2
(Ey Muhammed!) Bu senin göğsüne bir sıkıntı vermeden, kendisiyle (insanları) uyarman ve inananlara öğüt vermen için, sana indirilen bir Kitap’tır.
3
(Ey insanlar!) Rabbinizden, size indirilen (bu kitaba) uyun ve onun dışında bir takım dostlara uymayın.¹ Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz!
1 Yani edindiğiniz bir takım dostlarınızın, önderlerinizin, otoritelerinizin kendi sözlerine tabi oluvermeyin. Onlara uymak için öncelikle, onların bu kitaba uyup uymadıklarına dikkat edin. Rabbinizi bırakıp da başkalarının izinden gitmeyin.
4
Biz (halkı zâlim olan) nice ülkeleri helâk ettik. Bizim azabımız onlara, ya gece uyurlarken¹ ya da gündüz uyurlarken,² ansızın geliverdi.
1 Lût (a.s) kavmi gibi… 2 Şuayb (a.s) kavmi gibi…
5
Azabımız onlara gelince onlar: “gerçekten biz zâlimlerden olduk.” demekten başka bir şey söyleyemediler.
6
Kendilerine Peygamber gönderilenleri mutlaka (âhirette) hesaba çekeceğimiz gibi gönderilen Peygamberleri de mutlaka hesaba çekeceğiz.¹
1 Mâide: 105 de belirtildiği gibi, bütün Peygamberlere de “ümmetlerinin kendilerine ne cevap verdikleri” sorulacak ve Peygamberler “ümmetlerine şâhit” tutulacaklardır. Yoksa buradaki, “Peygamberlerin sorgulanması,” kâfirlerin sorgulanması gibi algılanmamalıdır. Onların sorgulanması anlayıp öğrenmek için yapılan bir sorgulamadır.
7
O (kâfirlere tüm yaptıklarını) bilgimize dayanarak kesinlikle tek tek anlatacağız. Çünkü Biz, onlardan hiçbir zaman uzak değiliz.
8
O gün, (insanların yaptıklarını tartacak) terazi haktır ve kimin (sevap) tartısı ağır basarsa onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.¹
1 Mizan: Kelime olarak ölçü ve tartı işinde kullanılan terazi, ölçü aleti demektir. Terim olarak ise ahirette günah ve sevapların ölçülüp tartılacağı manevi ölçü aleti anlamına gelir. Kıyamet gününde iyi ve kötü amellerin tartılarak miktarının bilinmesine mahsus mîzan (terazi) haktır ve konulacaktır. Allahu Teâlâ kıyamet gününde konulacak bu terazi için: “Biz ise, kıyamet gününde adaletin ta kendisi olan (hassas) teraziler kurarız da hiç bir insan, hiç bir şekilde haksızlığa uğratılmaz. (Hattadünyada yaptıkları şeyler) bir hardal tanesi kadar bile olsa onu o (teraziye mutlaka) koyarız. (Zira) hesabı Bizden daha iyi gören yoktur ki! (Enbiya. 47) buyurmaktadır. Mîzânda amellerin tartılması, amel defterlerinin verilmesinden sonra olacaktır. Mîzân ile tartı esnasında, zalimin iyiliği varsa, alacağı oranında mazluma verilecek, iyiliği yoksa, mazlumun günahı alacağı miktarda, zalime verilecektir. Herkesin muhtelif amellerinin tartılmasından sonra kâr ve zarar hesabı hepsinin toplamından çıkarılacaktır. Mîzânda iyilikleri ağır gelenlerin ferah ve sürurları artacak, kötülükleri ağır gelenlerin ise, gam, korku ve rezillikleri artacaktır. İşte her şeyin, her amelin en doğru ve hakkaniyetle tartısı o ahiret günüdür. Ne olursa olsun o güne kadar hesap için az çok bir müsaade vardır. O gün ise amel defterindeki her muamele en ince noktalarına varıncaya kadar bihakkın tartılıp leh ve aleyhteki zimmetin dengeleri tamamen tahakkuk edecek her kesin kâr ve zarar bilânçoları çıkarılıp hesapları kapanacaktır. Aynı konu için Bk. (Mü’minun: 102, Kâria: 6-7)
9
Kimin de (tartmaya değer) bir iyiliği yoksa¹ işte onlar, âyetlerimize zulümleri sebebiyle kendi kendilerine yazık eden kimselerdir.
1 Buradaki, “terazisi hafif gelmek” demek, terazisinin sevap tarafında bir şeyin bulunmaması demektir. Aynı konu için Bk. (Mü’minun: 103, Kâria: 8)
10
(Ey İnsanlar!) Doğrusu, sizi yeryüzüne yerleştirmemize ve size orada çeşitli geçim kaynakları¹ vermemize karşılık, Bize ne kadar da az şükrediyorsunuz?
1 Yani yeryüzünü sizin yaşamanıza müsait hale getirdik.
11
Gerçekten sizi Biz yarattık, sonra size biçim verdik,¹ sonra da meleklere: “Âdem’e² secde edin”³ dedik. İblisin dışında herkes⁴ secde etti. Sadece o secde edenlerden olmadı.
1 Sizi Biz yarattık. Siz hiç bir şey değil iken, siz veya size benzer hiç bir fert, şu âlemde mevcut değil iken, siz henüz şu bulunduğunuz şekil ve sureti almazdan evvel ilk mayanızı takdir ve icat eyledik sonra sizi tasvir ettik. Siz yaratılışınızın başlangıcında suretiz, uzviyetsiz bir mahlûk, arzda bir çamur ve babanızın sulbünde birer zerre, birer nutfe olduğunuz halde sizi “ahsen-i takvim” olan insan suretine koyduk. (Elmalılı) 2 Bu secde emri, Hz. Âdem’in şahsında tüm insan cinsine, yani tüm insanlığadır. 3 Âdem’in Meleklere değil de Meleklerin Âdem’e secde etmesinin istenmesi, Allah’ın insana verdiği en büyük şereftir. Bu şereften sonra, insanların Allah’tan başkasına, bilhassa meleklere ve cinlere, hele hele kendileri gibi bir insana veya cansız putlara tapmaları, çok büyük bir zillet ve nankörlüktür. 4 İblis isimli cinin dışında, o anda kâinatta bulunan akıllı varlık olan melekler ve diğer cinler, yani herkes.
12
(Allah): “(Ey iblis!) Sana (secde etmeni) emrettiğim zaman seni (Âdem’e) secde etmekten alıkoyan nedir?”¹ deyince, (İblis): “Ben, ondan daha hayırlıyım. Zîrâ Sen beni ateşten yarattın,² onu ise çamurdan yarattın.”³ dedi. ⁴
1 Her ne kadar secde emri verilirken, sadece melekler zikrediliyorsa da (Bakara: 34, Hicr: 28-32, İsrâ: 61, Kehf: 50) Bu ve (Hicr: 32)’den, iblise de Âdem’e secde etmesinin emredildiği anlaşılmaktadır. 2 İblis: Hayırdan pişmanlık duyup, mahzun olmak demektir. Bundan dolayı iblis kelimesi ilk şeytanlaşan varlığın ismi olmayıp, sıfatı olabilir. (Tıpkı, Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi…) Şeytan; cinlerden ve insanlardan şerli yaratıkları nitelemek için kullanılan bir cins isimdir. İblis, isabet ettiğini zehirleyen bir ateşten (nar-ı semûm) yaratılmış bir cindir. İblisin melek olduğu, hatta meleklerin hocası olduğu, kâinatta secde etmediği yerin kalmadığı gibi ifadelerin tamamı uydurmadır. İslam’a göre şeytan diye özel bir varlık yoktur. Şeytanlık tıpkı mü’minlik gibi bir sıfattır. Bu sıfatı ilk kazanan ise “iblis” isimli bir cindir. Bu sıfatlara sahip olan her insan, tüm akıllı varlıklar ve düşünce sistemleri şeytanın ta kendisidir. 3 İblis bu ifâdesiyle; “ateşin topraktan daha hayırlı olduğu” yargısını ortaya atmış ve bunu, “kendisinin insandan daha üstün olduğu” tezine delil getirme gibi bir şeytanlık yapmıştır. Tıpkı bu gün bilimsel gerçek diye önce bir yalan söyleyip sonra o yalanının üzerine güya bilimsel gerçeklerini inşa eden üçkâğıtçı sözde bilim adamları gibi… İşte bu, ilk ırkçı düşüncedir. Böylece iblis, akılcıların ve ırkçıların fikir babası olmuştur. O ana kadar iblisin, Allah’a isyan etmemesinin sebebi; o güne kadar hiç imtihan edilmemesi olabilir. 4 İblisin aynı ifâdeleri için, Bk. (Sâd: 76)
13
(Allah): “Öyleyse derhal oradan in, orada büyüklük taslamak senin haddine düşmez. Çık dışarı çünkü sen aşağılıklardansın.” buyurdu. ¹
1 Cennetten, meleklerin arasından, o bulunduğun makamdan veya Allah’ın huzurundan…
14
(İblis): (Ey Rabbim!) O (insanların) dirileceği güne kadar¹ bana süre tanı, dedi.
1 İblis; bu ifâdeyle ölmeden âhirete ulaşma hesabı yaptı. Bu âyetten ayrıca iblisin, Allah’ı ve âhireti inkâr etmediği anlaşılmaktadır. Demek ki iblisin küfrü, Allah’ı ve Âhireti inkâr değil, Allah’a itaatsizlik ve Allah ile tartışmaya kalkışmaktır. İblis, Allah’ı ve âhireti bilen, fakat inanmayan kâfirlerin sembolüdür. Bk. (Hicr: 36, Sâd: 79)
15
(Allah, iblise): “Öyleyse sen (kendisine) süre tanınanlardansın.” buyurdu.¹
1 Bu ifâdeden iblisin bu isteğinin kabul edildiği anlaşılmamalıdır. Allah ona (اِنَّكَ مِنَ المُنْظَر۪ينَ) “Öyleyse sen (kendisine) süre tanınanlardansın.” buyurarak, onun diriliş gününe kadar değil sadece belirli bir süreye kadar yani “kıyametin kopma gününe veya Allah’ın ona verdiği ömrün sonuna” kadar yaşayacağını söylemiştir. Yani İblis de ölecek ve ahirette tekrar diriltilecektir. Bk. Hicr: 37-38, Sâd: 80
16
(İblis): “(Ey Rabbim!) Beni azdırman¹ sebebiyle, yemin ederim ki ben de onları (saptırmak) için senin dosdoğru yolunun üstüne oturacağım.”
1 Yani, Sen çamurdan yarattığın Âdem’i hafife alıp secde etmediğimden dolayı benim azgınlığıma hükmettin ve benden ona secde etmemi isteyerek benim azmama sebep oldun.
17
“Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve Sen, onların çoğunu şükredenlerden, bulamayacaksın.” dedi.¹
1 İblis bu sözleri, “Doğrusu îman edenlerin dışındakiler, İblise uyarak, onun (insanları saptıracağı) hakkındaki zannını doğrulamış oldular.” (Sebe’: 20) ayetinin delâletine göre zan olarak söylemiş ve insanların içerisinden birçoklarının şer için müsait olduğunu ve onlardan da kendisi gibi şeytanlaşanların olacağını görmüştü. Yani iblisin, “kendi gücüyle insanları saptırabileceği” zandan başka bir şey değildir. Zîrâ İblisin Allah’a, “Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından onlara sokulacağım ve Sen, çoğunu şükredenlerden, bulamayacaksın.” demesi, sadece bu şeytanlaşmaya müsait olanlar içindir. Yani; gerçek Müslümanların dışındakiler, tamamen iblise uydular veya onlar da şeytanlaştılar. Böylece de iblis bu saptırma işini kendi gücüyle yaptığını zannetti.
18
(Allah): “Haydi, alçalmış ve kovulmuş olarak oradan defol git. Yemin olsun ki onlardan kim sana uyarsa, sizin tamamınızı cehenneme dolduracağım.” buyurdu.
19
(Sonra Allah): “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin ve dilediğiniz yerinden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz.” buyurdu.
20
20,21. Bunun üzerine şeytan o ikisinin, kendilerine örtülmüş olan avret yerlerini meydana çıkarmak için¹ o ikisine² de vesvese³ verdi ve: “Rabbiniz size bu ağacı, sadece sizin birer melek olmamanız ya da ebedî yaşayanlardan olmamanız için yasakladı.” dedi ve: “Doğrusu ben, sizin iyiliğinizi istiyorum.” diye yemin etti.
1 Bu ifâdeden; Hz. Âdem’le Hz. Havva’nın cennette çıplak dolaşmadıkları ve avret yerlerini cennette kendilerinden başka insan olmadığı halde bile örttükleri açıkça anlaşılmaktadır. Bk. (Tâ Hâ: 118) Bir kısım tefsircilerin, Hıristiyanlık ve ilkellik kültürüyle, “Hz. Âdem ve Havvanın cennette çıplak olduklarını, ilkelliklerinden bunun farkında bile olmadıklarını” ifâde etmeleri nezaketsizliğin çok ötesine geçmektedir. 2 Bu âyet; şeytanın önce Havva’yı kandırdığı, sonra onu kullanarak Hz. Âdem’i yoldan çıkarttığı kanaatini yalanlar. Doğrusu şeytan, ikisini birden kandırmıştır. 3 Vesvese: Fısıltı ve fiskos gibi gizli ses, hışırtı anlamına gelir. Buna göre vesvese: kalpte meydana gelen şüphe, tereddüt, kuruntu, nefsin veya şeytanın insanın gönlüne düşürdüğü hayırsız, düşünce ve duygular demektir. Vesvese kelimesi Kur’ân’da dört yerde geçmektedir. Fıkıh usulünde de vesvese kötü bir şey olarak kabul edilmiştir. Her şeyde tereddüt ve vesvese ile hareket edenin sözüne itibar edilmemiştir. Kur’ân ve sünnette vesvese tasvip edilmemiştir. Bilhassa vesvese ile ilgili bütün âyetlerde, vesvesenin şeytandan geldiğine işaret buyurulmuştur. Buna göre İslâm vesveseden sakınmayı istemiştir. Vesveseye kapılan insan, ibadetlerinde yanılır, çeşitli hatalara düşer ve haz almaz.
21
20,21. Bunun üzerine şeytan o ikisinin, kendilerine örtülmüş olan avret yerlerini meydana çıkarmak için¹ o ikisine² de vesvese³ verdi ve: “Rabbiniz size bu ağacı, sadece sizin birer melek olmamanız ya da ebedî yaşayanlardan olmamanız için yasakladı.” dedi ve: “Doğrusu ben, sizin iyiliğinizi istiyorum.” diye yemin etti.
1 Bu ifâdeden; Hz. Âdem’le Hz. Havva’nın cennette çıplak dolaşmadıkları ve avret yerlerini cennette kendilerinden başka insan olmadığı halde bile örttükleri açıkça anlaşılmaktadır. Bk. (Tâ Hâ: 118) Bir kısım tefsircilerin, Hıristiyanlık ve ilkellik kültürüyle, “Hz. Âdem ve Havvanın cennette çıplak olduklarını, ilkelliklerinden bunun farkında bile olmadıklarını” ifâde etmeleri nezaketsizliğin çok ötesine geçmektedir. 2 Bu âyet; şeytanın önce Havva’yı kandırdığı, sonra onu kullanarak Hz. Âdem’i yoldan çıkarttığı kanaatini yalanlar. Doğrusu şeytan, ikisini birden kandırmıştır. 3 Vesvese: Fısıltı ve fiskos gibi gizli ses, hışırtı anlamına gelir. Buna göre vesvese: kalpte meydana gelen şüphe, tereddüt, kuruntu, nefsin veya şeytanın insanın gönlüne düşürdüğü hayırsız, düşünce ve duygular demektir. Vesvese kelimesi Kur’ân’da dört yerde geçmektedir. Fıkıh usulünde de vesvese kötü bir şey olarak kabul edilmiştir. Her şeyde tereddüt ve vesvese ile hareket edenin sözüne itibar edilmemiştir. Kur’ân ve sünnette vesvese tasvip edilmemiştir. Bilhassa vesvese ile ilgili bütün âyetlerde, vesvesenin şeytandan geldiğine işaret buyurulmuştur. Buna göre İslâm vesveseden sakınmayı istemiştir. Vesveseye kapılan insan, ibadetlerinde yanılır, çeşitli hatalara düşer ve haz almaz.
22
Böylece (şeytan) o ikisini de kandırdı. İkisi birden o ağacın (meyvesinden) tadınca avret yerleri kendilerine görünüverdi. Hemen üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeğe başladılar. Ve Rableri onlara: “Ben ikinize de o ağaca (yaklaşmayı) yasaklamadım mı? Ve şeytanın, ikinize de apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?” diye seslendi.
23
(O ikisi birden): “Ey Rabbimiz! Biz ikimiz de kendimize yazık ettik. Eğer Sen, bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmezsen, işte o zaman biz kesinlikle perişan oluruz.” dediler.¹
1 Âdem (a.s) aslında nasıl tevbe edileceğini de bilmiyordu. (Bakara: 37.) âyette onun tevbe etmeyi de Allah’tan öğrendiğini görüyoruz. Yani tüm bilgiler ilâhi kaynaklı olduğu gibi tevbe bilgisi de ilâhi kaynaklıdır. Bunu aklın tek başına bilmesi mümkün değildir. Tıpkı Âdem’in oğlunun, kardeşini toprağa gömmeyi akıl edememesi gibi. Bk. (Mâide: 31)
24
(Allah): “(Ey âdem ve eşi) Haydi oradan (şeytan ile) siz, birbirinize düşman olarak¹ yeryüzünde belirli bir süreye kadar barınmak ve geçinmek üzere inin.” buyurdu.
1 Buradaki düşmanlık; inananları temsilen Âdem ve eşi ile kâfirleri temsilen şeytanın düşmanlığıdır. Böylece îman küfür mücadelesi o andan itibaren başlamıştır. “Haydi, inin” ifâdesi, Hz. Âdem ve Havva’nın isyanlarına karşılık bir cezâ olarak anlaşılmamalıdır. Çünkü Allah, Hz. Âdem ile Havva’nın tevbelerini kabul etmiş ve günâhlarını bağışladığını açıkça bildirmiştir. Bk. (Bakara:37-38)
25
“Orada yaşayacak orada ölecek ve (diriltilerek) oradan çıkarılacaksınız.” buyurdu.
26
Ey Âdemoğulları! Bir de size, (maddi olarak) avret yerlerinizi örtecek ve size güzellik kazandıracak elbise, indirdik.¹ Ancak bundan daha hayırlısı (manevi olarak) Allah’tan hakkıyla sakınma elbisesidir.² İşte bütün bunlar, Allah’ın öğüt alsınlar diye (indirdiği) âyetlerindendir.
1 Ey Âdemoğulları muhakkak ki Biz, üzerinize avret yerlerinizi örter bir elbise, bir de riş, yani güzellik ve övünme kisvesi yahut servet ve refah indirdik. Âdem ve Havvâ Cennette mahfuz, örtülü ve sakin iken ayıpları açılarak yeryüzüne gelmiş oldukları gibi Âdemoğullarından her biri de ana karnında gizli ve örtülü olarak rızıklandırılıp dururken çırılçıplak yeryüzüne indiler. Sonra da giyinip kuşanıp süslenecek elbise ile koruma ve tesettüre hatta güzelleşme ve süslenmeye imkân buldular. 2 Takva elbisesi: Allahtan hakkıyla sakınarak, hayâ duygusu ve Allah korkusu ile giyinmek, demektir. Bu âyete göre; örtünme duygusu fıtridir ve Âdem’le Havva’nın yaratıldığı günden beri de vardır. Yani “ilkel insanların çıplaklığı” gibi bir “ilkel düşünce” İslâm’a tamamen aykırıdır. Bir de elbisenin, bir övünme veya karşı cinsi çıplaklıkla değil de giyinmiş gibi görünerek cezbetme aracı olarak kullanılması da söz konusudur. Bu sebeple de Rabbimiz, takva elbisesinin daha hayırlı olduğunu belirtmiştir.
27
Ey Âdemoğulları! Şeytan ana-baba-nızın avret yerlerini, kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkmalarına sebep olduğu gibi, sakın sizi de aldatmasın. Çünkü o (iblis) ve onun yolundan gidenler, sizin onları göremeyeceğiniz yerlerden size sinsice yaklaşırlar.¹ Biz şeytanları inanmayanların dostları kıldık.
1 Yani; o cin ve insan şeytanları, size göremeyeceğiniz taraftan, sinsice, “örtünüz ve sakalınız bir teferruattır, varsa vebali bana aittir” diyerek türlü yollarla size yaklaşırlar ve kandırmaya çalışırlar.
28
O (îmansızlar) bir edepsizlik yaptıklarında: “Biz babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize böyle emretti.” derler. (Ey Muhammed!) onlara: “Allah asla kötülüğü emretmez. Allah’a karşı, bilemeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?” de.
29
29,30. Ve onlara: “Rabbim bana adaletli olmayı emretti. Her secde ettiğinizde¹ yüzlerinizi sadece Ona çevirin ve dini sadece Allah’a has kılarak yalvarın. İlkin O sizi nasıl yarattıysa sonunda; ya (Allah’ın) dosdoğru yola ilettiği bir topluluk olarak ya da; Allah’ı bırakıp da şeytanları dost edinmeleri ve kendilerinin doğru yolda olduklarını zannetmeleri sebebiyle sapkınlığı hak eden bir topluluk olarak, yine Ona öyle döneceksiniz.” de.²
1 Mescid kelimesi; “secde, secde zamanı ve secde edilen yer” anlamlarına geldiği için her üç anlamı birden anlamak, daha doğru olur. 2 Yani Allahu Teâlâ siz insanları önce yaratıp Dünyaya getirdiği gibi yine öyle iade edecek. Ahirete gideceksiniz. Şüphe yok ki iade, yeniden yaratmadan daha kolaydır. Bir kere olanın yine olabileceğinde şüpheye mahal yoktur. Bunun için “tabiat yarattı hastalığına” tutulup da ahireti inkâr edenler, öncelikle tabiat kanunlarının başı bulunan, “olan yine olur” kanununu düşünmeli ve yaratmaya kâdir olan Allah’ın iadeye de kâdir olduğunu anlayarak sonra tekrar yaratılmaya da inanmalıdırlar. Binaenaleyh bilmelidir ki bu Dünyaya çırçıplak gelip az çok türlü türlü giyimler bulan insanların hepsi sonuçta bu Dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler ve amellerinin cezasını bulacaklardır. Şunu hiç unutmamalıdır ki bu geliş-gidişte, tecelli eden bütün hüküm ve kudretin özellikle Allah’ın olduğunda asla şüphe yoktur. Analar, babalar, dostlar, efendiler, hâkimler, hükümdarlar, milletler, insanlar, cinler, hâsılı bütün mahlûkat bir araya gelseler kendi kendilerine bir ferdin ne yaratılmasına kadir olabilirler, ne de iadesine... “Ben de diriltir ve öldürürüm,” diyen nice Nemrutlar gelmiş geçmiştir ki bütün arzu ve iddialarına rağmen ne bir çocuk yapabilmiş, ne de kendisini öldürmeğe gelen hasmının canını alabilmiştir. Binâenaleyh başlangıç ve sonuca hâkim Allah olduğu için her gün her lâhza ister istemez o sona doğru yürümekte olan insan da dininde Allah için muhlis olmalı ve ancak Allah’a dua edip yalvarmalı ve ihlas ve samimiyetle Ona kul olmalıdır. (Elmalılı)
30
29,30. Ve onlara: “Rabbim bana adaletli olmayı emretti. Her secde ettiğinizde¹ yüzlerinizi sadece Ona çevirin ve dini sadece Allah’a has kılarak yalvarın. İlkin O sizi nasıl yarattıysa sonunda; ya (Allah’ın) dosdoğru yola ilettiği bir topluluk olarak ya da; Allah’ı bırakıp da şeytanları dost edinmeleri ve kendilerinin doğru yolda olduklarını zannetmeleri sebebiyle sapkınlığı hak eden bir topluluk olarak, yine Ona öyle döneceksiniz.” de.²
1 Mescid kelimesi; “secde, secde zamanı ve secde edilen yer” anlamlarına geldiği için her üç anlamı birden anlamak, daha doğru olur. 2 Yani Allahu Teâlâ siz insanları önce yaratıp Dünyaya getirdiği gibi yine öyle iade edecek. Ahirete gideceksiniz. Şüphe yok ki iade, yeniden yaratmadan daha kolaydır. Bir kere olanın yine olabileceğinde şüpheye mahal yoktur. Bunun için “tabiat yarattı hastalığına” tutulup da ahireti inkâr edenler, öncelikle tabiat kanunlarının başı bulunan, “olan yine olur” kanununu düşünmeli ve yaratmaya kâdir olan Allah’ın iadeye de kâdir olduğunu anlayarak sonra tekrar yaratılmaya da inanmalıdırlar. Binaenaleyh bilmelidir ki bu Dünyaya çırçıplak gelip az çok türlü türlü giyimler bulan insanların hepsi sonuçta bu Dünya elbisesinden soyunup yine geldikleri gibi çırılçıplak olarak dönüp gidecekler ve amellerinin cezasını bulacaklardır. Şunu hiç unutmamalıdır ki bu geliş-gidişte, tecelli eden bütün hüküm ve kudretin özellikle Allah’ın olduğunda asla şüphe yoktur. Analar, babalar, dostlar, efendiler, hâkimler, hükümdarlar, milletler, insanlar, cinler, hâsılı bütün mahlûkat bir araya gelseler kendi kendilerine bir ferdin ne yaratılmasına kadir olabilirler, ne de iadesine... “Ben de diriltir ve öldürürüm,” diyen nice Nemrutlar gelmiş geçmiştir ki bütün arzu ve iddialarına rağmen ne bir çocuk yapabilmiş, ne de kendisini öldürmeğe gelen hasmının canını alabilmiştir. Binâenaleyh başlangıç ve sonuca hâkim Allah olduğu için her gün her lâhza ister istemez o sona doğru yürümekte olan insan da dininde Allah için muhlis olmalı ve ancak Allah’a dua edip yalvarmalı ve ihlas ve samimiyetle Ona kul olmalıdır. (Elmalılı)
Sonraki 30 ayet →