1
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden¹ birbirlerine neyi² sorup duruyorlar?
1 Bu haber; Peygamber gönderilmesi, Kur’an, kıyamet ve âhiret haberidir ki herkesin iman ve amelinden sorulacağı Ahiret günü, diriliş günüdür. İmana gelmeyenler Peygamberin Risalet’inden birbirlerine ve diğerlerine: “Bu haber ne? O Allah tarafından tevhide ve Ahiret gününe imana davet için gönderilmiş Rasul mü? Hele o Kıyamet haberi nedir? Ölüler dirilecek, herkes amelinden sual olunacakmış, öyle mi? diyorlar. Kimi öyle diyor, kimi böyle şey mi olur? diyor. Kimi de acaba diye tereddüt ediyordu, ki burada bunlar anlatılıyor: (Elmalılı) 2 (عَمَّ)’nin aslı (عَنْ + مَا)’dır ve: “Ne şeyden? Hangi şeyden?” demektir ve: “Hangi büyük meseleden” anlamına gelir. “Ne için? Neden dolayı?” anlamlarına da gelebilir.
2
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden¹ birbirlerine neyi² sorup duruyorlar?
1 Bu haber; Peygamber gönderilmesi, Kur’an, kıyamet ve âhiret haberidir ki herkesin iman ve amelinden sorulacağı Ahiret günü, diriliş günüdür. İmana gelmeyenler Peygamberin Risalet’inden birbirlerine ve diğerlerine: “Bu haber ne? O Allah tarafından tevhide ve Ahiret gününe imana davet için gönderilmiş Rasul mü? Hele o Kıyamet haberi nedir? Ölüler dirilecek, herkes amelinden sual olunacakmış, öyle mi? diyorlar. Kimi öyle diyor, kimi böyle şey mi olur? diyor. Kimi de acaba diye tereddüt ediyordu, ki burada bunlar anlatılıyor: (Elmalılı) 2 (عَمَّ)’nin aslı (عَنْ + مَا)’dır ve: “Ne şeyden? Hangi şeyden?” demektir ve: “Hangi büyük meseleden” anlamına gelir. “Ne için? Neden dolayı?” anlamlarına da gelebilir.
3
1,2,3. (Şu müşrikler,) hakkında kendi aralarında bile anlaşamadıkları o büyük haberden¹ birbirlerine neyi² sorup duruyorlar?
1 Bu haber; Peygamber gönderilmesi, Kur’an, kıyamet ve âhiret haberidir ki herkesin iman ve amelinden sorulacağı Ahiret günü, diriliş günüdür. İmana gelmeyenler Peygamberin Risalet’inden birbirlerine ve diğerlerine: “Bu haber ne? O Allah tarafından tevhide ve Ahiret gününe imana davet için gönderilmiş Rasul mü? Hele o Kıyamet haberi nedir? Ölüler dirilecek, herkes amelinden sual olunacakmış, öyle mi? diyorlar. Kimi öyle diyor, kimi böyle şey mi olur? diyor. Kimi de acaba diye tereddüt ediyordu, ki burada bunlar anlatılıyor: (Elmalılı) 2 (عَمَّ)’nin aslı (عَنْ + مَا)’dır ve: “Ne şeyden? Hangi şeyden?” demektir ve: “Hangi büyük meseleden” anlamına gelir. “Ne için? Neden dolayı?” anlamlarına da gelebilir.
4
Hayır! O, (onların dedikleri gibi değil!) Bunu yakında bilecekler.
5
Sonra yine hayır! O, (onların dedikleri gibi değil!) Bunu çok yakında anlayacaklar.
6
6,7. Biz, yeryüzünü bir döşek,¹ dağları da birer kazık² kılmadık mı?
1 Mihad: Bir beşik ve karyola gibi döşenmiş, hazırlanmış döşek demektir. Yeryüzü, insanlar için uzay içinde böyle döşenmiş bir döşeğe benzetilmiştir. İnsanlar için önce bu döşek hazırlanmış, beşer bu döşekte doğmuş ve bu döşekte yaşamaktadır. 2 Evtad: Yere veya duvara çakılan çivi ve kazık demek olan “veted”in çoğuludur. Kazık ve çivi tespit vasıtasıdır. Burada tıpkı bizim dilimizdeki; “çivi çakmak” bina yapmaktan, “kazık kakmak” da bir işteki sebattan kinaye olarak kullanıldığı gibi, Araplarda da; “bir kazık çakılmadan bir ev kurulamayacağı” önemli bir meseldir. Burada yeryüzünün insan hayati için “bir döşek gibi” olduğu anlatılırken dağların da bu döşeği sabitlemek için çakılmış “kazıklar gibi” bir takım faydaları bulunduğuna ve dağlar kaldırılıverse o döşekte ikamet ve huzurun olamayacağına işaret edilmektedir.
7
6,7. Biz, yeryüzünü bir döşek,¹ dağları da birer kazık² kılmadık mı?
1 Mihad: Bir beşik ve karyola gibi döşenmiş, hazırlanmış döşek demektir. Yeryüzü, insanlar için uzay içinde böyle döşenmiş bir döşeğe benzetilmiştir. İnsanlar için önce bu döşek hazırlanmış, beşer bu döşekte doğmuş ve bu döşekte yaşamaktadır. 2 Evtad: Yere veya duvara çakılan çivi ve kazık demek olan “veted”in çoğuludur. Kazık ve çivi tespit vasıtasıdır. Burada tıpkı bizim dilimizdeki; “çivi çakmak” bina yapmaktan, “kazık kakmak” da bir işteki sebattan kinaye olarak kullanıldığı gibi, Araplarda da; “bir kazık çakılmadan bir ev kurulamayacağı” önemli bir meseldir. Burada yeryüzünün insan hayati için “bir döşek gibi” olduğu anlatılırken dağların da bu döşeği sabitlemek için çakılmış “kazıklar gibi” bir takım faydaları bulunduğuna ve dağlar kaldırılıverse o döşekte ikamet ve huzurun olamayacağına işaret edilmektedir.
8
Sizi de çifter çifter¹ yaratmadık mı?
1 Ezvac: “Zevc”in çoğuludur. Bu itibarla âlemdeki şeylerin hepsi bir zıddı veya benzeri veya her hangi bir terkip ve mukabili bulunmak yönüyle çifttir. Yani Allah’ın yarattığı her şey çifttir. Cisim ve rûh, madde ve kuvvet, yer ve gök, karanlık ve aydınlık, dünya ve âhiret, erkek ve kadın... gibi. Çifti veya bir eşi bulunan her şey, bizzat Allah tarafından yaratılmış olup bu yaratıkların hiç birisi, Allah’a eş olamaz. Buradaki başka bir nükte de; insanlığın hayatı için sayılan nimetlerden daha ziyade önemi haiz olan evlilik nimetinin yaratılışına işaret ile şükre davettir. Bk. (En’am: 143, Ra’d: 3, Yâsin: 36, Zariyat: 49)
9
Uykunuzu bir dinlenme kılmadık mı?¹
1 Sübat: Rahatlık, dinlenme, uyku ve ölüm anlamına gelir. Nitekim ölüye de hayatı kesildiği için “mesbut” denilir. Sübat bir de; sübe’nin çoğulu olup; ondan fazla kişiden meydana gelen süvari topluluğu, takımı, mangası anlamına da gelir. Bk: (Nisa: 71)
10
Geceyi de bir örtü¹ yapmadık mı?
1 Libas: Bilindiği üzere bedeni bürüyüp örten “elbise” veya “örtüdür” ki burada sırta giyilen iç çamaşırından ziyade “yorgan” gibi “üstten örtünülen örtü” manası daha uygun düşmektedir. Burada gece, bir örtü ve bir elbiseye benzetilmiştir. Nasıl ki “elbisenin” insanın ayıp ve kusur yerlerini örtmek, soğuktan, sıcaktan ve haşarattan korumak gibi bir takım faydaları varsa, gecenin de karanlığıyla, düşmandan, yırtıcı hayvanlardan gizlemek, açıktan erişilemeyecek bir takım maksatlara ermek için bir pusu hizmeti görmek gibi nice faydaları vardır.
11
Gündüzü ise (geçiminiz için) çalışıp kazanma zamanı kılmadık mı?¹
1 10 ve 11. âyetler mecâzen; “Sizin için geceyi (bir çeşit) ölüm kılıp, gündüzü de yeni bir diriliş yapmadık mı?“ şeklinde de anlaşılabilir.
12
Ve üzerinize de sapasağlam yedi (göğü)¹ bina etmedik mi?
1 “Sapasağlam yedi” ifâdesi, “üzerinize” karinesiyle anlaşılan bir mecâz-ı mürsel olarak “sapasağlam yedi gök” demektir. Bu âyet, göğün yedi tane olduğunu ifâde ederse de çokluktan kinâye olarak da düşünülebilir. Buna göre âyetin tercümesi: “Ve üzerinize de sapasağlam birçok (göğü) bina etmedik mi?” olabilir. Bk. (Bakara: 29, Fussilet: 12, Talak: 12)
13
(Güneşi) oraya parıl parıl parlayan bir ışık kaynağı¹ kılmadık mı?
1 “Parıl parıl parlayan bir ışık kaynağı” ifâdesi, “parıl parıl parlayan” karinesiyle anlaşılan bir mecâz-ı mürsel olarak, “güneş” demektir.
14
14,15,16. Yağmur yağdırma zamanı gelmiş bulutlardan da kendisiyle tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine girmiş bahçeler yetiştirmek için şarıl şarıl akan sular indirmedik mi?¹
1 6. âyetin başındaki soru harfi, buraya kadar ki tüm âyetler için geçerli olduğundan, bu durum tercümelerine yansıtılmıştır.
15
14,15,16. Yağmur yağdırma zamanı gelmiş bulutlardan da kendisiyle tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine girmiş bahçeler yetiştirmek için şarıl şarıl akan sular indirmedik mi?¹
1 6. âyetin başındaki soru harfi, buraya kadar ki tüm âyetler için geçerli olduğundan, bu durum tercümelerine yansıtılmıştır.
16
14,15,16. Yağmur yağdırma zamanı gelmiş bulutlardan da kendisiyle tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine girmiş bahçeler yetiştirmek için şarıl şarıl akan sular indirmedik mi?¹
1 6. âyetin başındaki soru harfi, buraya kadar ki tüm âyetler için geçerli olduğundan, bu durum tercümelerine yansıtılmıştır.
17
Şüphesiz, (mü’min’i kâfirden) ayırt etme günü (olan kıyamet), belirlenmiş bir vakittir.
18
O gün (ikinci) sur’a üfürülünce, hepiniz dalga dalga (mahşere) geleceksiniz.
19
O sırada gökyüzü açılacak ve orada kapılar oluşacaktır.
20
Artık dağlar yürütülmüş ve birer hayal oluvermiştir.
21
21,22,23. (O gün) cehennem, (dünyada) azgınlık yapanlar için gerçekten bir gözetleme¹ ve ebedî olarak kalacakları, son varış yeridir.
1 Mirsad: Rasad’dan ism-i âlet veya mübalağa sıygası vezninde olmakla beraber daha ziyade ism-i mekân olarak kullanılan bir kelimedir. Mirsad, dürbün gibi rasat aletinden ziyade “rasat yeri, tarassut mahalli” manasına kullanılır ki avcının av gözlediği yer gibi “gözetme yeri, tarassut noktası” demektir. Mirsad, Cehennemde zebanîlerin azap hakk olmuş azgınları yakalamak için gözetip durdukları bir gözetleme yeridir.
22
21,22,23. (O gün) cehennem, (dünyada) azgınlık yapanlar için gerçekten bir gözetleme¹ ve ebedî olarak kalacakları, son varış yeridir.
1 Mirsad: Rasad’dan ism-i âlet veya mübalağa sıygası vezninde olmakla beraber daha ziyade ism-i mekân olarak kullanılan bir kelimedir. Mirsad, dürbün gibi rasat aletinden ziyade “rasat yeri, tarassut mahalli” manasına kullanılır ki avcının av gözlediği yer gibi “gözetme yeri, tarassut noktası” demektir. Mirsad, Cehennemde zebanîlerin azap hakk olmuş azgınları yakalamak için gözetip durdukları bir gözetleme yeridir.
23
21,22,23. (O gün) cehennem, (dünyada) azgınlık yapanlar için gerçekten bir gözetleme¹ ve ebedî olarak kalacakları, son varış yeridir.
1 Mirsad: Rasad’dan ism-i âlet veya mübalağa sıygası vezninde olmakla beraber daha ziyade ism-i mekân olarak kullanılan bir kelimedir. Mirsad, dürbün gibi rasat aletinden ziyade “rasat yeri, tarassut mahalli” manasına kullanılır ki avcının av gözlediği yer gibi “gözetme yeri, tarassut noktası” demektir. Mirsad, Cehennemde zebanîlerin azap hakk olmuş azgınları yakalamak için gözetip durdukları bir gözetleme yeridir.
24
24,25,26. (Onlar) orada, (dünyada) yaptıklarına tam uygun bir cezâ olarak kaynar sudan ve irinden başka, hiç bir serinlik ve içecek tadamayacaklar.
25
24,25,26. (Onlar) orada, (dünyada) yaptıklarına tam uygun bir cezâ olarak kaynar sudan ve irinden başka, hiç bir serinlik ve içecek tadamayacaklar.
26
24,25,26. (Onlar) orada, (dünyada) yaptıklarına tam uygun bir cezâ olarak kaynar sudan ve irinden başka, hiç bir serinlik ve içecek tadamayacaklar.
27
Çünkü onlar, hesaba çekileceklerini hiç ummuyorlardı.
28
Ve âyetlerimizi, sürekli yalanlıyorlardı.
29
Ama Biz de; (yaptıkları) her şeyi bir kitaba yazıyorduk.
30
(O gün onlara): “Haydi şimdi (cezanızı) çekin bakalım. Artık size, azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız.” (denilecek.)
Sonraki 10 ayet →