gününe, gözüyle görüyor gibi bakmak isterse, tekvir, infitar ve şems sûrelerini okusun.” buyurmuşlardır. (Muvatta, Tirmizî)