1
1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden¹ bir grubun² beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de.
1 Cinn (cânn): Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı: bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Aynı kökten; “cünne”; kalkan, “cenin”; henüz doğmamış çocuk, kabir, “cenan”; kalp, “cennet”; zemini örtmüş bağ-bahçe, “cünun”; delilik, anlamlarına gelir ve hepsinde de bir gizlilik anlamı vardır. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Cinler, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Cinler insanlar gibi sorumlu olup, onlara da peygamberler gönderilmiştir. (En’âm: 130, Ahkâf: 29-32) Peygamberimiz (s.a.v), cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Peygamber (s.a.v), ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu. (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, (Sebe: 14) Allah’ın peygamberlerine bildirdiği şeyleri de öğrenemezler (Şuarâ: 212), İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır. (Hicr: 27) Fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler, ihtiyarı, genci vardır. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. (Zariyat: 56) Cinlerin yaratılışları, türlü şekillere girmeye, ağır işler görmeye elverişlidir. (Neml: 12, 39) İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile (Müslüman olduklarını söyleyen rasyonalistler) cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Hatta Cin: 1-2. ayetlerin iniş sebebini ve bu konuda sahabeden gelen rivayetleri görmezden gelerek ve adeta rivayetlerle ve Müslümanların aklıyla alay ederek bunların; “o bölge insanının tanımadığı yabancı insanlar veya Peygamberimizi o görmeden dinleyen bazı kimseler” olarak anlamaya çalışmışlardır. Peygamberimiz onlara İslâm’ı öğretmiştir. (Müslim, Ebû Davûd) Cinler, bizden tamamen farklı yaratıklardır. Onları, büyü gibi kötü işlerde kullanmak, haramdır. Onların iç hallerini, ancak Allah bilir. Bize buna sadece îman etmek, düşer. 2 “Nefer” kelimesi, bir kişi anlamına gelirse de Arapçada genellikle birle üç kişi veya birle kırk kişi için kullanılır.
2
1,2. (Ey Muhammed!): “Gerçekten bana, cinlerden¹ bir grubun² beni dinleyip de: ‘Doğrusu biz benzeri görülmedik güzellikte ve en doğru yola ileten bir Kur’an dinledik ve biz ona îman ettik. (Artık) Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.’ dedikleri, vahyolundu.” de.
1 Cinn (cânn): Cinnî kelimesinin çoğuludur. Kelimenin kök anlamı: bir şeyi örtmek, gizlemek demektir. Aynı kökten; “cünne”; kalkan, “cenin”; henüz doğmamış çocuk, kabir, “cenan”; kalp, “cennet”; zemini örtmüş bağ-bahçe, “cünun”; delilik, anlamlarına gelir ve hepsinde de bir gizlilik anlamı vardır. Araplar, cinler ile Allah arasında bir soy yakınlığı bulunduğunu söylerler. Onları, Allah’ın ortakları mertebesine çıkarırlar, onları dev, peri, şeytan, şeklinde isimlendirirlerdi ve onlardan yardım dilerlerdi. Cinnin varlığı Kitap ve sünnet ile sabittir ve inkârı, küfrü gerektirir. Cinler, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Mü’minleri ve kâfirleri vardır. Cinler insanlar gibi sorumlu olup, onlara da peygamberler gönderilmiştir. (En’âm: 130, Ahkâf: 29-32) Peygamberimiz (s.a.v), cin’lerin davetine icabet buyurmuş, onları görmüş ve irşat etmiştir. (Müslim) Peygamber (s.a.v), ashâbıyla Batn-ı Nahle’de sabah namazını kıldırmış, bir grup cin gelip Kur’an dinlemiş ve Müslüman olmuştur. (Buhârî ve Müslim) İbnu Mes’ud (r.a): Bir gece, Hz. Peygamber (s.a.v) ile beraberdik. Derken aramızdan kayboldu. Vadilerde, dağlarda aradık bulamadık. O geceyi, hep endişe içinde geçirdik. Nihayet sabah olunca bir baktık ki Hîra tarafından geliyor. ‘Ya Rasûlallah, sizi kaybettik, aradık bulamadık. Bu yüzden bütün gecemiz endişe içinde geçti.’ deyince; ‘Bana, cinlerden bir davetçi geldi. Onunla beraber gittim. Onlara Kur’an okudum’ buyurdu. (Kurtubî) Cinler, ğaybı bilemezler, (Sebe: 14) Allah’ın peygamberlerine bildirdiği şeyleri de öğrenemezler (Şuarâ: 212), İnsanlardan önce ve ateşten yaratılmışlardır. (Hicr: 27) Fakat boyutları farklı olduğu için görülemezler, erkek ve dişi olanları vardır, evlenirler, çoğalırlar, yerler, içerler, ihtiyarı, genci vardır. Cinler de insanlar gibi Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. (Zariyat: 56) Cinlerin yaratılışları, türlü şekillere girmeye, ağır işler görmeye elverişlidir. (Neml: 12, 39) İlk şeytanlaşan varlık olan İblis de cinlerdendir. (Bakara: 24) Felsefecilerin çoğu, özellikle İbnu Sina, Farabî ve Mu’tezile (Müslüman olduklarını söyleyen rasyonalistler) cinlerin varlığını kabul etmezler. Çağdaş Mutezilîler ise ataları kadar cesur davranmayarak cinlere “görünmeyen varlıklar” gibi ne olduğunu kendilerinin de bilmediği bir kısım yakıştırmalarla iman ve inkâr arasında bir bocalama içerisinde kıvranıp durmaktadırlar. Hatta Cin: 1-2. ayetlerin iniş sebebini ve bu konuda sahabeden gelen rivayetleri görmezden gelerek ve adeta rivayetlerle ve Müslümanların aklıyla alay ederek bunların; “o bölge insanının tanımadığı yabancı insanlar veya Peygamberimizi o görmeden dinleyen bazı kimseler” olarak anlamaya çalışmışlardır. Peygamberimiz onlara İslâm’ı öğretmiştir. (Müslim, Ebû Davûd) Cinler, bizden tamamen farklı yaratıklardır. Onları, büyü gibi kötü işlerde kullanmak, haramdır. Onların iç hallerini, ancak Allah bilir. Bize buna sadece îman etmek, düşer. 2 “Nefer” kelimesi, bir kişi anlamına gelirse de Arapçada genellikle birle üç kişi veya birle kırk kişi için kullanılır.
3
(Cinler sonra şöyle dediler): “Elbette bizim Rabbimizin şânı, bütün yüceliklerden çok daha yücedir. O, eş de çocuk da edinmemiştir.”
4
“Doğrusu şu bizim beyinsiz¹ (iblis,) Allah hakkında bir sürü saçma-sapan şeyler söylüyordu.”
1 Bu beyinsiz; ilk şeytanlaşan varlık olan iblis veya cinlerden herhangi bir kâfir, olabilir.
5
“Biz de; insanların ve cinlerin, Allah’a karşı kesinlikle yalan söylemeyeceklerini sanırdık.
6
“Hattâ bazı insanlar, cinler(in şerrin)den yine (kendileri gibi) bazı adamlara sığınarak, o (adamların) azgınlıklarını artırırlardı.”¹
1 Bazı müfessirler, cinler için “rical” (erkekler) tabiri çoğunlukla kullanılmaz. Bu âyetteki “rical”in ikisinden de kastedilen insan ricali’dirve bu ayetin manası; “İnsanlardan bir takım rical, Cinnin şerrinden bir takım insan ricaline sığınıyorlardı”dır demişlerdir. Meselâ: bir adam tenha bir vadide yatmak veya geçmek istediği ve nefsi için bir tehlikeden korktuğu zaman yüksek sesle: “Ey bu vadinin azizi! Ben senin itaatinde bulanan kötü ruhlardan sana sığınıyorum” der ve bu suretle o vadideki cinnî’nin kendisini himaye edeceğine inanırdı. Bu sığınış ise ölmüş veya diri bir adamın ismine ve ruhaniyetine veya kâhinlere müracaat gibi fiilen kendisine müracaat suretiyle de olabilirdi. Tabi bu arada aynı durumda kalan bazı Müslümanların, “Allah’tan önce bazı zatlara, ruhanilere veya bazı kimselerin ruhaniyetlerine sığınmalarını” da bu çerçevede düşünmek gerekir. Böylece insanlara fenalığı Cinlerden ziyade asıl kendileri yapmış oluyor. Cinler, insanlara yine insanlar vasıtasıyla zarar yapıyorlar. Onları âlet ediniyorlar, onların sığınmasından kuvvet alarak tasallut ve istilalarını artırıyorlar. Şu halde insanlar, yalnız Allaha sığınsalar da cinlere hiç ehemmiyet veremeselerdi Cinler onları asla saramazlardı. (Özetle - Elmalılı) Bu âyet; “insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınarak, onların azgınlıklarını artırırlardı.” şeklinde anlaşılırsa da yukarıdaki anlam daha doğru olabilir.
7
“(Ey Cinler!) Doğrusu o (insanlar da) sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın kimseyi (Peygamber olarak) göndermeyeceğini zannetmişlerdi.”
8
“Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü koruyucular ve parlak bir ateşle doldurulmuş bulduk.”
9
“Hâlbuki (daha önce) biz, onun (haber) dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, (karşısında) kendisini gözetleyen parlak bir ateş buluyor.”
10
“Bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rableri, onları en doğruya iletmek mi diledi, bilmiyoruz?”
11
“Gerçekten biz, kimimiz iyi kişiler, kimimiz de bunların aşağısında olmak üzere, türlü yollar tutmuştuk.”
12
“Artık biz yeryüzünde Allah’ı âciz bırakamayacağımızı ve kaçmakla da Ondan kurtulamayacağımızı iyice anladık.”
13
“Doğrusu biz Peygamberi dinler dinlemez, ona îman ettik. Artık kim, Rabbine îman ederse, o hakkının yenmesinden de haksızlığa uğramasından da korkmaz.”
14
“Ve elbette bizden, Müslüman olanlar olduğu gibi, dosdoğru yoldan sapanlar da var. Onlardan Müslüman olanlar, en doğru yolu bulanlardır.”
15
“(Dosdoğru yoldan) sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır.”
16
16,17. Eğer (insanlar ve cinler)¹ dosdoğru yola girmiş olsalardı, (bu konuda) Biz, kendilerini denemek için onlara bitmez-tükenmez nîmetler² verirdik. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan bir azaba sürükler.
1 Bu âyete kadar olan ifâdeler, cinlerin sözleridir. Bu âyetten itibaren söz Allah’a aittir. Parantez de bu sebeple ilave edilmiştir. 2 Bol yağmur: “sınırsız ve tükenmeyen nîmetten” mecâz olduğu için, tercümede bu mecâzî anlam tercih edilmiştir.
17
16,17. Eğer (insanlar ve cinler)¹ dosdoğru yola girmiş olsalardı, (bu konuda) Biz, kendilerini denemek için onlara bitmez-tükenmez nîmetler² verirdik. Kim de Rabbinin zikrinden yüz çevirirse (Rabbin) onu gittikçe şiddeti artan bir azaba sürükler.
1 Bu âyete kadar olan ifâdeler, cinlerin sözleridir. Bu âyetten itibaren söz Allah’a aittir. Parantez de bu sebeple ilave edilmiştir. 2 Bol yağmur: “sınırsız ve tükenmeyen nîmetten” mecâz olduğu için, tercümede bu mecâzî anlam tercih edilmiştir.
18
(Yine bana):¹ Şüphesiz mescidler,² (yalnız) Allah’a aittir. Öyleyse orada Allah ile birlikte başka bir kimseye, kulluk etmeyin.³ (diye vahyolundu.)
1 Bu ayetin başındaki (اَنّ) tüm kıraatlerde meftuh’tur ve vav ile ilk ayete ma’tuftur. Bu ve ayetin sonundaki parantez içi ifadeler bu sebeple yapılmıştır. 2 Bu sûre nâzil olduğunda Müslümanlara ait mescidler yapılmadığı için, buradaki mescidler ifâdesi; ya Mescid-i Haram’dır ya da yeryüzünde Allah’a ibâdet için yapılan tüm ibâdethanelerdir. Bazı müfessirler bunun, namazda secde edilen organlar veya yeryüzünün tamamı olduğunu da anlamışlardır. 3 Tarih boyunca ve günümüzde ibâdet yerlerinin, hâkim güçler tarafından kontrol edilmesi, buraların Allah’a aidiyetini zedelemekte hattâ o güçleri, mescidlerin hâkimi haline getirmektedir. İbadethanelerini kaybedenler, dinlerini de kaybetmiş veya dinlerini hâkim güçlerin emrine sokmuş, demektir.
19
Allah’ın kulu (Muhammed,) Allah’a kulluk için kalktığında, o (müşrikler) neredeyse onun çevresinde (onu yıldırmak için) bütünleştiler.¹
1 (كَادُوا)’nun zamiri “Cinne” veya “Cinn ve insanlar” olabilir. Allah’ın kulu ise, Hz. Peygamberin kendisidir. “Allah’ın kulu Muhammed (s.a.v) kalkmış ona duâ ve ibadet ederken o kulun üzerine keçelene yazdılar demek”: a- O dinleyen Cinler acelelerinden izdiham ile etrafına öyle toplandılar ki az daha keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi, çünkü hiç görmedikleri bir ibadet görüyor ve bir duâ dinliyorlardı. b- Bu söz Cinlerin sözü olduğu düşünülürse, Cinler kavimlerine: “O Allah’ın kulu kalkmış Allah’a duâ ederken müşrik insanlar ona düşmanlıkla aleyhine öyle toplanmışlardı ki az daha birbirlerine geçip keçeleneceklerdi. c- İnsan ve cinn kâfirleri onun işini ve davetini iptal etmek için aleyhinde öyle toplanmışlardı ki az daha birbirlerine keçeleneceklerdi. (Elmalılı) Bu, kâfirlerin genel karakteristik özelliğidir. Zâten hep böyle yaparlar. Onları bu halde görenler, kendilerini güçlü sansınlar diye yapay bir beraberlik örneği gösterirler. (Mearic 36-37)’de de bu psikolojik baskı türünün bir başka şekli, örnek olarak verilmektedir. Günümüzde ise bu taktik, yapay ittifaklar halinde devletler çapında bile yapılmaktadır.
20
(Ey Muhammed!): “Ben gerçekten, sadece Rabbime kulluk ederim ve Ona hiç kimseyi asla ortak koşmam.” de.
21
(Ve onlara): “Doğrusu ben size zarar da veremem, fayda da sağlayamam.” de.
22
22,23. (Bir de onlara): “Eğer Allah’ın benimle gönderdiklerini sizlere duyurmazsam,¹ kesinlikle bana Allah’tan (gelecek bir azaptan) beni kimse kurtaramaz ve kesinlikle ben, Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamam. (Şunu iyi bilin ki,) Allah’a ve Onun Elçisine isyan edenlere, içerisinden hiç çıkmayıp, sürekli kalacakları cehennem ateşi vardır.” de.
1 Buradaki (إِلَّا) , (اِنْ) ve (لَا)’dan oluşan (إِلَّا)’dır. Tercüme, bu durum dikkate alınarak yapılmıştır. (Kurtubî)
23
22,23. (Bir de onlara): “Eğer Allah’ın benimle gönderdiklerini sizlere duyurmazsam,¹ kesinlikle bana Allah’tan (gelecek bir azaptan) beni kimse kurtaramaz ve kesinlikle ben, Onun dışında sığınacak (bir makam da) bulamam. (Şunu iyi bilin ki,) Allah’a ve Onun Elçisine isyan edenlere, içerisinden hiç çıkmayıp, sürekli kalacakları cehennem ateşi vardır.” de.
1 Buradaki (إِلَّا) , (اِنْ) ve (لَا)’dan oluşan (إِلَّا)’dır. Tercüme, bu durum dikkate alınarak yapılmıştır. (Kurtubî)
24
(O kâfirler), kimin yardımcısının daha zayıf ve daha az olduğunu, kendilerine vâdedilen (cehennemi) görünce anlayacaklar.
25
(Ey Muhammed! Onlara): “Ben, size vâdedilen (azap) yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre koymuş mudur? Bilemem.” de.
26
26,27. Çünkü ğaybı ancak O, bilir ve Peygamberlerinden seçtikleri dışında, ğay-bını kimseye açıklamaz.¹ Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar.
1 Ancak Rasulleri içinden seçip dilediği bir Rasule gaybından bazı şeyler açıklar. Henüz meydana gelmeyen şeyleri açıkça bildirir. Bunlar o peygamberin mucizeleri, emirleri, ahkâm ve müeyyideleri gibi peygamberliğin maksatlarına ait bilgiler olur. Bu surette ise yine o Rasul gaybı bilmiş olmaz. Kendisine bildirilmiş olanı bilir. Onun için ona o kıyametin mutlaka olacağı bildirilmiş ise de yakın mı uzak mı ne zaman olacağı bildirilmemiştir.
27
26,27. Çünkü ğaybı ancak O, bilir ve Peygamberlerinden seçtikleri dışında, ğay-bını kimseye açıklamaz.¹ Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına koruyucular koyar.
1 Ancak Rasulleri içinden seçip dilediği bir Rasule gaybından bazı şeyler açıklar. Henüz meydana gelmeyen şeyleri açıkça bildirir. Bunlar o peygamberin mucizeleri, emirleri, ahkâm ve müeyyideleri gibi peygamberliğin maksatlarına ait bilgiler olur. Bu surette ise yine o Rasul gaybı bilmiş olmaz. Kendisine bildirilmiş olanı bilir. Onun için ona o kıyametin mutlaka olacağı bildirilmiş ise de yakın mı uzak mı ne zaman olacağı bildirilmemiştir.
28
O, bunu (Peygamberlerinin, insanlara) duyurduklarının, Rableri tarafından gönderildiğini bilmeleri için yapar. Çünkü O (Allah, zâten) onların söylediklerini (bilgisiyle) kuşatmış ve her şeyi tek tek kaydetmiştir.