Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Kamer 1 / 55
1
Kıyamet(in vakti) yaklaştı ve ay da yarıldı. ¹ 1 Ayın yarılması, Rasulullah’ın en büyük mucizelerinden birisidir. Sahabe, tabiîn ve daha sonra gelen müfessirlerin büyük çoğunluğu, bu mûcizenin gerçekleştiğinde müttefiktirler. Sahabeden Hz. Ali, İbnu Mes’ud, İbnu Abbas, Huzeyfe, Enes, İbnu Ömer (r.a) bu hadiseyi nakletmişlerdir. Buhârî, Müslim ve Tirmizî başta olmak üzere pek çok sahih kaynakta, “ayın yarıldığı” ile ilgili sahih rivâyetler mevcuttur. Muhiddîn-i Arabî’nin, “ayın yarılması mûcizesinin, nazarlarda meydana geldiğini” söylemesi, şüphecilerin düşüncelerine uygun ise de “Allah’ın her şeye kadir ve Kur’an’ın tüm ifâdelerinin tam bir hakikat olduğuna” îman edenlerin, îmanına uygun değildir. Bazılarının bu olayın, “kıyamet yaklaşacak ve ay yarılacak” diyerek kıyamette olacağını söylemeleri ise, bu âyeti takip eden âyete de ters düşmektedir ve bu görüşler, îmandan ziyade inkâra hevesli olanları, memnun edecek teviller ve bu tevillere itibardan başka bir şey değildir. Bazıların da bu olayın ayın zamanında dünyadan ayrılması veya olağan dışı bir ay tutulması olabileceğini söylemeleri mucizeleri inkâr veya etkisizleştirme çabalarının bir eserinden başka bir şey değildir.
M. Türk 54:1
2
O (kâfirler) bir mûcize görünce, ondan yüz çevirir ve: “(Bu) güçlü bir büyüdür.” derler. ¹ 1 Bugünkiler de bir mucize görünce onu ya akılla izah etmeye, ya bilimsellik taslayarak etkisizleştirmeye ya da mucizevi bir olay diyerek hafife almaya çalışırlar.
M. Türk 54:2
3
Yalanlarlar ve kendi arzularının peşine düşerler. Oysa (sonunda) her iş yerini bulacaktır.
M. Türk 54:3
4
Yemin olsun! Onlara (kendilerini şirkten) caydıracak nice haberler, gelmiştir.
M. Türk 54:4
5
(Ki bu haberlerin her biri,) en mükemmel mutlak doğru(lar)dır. Fakat bu uyarılar, (onlara) hiç fayda vermiyor.
M. Türk 54:5
6
Öyleyse (Ey Muhammed!) Sen onlarla mücadele etmeyi bırak. O, çağırıcının¹ benzeri görülmemiş, bir şeye çağıracağı gün var ya! 1 Bu çağırıcının İsrâfil olması, çok kuvvetlidir.
M. Türk 54:6
7
(İşte o gün) onlar, etrafa yayılmış çekirgeler gibi perişan bakışlarla kabirlerden çıkarlar.
M. Türk 54:7
8
Kâfirler, gönülleri bomboş ve gözleri belermiş bir şekilde çağırana doğru koşarlarken: “Bu, çok zorlu bir gün!” diyecekler.
M. Türk 54:8
9
Kendilerinden önceki Nûh toplumu da (Peygamberlerini) yalanladı. Onlar, kulumuzu yalanlamakla kalmayıp bir de: “delidir.” dediler. (İşte o, böyle) engellendi.
M. Türk 54:9
10
Sonunda Rabbine: “Gerçekten ben yenildim, intikamımı al.” diye duâ etti.
M. Türk 54:10
11
Biz de onların üzerine gök yarılmışçasına akan, bir su gönderdik. ¹ 1 Bulutlardan suyun sel gibi akışının; gökyüzünün kapılarının açılıp, gök kubbenin yarılması manzarasına benzetilmesi istiâre-i temsilîyye olduğu için tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır. Eğer bu dikkate alınmazsa tercüme, “Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.” şeklinde olur.
M. Türk 54:11
12
Yeryüzünü de kaynaklar halinde fışkırttık. Derken (her iki) su, önceden belirlenmiş bir iş için¹ birleşti. 1 Ezelde takdir olunmuş bir iş; indirilen suyun çıkarılan kadar olması veya ezelde takdir edilmiş bir emir üzerine ki bu da Nuh kavminin tufan ile helâki işi olabilir.
M. Türk 54:12
13
13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi¹ üzerinde taşıdık; 1 Levh: Ana maddesi ne olursa olsun tahta gibi yassı olan şey demektir. Düsür: disâr’ın çoğulu olup, çivi, geminin tahtalarının birbirine bağlandığı ip, perçin veya halat demektir. “Zat’il-elvah ve düşür”; ise gemi demektir. Burada tarif için sıfat, isim yerine kullanılmıştır. Bu sebeple tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır.
M. Türk 54:13
14
13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi¹ üzerinde taşıdık; 1 Levh: Ana maddesi ne olursa olsun tahta gibi yassı olan şey demektir. Düsür: disâr’ın çoğulu olup, çivi, geminin tahtalarının birbirine bağlandığı ip, perçin veya halat demektir. “Zat’il-elvah ve düşür”; ise gemi demektir. Burada tarif için sıfat, isim yerine kullanılmıştır. Bu sebeple tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır.
M. Türk 54:14
15
Yemin olsun Biz bunu,¹ bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var? ² 1 “Bu” ifâdesi; her ne kadar “Hz. Nûh’un gemisinin Cudî dağındaki enkazı” şeklinde anlaşılabilirse de; bunu, “gemilerin Hz. Nûh’u hatırlatacak birer ibret” olduğu şeklinde anlamak daha doğru olabilir. Çünkü bunda ibret sahası daha geniştir. 2 (مُدَّكِرٌ)’in aslı (مُذْتَكِرٌ)’dir.
M. Türk 54:15
16
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)
M. Türk 54:16
17
Yemin olsun ki Biz, Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?
M. Türk 54:17
18
Âd (toplumu) da yalanlamıştı. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)
M. Türk 54:18
19
Biz, o uğursuzluğu devam eden günde, onların üzerlerine soğuk ve gürültülü bir fırtına gönderdik.
M. Türk 54:19
20
O (rüzgâr,) insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi savuruyordu.
M. Türk 54:20
21
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)
M. Türk 54:21
22
Yemin olsun ki Biz, Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?
M. Türk 54:22
23
Semûd (toplumu) da uyarıları yalanladı.
M. Türk 54:23
24
24,25. Ve: “İçimizden (bizim gibi hem de) yalnız bir insana mı uyacağız?¹ O zaman biz, tam bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz. (Bizler dururken) vahiy ona mı indirildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” dediler. 1 Genelde insanlar, kendi içlerinden çıkan önemli kimseleri, hele bir de tek başlarına iseler kabullenememektedirler. Tıpkı Semûd toplumu gibi.
M. Türk 54:24
25
24,25. Ve: “İçimizden (bizim gibi hem de) yalnız bir insana mı uyacağız?¹ O zaman biz, tam bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz. (Bizler dururken) vahiy ona mı indirildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” dediler. 1 Genelde insanlar, kendi içlerinden çıkan önemli kimseleri, hele bir de tek başlarına iseler kabullenememektedirler. Tıpkı Semûd toplumu gibi.
M. Türk 54:25
26
Onlar yarın (gerçek) yalancı ve şımarığın kim olduğunu, öğrenecekler.
M. Türk 54:26
27
(Ey Salih!) Gerçekten onlara imtihan için o deveyi¹ gönderen, Biziz. Sen onları biraz gözetle ve sabret. 1 Nâka: Dişi deve demektir. Kavminin Salih (a.s)’dan nübüvvetine alâmet olacak bir mucize istemeleri üzerine Allah, mucize olarak bir dişi deve (Allah’ın Devesi) göndermiştir. Bu “dişi deve”nin nereden ve nasıl çıktığı Kur’an’da açıkça belirtilmiş değildir. Lâkin tarihi ve dini rivayetlerde bir yalçın kayadan ibaret olan bir tepeden çıkarılmış olduğu oldukça yaygındır. Esasen bunun çıkarılması değil de bir imtihan için gönderilmesi, yani “bırakın Allah’ın arzında otlasın diye salınması” önemlidir. Bu imtihanın asıl maksadı Peygamberin peygamberliğini tasdik için olmasıdır ve bu, Salih (a.s)’ın mucizesidir. Dişi devenin kayadan çıkarılması bir mucize, salınması, aralarında dolaşması ve suyun taksim olunması da bir imtihandır. Rivayetlere göre halk kendi su nöbetlerinde kuyudan su alıyorlar, devenin nöbetinde de sütünü sağıp içiyorlardı.
M. Türk 54:27
28
Ve onlara: “Suyun, kendileriyle (deve arasında) pay edildiğini ve su alış sırası (kiminse, suyu) onun kullanmasını,” haber ver.
M. Türk 54:28
29
(Bunun üzerine onlar) arkadaşlarından (birisini) çağırdılar. O da (bıçağını) kapıp (deveyi) öldürdü.
M. Türk 54:29
30
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!) ¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Kamer: 16, 21)
M. Türk 54:30