Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Zariyat 1 / 60
1
Esip savuran¹ (rüzgâr)lara, 1 Zariyat; kırıp ufalayan, savuran, toz duman edip götüren kuvvetler demektir. Bunlar; toprağı savuran rüzgârlar, volkanlar, barut ve dinamit gibi şiddetli patlayıcı olan her şey olabilir. Yukarıdaki, “rüzgâr” açıklaması, Hz. Ali’den rivâyet olunan (İbnu Kesir) açıklama dikkate alınarak yapılmıştır. Bu kelime, “doğurgan kadın” anlamına da gelmektedir.
M. Türk 51:1
2
Ağır yük taşıyan¹ (bulut)lara, 1 Veya gebe kadınlara...
M. Türk 51:2
3
Kolayca akıp giden¹ (gemi)lere, 1 Bu ifâdeden, bugün seri bir şekilde hareket ederek akıp giden tren, otomobil, gemi ve uçak gibi vasıtalar da anlaşılabilir.
M. Türk 51:3
4
İş(ler)i taksim eden (melek)lere¹ yemin olsun ki,² 1 Yani bütün bunları varacakları yerlere yetiştirmek için Allah’ın emrini taksim eden, Cebrail, Mikail, İsrâfil ve Ölüm Melekleri gibi meleklere… 2 Yukarıdaki ayetlerde sıfatlar zikredilmiş fakat mevsuflar (nitelenenler) zikredilmemiştir. Parantez içerisinde ifade edilen kelimeler, ya o sıfatlara uygun olan kelimelerdir ya da o konudaki rivayetlere dayanan kelimelerdir. Tabii ki en doğrusunu Allah bilir.
M. Türk 51:4
5
O size vâdedilenler, kesinlikle doğrudur.
M. Türk 51:5
6
Şüphesiz hesap ve cezâ günü, mutlaka olacaktır.
M. Türk 51:6
7
Yollar ve yörüngelerle donatılmış¹ göğe, yemin olsun ki, 1 Hubük: Habîke ve hibak’ın çoğuludur. Habîke: dikkatle, sağlam ve sanatlı, yol yol dokunmuş güzel kumaş demektir. Hibak ise: rüzgârın deniz veya kumda meydana getirdiği yol demektir.
M. Türk 51:7
8
Siz gerçekten çok çelişkili sözler söylüyorsunuz.¹ 1 Yani; “gökleri ve yeri yaratan, Allah” der sonra da tutar başkalarına taparsınız, Peygambere; “büyücü, şair, mecnun” gibi çelişkili sözler söylersiniz. Bir taraftan âhireti inkâr eder, bir taraftan da bize şefâat ederler diye putlara taparsınız.
M. Türk 51:8
9
İnkâr eden, ancak kendisini aldatır.
M. Türk 51:9
10
10,11. Kahrolsun o, şuursuzca cehalet bataklığında yüzen yalancılar!¹ 1 Harras: Yani soyut olarak kendi zan ve tahminlerine göre atan, fikir namına kendi hevalarını ileri süren, kendilerini Allah ve Rasulünün yanındaymış zannedip ona göre yorum yapan yalancılar demektir.
M. Türk 51:10
11
10,11. Kahrolsun o, şuursuzca cehalet bataklığında yüzen yalancılar!¹ 1 Harras: Yani soyut olarak kendi zan ve tahminlerine göre atan, fikir namına kendi hevalarını ileri süren, kendilerini Allah ve Rasulünün yanındaymış zannedip ona göre yorum yapan yalancılar demektir.
M. Türk 51:11
12
Onlar bir de: “Hesap ve cezâ günü ne zamanmış?” diye soruyorlar!
M. Türk 51:12
13
O gün, onların cehennemde azap görecekleri gündür.¹ 1 Fitne: Altın ve gümüş gibi bir madeni iyisini kötüsünden ayırt etmek için ateşe sokmak demektir. Mecâzen, sıkıntıya sokmak, imtihan etmek, azdırmak, anlamlarında da kullanılır. Bu âyetle (En’am: 128) arasında bağlantı kuran Muhammed Esed ve bazı müfessirler cehennemin ebedî olmayacağı görüşünü ortaya atmışlarsa da (Hûd:107-108) de cennet ve cehennem hayatı için aynı ifâdeler kullanılmıştır. Ayrıca (En’am: 128) de zâten cehennem hayatının ebedîliği ifâde edilmektedir. Ancak sonundaki “Allah aksini dilemedikçe” istisnası, “Allah neyi dilerse ancak onun olacağının” ifâdesidir.
M. Türk 51:13
14
(O gün) onlara: “Hemen gelmesini isteyip durduğunuz azabınızı tadın bakalım.” denilir.
M. Türk 51:14
15
15,16. Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini, hak edip alanlar olarak, kesinlikle cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce (Allah’ı) görüyormuş gibi ibâdet eden kimselerdi.
M. Türk 51:15
16
15,16. Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini, hak edip alanlar olarak, kesinlikle cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce (Allah’ı) görüyormuş gibi ibâdet eden kimselerdi.
M. Türk 51:16
17
17,18. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyurlar,¹ seher vakitlerinde de (Allah’tan) bağışlanma dilerlerdi. 1 Hucu’: “az uyku ve bilhassa gece uykusu demektir.” Buradaki (مَا) zaid, mevsule veya masdariyye olabilir. Yukarıdaki tercüme (مَا) mevsule, (قَل۪يلًا) ise mahzuf mutlak mef’ul’den bedel olarak tercüme edilmiştir. (مَا) Nafiye olarak alınırsa ayetin anlamı: “Ba’zı geceler biraz bile uyumaz, gecenin tamamını ihya ederlerdi” olursa da yukarıdaki tercüme daha zâhirdir.
M. Türk 51:17
18
17,18. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyurlar,¹ seher vakitlerinde de (Allah’tan) bağışlanma dilerlerdi. 1 Hucu’: “az uyku ve bilhassa gece uykusu demektir.” Buradaki (مَا) zaid, mevsule veya masdariyye olabilir. Yukarıdaki tercüme (مَا) mevsule, (قَل۪يلًا) ise mahzuf mutlak mef’ul’den bedel olarak tercüme edilmiştir. (مَا) Nafiye olarak alınırsa ayetin anlamı: “Ba’zı geceler biraz bile uyumaz, gecenin tamamını ihya ederlerdi” olursa da yukarıdaki tercüme daha zâhirdir.
M. Türk 51:18
19
Onların mallarında da isteyen ve isteyemeyen yoksullar için bir hak vardır.¹ 1 Yani onlar, sadakalarını ve zekâtlarını verirlerdi.
M. Türk 51:19
20
20,21. Gerçekten inanmak isteyenler için yeryüzünde de kendinizde de nice işaretler, vardır. Hâlâ (bu gerçekleri) görmeyecek misiniz?
M. Türk 51:20
21
20,21. Gerçekten inanmak isteyenler için yeryüzünde de kendinizde de nice işaretler, vardır. Hâlâ (bu gerçekleri) görmeyecek misiniz?
M. Türk 51:21
22
Sizin rızkınız da size vâdedilen her şey de göktedir.
M. Türk 51:22
23
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, (size vâdedilenler) sizin kendi aranızda konuştuklarınız kadar gerçektir.
M. Türk 51:23
24
Sana İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi geldi mi?
M. Türk 51:24
25
(Bir zamanlar melekler, İbrahim’in) yanına girince ona: “Allah’ın selâmı üzerine olsun” dediler. O da: “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun”¹ dedi ve (içinden): “Bunlar yabancı bir topluluk!” diye geçirdi. 1 “Selâmen” demek, (نُسَلِّمُ سَلَامًا عَلَيْكَ) terkîbinden muhaffeftir. Yani mahzuf fiilin mutlak mef’ulüdür. “Sana selâm verir, selâmet dileriz” demektir. “Selamün” (سَلَامٌ) ise (عَلَيْكُمْ سَلَامٌ) “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun” demektir.
M. Türk 51:25
26
26,27. Hemen sezdirmeden eşinin yanına gidip çok geçmeden semiz bir buzağı (eti) getirdi ve önlerine koyarak “yemez misiniz?” dedi.
M. Türk 51:26
27
26,27. Hemen sezdirmeden eşinin yanına gidip çok geçmeden semiz bir buzağı (eti) getirdi ve önlerine koyarak “yemez misiniz?” dedi.
M. Türk 51:27
28
Derken onlardan korkmaya başladı. Onlar da “korkma” dediler ve ona, bilgin bir erkek çocuk müjdelediler.
M. Türk 51:28
29
(Bunun üzerine) karısı çığlıklar atarak döndü, elini yüzüne kapatıp: “Kısır bir kocakarı (çocuk mu doğurur)? dedi.
M. Türk 51:29
30
Onlar da: “Orası öyle ama senin Rabbin, böyle buyurdu. Çünkü O bilenin, hüküm (ve hikmet) sahibi olanın tâ kendisidir.” dediler.
M. Türk 51:30