1
Esip savuran¹ (rüzgâr)lara,
1 Zariyat; kırıp ufalayan, savuran, toz duman edip götüren kuvvetler demektir. Bunlar; toprağı savuran rüzgârlar, volkanlar, barut ve dinamit gibi şiddetli patlayıcı olan her şey olabilir. Yukarıdaki, “rüzgâr” açıklaması, Hz. Ali’den rivâyet olunan (İbnu Kesir) açıklama dikkate alınarak yapılmıştır. Bu kelime, “doğurgan kadın” anlamına da gelmektedir.
2
Ağır yük taşıyan¹ (bulut)lara,
1 Veya gebe kadınlara...
3
Kolayca akıp giden¹ (gemi)lere,
1 Bu ifâdeden, bugün seri bir şekilde hareket ederek akıp giden tren, otomobil, gemi ve uçak gibi vasıtalar da anlaşılabilir.
4
İş(ler)i taksim eden (melek)lere¹ yemin olsun ki,²
1 Yani bütün bunları varacakları yerlere yetiştirmek için Allah’ın emrini taksim eden, Cebrail, Mikail, İsrâfil ve Ölüm Melekleri gibi meleklere… 2 Yukarıdaki ayetlerde sıfatlar zikredilmiş fakat mevsuflar (nitelenenler) zikredilmemiştir. Parantez içerisinde ifade edilen kelimeler, ya o sıfatlara uygun olan kelimelerdir ya da o konudaki rivayetlere dayanan kelimelerdir. Tabii ki en doğrusunu Allah bilir.
5
O size vâdedilenler, kesinlikle doğrudur.
6
Şüphesiz hesap ve cezâ günü, mutlaka olacaktır.
7
Yollar ve yörüngelerle donatılmış¹ göğe, yemin olsun ki,
1 Hubük: Habîke ve hibak’ın çoğuludur. Habîke: dikkatle, sağlam ve sanatlı, yol yol dokunmuş güzel kumaş demektir. Hibak ise: rüzgârın deniz veya kumda meydana getirdiği yol demektir.
8
Siz gerçekten çok çelişkili sözler söylüyorsunuz.¹
1 Yani; “gökleri ve yeri yaratan, Allah” der sonra da tutar başkalarına taparsınız, Peygambere; “büyücü, şair, mecnun” gibi çelişkili sözler söylersiniz. Bir taraftan âhireti inkâr eder, bir taraftan da bize şefâat ederler diye putlara taparsınız.
9
İnkâr eden, ancak kendisini aldatır.
10
10,11. Kahrolsun o, şuursuzca cehalet bataklığında yüzen yalancılar!¹
1 Harras: Yani soyut olarak kendi zan ve tahminlerine göre atan, fikir namına kendi hevalarını ileri süren, kendilerini Allah ve Rasulünün yanındaymış zannedip ona göre yorum yapan yalancılar demektir.
11
10,11. Kahrolsun o, şuursuzca cehalet bataklığında yüzen yalancılar!¹
1 Harras: Yani soyut olarak kendi zan ve tahminlerine göre atan, fikir namına kendi hevalarını ileri süren, kendilerini Allah ve Rasulünün yanındaymış zannedip ona göre yorum yapan yalancılar demektir.
12
Onlar bir de: “Hesap ve cezâ günü ne zamanmış?” diye soruyorlar!
13
O gün, onların cehennemde azap görecekleri gündür.¹
1 Fitne: Altın ve gümüş gibi bir madeni iyisini kötüsünden ayırt etmek için ateşe sokmak demektir. Mecâzen, sıkıntıya sokmak, imtihan etmek, azdırmak, anlamlarında da kullanılır. Bu âyetle (En’am: 128) arasında bağlantı kuran Muhammed Esed ve bazı müfessirler cehennemin ebedî olmayacağı görüşünü ortaya atmışlarsa da (Hûd:107-108) de cennet ve cehennem hayatı için aynı ifâdeler kullanılmıştır. Ayrıca (En’am: 128) de zâten cehennem hayatının ebedîliği ifâde edilmektedir. Ancak sonundaki “Allah aksini dilemedikçe” istisnası, “Allah neyi dilerse ancak onun olacağının” ifâdesidir.
14
(O gün) onlara: “Hemen gelmesini isteyip durduğunuz azabınızı tadın bakalım.” denilir.
15
15,16. Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini, hak edip alanlar olarak, kesinlikle cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce (Allah’ı) görüyormuş gibi ibâdet eden kimselerdi.
16
15,16. Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini, hak edip alanlar olarak, kesinlikle cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar bundan önce (Allah’ı) görüyormuş gibi ibâdet eden kimselerdi.
17
17,18. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyurlar,¹ seher vakitlerinde de (Allah’tan) bağışlanma dilerlerdi.
1 Hucu’: “az uyku ve bilhassa gece uykusu demektir.” Buradaki (مَا) zaid, mevsule veya masdariyye olabilir. Yukarıdaki tercüme (مَا) mevsule, (قَل۪يلًا) ise mahzuf mutlak mef’ul’den bedel olarak tercüme edilmiştir. (مَا) Nafiye olarak alınırsa ayetin anlamı: “Ba’zı geceler biraz bile uyumaz, gecenin tamamını ihya ederlerdi” olursa da yukarıdaki tercüme daha zâhirdir.
18
17,18. Onlar gecenin çok az bir kısmında uyurlar,¹ seher vakitlerinde de (Allah’tan) bağışlanma dilerlerdi.
1 Hucu’: “az uyku ve bilhassa gece uykusu demektir.” Buradaki (مَا) zaid, mevsule veya masdariyye olabilir. Yukarıdaki tercüme (مَا) mevsule, (قَل۪يلًا) ise mahzuf mutlak mef’ul’den bedel olarak tercüme edilmiştir. (مَا) Nafiye olarak alınırsa ayetin anlamı: “Ba’zı geceler biraz bile uyumaz, gecenin tamamını ihya ederlerdi” olursa da yukarıdaki tercüme daha zâhirdir.
19
Onların mallarında da isteyen ve isteyemeyen yoksullar için bir hak vardır.¹
1 Yani onlar, sadakalarını ve zekâtlarını verirlerdi.
20
20,21. Gerçekten inanmak isteyenler için yeryüzünde de kendinizde de nice işaretler, vardır. Hâlâ (bu gerçekleri) görmeyecek misiniz?
21
20,21. Gerçekten inanmak isteyenler için yeryüzünde de kendinizde de nice işaretler, vardır. Hâlâ (bu gerçekleri) görmeyecek misiniz?
22
Sizin rızkınız da size vâdedilen her şey de göktedir.
23
Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, (size vâdedilenler) sizin kendi aranızda konuştuklarınız kadar gerçektir.
24
Sana İbrahim’in şerefli misafirlerinin haberi geldi mi?
25
(Bir zamanlar melekler, İbrahim’in) yanına girince ona: “Allah’ın selâmı üzerine olsun” dediler. O da: “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun”¹ dedi ve (içinden): “Bunlar yabancı bir topluluk!” diye geçirdi.
1 “Selâmen” demek, (نُسَلِّمُ سَلَامًا عَلَيْكَ) terkîbinden muhaffeftir. Yani mahzuf fiilin mutlak mef’ulüdür. “Sana selâm verir, selâmet dileriz” demektir. “Selamün” (سَلَامٌ) ise (عَلَيْكُمْ سَلَامٌ) “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun” demektir.
26
26,27. Hemen sezdirmeden eşinin yanına gidip çok geçmeden semiz bir buzağı (eti) getirdi ve önlerine koyarak “yemez misiniz?” dedi.
27
26,27. Hemen sezdirmeden eşinin yanına gidip çok geçmeden semiz bir buzağı (eti) getirdi ve önlerine koyarak “yemez misiniz?” dedi.
28
Derken onlardan korkmaya başladı. Onlar da “korkma” dediler ve ona, bilgin bir erkek çocuk müjdelediler.
29
(Bunun üzerine) karısı çığlıklar atarak döndü, elini yüzüne kapatıp: “Kısır bir kocakarı (çocuk mu doğurur)? dedi.
30
Onlar da: “Orası öyle ama senin Rabbin, böyle buyurdu. Çünkü O bilenin, hüküm (ve hikmet) sahibi olanın tâ kendisidir.” dediler.
Sonraki 30 ayet →