1
Ey (Peygamberlik görevi)¹ yüklenen kişi!²
1 (اَلْمُزَّمِّلُ) kelimesinin aslı (اَلْمُتَزَمِّلُ)’dür. Örtüsüne bürünen örtünen, gizlenen, yük yüklenen demektir. Bu kelimenin; kinâye olarak, kaçınmak, rahata meyletmek gibi anlamları da vardır. Ancak bu kelime, kişinin o andaki durumuna iltifat için yapılan bir hitâp da olabilir. Tıpkı Hz. Ali’ye; toprak üzerinde uyumuş ve vücuduna toprak yapışmış bir halde iken, Peygamberimizin: “kalk ey toprak babası” dediği gibi. (اَلْمُزَّمِّلُ) mecâzen “Peygamberlik görevini yüklenen” anlamına da gelir. (Kurtubî, Elmalılı) Bu anlam daha uygun olduğu için tercih edilmiştir. 2 Yani, “Ey Muhammed!”
2
2,3,4. Gece biraz ilerleyip yarıya gelince; bundan biraz önce veya biraz sonra (namaza) kalk.¹ Ve Kur’an’ı da en güzel bir şekilde oku.²
1 Bu âyet; (نِصْفٌ) kelimesi (لَيْلٌ) kelimesinden bedel, kabul edilerek (Kurtubî) tercüme edilmiştir. Yani burada kastedilen; “gecenin üçte biri, yarısı veya üçte ikisinde namaza kalk!” demektir. Ayrıca buradan Efendimizin rûhi bir eğitime tabi tutulduğu da anlaşılmaktadır. 2 Tertîl: Bir şeyi güzelce dizmek, tertiplemek ve sözü kusursuzca açıklamak demektir. Kıraatte tertîl; Kur’an’ı, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmetini düşünerek okumaktır. (Kurtubî) Kıraatten maksat ise; Kur’an’ı anlamak, düşünmek, içerisindekileri öğrenmek ve onu yaşamaktır. Tertil; Kur’an’ı tecvid kurallarına göre en güzel şekilde okumak anlamına da gelir. Ancak tecvitle Kur’an okumayı, sadece “ayın çatlatmaktan ve musikiye dönüştürmekten” ibaret hale getirmek ise, Kur’an’ın cahilce okunması demektir.
3
2,3,4. Gece biraz ilerleyip yarıya gelince; bundan biraz önce veya biraz sonra (namaza) kalk.¹ Ve Kur’an’ı da en güzel bir şekilde oku.²
1 Bu âyet; (نِصْفٌ) kelimesi (لَيْلٌ) kelimesinden bedel, kabul edilerek (Kurtubî) tercüme edilmiştir. Yani burada kastedilen; “gecenin üçte biri, yarısı veya üçte ikisinde namaza kalk!” demektir. Ayrıca buradan Efendimizin rûhi bir eğitime tabi tutulduğu da anlaşılmaktadır. 2 Tertîl: Bir şeyi güzelce dizmek, tertiplemek ve sözü kusursuzca açıklamak demektir. Kıraatte tertîl; Kur’an’ı, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmetini düşünerek okumaktır. (Kurtubî) Kıraatten maksat ise; Kur’an’ı anlamak, düşünmek, içerisindekileri öğrenmek ve onu yaşamaktır. Tertil; Kur’an’ı tecvid kurallarına göre en güzel şekilde okumak anlamına da gelir. Ancak tecvitle Kur’an okumayı, sadece “ayın çatlatmaktan ve musikiye dönüştürmekten” ibaret hale getirmek ise, Kur’an’ın cahilce okunması demektir.
4
2,3,4. Gece biraz ilerleyip yarıya gelince; bundan biraz önce veya biraz sonra (namaza) kalk.¹ Ve Kur’an’ı da en güzel bir şekilde oku.²
1 Bu âyet; (نِصْفٌ) kelimesi (لَيْلٌ) kelimesinden bedel, kabul edilerek (Kurtubî) tercüme edilmiştir. Yani burada kastedilen; “gecenin üçte biri, yarısı veya üçte ikisinde namaza kalk!” demektir. Ayrıca buradan Efendimizin rûhi bir eğitime tabi tutulduğu da anlaşılmaktadır. 2 Tertîl: Bir şeyi güzelce dizmek, tertiplemek ve sözü kusursuzca açıklamak demektir. Kıraatte tertîl; Kur’an’ı, acele etmeden, harfleri ve harekeleri açık bir şekilde, mana ve hikmetini düşünerek okumaktır. (Kurtubî) Kıraatten maksat ise; Kur’an’ı anlamak, düşünmek, içerisindekileri öğrenmek ve onu yaşamaktır. Tertil; Kur’an’ı tecvid kurallarına göre en güzel şekilde okumak anlamına da gelir. Ancak tecvitle Kur’an okumayı, sadece “ayın çatlatmaktan ve musikiye dönüştürmekten” ibaret hale getirmek ise, Kur’an’ın cahilce okunması demektir.
5
Çünkü Biz, sana çok mübârek¹ bir söz indireceğiz.
1 “Biz sana ağır bir söz indireceğiz demek”, tahammülü, icra ve ifası çok zor olan büyük bir kelâmı üzerine indirip tatbik ve icrasını sana emredeceğiz. Çünkü söz, ağır teklifleri ve sorumlulukları ihtiva eden ve reddi kabil olmayan Kur’an ile Risalet emri, indirilmesi ise onun vahyidir. Rasulullah’a vahiy nâzil olurken o kadar ağır ve şiddetle gelirdi ki derhal çehresi değişirdi. Nitekim Hz. Aişe: “gayet soğuk bir günde vahiy inerken baktım, açılırken alnından ter fışkırıyordu” demiştir. Veda haccında da Arafat’ta devesinin üzerinde iken vahiy gelince ağırlıktan deve çöke kalmıştı. Bir de Kur’an’ı okumak kolay olsa da onunla amel zordur. Sonra ahiret terazisinde de ecir ve sevabı da ağırdır. Burada ağır söz mecâzen “önemli ve mübârek söz” demektir.
6
Doğrusu gece (ibâdetinin) neşesi çok daha samimî, okunanı anlama bakımından çok daha etkilidir.¹
1 Söyleyiş ve anlayış cihetiyle gece meydana gelen hâdise daha sağlamdır. Kelâm daha iyi söylenir ve duyulur, gürültüler kesilmiş bulunacağından kıraat ve tefekkür, tezekkür, söylenen ve dinlenen söz daha sağlam olur.
7
Çünkü gündüz vakti, seni uzun süre meşgul eden, (pek çok) şey vardır.
8
8,9. (Ey Muhammed!) Rabbinin adını sürekli an ve bütün varlığınla, doğunun da batının da Rabbi ve tek ilâh kendisi olan, O (Allah’a) yönel ve (yalnız) Onun himayesine sığın.
9
8,9. (Ey Muhammed!) Rabbinin adını sürekli an ve bütün varlığınla, doğunun da batının da Rabbi ve tek ilâh kendisi olan, O (Allah’a) yönel ve (yalnız) Onun himayesine sığın.
10
O (müşriklerin) söylediklerine sabret ve onların yanlarından güzellikle ayrıl.¹
1 Yani, kalben ve fikren onlardan uzak durup fiillerinde onlara uymamakla beraber kötülüklerine karşılık vermeye kalkışmayıp güzel ahlâk ile onlara muhalefet et. Bazı müfessirler bu âyetin, savaş emriyle nesh olunduğu kanaatinde iseler de bunun daha ziyade davetçilerin Allah’ın iznine tutunmaları olduğunu ve bu gibilere nesih varit olmayacağını söylemişlerdir ki doğru olanı budur.
11
O yalanlayıcı ve zevkine düşkün kim-seleri Bana bırak ve onlara biraz süre tanı.
12
Çünkü Bizim yanımızda (onlara hazırlanmış) boyunduruklar ve cehennem ateşi vardır.
13
(Onlara ayrıca) boğaza tıkanıp kalan bir yiyecek ve acı veren bir azap da vardır.
14
O (kıyamet günü) yeryüzü ve dağlar sarsılır ve (ayrıca) dağlar, akıp giden kum yığınına döner.
15
(Ey insanlar!) şüphesiz Biz, tıpkı Firavuna Peygamber gönderdiğimiz gibi, size de şâhitlik yapacak¹ bir Peygamber, gönderdik.
1 İnanırsanız îmanınıza, inkâr ederseniz inkârınıza... Ancak (عَلَى) harf-i cerrinden dolayı bu kısım; “aleyhinize şâhitlik yapacak” şeklinde de tercüme edilebilir.
16
Fakat o (Firavun) Peygambere isyan etti. Biz de onu, hemen fecî bir şekilde helâk ettik.
17
17,18. Eğer (Peygamberi) inkâr ederseniz, göklerin paramparça olacağı, çocukları bile ihtiyarlatan o (kıyamet) gününden, kendinizi nasıl kurtaracaksınız? (Şunun unutmayın ki;) Allah’ın verdiği söz, kesinlikle gerçekleşir.
18
17,18. Eğer (Peygamberi) inkâr ederseniz, göklerin paramparça olacağı, çocukları bile ihtiyarlatan o (kıyamet) gününden, kendinizi nasıl kurtaracaksınız? (Şunun unutmayın ki;) Allah’ın verdiği söz, kesinlikle gerçekleşir.
19
İşte (bütün) bunlar, kesinlikle bir öğüttür. Artık kim (îman etmek) isterse Rabbine ancak (bunlarla) yol bulabilir.¹
1 Aynı âyet için Bk. (İnsan: 29)
20
(Ey Muhammed!) Gerçekten Rabbin, senin ve senin beraberinde bulunanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisine yakınında, yarısında ve üçte birinde (namaza) kalktığını kesinlikle bilmektedir. Geceyi de gündüzü de yaratan Allah sizin (bu ibâdet sürecine) daha fazla dayanamayacağınızı bildiği için, bunu size hafifletti. Öyleyse Kur’an’dan (bundan sonra) kolayınıza geleni¹ okuyun.² O, içinizden hastaların olacağını, bir kısmınızın Allah’ın lütfundan bir kâr aramak üzere yeryüzünde yol tepeceklerini, diğer bir kısmınızın da Allah yolunda savaşacaklarını bilmektedir. O halde, o (Kur’an)’dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin ve Allah’a güzel bir borç takdim edin. Kendiniz için (dünyada iken) iyilik olarak ne yaparsanız, Allah katında onun daha hayırlısını ve mükâfatça daha büyük olanını bulursunuz. Öyleyse, Allah’tan af dileyin, çünkü Allah çok bağışlayandır, pek esirgeyendir.³
1 Bu âyetten namazda kıraatin farz olduğu anlaşılmaktadır. Bunun en az miktarı; Ebû Hanife’ye göre, üç kısa âyet, ya da uzun bir âyet olmalıdır. 2 Bu ifâde; a- namazda Kur’an’dan kolayınıza geleni, b- gece Kur’an okurken kolayınıza geleni, c- Namazda veya namaz haricinde sizi yormayacak, kadar Kur’an okuyun, şekillerinde de anlaşılabilir. 3 Bu âyetin daha sonra Medîne’de nâzil olup bu sûrenin 3, 4 ve 5. âyetlerindeki emri hafiflettiğinde ve değiştirdiğinde ittifak vardır. Mekkî olduğunu söyleyenler varsa da ayetin muhtevası ve nüzül sebebi ile ilgili rivayetlerin çokluğu bunun çok da kuvvetli olmadığını göstermektedir.