1
Göklerde ve yerde olan her şey, Allah’ı tesbih¹ etmektedir. Zîrâ O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Hadid:1, Haşr:1)
2
Ey îman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?¹
1 Abdullah b. Selam; “biz Peygamberimizin huzurunda otururken kendi aramızda konuşarak, keşke Allah’ın katında hangi davranışın daha iyi olduğunu bilsek de onu yapsak- dedik ve bu âyet indirildi.” demiştir. (Darimi) Bu ifâdeden; her Müslüman’ın mutlaka yapabileceğini söylemesi veya yapacağını söylediği meşru şeyleri mutlaka yapması ve boş yere lâf üretmemesi gerektiği anlaşılabildiği gibi ayrıca; yapılan adakların yerine getirilmesinin vacip olduğu da anlaşılmaktadır. Yani aslı meşru olan bir davranışın yapılması, adak ile vacip olur. Bu ifâde ile; “o halde yapmayacağınız bir davranışı adamayın, eğer adamışsanız da onu mutlaka yerine getirin” denilmektedir.
3
Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında en sevilmeyen bir şeydir.
4
Şüphesiz Allah, kendi yolunda sağlam yapılı binalar¹ gibi kenetlenmiş saflar halinde savaşanları sever.
1 (بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ), kurşunlu bina, parçaları kurşunla kenetlenerek yekpare bir cisim haline gelmiş olan muhkem bina demektir. İşte mü’minler topluluğu teşbih ile beyan ve tasvir olunduğu üzere böyle kuvvetli bir irtibat ile yekdiğerine bağlı sağlam bir yapı teşkil etmeli ve İslâm mücahitleri o suretle birbirine kenetlenmiş bir saf halinde çarpışmalıdır. Şüphesiz ki bu teşbihte fertlerin cismen yeknesak bir şekil ve nizam ile terbiyeleri mevzuu bahis olduğu gibi kalben niyet ve imanlarının bir kelime etrafında toplanacak ve birbirlerini sevip tutacak bir surette ihlası da mevzuu bahistir. Sonra ba’zı müfessirlerin beyanına göre bunda ordunun esası ve en mühim teşkilâtı piyade teşkilâtı olduğuna da bir işaret vardır. Çünkü süvari, donanma v.s. de dahi harp düzeni cereyan ederse de en ziyade saf harbinin piyadede olması meşhurdur. Binaenaleyh askeri terbiye hem cismanî nizama hem de dini terbiyeye dayanırsa da mü’minler arasında bu vahdeti ihlal edecek ahlaksızlıklardan da son derece çekinilmesi gerekir. Bunu yapabilmek için de gaye güzel tayin edilmeli ve süflî gayeler bırakılıp Allah yolunda en yüksek ve en ulvî gayeye sarınılmalıdır. (Elmalılı)
5
Hani Mûsa, toplumuna: “Ey kavmim! Gerçekten siz, benim Allah’ın size gönderdiği bir Peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” demişti. Onlar haktan sapınca, Allah da onların kalplerini saptırdı. Elbette Allah, fasıklar toplumunu, asla hak yola ulaştırmaz.
6
Hani Meryem oğlu İsa da: “Ey İsrâil Oğulları! Gerçekten ben, hem benden önce gelen Tevrât’ı doğrultucu¹ hem de benden sonra gelecek olan Ahmed² adındaki Peygamberi müjdeleyici olarak, Allah’ın size gönderdiği bir Peygamberim.” demişti. Fakat o (Peygamber,) onlara açık delil (olan Kur’an’ı) getirince: “Bu, apaçık bir büyüdür.” dediler.
1 (مُّصَدِّقٌ) “Doğrultucu” ifâdesini “onaylayan” anlamında anlamamak gerekir. Zîrâ Hz. İsa döneminde tevrat denilen kitabın, gerçek Tevrât olmadığı gibi bizim elimizdeki Zebûr, Tevrât ve İncil’ler de Peygamberlerine gönderilen kitaplar değildir. Bunların içerisinde bir kısım hakikatlerin bulunmasının hiç önemi yoktur. Zîrâ bunlarda bulunması gereken hakikatler, zâten bir sonraki kitapla gönderilmiştir. Bunlar için ancak, “Zebur, Tevrât ve İncil olduğu iddiâ edilen kitaplar” demek mümkündür. Bk. (Bakara: 41, Âlu İmraân: 3, Mâide: 43, 48, En’am: 91, Yûnus:37, Fâtır:31, Hâkka:43, Ahkaf:12) 2 Cübeyr b. Mut’ım (r.a)’den; Nebî (s.a.v); “Benim birçok ismim vardır. Ben Muhammed’im ben Ahmed’im, ben Hâşir’im ki insanlar benim yolum üzere haşr olunacaklardır. Ben Mâhîy’im ki Allah küfrü benimle mahvedecektir. Ben kendisinden sonra Peygamber gelmeyecek olanım.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim, Tirmizî) Ayrıca İncil olduğu iddiâ edilen kitaplarda Hz. İsa’dan sonra geleceğinden bahsedilen Peygamberin ismi, orijinal lafzıyla değil de “Paraklit” şeklinde zikredilmektedir. Bu da daha sonra tekrar tercüme edilerek “teselli edici” şekline dönüştürülmüştür. Tabii ki bu kitapların nazarımızda bir değeri olmadığı için bunlarda Efendimizin isminin geçip geçmemesinin de hiçbir önemi yoktur. Bu konudaki tartışmalar bu uydurma kitaplara meşruiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir.
7
Kendisi İslâm’a davet olunduğu halde, yalanlarını Allah’a yakıştırandan, daha zâlim kim olabilir? Elbette Allah zâlimler toplumunu, asla hak yola ulaştırmaz.
8
Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla¹ söndürmek istiyorlar. Hâlbuki Allah kâfirler istemeseler de nurunu mutlaka tamamlayacaktır.
1 Burada temsilî bir istiâre vardır. Zira yanan alev olmayan nurun, ağızla üflenerek söndürülemeyeceği gibi Allah’ın mesajının kâfirlerin yaptıklarıyla yok edilmesi asla mümkün değildir. O nur, mutlaka tamamlanacaktır.
9
Müşrikler hoşlanmasa da elçisini size, “en doğru yolu gösteren (Kur’an) ve Hakkın dini” ile o (dini) bütün dinlere üstün kılmak üzere gönderen, O (Allah)’tır.¹
1 Aynı âyet için Bk. (Tevbe: 33 )
10
Ey îman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticaretin yolunu, göstereyim mi?
11
(İşte o,) Allah’a ve Onun Elçisi’ne îman ederek mallarınızla ve canlarınızla, Allah yolunda cihad¹ etmenizdir. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
1 Konu ile ilgili olarak Bk. (Hac: 78)
12
(Böyle yapın ki Allah) sizin günâhlarınızı bağışlasın ve sizi zemîninden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirsin. İşte en büyük kurtuluş budur.
13
Seveceğiniz başka bir (nîmet) daha vardır ki o da; Allah’ın yardımı ve yakın bir fetihtir. (Ey Muhammed!) Bunu, inananlara müjdele.
14
Ey îman edenler! Meryem oğlu İsa’nın havarilere:¹ “Allah’la beraber kim bana yardımcıdır?² deyince, Havarilerin: “Allah’ın yardımcıları bizleriz.” dedikleri gibi, sizler de Allah’ın yardımcıları olun. (Sonunda) İsrâil oğullarından bir topluluk îman etti, bir topluluk da inkâr etti. Biz de düşmanlarına karşı, inananlara yardım ettik ve (sonuçta) onlar, galip geldiler.
1 Havariyyun: Havarî’nin çoğuludur, beyaz ve beyazlık anlamına gelir. Mecâzen halis ve temiz dost anlamında kullanılmış ve özellikle Peygamberlerin davetine yardımcı olanlara da iyi niyet ve temizliklerinden dolayı “havarî” denilmiştir. Fakat bu kelime daha çok İsa (a.s.)’ın en seçkin yardımcıları olan kimseler hakkında kullanılmıştır ve bunlar “on iki” kişiden ibârettir. Bazı bilginlere göre bunlara Havâri denmesinin sebebi; onların, insanların ruhlarını din ve ilim öğreterek arındırmalarından veya beyaz giydikleri için bu ismi aldıkları da söylenir. (Buhârî) Hz. İsa bu şahısları Allah’ın dinini insanlara duyurmaları için çeşitli beldelere göndermiştir. Bunların isimleri ve haklarındaki bilgiler Hıristiyan kaynaklarına dayandığı için bahse değer görülmemiştir. Sonradan havariler içerisine dâhil edilen “Pavlos”, aslında havarilerden değildir. Peygamber (s.a.v)’in: “Her Peygamberin havârisi vardır, benim havârim de Zübeyr b. Avvam’dır” buyurmuştur. (Buhârî, Müslim, İbnu Mâce) Efendimiz (s.a.v): “Zübeyr benim ashabımın seçkinlerindendir ve yardımcımdır” demek suretiyle, havârilerin peygamberlerin yardımcıları olduklarına işaret etmiştir. Zeccâc’a göre de Hz. Peygamber’in ashabının tamamı havaridir. Bazı âlimler de Peygamberimizin havarilerinin: Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hamza, Ca’fer, Ebû Ubeyde b.Cerrah, Osman b. Maz’un, Abdurrahman b. Avf, Sa’d b. Ebî Vakkas, Talha b. Ubeydillah ve Zübeyr b. Avam (r.anhüm) olduklarını ifâde etmişlerdir. Bk. (Maide: 111) 2 Âyetin bu bölümü genellikle (إِلَى) harf-i cerrine (-e,-a) anlamı verilerek, “Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir?” şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme halisane bir niyetle yapılsa bile, bir peygamberin Allah’ın yardımını unutup, Onun kullarından yardım dilemesi o peygamber için bir hata olur. -Tıpkı Lut (a.s.)’ın kavminin saldırıları karşısında bir kaleye sığınmayı istemesi gibi.- Ancak (إِلَى) harf-i cerri (مَعَ) (beraber) anlamına da geldiği için (Muğn’il-Lebib) yukarıdaki tercüme, bu dikkate alınarak yapılmıştır ve bu tercümeye göre de Hz. İsa (a.s.) hata yapmamıştır.