Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Abese 1 / 42
1
1,2. (Peygamber) kör adamın kendisine gelmesinden¹ hoşlanmadı² ve yüzünü çevirdi. 1 Hz. Aişe ve İbnu Abbas’tan: “Abese sûresi, Hz. Hatice’nin dayısının oğlu, âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm hakkında nâzil oldu. Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşat et!” deyip duruyordu. Peygamberimizin yanında ise, müşriklerin büyüklerinden, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef vardı. Peygamberimiz âmâ’ya aldırmadı, yüzünü buruşturup döndü ve ötekilere yöneldi. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.” (Tirmizî, Muvatta) (Buhârî’de bu olaya dâir bir rivâyet zikredilmemiştir.) Bazıları hiçbir kaynak göstermeden Müddessir: 11-24. ayetlerdeki şahısla bu olaydaki şahısların aynı şahıslar olduğunu söyleyerek (عَبَسَ) fiilinin öznesinin bu şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki Müddessir suresinde bahsedilen şahıs Velîd b. Muğîre’dir. Buradaki şahıslar ise, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef’tir. Eğer (عَبَسَ) fiilinin öznesi bu şahıslar olsa idi fiilin çoğul gelmesi gerekirdi. (Arapçada çoğul olan fail gizli olduğu zaman fiil çoğul kullanılır.) Bu ayetin iniş sebebi hakkında yukarıdaki rivayetler ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati böyledir. Bu sebeple rivayeti ve gerekçesi kendi keyfinden veya Şii müfessirlerden (Bk. Tabatabaî) menkul olanlara itibar etmemek gerekir. Bir de bu âyetten Peygamberlerin de hata edebilecekleri anlaşılmaktadır. Peygamberimizin buna benzer hataları (zelle) için. Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Kasas: 56) 2 Abs ve Ubus: Huzursuzluktan yüzü burkulmak, yüzü ekşimek, burun çevrilmek, çehre dürülmek, demektir. Müteaddî olarak kullanılırsa, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak manalarını ifade eder. Burada yüz zikredilmediği için “hoşlanmadı” şeklinde anlamak daha uygun olur.
M. Türk 80:1
2
1,2. (Peygamber) kör adamın kendisine gelmesinden¹ hoşlanmadı² ve yüzünü çevirdi. 1 Hz. Aişe ve İbnu Abbas’tan: “Abese sûresi, Hz. Hatice’nin dayısının oğlu, âmâ Abdullah b. Ümmi Mektûm hakkında nâzil oldu. Abdullah, Peygamberimize gelerek; “Ey Allah’ın Rasûlü! Beni irşat et!” deyip duruyordu. Peygamberimizin yanında ise, müşriklerin büyüklerinden, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef vardı. Peygamberimiz âmâ’ya aldırmadı, yüzünü buruşturup döndü ve ötekilere yöneldi. Peygamberimiz sözünü bitirip kalkacağı esnada Abese sûresi nâzil oldu.” (Tirmizî, Muvatta) (Buhârî’de bu olaya dâir bir rivâyet zikredilmemiştir.) Bazıları hiçbir kaynak göstermeden Müddessir: 11-24. ayetlerdeki şahısla bu olaydaki şahısların aynı şahıslar olduğunu söyleyerek (عَبَسَ) fiilinin öznesinin bu şahıslar olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki Müddessir suresinde bahsedilen şahıs Velîd b. Muğîre’dir. Buradaki şahıslar ise, Utbe b. Rabî’a, Ebû Cehil, Abbas b. Abdülmuttalib ve Ümeyye b. Halef’tir. Eğer (عَبَسَ) fiilinin öznesi bu şahıslar olsa idi fiilin çoğul gelmesi gerekirdi. (Arapçada çoğul olan fail gizli olduğu zaman fiil çoğul kullanılır.) Bu ayetin iniş sebebi hakkında yukarıdaki rivayetler ve sünnî müfessirlerin büyük çoğunluğunun kanaati böyledir. Bu sebeple rivayeti ve gerekçesi kendi keyfinden veya Şii müfessirlerden (Bk. Tabatabaî) menkul olanlara itibar etmemek gerekir. Bir de bu âyetten Peygamberlerin de hata edebilecekleri anlaşılmaktadır. Peygamberimizin buna benzer hataları (zelle) için. Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Kasas: 56) 2 Abs ve Ubus: Huzursuzluktan yüzü burkulmak, yüzü ekşimek, burun çevrilmek, çehre dürülmek, demektir. Müteaddî olarak kullanılırsa, yüz ekşitmek, surat etmek, surat asmak, çehreyi dürmek, kaşını çatmak manalarını ifade eder. Burada yüz zikredilmediği için “hoşlanmadı” şeklinde anlamak daha uygun olur.
M. Türk 80:2
3
(Ey Muhammed!) Nereden biliyorsun! Belki o, (günâhlarından) temizlenecek,
M. Türk 80:3
4
Yahut öğüt alacak da o öğüt kendisine fayda verecek.
M. Türk 80:4
5
Fakat (senin öğüdüne) tenezzül etmeyen kimseye gelince,
M. Türk 80:5
6
Sen, ona yönelip (öğüt vermeye) çalışıyorsun.
M. Türk 80:6
7
Oysa onun temizlenmemesinden sen sorumlu değilsin.
M. Türk 80:7
8
8,9. Fakat Allah’tan korkarak sana koşup gelen kimseye¹ gelince, 1 Bu şahıs; Abdullah b. Ümmi Mektûm’dur.
M. Türk 80:8
9
8,9. Fakat Allah’tan korkarak sana koşup gelen kimseye¹ gelince, 1 Bu şahıs; Abdullah b. Ümmi Mektûm’dur.
M. Türk 80:9
10
Sen ona aldırış etmiyorsun.
M. Türk 80:10
11
Hayır! Sakın öyle yapma! (Şunu iyi bil ki) o (Kur’ân) elbette bir öğüttür.
M. Türk 80:11
12
Dileyen ondan (düşünüp) öğüt alır.
M. Türk 80:12
13
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.
M. Türk 80:13
14
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.
M. Türk 80:14
15
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.
M. Türk 80:15
16
13,14,15,16. İşte o (Kur’an) kutsal, şânı yükseltilmiş,¹ tertemiz, (levh-i mahfuz) sahifelerinde, değerli ve dürüstlük sembolü kâtiplerin elleriyle (yazılmış olan bir öğüt)tür. 1 Yani yüksek tutulmuş, el üstünde tutulması lâzım gelen ve yükseltilmiş ifâdesinden, Kur’an’ın yüksek yerlere konması ve okunurken belden yukarı tutulması gerektiği, anlaşılabilir.
M. Türk 80:16
17
Şu kahrolası insan, ne kadar da nankör!¹ 1 Bu âyet, Utbe b. Ebi Leheb’in; “yıldızların Rabbini inkâr ediyorum.” demesi üzerine nâzil olmuştur.
M. Türk 80:17
18
18,19. (Allah) onu, hangi şeyden yarattı? (biliyor mu? Tabiî ki) bir damla sudan yaratıp (ana karnında) onu bir düzene soktu.
M. Türk 80:18
19
18,19. (Allah) onu, hangi şeyden yarattı? (biliyor mu? Tabiî ki) bir damla sudan yaratıp (ana karnında) onu bir düzene soktu.
M. Türk 80:19
20
Sonra onun kolayca doğmasını sağladı.¹ 1 Bu âyet, “Sonra ona hayatı, (gönderdiği kurallarla) kolaylaştırdı.” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 80:20
21
Sonra da onu vefat ettirip (cesedini) kabre gömdürdü.¹ 1 Ölüsünün açıkta bırakılmayıp kabre gömülmesini de emretti. Yani insanın dirisini de ölüsünü de hürmete layık gördü ki bu da bir nîmettir. (Elmalılı)
M. Türk 80:21
22
Daha sonra, dilediği zaman da ona yeniden hayat verecektir.
M. Türk 80:22
23
Hayır! (doğrusu birçok insan), hâlâ O (Allah’ın) emirlerini tamamıyla yerine getirmedi.
M. Türk 80:23
24
(Şu kahrolası insan) bir de yediklerinin (nasıl yetiştiğine) bir baksın!
M. Türk 80:24
25
Şüphesiz Biz (onları) bol bol yağmur yağdırarak,
M. Türk 80:25
26
Sonra da yeri (bununla) kabartarak¹ (yaratırız.) 1 Toprağı; yağmurla, bu suyun donup çözülmesiyle veya tohumların çatlayıp çıkmasıyla kabartarak…
M. Türk 80:26
27
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.
M. Türk 80:27
28
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.
M. Türk 80:28
29
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.
M. Türk 80:29
30
27,28,29,30,31,32. Böylece Biz, sizin ve hayvanlarınızın yaşaması için, (yeryüzünde) tohumlar, üzümler, sebzeler, zeytinler, hurmalar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar, bitiririz.
M. Türk 80:30