1
1,2,3,4. Birisi,¹ kâfirlere gelecek (âhiret) azabını soruyor. O azap, ancak melekler ve Cebrâil’in yükselebileceği makamlara² sahip olan Allah’ın katındandır. O (azaba) kimse engel olamaz ve o gün, (kâfirlere) elli bin³ yıl gibi gelir.
1 Müfessirlerin çoğunluğuna göre Nadr b. Hâris’in; “Ey Allah’ım bu Kur’an eğer doğruysa bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize daha acıklı bir azap ver.” demesi üzerine bu âyetler indirilmiştir. (Esbâb-ı Nüzûl - Suyûtî) Yukarıdaki tercüme (تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ) cümlesi (الْمَعَارِجُ) için cümle-i mu’tarıza kabul edilerek yapılmıştır. (Kurtubî) 2 Meâric: Mirâc gibi veya aynı anlamda “mi’rec” veya “ma’rec” kelimelerinin çoğuludur. “Uruc” ve “Suud”, yani aşağıdan yukarıya çıkma aletleri, merdivenler ve asansörler yahut çıkılacak dereceler, mertebeler, yükseklikler demektir. “Z’ül-meâric” de bunların sahibi demek olur. Tefsirciler “Meâric” kelimesinin tefsirini yaparken başlıca dört yorum getirmişlerdir. Birincisi, İbnu Abbas’tan rivayet edildiği üzere; “gökler, yüksek dereceler” demektir ki, melekler bunlarda gökten göğe yükselirler. Bazıları da bunlar için “meleklerin emir ve yasaklarla çıktıkları asansörler ve derecelerdir” demişlerdir. İkincisi, Katâde’nin rivayetine göre, faziletler, nimetler ve yücelikler, yani yükseklikler ve yüksek lütuflar ve nimetlerdir. Üçüncüsü, Cennette Allah’ın, dostlarına ihsan ettiği derecelerdir. Dördüncüsü, manevî ve ruhî mertebelerdir. 3 Bu “elli bin yıl” ifâdesi, çokluktan kinâye olabilir. “Gökten yere kadar bütün işlerin, O’nun tarafından idare edilmesi, sonra (bu işlerin) O’nun huzuruna yükselmesi, size göre bin yıl kadar süren bir zaman diliminde olur.” (Secde: 5) buyrulmuş olmasına dayanılarak burada da o mânânın gözetileceğini söyleyenler olmuştur. Bununla beraber burada bu senenin melekler ve Ruh senesi olmak ihtimaliyle günün daha ziyade korkutma ve sakındırma ifade etmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Bazıları burada “elli bin sene”den maksadın, uzunluğun miktarını beyan değil, o günün dehşetinden kinaye olduğunu söylemişlerdir ki bu, o günün daha uzun ve daha kısa olmasına engel değildir.
2
1,2,3,4. Birisi,¹ kâfirlere gelecek (âhiret) azabını soruyor. O azap, ancak melekler ve Cebrâil’in yükselebileceği makamlara² sahip olan Allah’ın katındandır. O (azaba) kimse engel olamaz ve o gün, (kâfirlere) elli bin³ yıl gibi gelir.
1 Müfessirlerin çoğunluğuna göre Nadr b. Hâris’in; “Ey Allah’ım bu Kur’an eğer doğruysa bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize daha acıklı bir azap ver.” demesi üzerine bu âyetler indirilmiştir. (Esbâb-ı Nüzûl - Suyûtî) Yukarıdaki tercüme (تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ) cümlesi (الْمَعَارِجُ) için cümle-i mu’tarıza kabul edilerek yapılmıştır. (Kurtubî) 2 Meâric: Mirâc gibi veya aynı anlamda “mi’rec” veya “ma’rec” kelimelerinin çoğuludur. “Uruc” ve “Suud”, yani aşağıdan yukarıya çıkma aletleri, merdivenler ve asansörler yahut çıkılacak dereceler, mertebeler, yükseklikler demektir. “Z’ül-meâric” de bunların sahibi demek olur. Tefsirciler “Meâric” kelimesinin tefsirini yaparken başlıca dört yorum getirmişlerdir. Birincisi, İbnu Abbas’tan rivayet edildiği üzere; “gökler, yüksek dereceler” demektir ki, melekler bunlarda gökten göğe yükselirler. Bazıları da bunlar için “meleklerin emir ve yasaklarla çıktıkları asansörler ve derecelerdir” demişlerdir. İkincisi, Katâde’nin rivayetine göre, faziletler, nimetler ve yücelikler, yani yükseklikler ve yüksek lütuflar ve nimetlerdir. Üçüncüsü, Cennette Allah’ın, dostlarına ihsan ettiği derecelerdir. Dördüncüsü, manevî ve ruhî mertebelerdir. 3 Bu “elli bin yıl” ifâdesi, çokluktan kinâye olabilir. “Gökten yere kadar bütün işlerin, O’nun tarafından idare edilmesi, sonra (bu işlerin) O’nun huzuruna yükselmesi, size göre bin yıl kadar süren bir zaman diliminde olur.” (Secde: 5) buyrulmuş olmasına dayanılarak burada da o mânânın gözetileceğini söyleyenler olmuştur. Bununla beraber burada bu senenin melekler ve Ruh senesi olmak ihtimaliyle günün daha ziyade korkutma ve sakındırma ifade etmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Bazıları burada “elli bin sene”den maksadın, uzunluğun miktarını beyan değil, o günün dehşetinden kinaye olduğunu söylemişlerdir ki bu, o günün daha uzun ve daha kısa olmasına engel değildir.
3
1,2,3,4. Birisi,¹ kâfirlere gelecek (âhiret) azabını soruyor. O azap, ancak melekler ve Cebrâil’in yükselebileceği makamlara² sahip olan Allah’ın katındandır. O (azaba) kimse engel olamaz ve o gün, (kâfirlere) elli bin³ yıl gibi gelir.
1 Müfessirlerin çoğunluğuna göre Nadr b. Hâris’in; “Ey Allah’ım bu Kur’an eğer doğruysa bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize daha acıklı bir azap ver.” demesi üzerine bu âyetler indirilmiştir. (Esbâb-ı Nüzûl - Suyûtî) Yukarıdaki tercüme (تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ) cümlesi (الْمَعَارِجُ) için cümle-i mu’tarıza kabul edilerek yapılmıştır. (Kurtubî) 2 Meâric: Mirâc gibi veya aynı anlamda “mi’rec” veya “ma’rec” kelimelerinin çoğuludur. “Uruc” ve “Suud”, yani aşağıdan yukarıya çıkma aletleri, merdivenler ve asansörler yahut çıkılacak dereceler, mertebeler, yükseklikler demektir. “Z’ül-meâric” de bunların sahibi demek olur. Tefsirciler “Meâric” kelimesinin tefsirini yaparken başlıca dört yorum getirmişlerdir. Birincisi, İbnu Abbas’tan rivayet edildiği üzere; “gökler, yüksek dereceler” demektir ki, melekler bunlarda gökten göğe yükselirler. Bazıları da bunlar için “meleklerin emir ve yasaklarla çıktıkları asansörler ve derecelerdir” demişlerdir. İkincisi, Katâde’nin rivayetine göre, faziletler, nimetler ve yücelikler, yani yükseklikler ve yüksek lütuflar ve nimetlerdir. Üçüncüsü, Cennette Allah’ın, dostlarına ihsan ettiği derecelerdir. Dördüncüsü, manevî ve ruhî mertebelerdir. 3 Bu “elli bin yıl” ifâdesi, çokluktan kinâye olabilir. “Gökten yere kadar bütün işlerin, O’nun tarafından idare edilmesi, sonra (bu işlerin) O’nun huzuruna yükselmesi, size göre bin yıl kadar süren bir zaman diliminde olur.” (Secde: 5) buyrulmuş olmasına dayanılarak burada da o mânânın gözetileceğini söyleyenler olmuştur. Bununla beraber burada bu senenin melekler ve Ruh senesi olmak ihtimaliyle günün daha ziyade korkutma ve sakındırma ifade etmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Bazıları burada “elli bin sene”den maksadın, uzunluğun miktarını beyan değil, o günün dehşetinden kinaye olduğunu söylemişlerdir ki bu, o günün daha uzun ve daha kısa olmasına engel değildir.
4
1,2,3,4. Birisi,¹ kâfirlere gelecek (âhiret) azabını soruyor. O azap, ancak melekler ve Cebrâil’in yükselebileceği makamlara² sahip olan Allah’ın katındandır. O (azaba) kimse engel olamaz ve o gün, (kâfirlere) elli bin³ yıl gibi gelir.
1 Müfessirlerin çoğunluğuna göre Nadr b. Hâris’in; “Ey Allah’ım bu Kur’an eğer doğruysa bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize daha acıklı bir azap ver.” demesi üzerine bu âyetler indirilmiştir. (Esbâb-ı Nüzûl - Suyûtî) Yukarıdaki tercüme (تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ) cümlesi (الْمَعَارِجُ) için cümle-i mu’tarıza kabul edilerek yapılmıştır. (Kurtubî) 2 Meâric: Mirâc gibi veya aynı anlamda “mi’rec” veya “ma’rec” kelimelerinin çoğuludur. “Uruc” ve “Suud”, yani aşağıdan yukarıya çıkma aletleri, merdivenler ve asansörler yahut çıkılacak dereceler, mertebeler, yükseklikler demektir. “Z’ül-meâric” de bunların sahibi demek olur. Tefsirciler “Meâric” kelimesinin tefsirini yaparken başlıca dört yorum getirmişlerdir. Birincisi, İbnu Abbas’tan rivayet edildiği üzere; “gökler, yüksek dereceler” demektir ki, melekler bunlarda gökten göğe yükselirler. Bazıları da bunlar için “meleklerin emir ve yasaklarla çıktıkları asansörler ve derecelerdir” demişlerdir. İkincisi, Katâde’nin rivayetine göre, faziletler, nimetler ve yücelikler, yani yükseklikler ve yüksek lütuflar ve nimetlerdir. Üçüncüsü, Cennette Allah’ın, dostlarına ihsan ettiği derecelerdir. Dördüncüsü, manevî ve ruhî mertebelerdir. 3 Bu “elli bin yıl” ifâdesi, çokluktan kinâye olabilir. “Gökten yere kadar bütün işlerin, O’nun tarafından idare edilmesi, sonra (bu işlerin) O’nun huzuruna yükselmesi, size göre bin yıl kadar süren bir zaman diliminde olur.” (Secde: 5) buyrulmuş olmasına dayanılarak burada da o mânânın gözetileceğini söyleyenler olmuştur. Bununla beraber burada bu senenin melekler ve Ruh senesi olmak ihtimaliyle günün daha ziyade korkutma ve sakındırma ifade etmiş olması da ihtimal dâhilindedir. Bazıları burada “elli bin sene”den maksadın, uzunluğun miktarını beyan değil, o günün dehşetinden kinaye olduğunu söylemişlerdir ki bu, o günün daha uzun ve daha kısa olmasına engel değildir.
5
(Ey Muhammed!) Sen güzelce sabret.
6
6,7. Doğrusu onlar, o azabı (ihtimâlden) uzak görüyorlarsa da Biz, onu pek yakın görüyoruz.
7
6,7. Doğrusu onlar, o azabı (ihtimâlden) uzak görüyorlarsa da Biz, onu pek yakın görüyoruz.
8
O (azabın geleceği) gün gök, erimiş maden gibi olacak.
9
Dağlar da (etrafa) atılmış yün gibi olacak.
10
(İşte o gün) hiç bir dost, dostunu dahi soramayacak.
11
11,12,13. Onlar (kıyamet günü) ancak (kendi) kendilerine gösterilecekler.¹ (İşte o gün) her bir günâhkâr, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini ve kendisini barındıran sülâlesini, fidye olarak vermek ister.
1 Yani, kendilerinden başkasını görmeye zamanları olmayacak kadar, meşgul olacaklar. Bk. (Abese: 37)
12
11,12,13. Onlar (kıyamet günü) ancak (kendi) kendilerine gösterilecekler.¹ (İşte o gün) her bir günâhkâr, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini ve kendisini barındıran sülâlesini, fidye olarak vermek ister.
1 Yani, kendilerinden başkasını görmeye zamanları olmayacak kadar, meşgul olacaklar. Bk. (Abese: 37)
13
11,12,13. Onlar (kıyamet günü) ancak (kendi) kendilerine gösterilecekler.¹ (İşte o gün) her bir günâhkâr, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, eşini, kardeşini ve kendisini barındıran sülâlesini, fidye olarak vermek ister.
1 Yani, kendilerinden başkasını görmeye zamanları olmayacak kadar, meşgul olacaklar. Bk. (Abese: 37)
14
Hattâ yeryüzündekilerin tümünü (versin) de tek kendisini kurtarsın (ister.)
15
15,16. Fakat ne mümkün! Doğrusu o, yanmakta olan (cehennemin,) insanın her tarafına saldıran¹ ateşidir.
1 Âyetin bu kısmı; “İnsanın başının derisini soyan” şeklinde de tercüme edilebilir.
16
15,16. Fakat ne mümkün! Doğrusu o, yanmakta olan (cehennemin,) insanın her tarafına saldıran¹ ateşidir.
1 Âyetin bu kısmı; “İnsanın başının derisini soyan” şeklinde de tercüme edilebilir.
17
17,18. (O cehennem) yüz çevirip (gerçeklere) sırtını dönen, (servet) toplayıp (üst üste) yığan kimseleri, (kendisine) çağırır!
18
17,18. (O cehennem) yüz çevirip (gerçeklere) sırtını dönen, (servet) toplayıp (üst üste) yığan kimseleri, (kendisine) çağırır!
19
Gerçekten insan, tahammülsüz olarak yaratılmıştır.
20
Kendisine bir kötülük dokunduğu zaman, dayanamaz sızlanır.
21
Kendisine bir hayır dokunduğu zaman da bencillik eder.
22
22,23. Ancak namaz kılıp, namazlarında devamlı olanlar, böyle değildir.
23
22,23. Ancak namaz kılıp, namazlarında devamlı olanlar, böyle değildir.
24
24,25. (Namaz kılmakla beraber) mallarından hem isteyen, hem de istemekten utanan yoksul için belirli bir pay ayıran,
25
24,25. (Namaz kılmakla beraber) mallarından hem isteyen, hem de istemekten utanan yoksul için belirli bir pay ayıran,
26
Cezâ (ve hesap) gününün doğruluğuna inanan (böyle değildir.)
27
Zîrâ onlar, Rablerinin azabından gerçekten korkan, kimselerdir.
28
Zâten Rabbinin azabından, kimse güven içerisinde değildir.¹
1 Bir kimseye Rabbinin azap etmeyeceği garantili değildir. Çünkü kimsenin bu dünyada her şeyi hallettiğini, bütün görevlerini yerine getirdiğini iddiâ etmesi mümkün olmadığı gibi kimse de kaderini bilemez. Yani bugüne kadar hiç hata etmediği düşünülse bile, yarın ne hale geleceğini, Allah’tan başka kimse, bilemez. (Bu âyet diğer âyetlerin arasında mu’tarıza konumundadır.)
29
29,3. (Ve onlar) mahrem yerlerini (herkesten) korurlar.¹ Ancak eşleri ve cariyeleri hariç... (Bu iki durumda) ayıplanmaları söz konusu değildir.²
1 Bu âyet, “ırzlarını korurlar.” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Aynı âyet için Bk. (Mü’minun: 5-6)
30
29,3. (Ve onlar) mahrem yerlerini (herkesten) korurlar.¹ Ancak eşleri ve cariyeleri hariç... (Bu iki durumda) ayıplanmaları söz konusu değildir.²
1 Bu âyet, “ırzlarını korurlar.” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Aynı âyet için Bk. (Mü’minun: 5-6)
Sonraki 14 ayet →