1
O kıyamet günü (var ya),¹
1 Hâkka: Meydana gelmesi şüphesiz olan, bütün sevap ve günâhın belirleneceği ve mağlup olunan gün, yani kıyamet günü demektir.
2
Ne (müthiş) kıyamet günüdür o!¹
1 Buradaki soru, ta’zim için olduğundan dolayı tercüme bu şekilde yapılmıştır.
3
O kıyamet gününün tam gerçekliğini sana (Allah’tan başka) kim bildirebilir ki?¹
1 Yani o “hâkka”, öyle müthiş bir gündür ki onun büyüklüğünü yaratıklardan birinin, tahmin edebilmesi mümkün değildir. Onu kimse tasavvur edemez. Onun gerçekten ne olduğunu ancak meydana gelişi anlatır. Meydana gelişi de insan aklıyla değil, ancak Allah’tan gelecek bir haber ile bilinebilir.
4
Semûd ve Âd (toplumları) işte o kıyamet gününü yalanladılar.
5
Bu nedenle Semûd (toplumu)¹ korkunç bir sesle helâk edildi.
1 Bk. (Şems: 14, Kamer: 28, A’raf: 73)
6
Âd (toplumu)¹ ise; soğuk ve gürültülü, azgın bir kasırga ile helâk edildi.
1 Bk. (Ahkâf: 24-28, Kamer: 18-20, A’raf: 65)
7
(Allah) o kasırgayı, onların kökünü kazımak için aralıksız yedi gece, sekiz gündüz, üzerlerine musallat etti. O toplumu, orada yere serilmiş haldeyken bir görseydin sanki onlar, içi boş hurma kütükleri gibiydiler.
8
Şimdi onlardan arda kalan (bir şey) görebiliyor musun?
9
Firavun, ondan öncekiler¹ ve yerle bir olan şehirlerin² (halkları da) aynı hatayı (işleye) geldiler.
1 Yani İslâm’a göre ilk çağdakiler… 2 Lût kavminin, Sodom ve Gomore şehirleri…
10
Ve onların hepsi de Rablerinin (kendilerine gönderdiği) Peygambere karşı geldiler. Allah da onları, (inkârlarına göre) artan bir azapla helâk etti.
11
11,12. Sular kabardığı zaman bu (helâk) olayı (ileride) sizlere bir uyarı olsun ve duyduğu şeyden ibret alabilen kulaklar¹ iyice duysun diye, sizi o (Nuh’un) gemisinde Biz taşıdık.²
1 Buradaki, “kulak” kelimesi, “dinlediklerini aklında tutan, âhireti inkârın sonunun ne kadar korkunç olacağını unutmayan dinleyicilerden” kinâyedir. 2 El-cariye, Hz. Nuh’un gemisidir. Yani o vakit o cereyanda sizleri yükleyip muhafaza eden gemi değil Biz idik, gemi Bizim kudretimizi tanıtmak için görünen bir sebepti. Ona yüklemenin manevi sebebi de iman idi. Yani sizi, o gemide ve atalarınızın sulbünde Biz taşıdık.
12
11,12. Sular kabardığı zaman bu (helâk) olayı (ileride) sizlere bir uyarı olsun ve duyduğu şeyden ibret alabilen kulaklar¹ iyice duysun diye, sizi o (Nuh’un) gemisinde Biz taşıdık.²
1 Buradaki, “kulak” kelimesi, “dinlediklerini aklında tutan, âhireti inkârın sonunun ne kadar korkunç olacağını unutmayan dinleyicilerden” kinâyedir. 2 El-cariye, Hz. Nuh’un gemisidir. Yani o vakit o cereyanda sizleri yükleyip muhafaza eden gemi değil Biz idik, gemi Bizim kudretimizi tanıtmak için görünen bir sebepti. Ona yüklemenin manevi sebebi de iman idi. Yani sizi, o gemide ve atalarınızın sulbünde Biz taşıdık.
13
13,14. Artık sur’a¹ birinci defa üflendiği, yeryüzü ve dağların yerlerinden kaldırılıp birbirine çarpılarak bir defada darmadağın edildiği zaman (var ya!)
1 Sûr: Kıyâmetin vakti geldiği an İsrâfil (a.s)’ın üfleyeceği bir araçtır. Kur’ân-ı Kerîm’de Sur’un nasıl bir şey olduğu açıklanmaz. Yalnız, “Sur’a üfürüldüğü gün, göklerde ve yerde Allah’ın dilediklerinin dışındakilerin tamamı dehşete kapılır ve herkes, O’nun huzuruna boyun eğerek gelir” (Neml: 87) âyeti Sur’un varlığına bir delildir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre sur; büyük boru gibi bir şeydir ki İsrâfîl isimli melek tarafından üç defa üfürülecektir. Birincisinde; göklerde ve yerde kim varsa Allah’ın diledikleri dışında herkes dehşetinden sarsılacaktır. İkincisinde; Allah’ın diledikleri dışında herkes ölecektir. Üçüncüsünde ise; herkes kabirlerden kalkıp mahşere toplanacaklardır. Sur, mahiyetini bilmediğimiz, dünyadaki aletlere benzemeyen, ancak hadislerde boru diye tanımlanan bir âlettir. Bk. (Zümer: 68, En’am: 73, Mü’minun: 101)
14
13,14. Artık sur’a¹ birinci defa üflendiği, yeryüzü ve dağların yerlerinden kaldırılıp birbirine çarpılarak bir defada darmadağın edildiği zaman (var ya!)
1 Sûr: Kıyâmetin vakti geldiği an İsrâfil (a.s)’ın üfleyeceği bir araçtır. Kur’ân-ı Kerîm’de Sur’un nasıl bir şey olduğu açıklanmaz. Yalnız, “Sur’a üfürüldüğü gün, göklerde ve yerde Allah’ın dilediklerinin dışındakilerin tamamı dehşete kapılır ve herkes, O’nun huzuruna boyun eğerek gelir” (Neml: 87) âyeti Sur’un varlığına bir delildir. Müfessirlerin çoğunluğuna göre sur; büyük boru gibi bir şeydir ki İsrâfîl isimli melek tarafından üç defa üfürülecektir. Birincisinde; göklerde ve yerde kim varsa Allah’ın diledikleri dışında herkes dehşetinden sarsılacaktır. İkincisinde; Allah’ın diledikleri dışında herkes ölecektir. Üçüncüsünde ise; herkes kabirlerden kalkıp mahşere toplanacaklardır. Sur, mahiyetini bilmediğimiz, dünyadaki aletlere benzemeyen, ancak hadislerde boru diye tanımlanan bir âlettir. Bk. (Zümer: 68, En’am: 73, Mü’minun: 101)
15
İşte o gün, artık kıyamet kopmuştur.
16
O gün, gökyüzü de yarılmış ve iyice özü kaçmıştır.
17
Melekler¹ de o (gökyüzü)’nün etrafındadır. O gün, Rabbinin Arşı’nı bunların da üzerinde bulunan sekiz (taşıyıcı) taşır.²
1 Melek kelimesi cins isim olduğu için çoğul olarak tercüme edilmiştir. 2 Burada (ثَمَانِيَةٌ)’nin temyizi zikredilmediği için bu sekizin ne olduğu bilinmemektedir. Bu konuda bazı fikirler yürütülmüş, rivâyetler aktarılmış ise de bunlar, sahih değildir. Ancak bunların; melek veya taşıyıcı olabileceği düşünülebilir. (فَوْقَهُمْ)’deki zamirin çoğul olması da melek cinsi veya bütün melekler demek olduğuna işaret etmektedir. Sonuç olarak; bu âyet, müteşâbihattandır. Allah’ın taht üzerine oturacağı ve meleklerin de onu taşıyacağı şeklinde düşünülemez. Âyette de buna dâir bir ifâde yoktur. Allah, cisim ve mekândan münezzehtir.
18
(Ey insanlar!) İşte o gün (hepiniz Allah’ın) huzuruna alınırsınız ve size ait hiçbir sır, kesinlikle gizli kalmaz.
19
19,2. (O gün) kitabı¹ sağ eline verilen kişi: “Gelin, şu kitabımı bir okuyun. Doğrusu ben, bu hesaplaşma ile karsılaşacağıma (ta dünyadayken) kesinlikle inanıyordum.” der.²
1 Altı tanesi (مَالِيهْ ،سُلْطَانِيهْ ،حِسَابِيهْ ،كِتَابِيهْ) bu sûrede bir tanesi de Kâria Suresinde (مَا هِيَهْ) olan bu yedi kelimenin sonundaki “ha-i sekt’ler” mütekellim (ى)’sındaki fethanın okunabilmesi için fazladan getirilmiştir. Bu kelimelerin asılları (مَالِيَ ،سُلْطَانِيً ،حِسَابِيَ ،كِتَابِيَ)’dir. 2 Bu âyetten kıyamet günü “kitabını sağ tarafından alanların” hiç kimseden kaçmayıp, bilakis eşine dostuna bu kitabı övünerek göstereceği anlaşılmaktadır. Bk. (Abese: 34-36, İnşikak: 7-8)
20
19,2. (O gün) kitabı¹ sağ eline verilen kişi: “Gelin, şu kitabımı bir okuyun. Doğrusu ben, bu hesaplaşma ile karsılaşacağıma (ta dünyadayken) kesinlikle inanıyordum.” der.²
1 Altı tanesi (مَالِيهْ ،سُلْطَانِيهْ ،حِسَابِيهْ ،كِتَابِيهْ) bu sûrede bir tanesi de Kâria Suresinde (مَا هِيَهْ) olan bu yedi kelimenin sonundaki “ha-i sekt’ler” mütekellim (ى)’sındaki fethanın okunabilmesi için fazladan getirilmiştir. Bu kelimelerin asılları (مَالِيَ ،سُلْطَانِيً ،حِسَابِيَ ،كِتَابِيَ)’dir. 2 Bu âyetten kıyamet günü “kitabını sağ tarafından alanların” hiç kimseden kaçmayıp, bilakis eşine dostuna bu kitabı övünerek göstereceği anlaşılmaktadır. Bk. (Abese: 34-36, İnşikak: 7-8)
21
21,22,23. O meyveleri sarkmış yüce bir cennette, hoşnut kalacağı bir hayat içerisindedir.
22
21,22,23. O meyveleri sarkmış yüce bir cennette, hoşnut kalacağı bir hayat içerisindedir.
23
21,22,23. O meyveleri sarkmış yüce bir cennette, hoşnut kalacağı bir hayat içerisindedir.
24
Ve onlara; “daha önceden (ücretini) peşin ödemenize karşılık olmak üzere, (şimdi burada) afiyetle yiyin ve için.”denilir.
25
(O gün) kitabı sol eline verilen kişi ise: “Keşke kitabım bana hiç verilmeseydi.” der.
26
(Ve devamla): “Keşke hesabımı hiç bilmeseydim.”
27
“Keşke (ölümümle) her şey bitseydi.”
28
“Malımın da bana bir yararı olmadı.”
29
“Gücüm de mahvoldu” (der.)
30
30,31. (Allah); “Onu yakalayın ve hemen bağlayın, sonra onu cehenneme atın.”
Sonraki 22 ayet →