2
Artık onun gerçekleşmesini yalanlayacak (kimse) yoktur.¹
1 Yani, kıyamet kopmadan önce yalanlayanlar, o meydana gelince artık inkâr edemeyip, mecburen kabul edecektir.
3
O (kimini) alçaltır, (kimini) de yüceltir.
4
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,
5
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,
6
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,
7
Sizler, üç sınıfa ayrılırsınız.
8
O sağ taraftakiler,¹ ne şerefli kimselerdir.²
1 Meymene: Sağ, sağ taraf veya bereket anlamlarına gelir. Sağ taraf, hürmet mevkii olduğu için ashâb’ül-meymene, şerefli ve bereketli kimseler demektir. Yoksa “sağcılar” demek değildir. “Sağcılık” ve “solculuk” birer felsefi terim olduğu için İslâm’la bir ilgisi bulunmayan kelimelerdir. Felsefi terim olarak sağcılar, mevcut sistemin adamları, solcular ise, mevcut sisteme karşı olanlar demektir. Bu terimlere bugün tam tersi bir anlam yüklenerek, Müslümanlar senelerce avutulmuştur. Hiçbir Müslüman kendisini İslâm dışı sistemler içerisinde asla “sağcı” olarak niteleyemez. 2 Bunlar; Allah’a inanıp, inandığı işleri yaşarken arada hata yapıp, daha sonra tevbe ederek durumlarını düzelten ve böylece cennete girmeye hak kazanan, Müslümanlardır. (Razi) Bunlar, sabikûn kadar olmasa da sonuç itibarıyla cennete giren, iyi kullardır.
9
O sol taraftakiler¹ ne uğursuz kimselerdir.
1 Meş’eme: Kötülük yeri, sol kol yahut sağın zıddı olan ve uğursuzluk manalarına gelir. Eshab’ül-meş’eme de sol tarafta, alçak mevkide olan, değersiz, kendilerine ve yakınlarına kötülüğü dokunan uğursuzlar demektir.
10
O en öndekiler¹ ise gerçekten, (makamları) çok ileride olan kimselerdir.
1 Sabikûn: İleri geçenler demektir. Sabikûn, Hakk’a kullukta, iman ve itaatte, hayır yarışlarında, en öne geçenlerdir. Bunlar, peygamberler, Kur’an’da kendilerinden bahsedilen hayırlı kimseler, Firavunun sarayındaki mü’min, Mühacirler ve Ensar gibi hayırlı kullardır. Yani Sabikûn yukarıda zikredilen üç sınıfın ilerisinde, menzil-i maksuda hepsinden evvel varan zevattır. (Elmalılı)
11
11,12. İşte onlar, (Allah’a) en çok yaklaştırılanlardır (ve onlar,) nîmetleri bol cennetlerdedirler.
12
11,12. İşte onlar, (Allah’a) en çok yaklaştırılanlardır (ve onlar,) nîmetleri bol cennetlerdedirler.
13
(Onların) çoğu geçmiş (ümmet)ler-den,¹
1 Sabikunun çoğunluğunun geçmiş ümmetlerden olması, o ümmetlerin Muhammed ümmetinden fazla olmasından dolayıdır.
14
Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.
15
(Onlar cennette) mücevherlerle süslenmiş tahtlar üzerindedirler.
16
Üzerinde karşı karşıya kurulup otururlar.
17
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır.
1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
18
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır.
1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
19
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır.
1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
20
(Onlara cennette,) arzuladıkları tüm meyveler,
21
Canlarının çektiği her türlü kuş eti,
22
22,23. Sanki (sedef içerisinde) saklı inciler gibi güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşler,
23
22,23. Sanki (sedef içerisinde) saklı inciler gibi güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşler,
24
(Dünyada) yaptıklarına karşılık olarak, (sunulur.)
25
(Onlar) orada boş söz işitmedikleri gibi (eski) günâh(ların)a dair bir söz de duymazlar.
26
Sadece selama karşılık, selam işitirler.
27
O sağ taraftakiler,¹ ne şerefli kimselerdir.
1 Bu (اَصْحَابُ الْيَم۪ين) cümlesi (اُوۨلٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَ) üzerine matuftur. Yukarıda (الْمَيْمَنَة اَصْحَابُ)’ye burada (اَصْحَابُ الْيَم۪ين) tabir olunması ifade çeşitliği içindir. Bunlara ashab-ı yemin denilmesi amel defteri denilen kitapların kıyamet günü "Kimin kitabı sağından verilirse" (İnşikâk: 7) âyetince sağ taraflarından verilmesi sebebiyle olduğu düşünülebilir. Ashab-ı yemin, yeminine sadık, sözünü tutan, işine sahip mutlu kişi mânâsını da ifade edebilir ki, mukâbili yeminini bozan demektir. Ayrıca bu tabirin, Allah için yeminine sadık ve vefakârlar anlamında kullanıldığı da söylenebilir.
28
(Onlar) dikensiz kiraz (ağaçları),
29
Meyvelerle bezenmiş muz ağaçları,
Sonraki 30 ayet →