Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Nuh 1 / 28
1
Şüphesiz Biz Nûh’u, toplumuna;¹ “Kendilerine acı bir azap² gelmeden önce kavmini uyar!” diye (Peygamber olarak) gönderdik. 1 Bu ifadeden Hz. Nûh’un bütün insanlara değil, kavmine gönderildiği anlaşılıyor. Zira Peygamberler içinde bütün insanlara gönderilmiş olmak sadece Peygamberimize ait bir özelliktir. O zaman yeryüzünde ne kadar insan ve hangi kavimler vardı ve yeryüzünün nerelerinde insanlar yaşıyordu, onu da ancak Allah bilir. 2 Bu acı azap, âhirette görecekleri azap yahut Tufan olabilir.
M. Türk 71:1
2
O da (toplumuna): “Ey Kavmim! Gerçekten ben, size (gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım.” dedi.
M. Türk 71:2
3
(Ve devamla): “Yani¹ Allah’a kulluk edin, Ona karşı hata etmekten sakının ve bana itaat edin.” ki, 1 Bu ilave, bu (أَنْ)’in tefsiriyye olduğu içindir.
M. Türk 71:3
4
“(Allah) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın¹ ve size (belirlediği) süreye kadar ömür versin.² Eğer bilirseniz, Allah’ın belirlediği süre, kesinlikle ertelenmez.”³ dedi. 1 Yani, îman edinceye kadar işlemiş olduğunuz günâhlarınızı yahut Allah’a karşı işlediğiniz günâhlarınızı, affetsin. Zîrâ kul hakkının affı, hak sahibine aittir. O da ancak onlarla helâlleşmekle, affolunur. 2 Yani îman ederseniz normal ecelinizle ölür, yok eğer etmezseniz helâk edilerek ölürsünüz. Böylece size normalde verilmesi gereken süre yerine, daha kısa bir süre takdir edilmesine, sebep olursunuz. 3 Burada, bir taraftan “tehir etsin” deniliyor, bir taraftan da “gelince tehir olunmaz” deniliyor. Bu, bir çelişki gibi görünse de; gelince tehir olunmayanın gelmezden evvel tehir olunması mümkündür. Zîrâ gelen ecel değil, henüz gelmeyen ecel, tehir olunmaktadır.
M. Türk 71:4
5
(Nuh Rabbine): “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz demedim (sürekli) davet ettim.” dedi.
M. Türk 71:5
6
(Ve devamla): “Benim davetim ancak onların (îman etmekten) kaçışlarını artırdı.”
M. Türk 71:6
7
“Doğrusu ben, Senin onları bağışlaman için ne kadar davet ettimse onlar, (davetimi duymamak için) parmaklarını¹ kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler,² (küfürlerinde) direndiler ve çok fazla büyüklük tasladılar.” 1 Aslında kulağa parmak değil, “parmak ucu” tıkanır. Burada “parmaklar” denmesi; istiâredir. Parmakların zikredilip, parmak ucunun kastedilmesiyle; “güçleri yetseydi parmaklarının tamamını kulaklarına sokacaklardı” denilmek istenmektedir. Bk. (Bakara: 19) 2 Bu iki ifâde, düşmanlıktan ve dinlememekte ısrardan kinâyedir. (Kurtubî)
M. Türk 71:7
8
“Sonra ben, onlara açıktan açığa da davette bulundum.”
M. Türk 71:8
9
“(Hatta) sonra (davetimi) onlara açıktan açığa, gizliden gizliye (defalarca) söyledim.”
M. Türk 71:9
10
“Ve onlara: ‘Rabbinizden af dileyin, çünkü O çok bağışlayandır’ dedim.”
M. Türk 71:10
11
Hattâ onlara; “Allah da üzerinize gökten bol bol (yağmurlar) yağdırsın.”¹ 1 Aynı ifâde için Bk. (Hûd: 52)
M. Türk 71:11
12
“Mallarınızı ve oğullarınızı artırsın, size bahçeler ihsan etsin ve size ırmaklar versin.”
M. Türk 71:12
13
“Size ne oluyor ki! Allah’ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz!”¹ 1 Yani siz, niçin Allah’tan korkmuyorsunuz ve Ona saygısızlık edip, putlara tapıyorsunuz. Bu âyet: “Size ne oluyor da Allah’ın size (Ona inanmanıza karşılık) vereceği vakarı kabul etmiyorsunuz!” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 71:13
14
“Oysa O, sizi türlü aşamalardan geçirerek yaratmıştır.”¹ 1 O Allah, sizi nice hallerden geçirerek yaratmıştır. Burada insanın yaratılışının ferden ve toptan geçirmiş olduğu tekâmül mertebelerine işaret buyurulmuştur. Yani insan bir başka yaratıktan tekâmül ederek değil, Allah tarafından ana karnında; “nutfe, alaka, mudga, kemik ve kemiklere et giydirilmesi” aşamalarından geçirilerek, bambaşka bir yaratılışla inşa edilmiştir. Buradaki tekâmül insanın yaratılışındaki aşamaların tekâmülü anlamındadır. Bk. (Mü’minun: 12-14, Hac: 5)
M. Türk 71:14
15
15,16. “Siz, Allah’ın yedi göğü birbirleriyle uyumlu olarak nasıl yarattığını, ayı bunlar içerisinde bir nur kıldığını, güneşi de bir ışık kaynağı,¹ olarak yarattığını hiç görmüyor musunuz?” 1 ضِيَاءٌ)) Hararetli ışık, (نُورٌ) ise başkasının ışığından alınan ışık demektir. Güneşin ışık kaynağı, ayın ise yansıtıcılığına işaret olabilir. Bk. (Yûnus: 5, Furkan: 61)
M. Türk 71:15
16
15,16. “Siz, Allah’ın yedi göğü birbirleriyle uyumlu olarak nasıl yarattığını, ayı bunlar içerisinde bir nur kıldığını, güneşi de bir ışık kaynağı,¹ olarak yarattığını hiç görmüyor musunuz?” 1 ضِيَاءٌ)) Hararetli ışık, (نُورٌ) ise başkasının ışığından alınan ışık demektir. Güneşin ışık kaynağı, ayın ise yansıtıcılığına işaret olabilir. Bk. (Yûnus: 5, Furkan: 61)
M. Türk 71:16
17
“Sizi yerden ot (bitirir) gibi (başkası değil) Allah bitirmiştir.”¹ 1 Nebat, yerde biten, yani neş’et edip yetişen her şeye denir. Daha sonra dalı olmayan, hayvanların yediği “ot” anlamında kullanılmıştır. Mastar olarak alınırsa “bitmek, ot bitmek, yetişmek” demek olur. Lâkin kelimenin asıl sîgasi mastar olduğu ve insan hayatı, bitkisel hayattan ibaret bulunmadığı için müfessirlerin çoğunluğu burada (نَبَاتًا)’in hâl değil, mastar olarak mef’ul-i mutlak olduğunu beyan etmişler ve “Allah sizi bitirdi siz de bir şekilde bittiniz” demek olduğunu belirtmişlerdir. Sonuç olarak bu ifade iki şekilde anlaşılabilir: a- Babanız Âdem’i topraktan yarattı ve sizleri de ondan üreme yoluyla çoğalttı. b- Hepinizi topraktan meydana gelen gıdalarla oluşan, spermden yarattı.
M. Türk 71:17
18
“Sonra sizi yine oraya döndürecek ve (âhirette dirilterek) oradan tekrar çıkaracaktır.”
M. Türk 71:18
19
19,2. “Yeryüzünü, yollarında ve vadilerinde dolaşasınız diye sizin için (başkası değil) Allah yaymıştır.” (dedi.)
M. Türk 71:19
20
19,2. “Yeryüzünü, yollarında ve vadilerinde dolaşasınız diye sizin için (başkası değil) Allah yaymıştır.” (dedi.)
M. Türk 71:20
21
21,22. Nûh (Rabbine yönelerek): “Ey Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan edip, malı ve çocuğu, sadece küfürlerini artıran ve çok büyük tuzaklar kuran kimselere uydular.” dedi.
M. Türk 71:21
22
21,22. Nûh (Rabbine yönelerek): “Ey Rabbim! Gerçekten onlar bana isyan edip, malı ve çocuğu, sadece küfürlerini artıran ve çok büyük tuzaklar kuran kimselere uydular.” dedi.
M. Türk 71:22
23
“Ve: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın, özellikle Vedd’i, Suva’ı, Yeğus’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i¹ hiç bırakmayın.’ dediler.” 1 Bunlar, Lût toplumunun taptıkları putlarının isimleridir. Daha sonra müşrik Arapların da bu putlara taptıkları ve Abd’ül-Vedd, Abd’ül-Yeğûs gibi isimleri kullandıkları olmuştur. Tefsirlerde bunlarla ilgili birçok rivâyet varsa da; bâtılı tasvirin bir faydası olmayacağı düşüncesiyle, bu rivâyetlere yer verilmemiştir.
M. Türk 71:23
24
“Böylece onlar gerçekten pek çok kimseyi saptırdılar. Sen de bu zâlimlerin sadece sapkınlıklarını artır.” (diye yakardı.)
M. Türk 71:24
25
İşte bunlar sadece bu hatalarından dolayı suda boğuldular, sonra da cehenneme sokuldular. Ve kendilerini Allaha kar-şı koruyacak bir yardımcı da bulamadılar.¹ 1 Bu âyetin, Hz. Nûh (a.s)’ın duâsı arasında mu’tarıza olarak kullanılmasından, bu toplumun sonunun ne olacağının Hz. Nûh’a önceden haber verildiği anlaşılabilir.
M. Türk 71:25
26
Nûh: “Ey Rabbim! Yeryüzünde¹ kâfirlerden yurt sahibi hiç bir kimse bırakma.” dedi. 1 Arz, görünen ve herkesin bildiği yeryüzü’dür. Arz, kelimesinin ma’rife olmasından dolayı, bu arzın yeryüzünün tamamı olması daha kuvvetlidir. Fakat “Hz. Nuh’un kavmi”nin bulunduğu yer de anlaşılabilir. “Deyyar” ise “evcil yahut yurdcul” anlamına gelir. “Deyr”den geldiği düşünülürse, “bekleyen, manastır bekçisi” manasınadır. Yani “yurt sahibi hiç bir kimse bırakma” demektir.
M. Türk 71:26
27
Ve: “Eğer Sen onları bırakırsan onlar, Senin kullarını saptırırlar ve sadece kötülük ve kâfirlik üretirler.”¹ 1 Bu âyet, “eğer Sen onları bırakırsan onlar, Senin kullarını saptırırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir (insanlar) doğururlar.” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 71:27
28
“Ey Rabbim! Beni, anne ve babamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve inanan kadınları bağışla ve bu zâlimlerin sadece helâkini artır.” (diye dua etti.)
M. Türk 71:28
Nuh suresi tamamlandı