1
Ey o (yalnızlığa) bürünen¹ kişi!²
1 (اَلْمُدَّثِّرُ) kelimesinin aslı (اَلْمُتَدَثِّرُ)’dir ve “örtüsüne bürünen, örtünen demektir. Bu kelimenin; kinâye olarak, “üstün sıfatlara bürünmek” anlamı da vardır. (اَلْمُدَّثِّرُ) kelimesi, mecâzen “toplumdan uzaklaşan, yalnız kalmak isteyen” anlamına da gelebilir. Bu anlam, daha uygun olduğu için tercih edilmiştir. 2 Yani, “Ey Muhammed!”
2
Kalk ve hemen (insanları) uyar.¹
1 Bu hitap risaletin ilk tebliğinde şöyle bir kinaye ile uyanışa daveti işaret eder. Yani Allahu Teâlâ Efendimize sanki: “Ey o bürünen ey o kendisine tevdi edilmiş olan hakikati halkın nazarlarından gizlemeye çalışan Muhammed! Bürünmek, uyumak, rahat etmek zamanı geçti, uyanmak, görünmek, o hakikati izhar etmek, zahmetler çekmek, meşakkatlere katlanmak, halkı irşat, etrafı temizlemek için teklifler, ağır yükler yüklenerek azimle kalkıp hareket etmek zamanı geldi” demektedir. (Elmalılı)
4
Ve yakınlarını, (kötülükten) temizle.¹
1 Siyab: Bir kimseyi yakından bürüyen çevresinden kinâye veya mecâzdır. (Kurtubî) “Siyab” ve “elbise” bazen içindeki sahibinin kendisinden, esvabının temizliği de kendisinin temizliğinden kinâye olur. Nitekim “filânın eteği temizdir”, denildiği zaman onun iffeti ve ahlâkının temizliği kast olunur. Bu dikkate alınırsa âyetin anlamı; “öncelikle seni elbiselerin gibi saran yakınlarının, küfür ve şirk pisliklerini temizle.” şeklinde olur ki bu da (Şuara: 214) de emredilene uygun düşer. Bu sebeple yukarıdaki tercüme tercih edilmiştir.
5
Bütün pisliklerden uzaklaş.¹
1 Bu sureninn ilk beş ayeti müzzemmil suresinden önce nazil olmuştur.
6
(Yaptıklarını) çok görerek başa kakma.¹
1 Bu ayet (تَسْتَكْثِرُ) cümlesi hal olarak alınırsa iki şekilde anlaşılabilir: a- “menn” başa kakmak manasına olarak: yaptığın işi, hizmeti, iyiliği çok sayarak başa kakma, b- Bir iyilik, bir ihsanda bulunduğunda, verdiğin kimseden mukabilinde daha çoğunu almak maksadıyla yapma. Yani on para sadaka verip de yirmi paralık hizmet veya hürmet bekleyenler gibi Dünya ticareti veya maksadı gözeterek veya gösteriş için iyilik etme. Sadece Allah için iyilik et, başkasından bir ecir bekleme. Bu âyet, “(yaptığın iyilikleri) kazanç elde etmek için yapma!” şeklinde de tercüme edilebilir.
7
Ve Rabbinin (rızası) için sabret!¹
1 Yani başına gelecek sıkıntılara sabret, azmini eksiltme ve direncini kırma.
8
Sûr’a¹ üfürüldüğü zaman var ya,
1 Nâkur: Sur gibi ağızla üflenerek çalınan boruya denir. “Nakr” vurmak ve didiklemek manalarına geldiği gibi “boru çalmak” manasına da gelir. Zira boru çalındığı zaman içinden hava tazyik ile didiklenmiş olacağı gibi dışından da o ses çarptığı kulakları didikleyeceği cihetle boruya “minkar” manasıyla alâkadar olarak “nâkur” denilmiştir. Boru çalınmak örfte de kervanın veya askerin seferi için “hareket kumandası” demek olduğu gibi, “borusu ötmek” de “emir ve kumandasının nüfuzundan” kinaye olduğu cihetle “Ahiret seferi için emr-i ilâhîsinin zuhuru” yani “sûr’a üfürülmesi demektir.
9
9,1. İşte o gün, gerçekten kâfirler için, hiç de kolay olmayan, zor bir gündür.
10
9,1. İşte o gün, gerçekten kâfirler için, hiç de kolay olmayan, zor bir gündür.
11
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.²
1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)
12
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.²
1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)
13
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.²
1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)
14
11,12,13,14. Bırakın Bana! O kendi ellerimle yarattığım,¹ kendisine bolca servet ve gözünün önünde duran oğullar verdiğim ve önüne imkân ve fırsatlar serdiğim adamı.²
1 Bu âyet, “Bırakın Bana, o (doğduğunda) kimsesiz olarak yarattığım kimseyi…” veya “Bırakın Bana, o kendisini tek başına, kimsesiz olarak yapa yalnız yarattığım kimseyi…” şekillerinde de tercüme edilebilir. 2 Bu adam; Velid b. Muğiyre’dir. Bunun çok malları, Tâif’te bahçeleri, on oğlu olduğu rivâyet edilmiştir. (Bunlardan; Halid, Hişam ve Velîd Müslüman oldu.)
15
(Buna rağmen) hâlâ verdiğimden daha da fazlasını istiyor.
16
Bunu, asla (ummasın)! Çünkü o, Bizim âyetlerimize, hep karşı çıktı.
17
Ben de onu, sarp bir yokuşa süreceğim.
18
Zirâ o, düşündü, ölçtü-biçti,
19
(Ama) kahrolası!¹ Nasıl da ölçtü-biçti?
1 Arapçada (قُتِلَ) yahut (قَاتَلَهُ اللَّهُ) tabirleri “kahrolası, Allah canını alası, geberesi” gibi esasen beddua olmakla beraber nazardan esirgemek tarzında yahut “ne yaman şey, anası ağlayası” gibi bir kıymete işaret olarak övme makamında ve bazen de bu manada alay için kullanılır ki burada onun düşüncesini beğenenlerin bu yoldaki övgülerini hikâye ile tahkir içindir.
20
Yine o kahrolası! Ne de ölçtü-biçti ya!
21
Arkasından (etrafına) bakındı,
22
Sonra kaşlarını dürdü ve suratın astı.
23
Daha sonra böbürlenerek sırtını döndü.
24
24,25. Ve hemen (hiç düşünmeden): “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür¹ ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir.” dedi.²
1 (سِحْرٌ يُؤْثَرُ) tabiri iki anlama gelebilir. a- Öteden beri talim ve rivayet oluna gelen ehlinden ehline öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir. b- İysâr olunacak, sair sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, aldatıcı bir cazibesi bulunan parlak sihir manasına “sihr-i mübîn” demelerine benzer. 2 18-25. âyetlerin bahsettiği olay, özetle şöyledir: Velîd b. Muğîre Peygamberimizin yanına gelip, Kur’an dinler, kalkar kabîlesine varır ve: “Muhammed’den bir söz işittim, ne insan, ne de cin sözüne benziyor. O çok tatlı, çok güzel ve daha güzelinin söylenmesi imkânsız bir sözdür” deyince, Kureyş: “Velîd sapıttı, bu gidişle bütün Kureyş de sapıtacak” derler. Bunu duyan Ebû Cehil, onun yanına varıp: “Sen, Muhammed’den bir menfaat elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun.” deyince Velîd: “Kureyş bilir ki ben, onlardan çok zenginim” der. Ebû Cehil de: “o halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin, senin onu inkâr ettiğini anlasınlar” der. Velîd: “Sİz Muhammed’e deli diyorsunuz onu birini boğarken, kâhin diyorsunuz onu kehanetle uğraşırken, şair diyorsunuz onu hiç şiir söylerken gördünüz mü?” der ve sonra da hiç düşünmeden: “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir” der. (Vâhidî, Kurtubî)
25
24,25. Ve hemen (hiç düşünmeden): “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür¹ ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir.” dedi.²
1 (سِحْرٌ يُؤْثَرُ) tabiri iki anlama gelebilir. a- Öteden beri talim ve rivayet oluna gelen ehlinden ehline öğrenile geldiği söylenen bir sihir demektir. b- İysâr olunacak, sair sihirlere tercih edilecek, beğenilecek bir sihir demek olur. Bu, aldatıcı bir cazibesi bulunan parlak sihir manasına “sihr-i mübîn” demelerine benzer. 2 18-25. âyetlerin bahsettiği olay, özetle şöyledir: Velîd b. Muğîre Peygamberimizin yanına gelip, Kur’an dinler, kalkar kabîlesine varır ve: “Muhammed’den bir söz işittim, ne insan, ne de cin sözüne benziyor. O çok tatlı, çok güzel ve daha güzelinin söylenmesi imkânsız bir sözdür” deyince, Kureyş: “Velîd sapıttı, bu gidişle bütün Kureyş de sapıtacak” derler. Bunu duyan Ebû Cehil, onun yanına varıp: “Sen, Muhammed’den bir menfaat elde etmek için onun yanına gidiyormuşsun.” deyince Velîd: “Kureyş bilir ki ben, onlardan çok zenginim” der. Ebû Cehil de: “o halde onun hakkında bir söz söyle de kavmin, senin onu inkâr ettiğini anlasınlar” der. Velîd: “Sİz Muhammed’e deli diyorsunuz onu birini boğarken, kâhin diyorsunuz onu kehanetle uğraşırken, şair diyorsunuz onu hiç şiir söylerken gördünüz mü?” der ve sonra da hiç düşünmeden: “Bu, sadece aldatıcı bir büyüdür ve bu, bir insan sözünden başka bir şey değildir” der. (Vâhidî, Kurtubî)
26
Ben onu (âhirette) Sekar’a atacağım.¹
1 Bu âyet, 17. âyetten bedel-i iştimaldir. Aradaki âyetlerse, mu’tarızadır.
27
O Sekar’ın gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?¹
1 Yani “Sekar”, öyle bir yerdir ki, onun ne olduğunu yaratıklardan birinin tasavvur etmesi imkânsızdır.
28
28,29. O, her şeyi yakan, insanın yakasını asla bırakmayan¹ ve derilerini kavuran (bir cehennem)dir.
1 Yani o öyle sırnaşık bir Sekar’dır ki bir kere çattığı bir şeyi hiç bir zerresi kalmayacak şekilde helâk eder, tüketir, sonra da yakasını yine bırakmaz. O helâk olan yeni bir yaratılışa tebdil olunur. O yine önceki gibi azap ile çatmaya devam eder.
29
28,29. O, her şeyi yakan, insanın yakasını asla bırakmayan¹ ve derilerini kavuran (bir cehennem)dir.
1 Yani o öyle sırnaşık bir Sekar’dır ki bir kere çattığı bir şeyi hiç bir zerresi kalmayacak şekilde helâk eder, tüketir, sonra da yakasını yine bırakmaz. O helâk olan yeni bir yaratılışa tebdil olunur. O yine önceki gibi azap ile çatmaya devam eder.
30
Onun üzerinde on dokuz¹ vardır.
1 Bu on dokuzun, ma’dudu belirtilmediği için ne olduğunu tam anlamak imkânsızdır. Ancak, bunların cehennemin koruyucusu melekler olduğunu bir sonraki âyetten anlamak mümkünse de buna sadece îman etmek “tevilini Allah bilir” demek gerekir. Bu âyetle ilgili yorum yapanların rezilliklerini göz önüne alarak izah yerine, îmanı tercih etmek en uygunudur.
Sonraki 26 ayet →