Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Vakıa 1 / 96
1
O kıyamet kopunca,
M. Türk 56:1
2
Artık onun gerçekleşmesini yalanlayacak (kimse) yoktur.¹ 1 Yani, kıyamet kopmadan önce yalanlayanlar, o meydana gelince artık inkâr edemeyip, mecburen kabul edecektir.
M. Türk 56:2
3
O (kimini) alçaltır, (kimini) de yüceltir.
M. Türk 56:3
4
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,
M. Türk 56:4
5
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,
M. Türk 56:5
6
4,5,6. Yer yerinden oynadığı, dağlar ufalanarak toz-duman olup havada uçuştuğu zaman,
M. Türk 56:6
7
Sizler, üç sınıfa ayrılırsınız.
M. Türk 56:7
8
O sağ taraftakiler,¹ ne şerefli kimselerdir.² 1 Meymene: Sağ, sağ taraf veya bereket anlamlarına gelir. Sağ taraf, hürmet mevkii olduğu için ashâb’ül-meymene, şerefli ve bereketli kimseler demektir. Yoksa “sağcılar” demek değildir. “Sağcılık” ve “solculuk” birer felsefi terim olduğu için İslâm’la bir ilgisi bulunmayan kelimelerdir. Felsefi terim olarak sağcılar, mevcut sistemin adamları, solcular ise, mevcut sisteme karşı olanlar demektir. Bu terimlere bugün tam tersi bir anlam yüklenerek, Müslümanlar senelerce avutulmuştur. Hiçbir Müslüman kendisini İslâm dışı sistemler içerisinde asla “sağcı” olarak niteleyemez. 2 Bunlar; Allah’a inanıp, inandığı işleri yaşarken arada hata yapıp, daha sonra tevbe ederek durumlarını düzelten ve böylece cennete girmeye hak kazanan, Müslümanlardır. (Razi) Bunlar, sabikûn kadar olmasa da sonuç itibarıyla cennete giren, iyi kullardır.
M. Türk 56:8
9
O sol taraftakiler¹ ne uğursuz kimselerdir. 1 Meş’eme: Kötülük yeri, sol kol yahut sağın zıddı olan ve uğursuzluk manalarına gelir. Eshab’ül-meş’eme de sol tarafta, alçak mevkide olan, değersiz, kendilerine ve yakınlarına kötülüğü dokunan uğursuzlar demektir.
M. Türk 56:9
10
O en öndekiler¹ ise gerçekten, (makamları) çok ileride olan kimselerdir. 1 Sabikûn: İleri geçenler demektir. Sabikûn, Hakk’a kullukta, iman ve itaatte, hayır yarışlarında, en öne geçenlerdir. Bunlar, peygamberler, Kur’an’da kendilerinden bahsedilen hayırlı kimseler, Firavunun sarayındaki mü’min, Mühacirler ve Ensar gibi hayırlı kullardır. Yani Sabikûn yukarıda zikredilen üç sınıfın ilerisinde, menzil-i maksuda hepsinden evvel varan zevattır. (Elmalılı)
M. Türk 56:10
11
11,12. İşte onlar, (Allah’a) en çok yaklaştırılanlardır (ve onlar,) nîmetleri bol cennetlerdedirler.
M. Türk 56:11
12
11,12. İşte onlar, (Allah’a) en çok yaklaştırılanlardır (ve onlar,) nîmetleri bol cennetlerdedirler.
M. Türk 56:12
13
(Onların) çoğu geçmiş (ümmet)ler-den,¹ 1 Sabikunun çoğunluğunun geçmiş ümmetlerden olması, o ümmetlerin Muhammed ümmetinden fazla olmasından dolayıdır.
M. Türk 56:13
14
Birazı da sonraki (ümmet)lerdendir.
M. Türk 56:14
15
(Onlar cennette) mücevherlerle süslenmiş tahtlar üzerindedirler.
M. Türk 56:15
16
Üzerinde karşı karşıya kurulup otururlar.
M. Türk 56:16
17
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır. 1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
M. Türk 56:17
18
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır. 1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
M. Türk 56:18
19
17,18,19. Onların çevrelerinde ölümsüz genç hizmetçiler¹ (ellerinde) onların başlarını ağrıtmayan, sarhoş etmeyen ve tertemiz içeceklerle dolu sürahiler, ibrikler ve kadehlerle dolaşır. 1 Ğılman (Vildan): Cennet ehlinin hizmetiyle görevlendirilen gençler anlamında Kur’an’î bir terimdir. Sözlükte, “çocuk, bıyığı yeni terlemiş genç, hizmetçi” anlamındaki “ğulâm” kelimesinin çoğulu olan “ğılmân”, Kur’an literatüründe “cennet ehlinin emrine verilen ve hiçbir zaman yaşlanmayan gençler” mânasına gelir. “Ğılman”, Kur’an’da (Tûr: 24) “kabuğunda saklanmış inciler gibi taze ve berrak” şeklinde tasvir edilmekte ve hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler olarak başkalarının değil sadece sahiplerinin etrafında onlara hizmet için dönüp duracakları anlatılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de iki âyette geçen “vildân”ın da (Vâkıa: 17, İnsân: 19) ğılmanla aynı mânada kullanıldığı anlaşılmaktadır. Velîd (çocuk) kelimesinin çoğulu olan vildan, her iki âyette de “ebedî” anlamındaki “muhalled” sıfatıyla nitelendirilmiş olup bu sıfat gençlerin fizyolojik değişikliğe uğrayıp yaşlanmaktan korunduğunu ifade etmektedir. Ğılman hakkında müfessirlerce üç görüş ileri sürülmüştür. 1. Ğılman, müminlerin kendilerinden önce ölen çocuklarıdır. 2. Kâfirlerin ölen çocukları olup mükellef bulunmadıklarından cehenneme atılmayacak, cennet ehlinin hizmetçileri statüsünde tutulacaktır. 3. Müminler için cennette yaratılan hizmetçilerdir ve çocukken ölenlerle ilgisi yoktur. Aslında hizmetçilik ayrı bir statü olup çocuklar buna dâhil değildir. Hz. Peygamber, küçük veya büyük yaşta ölenler dâhil bütün cennet ehlinin otuz yaş civarında olacağını bildirmiştir. (Müsned, Tirmizî) Ğılman konusundaki üçüncü yorum daha isabetli görünmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de bu gençler, her türlü aşınma ve kirlenmeden korumak amacıyla kabuğunda saklanırken buradan çıkarılıp cennet ehlinin etrafına saçılmış incilere benzetilmek suretiyle özel bir yaratılışa sahip olduklarına işaret edilmiştir. Ayrıca ğılman ve vildan’ın cennette içecek sunma görevinden söz edilerek onların hizmetçi statüsünde bulundukları da bir bakıma ifade edilmiştir.
M. Türk 56:19
20
(Onlara cennette,) arzuladıkları tüm meyveler,
M. Türk 56:20
21
Canlarının çektiği her türlü kuş eti,
M. Türk 56:21
22
22,23. Sanki (sedef içerisinde) saklı inciler gibi güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşler,
M. Türk 56:22
23
22,23. Sanki (sedef içerisinde) saklı inciler gibi güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşler,
M. Türk 56:23
24
(Dünyada) yaptıklarına karşılık olarak, (sunulur.)
M. Türk 56:24
25
(Onlar) orada boş söz işitmedikleri gibi (eski) günâh(ların)a dair bir söz de duymazlar.
M. Türk 56:25
26
Sadece selama karşılık, selam işitirler.
M. Türk 56:26
27
O sağ taraftakiler,¹ ne şerefli kimselerdir. 1 Bu (اَصْحَابُ الْيَم۪ين) cümlesi (اُوۨلٰٓئِكَ الْمُقَرَّبُونَ) üzerine matuftur. Yukarıda (الْمَيْمَنَة اَصْحَابُ)’ye burada (اَصْحَابُ الْيَم۪ين) tabir olunması ifade çeşitliği içindir. Bunlara ashab-ı yemin denilmesi amel defteri denilen kitapların kıyamet günü "Kimin kitabı sağından verilirse" (İnşikâk: 7) âyetince sağ taraflarından verilmesi sebebiyle olduğu düşünülebilir. Ashab-ı yemin, yeminine sadık, sözünü tutan, işine sahip mutlu kişi mânâsını da ifade edebilir ki, mukâbili yeminini bozan demektir. Ayrıca bu tabirin, Allah için yeminine sadık ve vefakârlar anlamında kullanıldığı da söylenebilir.
M. Türk 56:27
28
(Onlar) dikensiz kiraz (ağaçları),
M. Türk 56:28
29
Meyvelerle bezenmiş muz ağaçları,
M. Türk 56:29
30
Yok olmayan gölgeler,
M. Türk 56:30