1
(Sînâ) dağına,¹
1 Tûr-i Sînâ: Hz. Mûsâ (a.s)’a Tevrat’ın verildiği dağın adıdır. Tûr: Süryanicede “dağ” demektir. (Beyzavî) Sînâ isminin Bâbil ay tanrısı “Sin”den, dağın bulunduğu bölgenin Mısır sınırındaki “Sin/Sun” adlı kasabadan veya “yanan çalılık” anlamındaki İbrânîce “seneh”ten geldiği rivayet edilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Sînâ, “dağ” anlamındaki “tûr” kelimesiyle birlikte “Tûr-i Seynâ” (Mü’minûn: 20) ve Tûr-i Sînîn (Tîn: 2) şeklinde iki defa geçmekte olup “tûr” kelimesi yalnız kullanıldığında da (Tûr: 1) “Sînâ Dağı”nı tanımlamaktadır. İslâm âlimleri, dağın yarımadadaki konumuyla ilgili bilinen görüşleri aktarmakla birlikte daha çok Sînâ Dağında Hz. Musa’ya indirilen vahyin mesajı üzerinde durmuşlardır. Kur’an’da Allah Sînâ’ya yemin etmektedir (Tûr: 1, Tîn: 2). Hz. Mûsâ’nın Allah’ı görmek istemesi üzerine Allah bu dağa tecelli etmiş ve dağ parçalanmıştır (A’râf: 143). Allah, Mûsâ’ya dağın sağ tarafından seslenmiş (Meryem: 52, Tâhâ: 80, Kasas: 29, 46), İsrâil Oğullarından söz almak için dağ üzerlerine kaldırılmıştır. (Bakara: 63, 93, Nisâ: 154, A’râf: 171) Genellikle tasavvuf kaynaklarında ve halk arasında kullanılan “tur dağı” ifadesi yanlış bir kullanımdır. En doğrusunu Allah bilir.
2
2,3. Yayılmış ince deri üzerine, yazılmış kitaba,¹
1 Tûr’dan sonra bu muntazaman yazılmış kitabın “Tevrat” olması anlaşılabilirse de (كِتَاب) kelimesinin nekra olarak ifade edilmesi; bunun henüz tanınmadık başka bir kitap olduğunu andırır. İsra: 13. ayette: “(Bir de) kıyamet günü o (insanın) önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız.” Buyurulduğuna göre bu kitabın amel defteri olması en tercih edilen manadır. Levh-i mahfuz veya yeni bir kitap olmak itibariyle Kur’an olması da düşünülebilir. (Elmalılı)
3
2,3. Yayılmış ince deri üzerine, yazılmış kitaba,¹
1 Tûr’dan sonra bu muntazaman yazılmış kitabın “Tevrat” olması anlaşılabilirse de (كِتَاب) kelimesinin nekra olarak ifade edilmesi; bunun henüz tanınmadık başka bir kitap olduğunu andırır. İsra: 13. ayette: “(Bir de) kıyamet günü o (insanın) önüne (dünyada tüm yaptıklarının) apaçık yazıldığı bir kitap çıkarırız.” Buyurulduğuna göre bu kitabın amel defteri olması en tercih edilen manadır. Levh-i mahfuz veya yeni bir kitap olmak itibariyle Kur’an olması da düşünülebilir. (Elmalılı)
4
Ma’mûr eve,¹
1 Beyt’ül-Ma’mur: Ma’mûr, bayındır, bakımlı ev demektir. Müfessirler bu Ayet-i Kerime’de sözü geçen Beyt’ül-Ma’mûr’u genellikle, “yedinci kat semada, Kâbe’nin üst hizasında bulunan bir ev” olarak tefsir etmişlerdir. Ve “onu günde yetmiş bin melek namaz kılmak ve tavaf etmek için ziyaret eder ve kıyamete kadar da bir daha geriye dönmezler” demişlerdir. (İbnu Kesîr, Elmalılı, Beydâvî). Hasan el-Basrî de: “Bu beyt’ten kastedilenin Kâbe olduğunu, Allah’ın onu her sene pek çok kişi ile mamur kıldığını, bir yerin mamur olmasının ise geleni ve gideninin çok olup güzel bakılması manasından mecaz olduğunu” söylemiştir. Mirac’la ilgili meşhûr hadiste de Beyt’ül-Ma’mur’dan bahsedilir. (Buhârî) Tasavvuf ekolleri, Beyt’ül-Ma’mûr’u, "müminin kalbi" olarak anlamaya çalışarak tüm konularda olduğu gibi bunu da sulandırmışlardır. En doğrusunu Allah bilir.
5
Yükseltilmiş tavana,¹
1 Yani gökyüzüne veya cennetin seması olan arş’a…
6
Kaynatılmış denize¹ yemin olsun ki,
1 Mescur: Farklı birkaç anlama gelir. 1. Alevlendirilmiş, kızdırılmış demektir. Kıyamet koparken denizler ateş olup kaynatılacak onunla Cehennem kızıştırılacaktır. 2. Dolgun, taşkın demek olup, Bahr-i Muhît manasına gelebilir. 3. Muhtelıt, karışkan, suyu birbirine veya tatlısı acısına karışan demek de olabilir. 4. Sina Dağı karinesiyle bu denizin, Firavunun helâk edildiği “Kızıl Deniz” olma ihtimâli daha kuvvetlidir.
7
Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
8
Ve o (azaba) engel olacak, hiçbir şey de yoktur.
9
9,10. O (kıyamet) günü gök, sarsıldıkça sarsılacak, dağlar ise yerinden oynayacaktır.
10
9,10. O (kıyamet) günü gök, sarsıldıkça sarsılacak, dağlar ise yerinden oynayacaktır.
11
11,12. İşte o gün, daldıkları saçmalıklarla oyalanan yalancıların vay haline!
12
11,12. İşte o gün, daldıkları saçmalıklarla oyalanan yalancıların vay haline!
13
O (mahşer) günü¹ onlar, itilip kakılarak cehennem ateşine atılacaklar.
1 Buradaki (يَوْم) kelimesi nekra olarak geldiği için dokuzuncu ayetteki günün aynısı değildir. Zira dokuzuncu ayette bahsi geçen gün “kıyametin koptuğu”, buradaki gün ise “ahiret hayatında kâfirlerin cehenneme atıldıkları” gündür. En doğrusunu Allah bilir.
14
(Onlara): “İşte sizin yalanlamakta olduğunuz ateş, budur.” (denilecek.)
15
(Ayrıca onlara): “Bu da mı bir büyü? Yoksa siz, (bunun da mı gerçek olduğunu) göremiyor musunuz?”
16
“Haydi girin ona. Artık sabretseniz de sabretmeseniz de sizin için fark etmez. Siz, sadece yaptıklarınızla cezâlandırılıyorsunuz.” (denilecek.)
17
Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, kesinlikle cennetler ve nîmetler içerisindedirler.
18
Rablerinin kendilerine verdiği nîmetler ve Rablerinin, kendilerini cehennem azabından koruması sebebiyle huzurludurlar.
19
19,20. (Onlara cennette: “Dünyada) yaptıklarınızın karşılığı olarak sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde kurulup oturarak afiyetle yiyin, için.” (denilir. Ayrıca) Biz, onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle de evlendireceğiz.¹
1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Saffat: 48-49, Vakıa: 35-37 Duhân: 54 ve dipnotu.).
20
19,20. (Onlara cennette: “Dünyada) yaptıklarınızın karşılığı olarak sıra sıra dizilmiş tahtlar üzerinde kurulup oturarak afiyetle yiyin, için.” (denilir. Ayrıca) Biz, onları güzel gözlü, beyaz tenli ve kusursuz eşlerle de evlendireceğiz.¹
1 Konuyla ilgili olarak Bk. (Saffat: 48-49, Vakıa: 35-37 Duhân: 54 ve dipnotu.).
21
Biz soyları îmanda kendilerine uyan Müslümanların soylarını, kendilerine kavuştururuz ve onların sevaplarından da bir şey eksiltmeyiz.¹ -(Ama yine de) herkes(in kurtuluşu) kendi kazandığına bağlıdır.-²
1 Yani çocuklar, baba ve analarının îmanından dolayı onlarla buluşturulacaklardır. Yani cennette onlarla birlikte bulunacaklardır. Ayrıca, çocukları ile buluşturmak için baba ve anaların dereceleri de düşürülmeyecek, aksine onlarla bir arada bulunmaları için çocuklarının dereceleri yükseltilecektir. Bu müjde, ergenlik çağına ulaşıp kendi isteği ile îman eden ve büyüklerine uyan çocuklar hakkındadır. 2 Demek ki çocuklar, kendi kazançları olmaksızın, sadece babalarının kazançlarıyla kendilerini kurtaramazlar. Ancak îman ile çalıştıkları takdirde, atalarının feyzinden istifâde edebilirler.
22
Ve onlara, arzuladıkları her türlü meyve ve eti de bolca vereceğiz.
23
Orada (içerisinde) sarhoş etmeyen ve günâha sokmayan içecekler bulunan kadehlerden, (birlikte) içecekler.
24
Kendilerine ait (sedef içerisinde saklı inciler gibi) tertemiz hizmetçileri¹ de etraflarında dönüp duracaklar.
1 Başkalarına değil sadece kendilerine ait olan, hiç kirlenmemiş, el değmemiş, bembeyaz, safi, tertemiz ve pırıl pırıl uşaklar ve Cennet sakileri, genç hizmetçiler onların etrafında onlara hizmet için dönüp duracaklar. Bk. (Vakıa: 17)
25
25,26. (Cennettekiler) birbirleriyle: “Doğrusu biz bundan önce ailemiz(in akıbeti) hakkında çok korkar idik.”¹ diyerek sohbet edecekler.²
1 Bu ifâdeden; insanın dünyadaki bilincinin, öldükten sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği anlaşılmaktadır. 2 Bu âyet: “(Cennettekiler) birbirleriyle; ‘doğrusu biz daha önce ailemiz içerisinde (sonumuzdan) korkardık.’ diyerek, sohbet edecekler.” şeklinde de anlaşılabilir.
26
25,26. (Cennettekiler) birbirleriyle: “Doğrusu biz bundan önce ailemiz(in akıbeti) hakkında çok korkar idik.”¹ diyerek sohbet edecekler.²
1 Bu ifâdeden; insanın dünyadaki bilincinin, öldükten sonra da kesintisiz bir şekilde devam edeceği anlaşılmaktadır. 2 Bu âyet: “(Cennettekiler) birbirleriyle; ‘doğrusu biz daha önce ailemiz içerisinde (sonumuzdan) korkardık.’ diyerek, sohbet edecekler.” şeklinde de anlaşılabilir.
27
(Ve devamla): “Allah, lütufta bulunarak bizi, (cehennemin) kavurucu¹ azabından korudu.”
1 Semum; gözeneklere işleyen, zehirli, sıcak, rüzgâr demektir. Ayrıca “Semum”, cehennemin isimlerinden de biridir.
28
“Şüphesiz biz bundan önce, sadece Ona kulluk ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi çok olanın ta kendisi imiş." (diyecekler.)
29
(Ey Muhammed!) Sen sadece hatırlat. Çünkü Rabbinin nîmeti sayesinde sen kâhin de değilsin, mecnun da değilsin.
30
Yoksa onlar (senin için): “O da bir şairdir, biz onun da zamanla helâk olup gitmesini bekliyoruz.” mu diyorlar?
Sonraki 19 ayet →