1
1,2,3,4,5. (Kâfirlerin rûhlarını) boğarak şiddetle söküp çıkaran, (Müslümanların rûhlarını) kolaylıkla alan,¹ (Allah’ın emirlerini) sür’atle yerine getiren, (bunun) için hemen harekete geçen ve (Allah’ın emriyle) kâinatı idare eden (melek)lere yemin olsun ki! ²
1 Buraya kadar olan iki grup; “ölürken bedenlerinden azap ile çıkan kâfir rûhlar ve bedenlerinden neşeyle çıkan Müslüman rûhlar” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Yukarıdaki beş âyette sayılan sıfatların, mevsufları zikredilmediği için bunların ne olduğunu tam bilmek mümkün değildir. Ancak tercümede; bunların, “melek” olduğu hakkındaki, Hz. Ali, İbnu Mes’ud, Mücahid, Hasan Basrî ve Süddî gibi şahsiyetlerin kanaatleri dikkate alınmıştır. Bazıları da bunların yıldız isimleri olduğunu söylemişlerdir. Kimileri de seleften gelen rivayetlere itiraz etmeyi alışkanlık haline getirdiklerinden, ne olduğunu ifade edemeseler bile kendilerince bir şeyler uydurmaya çalışmışlardır. Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir.
2
1,2,3,4,5. (Kâfirlerin rûhlarını) boğarak şiddetle söküp çıkaran, (Müslümanların rûhlarını) kolaylıkla alan,¹ (Allah’ın emirlerini) sür’atle yerine getiren, (bunun) için hemen harekete geçen ve (Allah’ın emriyle) kâinatı idare eden (melek)lere yemin olsun ki! ²
1 Buraya kadar olan iki grup; “ölürken bedenlerinden azap ile çıkan kâfir rûhlar ve bedenlerinden neşeyle çıkan Müslüman rûhlar” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Yukarıdaki beş âyette sayılan sıfatların, mevsufları zikredilmediği için bunların ne olduğunu tam bilmek mümkün değildir. Ancak tercümede; bunların, “melek” olduğu hakkındaki, Hz. Ali, İbnu Mes’ud, Mücahid, Hasan Basrî ve Süddî gibi şahsiyetlerin kanaatleri dikkate alınmıştır. Bazıları da bunların yıldız isimleri olduğunu söylemişlerdir. Kimileri de seleften gelen rivayetlere itiraz etmeyi alışkanlık haline getirdiklerinden, ne olduğunu ifade edemeseler bile kendilerince bir şeyler uydurmaya çalışmışlardır. Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir.
3
1,2,3,4,5. (Kâfirlerin rûhlarını) boğarak şiddetle söküp çıkaran, (Müslümanların rûhlarını) kolaylıkla alan,¹ (Allah’ın emirlerini) sür’atle yerine getiren, (bunun) için hemen harekete geçen ve (Allah’ın emriyle) kâinatı idare eden (melek)lere yemin olsun ki! ²
1 Buraya kadar olan iki grup; “ölürken bedenlerinden azap ile çıkan kâfir rûhlar ve bedenlerinden neşeyle çıkan Müslüman rûhlar” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Yukarıdaki beş âyette sayılan sıfatların, mevsufları zikredilmediği için bunların ne olduğunu tam bilmek mümkün değildir. Ancak tercümede; bunların, “melek” olduğu hakkındaki, Hz. Ali, İbnu Mes’ud, Mücahid, Hasan Basrî ve Süddî gibi şahsiyetlerin kanaatleri dikkate alınmıştır. Bazıları da bunların yıldız isimleri olduğunu söylemişlerdir. Kimileri de seleften gelen rivayetlere itiraz etmeyi alışkanlık haline getirdiklerinden, ne olduğunu ifade edemeseler bile kendilerince bir şeyler uydurmaya çalışmışlardır. Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir.
4
1,2,3,4,5. (Kâfirlerin rûhlarını) boğarak şiddetle söküp çıkaran, (Müslümanların rûhlarını) kolaylıkla alan,¹ (Allah’ın emirlerini) sür’atle yerine getiren, (bunun) için hemen harekete geçen ve (Allah’ın emriyle) kâinatı idare eden (melek)lere yemin olsun ki! ²
1 Buraya kadar olan iki grup; “ölürken bedenlerinden azap ile çıkan kâfir rûhlar ve bedenlerinden neşeyle çıkan Müslüman rûhlar” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Yukarıdaki beş âyette sayılan sıfatların, mevsufları zikredilmediği için bunların ne olduğunu tam bilmek mümkün değildir. Ancak tercümede; bunların, “melek” olduğu hakkındaki, Hz. Ali, İbnu Mes’ud, Mücahid, Hasan Basrî ve Süddî gibi şahsiyetlerin kanaatleri dikkate alınmıştır. Bazıları da bunların yıldız isimleri olduğunu söylemişlerdir. Kimileri de seleften gelen rivayetlere itiraz etmeyi alışkanlık haline getirdiklerinden, ne olduğunu ifade edemeseler bile kendilerince bir şeyler uydurmaya çalışmışlardır. Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir.
5
1,2,3,4,5. (Kâfirlerin rûhlarını) boğarak şiddetle söküp çıkaran, (Müslümanların rûhlarını) kolaylıkla alan,¹ (Allah’ın emirlerini) sür’atle yerine getiren, (bunun) için hemen harekete geçen ve (Allah’ın emriyle) kâinatı idare eden (melek)lere yemin olsun ki! ²
1 Buraya kadar olan iki grup; “ölürken bedenlerinden azap ile çıkan kâfir rûhlar ve bedenlerinden neşeyle çıkan Müslüman rûhlar” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Yukarıdaki beş âyette sayılan sıfatların, mevsufları zikredilmediği için bunların ne olduğunu tam bilmek mümkün değildir. Ancak tercümede; bunların, “melek” olduğu hakkındaki, Hz. Ali, İbnu Mes’ud, Mücahid, Hasan Basrî ve Süddî gibi şahsiyetlerin kanaatleri dikkate alınmıştır. Bazıları da bunların yıldız isimleri olduğunu söylemişlerdir. Kimileri de seleften gelen rivayetlere itiraz etmeyi alışkanlık haline getirdiklerinden, ne olduğunu ifade edemeseler bile kendilerince bir şeyler uydurmaya çalışmışlardır. Her şeyin en doğrusunu ancak Allah bilir.
6
O (kıyamet) günü(nün) şiddetli sarsıntısı, mutlaka olacaktır.
7
Arkasından da onu (birçok) sarsıntı izleyecektir.
8
8,9. İşte o gün (korkudan) yürekleri hoplayanların, bakışları yere saplanıp kalacaktır.
9
8,9. İşte o gün (korkudan) yürekleri hoplayanların, bakışları yere saplanıp kalacaktır.
10
10,11. (Onlar hâlâ): “Gerçekten biz ölüp, kabirlerde çürümüş kemik yığını haline geldikten sonra, tekrar diriltilecek miyiz?” diyorlar.
11
10,11. (Onlar hâlâ): “Gerçekten biz ölüp, kabirlerde çürümüş kemik yığını haline geldikten sonra, tekrar diriltilecek miyiz?” diyorlar.
12
Ve: “demek ki bu, çok zararlı bir dönüş!” diye de (alay ediyorlar.)
13
13,14. Oysa o, korkunç bir çığlıktan ibarettir ve o anda onlar, (kabirlerinden) meydana çıkıverirler.
14
13,14. Oysa o, korkunç bir çığlıktan ibarettir ve o anda onlar, (kabirlerinden) meydana çıkıverirler.
15
Sana Mûsa’nın haberi geldi mi?¹
1 Bu soruda meâni bilginlerine göre ispat ve icab vardır ve; “o bilgi sana kesinlikle geldi” demektir. Hadis ise; insana yakaza halinde veya uykuda, vahiy veya işitme yoluyla gelen söz demektir. Aynı âyet için. Bk. (Tâ Hâ: 9)
16
Bir zamanlar Rabbi ona, kutsal “Tuvâ¹ vadisinde” (şöyle) seslenmişti.
1 Tuvâ: Bazılarına göre bir vadi adıdır, bazılarına göre de kelime anlamıyla o an için mukaddes hale getirilen, “gizlenmiş” bir vadidir. Bk. (Tâ Hâ: 12)
17
(Ey Mûsa!): “(Şimdi) sen Firavun’a git. Çünkü o gerçekten azıttı.”
18
18,19. “Ona: ‘senin (günâhlarından) temizlenme niyetin var mı?¹ Sana saygı duyup korkman için Rabbini tanıtayım mı?’ de”²
1 Bu istifhamda sorulan mübtedaya, gizli olan müteallakının; “niyet, rağbet veya meyil” olduğu düşünülürse mana: “Nasıl var mı bir meylin? Veya bir arzun, bir niyetin? Bir meyil eder, bir rağbet gösterir veya bir niyet besler misin? Küfür ve tuğyan kirlerinden, kötü ahlaklarından temizlenip, pak iman ve İslâm hasletleriyle kendini nemalandırır mısın?” şeklinde olabilir. (Elmalılı) 2 (Tâ Hâ: 44)’deki Hz. Mûsa ve Hârûn’a “yumuşak söz söyleyin” emrinin, Hz. Mûsa tarafından uygulaması bu şekilde olmuştur.
19
18,19. “Ona: ‘senin (günâhlarından) temizlenme niyetin var mı?¹ Sana saygı duyup korkman için Rabbini tanıtayım mı?’ de”²
1 Bu istifhamda sorulan mübtedaya, gizli olan müteallakının; “niyet, rağbet veya meyil” olduğu düşünülürse mana: “Nasıl var mı bir meylin? Veya bir arzun, bir niyetin? Bir meyil eder, bir rağbet gösterir veya bir niyet besler misin? Küfür ve tuğyan kirlerinden, kötü ahlaklarından temizlenip, pak iman ve İslâm hasletleriyle kendini nemalandırır mısın?” şeklinde olabilir. (Elmalılı) 2 (Tâ Hâ: 44)’deki Hz. Mûsa ve Hârûn’a “yumuşak söz söyleyin” emrinin, Hz. Mûsa tarafından uygulaması bu şekilde olmuştur.
20
(Mûsa) ona en büyük mûcizeyi gösterdi.¹
1 Bu mucize Hz. Musa’nın âsâ ve yed-i beyza mucizeleridir. Konunun teferruatı için. Bk. (Tâ Hâ: 57-77)
21
Fakat o, (hemen) yalanladı ve şiddetle reddetti.
22
Sonra da sırtını döndü (ve Mûsa’nın aleyhine) çalışmağa başladı.
23
23,24. Sonra (halkını) toplayıp, haykırarak; “ben, sizin en yüce Rabbinizim.”¹ dedi.
1 Yani kendisinin dışındaki “başka rableri” kendi altında görerek kendisinin “en üstün rab, rablerin rabbi” olduğunu iddia etmek derecesinde azıttı ve kendisine o nam ile taptırmak istedi. Ama bu arada kendisinden başka rablerin bulunduğunu, ima etmekle beraber onların kendinden yüksek olmadığını iddia edecek derecede kibir ve büyüklük taslamaya kalkıştı. Böylece başka rablerin de bulunduğunu kabul ederek, şirkini perçinledi.
24
23,24. Sonra (halkını) toplayıp, haykırarak; “ben, sizin en yüce Rabbinizim.”¹ dedi.
1 Yani kendisinin dışındaki “başka rableri” kendi altında görerek kendisinin “en üstün rab, rablerin rabbi” olduğunu iddia etmek derecesinde azıttı ve kendisine o nam ile taptırmak istedi. Ama bu arada kendisinden başka rablerin bulunduğunu, ima etmekle beraber onların kendinden yüksek olmadığını iddia edecek derecede kibir ve büyüklük taslamaya kalkıştı. Böylece başka rablerin de bulunduğunu kabul ederek, şirkini perçinledi.
25
Allah da onu hem âhiret hem de dünya azabı vermek için derhal helâk etti.¹
1 (نَكَالَ الْاٰخِرَةِ وَالْأُولَى) cümlesi (أَخَذَ) fiili için mefûl’ün leh olarak tercüme edilmiştir.
26
İşte bütün bunlarda; Allah’tan korkan kimseler için, birer ibret vardır.
27
(Ey Kâfirler!) Sizi yaratmak mı, yoksa (Allah’ın) göğü bina etmesi mi? (daha zordur.)
28
Çünkü O, onu enine boyuna yükseltip bir düzene koydu.
29
Gecesini yavaş yavaş gidererek, gündüzünü yaydı.
30
Sonra da yeryüzünü (hamur bezesi gibi) yuvarladı.¹
1 (دَحَى) fiili; yaymak, hamur bezesini yuvarlamak demektir. Bu âyetten, yeryüzünün göklerden daha sonra yaratıldığı ve bu yaratılışın küre şeklinde değil de hamur bezesi gibi, kutupları basık, dağı, vadileri bulunan yuvarlak bir şekilde olduğu anlaşılmaktadır.
Sonraki 16 ayet →