Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Kaf 1 / 45
1
Kâf Şu şerefli Kur’an’a yemin olsun¹ ki; 1 (وَالْقُرْاٰنِ) kelimesinin önündeki (و) harf-i kasem yani yemin bildiren bir harf-i cerr’dir ve “yemin olsun” diye tercüme edilir. Bilgiçlik taslayarak Kur’an’ın metnine müdahaleyi adet haline getirenlerin bu kasem harfine “değerini bilin” diye anlam vermeleri olsa olsa ortaya yeni bir Kur’an koymanın provasıdır.
M. Türk 50:1
2
2,3. Fakat o kâfirler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar da: “Bu, gerçekten yadırganacak bir şey. Yani biz öleceğiz, toprak olacağız (sonra da dirileceğiz) ha!¹ Bu, gerçekleşme ihtimâli olmayan bir dönüştür.” dediler. 1 Yani, “Muhammed bizi âhirette tekrar dirilmekle ve cezâlandırılmakla mı korkutuyor?” demek istediler.
M. Türk 50:2
3
2,3. Fakat o kâfirler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar da: “Bu, gerçekten yadırganacak bir şey. Yani biz öleceğiz, toprak olacağız (sonra da dirileceğiz) ha!¹ Bu, gerçekleşme ihtimâli olmayan bir dönüştür.” dediler. 1 Yani, “Muhammed bizi âhirette tekrar dirilmekle ve cezâlandırılmakla mı korkutuyor?” demek istediler.
M. Türk 50:3
4
Biz toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle biliriz ve Bizim yanımızda o bilgileri koruyan bir de kitap, vardır.¹ 1 Yani Allah, yeryüzünde çürüyüp yok olduğu zannedilen her şeyi en ince teferruatına kadar bilir. Onun katında korunan, değişmez, bozulmaz bir kitap vardır. Hepsi onda mazbuttur. Az ve çok hiç bir şeyi kaçırmaz, hatta onların amellerini de bütün tafsilatıyla muhafaza eder. O da Levh-i mahfuz’dur.
M. Türk 50:4
5
Buna rağmen onlar, gerçek¹ kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar, karmakarışık bir sarsıntı² içerisindedirler. 1 Buradaki hakk; Kur’an, İslâm veya Hz. Muhammed (a.s) olabilir. 2 Yani, o Peygambere kâh sihirbaz, kâh kâhin, kâh şâir diyerek, kâh şaşırarak, kâh inkâr ederek, ahiret hakkında perişan bir halde karmakarışık bir sarsıntı içerisinde kıvranıyorlar.
M. Türk 50:5
6
Bizim üzerlerindeki göğü, kusursuz bir şekilde nasıl bina ettiğimize ve onu, nasıl süslediğimize hiç bakmıyorlar mı?
M. Türk 50:6
7
(Ve onlar, bir de) yeryüzünü (nasıl) döşediğimize, ona sâbit dağlar koyduğumuza ve orada her güzel bitkiden çifter çifter yetiştirdiğimize (hiç bakmıyorlar mı?)
M. Türk 50:7
8
(İşte bütün bunları, Bize) gönülden yönelen her kul için, bir mûcize olarak Biz, yarattık.
M. Türk 50:8
9
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.
M. Türk 50:9
10
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.
M. Türk 50:10
11
9,10,11. Biz, gökten kendisiyle (Allah’ın) kullarına rızık olmak üzere bahçeler, biçilecek taneli (ekinler,) salkım salkım meyve yüklü tomurcukları olan uzun hurma ağaçları yetiştirdiğimiz, bereketli bir su indirdik. Ve o su ile de ölü olan yeryüzünü dirilttik. İşte (ölümden sonraki) dirilip çıkış da aynen böyledir.
M. Türk 50:11
12
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress,¹ Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri,² Eyke’liler³ ve Tübba’⁴ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı⁵ hak ettiler. 1 Ress: Örülmedik kuyu maden ve kalıntı demektir. Fakat “Ress Halkının” kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunlar hakkında Semud halkından, Azerbaycan kuyusuna kadar pek çok rivâyet varsa da bu rivâyetleri birleştirmek mümkün olamamaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Furkan: 38) 2 Lût (a.s)’ın kavmi için, ona akrabalıklarından dolayı “kardeşleri” ifâdesi kullanılmıştır. Bu da gerek akrabalık, gerekse hısımlık yönünden yakınlığın, bir toplumu îman etmedikçe kurtaramayacağının izahı için olabilir. 3 Eyke: Sık, birbirine karışmış ağaç demektir. Eyke’liler de Medyen’liler gibi Şuayb (a.s.)’ın gönderildiği bir kavimdir. “Eyke” kelimesi “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına gelir. Bu kelimenin “Leyke” şeklinde de okunduğu olur. Hz. Şuayb’ın bu kavme tebliği de Medyen halkına olan tebliğinin aynısıdır (Şuarâ: 177-183). Kur’ân-ı Kerîm’de Eyke halkının “gölge günü”nün azabı ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Bk. (Hicr: 78) 4 Tübba‘: Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilen bir kavmin adıdır. Tübba’ Yemen (Himyer) krallarının unvanıdır. Kendilerine tübba’ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. Hz. Peygamber’den: “Tübba’a küfretmeyin, zira o Müslüman olmuştur, Es’ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmiştir. (Müsned) Bk. (Duhân: 37) 5 Va’îd: Va’d gibi mastardır, mef’ul manasına da kullanılır. Va’d maddesi hayır ve şerde, acıda ve tatlıda kullanılır. Fakat vaîd, acı ve korkunç olanlarda kullanılır. Tehdit ve korkutma ifade eder.
M. Türk 50:12
13
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress,¹ Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri,² Eyke’liler³ ve Tübba’⁴ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı⁵ hak ettiler. 1 Ress: Örülmedik kuyu maden ve kalıntı demektir. Fakat “Ress Halkının” kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunlar hakkında Semud halkından, Azerbaycan kuyusuna kadar pek çok rivâyet varsa da bu rivâyetleri birleştirmek mümkün olamamaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Furkan: 38) 2 Lût (a.s)’ın kavmi için, ona akrabalıklarından dolayı “kardeşleri” ifâdesi kullanılmıştır. Bu da gerek akrabalık, gerekse hısımlık yönünden yakınlığın, bir toplumu îman etmedikçe kurtaramayacağının izahı için olabilir. 3 Eyke: Sık, birbirine karışmış ağaç demektir. Eyke’liler de Medyen’liler gibi Şuayb (a.s.)’ın gönderildiği bir kavimdir. “Eyke” kelimesi “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına gelir. Bu kelimenin “Leyke” şeklinde de okunduğu olur. Hz. Şuayb’ın bu kavme tebliği de Medyen halkına olan tebliğinin aynısıdır (Şuarâ: 177-183). Kur’ân-ı Kerîm’de Eyke halkının “gölge günü”nün azabı ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Bk. (Hicr: 78) 4 Tübba‘: Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilen bir kavmin adıdır. Tübba’ Yemen (Himyer) krallarının unvanıdır. Kendilerine tübba’ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. Hz. Peygamber’den: “Tübba’a küfretmeyin, zira o Müslüman olmuştur, Es’ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmiştir. (Müsned) Bk. (Duhân: 37) 5 Va’îd: Va’d gibi mastardır, mef’ul manasına da kullanılır. Va’d maddesi hayır ve şerde, acıda ve tatlıda kullanılır. Fakat vaîd, acı ve korkunç olanlarda kullanılır. Tehdit ve korkutma ifade eder.
M. Türk 50:13
14
12,13,14. Onlardan önce Nûh toplumu, Ress,¹ Semud, Âd ve Firavun halkı, Lût’un kardeşleri,² Eyke’liler³ ve Tübba’⁴ toplumu da yalanladılar. Hattâ bunların tamamı (kendilerine gönderilen) Peygamberleri de yalanladılar ve (sonunda) Benim cezâmı⁵ hak ettiler. 1 Ress: Örülmedik kuyu maden ve kalıntı demektir. Fakat “Ress Halkının” kimler olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bunlar hakkında Semud halkından, Azerbaycan kuyusuna kadar pek çok rivâyet varsa da bu rivâyetleri birleştirmek mümkün olamamaktadır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Furkan: 38) 2 Lût (a.s)’ın kavmi için, ona akrabalıklarından dolayı “kardeşleri” ifâdesi kullanılmıştır. Bu da gerek akrabalık, gerekse hısımlık yönünden yakınlığın, bir toplumu îman etmedikçe kurtaramayacağının izahı için olabilir. 3 Eyke: Sık, birbirine karışmış ağaç demektir. Eyke’liler de Medyen’liler gibi Şuayb (a.s.)’ın gönderildiği bir kavimdir. “Eyke” kelimesi “sedir ağacı, sık ve bol ağaçlıklı yer” anlamına gelir. Bu kelimenin “Leyke” şeklinde de okunduğu olur. Hz. Şuayb’ın bu kavme tebliği de Medyen halkına olan tebliğinin aynısıdır (Şuarâ: 177-183). Kur’ân-ı Kerîm’de Eyke halkının “gölge günü”nün azabı ile cezalandırıldığı belirtilmektedir. Bk. (Hicr: 78) 4 Tübba‘: Eski Yemen krallarının unvanı, Kur’an’da günahkârlıkları ve elçileri yalanlamaları yüzünden helâk edildiği bildirilen bir kavmin adıdır. Tübba’ Yemen (Himyer) krallarının unvanıdır. Kendilerine tübba’ adı verilen Himyerî kralları Güneybatı Arabistan’ın tamamına hâkim olmuştur. Hz. Peygamber’den: “Tübba’a küfretmeyin, zira o Müslüman olmuştur, Es’ad el-Himyerî’ye küfretmeyin, zira o Kâbe’ye ilk örtü giydirendir” meâlinde hadisler nakledilmiştir. (Müsned) Bk. (Duhân: 37) 5 Va’îd: Va’d gibi mastardır, mef’ul manasına da kullanılır. Va’d maddesi hayır ve şerde, acıda ve tatlıda kullanılır. Fakat vaîd, acı ve korkunç olanlarda kullanılır. Tehdit ve korkutma ifade eder.
M. Türk 50:14
15
Yoksa onlar, Bizim ilk yaratılışta gücümüzün tükendiğini mi (zannediyorlar)?¹ zellikle onlar, yeniden yaratılış hakkında içerisinden çıkamadıkları bir düşünce karmaşasına giriyorlar.² 1 Yani ilk yaratışla gücümüz tükenmiş de Yahûdîlerin uyduruk tanrısı yahova gibi ilerisini yaratmaktan âciz duruma mı düşmüşüz? 2 Lebs: Esasen karıştırıp şüpheye düşürmek demektir. Genellikle müfessirlerin beyanına göre: “Onlar ilk yaratılışı ve bizim kudretimizi kabul etmekle beraber yeni bir yaratılış ile ölülerin dirilebileceğinde şüphe ediyorlar” demektir. Yani onlar, bir kere yapılanın bir kere daha yapılabileceği hakkındaki tabiî kanunu bırakıyorlar da Allah’ın kudretine karşı şüpheye düşerek tenakuzda bulunuyorlar. Âyetin son bölümü; “Doğrusu onlar, yeniden yaratma hususunda şüphe içerisindedirler.” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 50:15
16
Gerçekten insanı Biz yarattık ve onun gönlünden ne geçirdiğini¹ de Biz biliriz. Çünkü Biz ona şahdamarından² daha yakınız.³ 1 Nefsin vesvesesi demek; “bir kimsenin gönlünden geçirdiği gizli duyguları, kararları gibi bütün gizli düşünceleri” demektir. Hattâ bunlar, Hafaza Meleklerinin bile bilemeyeceği derecede insanın gönlüne gelen düşüncelerdir. İşte Allah, bunların hepsini bilir. Yani bu düşünceler, sonradan her türlü iradeli kabahatleri üzerine yıkmak üzere icat edilen, nefis diye ayrı bir varlığın fısıltıları değildir. Çünkü bir bedende birden fazla varlığın bulunması, İslâm dışı bir düşünce tarzıdır. Âyetin bu bölümü; “gerçekten Biz, yarattığımız insanın, gönlünden ne geçirdiğini dahi biliriz.” şeklinde de anlaşılabilir. 2 Şah damarı: Bedenin etrafından kalbe ulaşan, yani kirli kanı kalbe götüren damarlara “verîd”, çoğuluna da “evride” denir ki bu damar, boyunda gırtlağın yanlarından geçer. Kalpten vücuda giden temiz kanı bedene dağıtan damarlara da “şerayîn” denilir. Habl ise ip ve bağ demektir. Damar manasına da gelir. Burada ekseriyetle “habl’ül-verîd” şah damarı, diye tefsir edilmiştir. Bu durumda mana: “Allah insana, kalbine en yakın damarından yahut canından daha yakındır” demektir. 3 Allah’ın insana, “şahdamarından daha yakın olması” demek; Allah’ın onun halini, ona şahdamarından yakın olandan daha iyi bilmesi demektir. Burada kişisel yakınlık ile ilmi yakınlığa mecâz yapılmıştır. Zîrâ Allahu Teâlâ, mekândan münezzeh olduğu için, Onda mekânî yakınlık var sayılırsa; mekânın bir kısmının Onu kapsamasını ve mekânı Ondan daha geniş farz etmiş oluruz. Bazıları da bu âyetten kişisel yakınlık anlayıp; “vahdet-i vücut felsefelerine” dayanak aramaya çalışmışlardır. Şunu iyi bilmek gerekir ki; fiil failin aynısı olamaz. Allah’ın olmayan hiç bir şey yoktur, fakat Allah’ın olmak, (hâşâ) Allah olmak değildir. (Bk. Elmalılı, Bakara: 186)
M. Türk 50:16
17
(Bir de) onun sağında ve solunda oturan (yaptıklarını yazmakla görevli) iki melek vardır.
M. Türk 50:17
18
İnsanın yanında ağzından çıkan her şeyi (yazan) hazır bir gözetleyici, vardır.¹ 1 Meleklerin insanın ağzından çıkan her şeyi yazması, Allah’ın ihtiyacından değil kulların gelecekleri açısından büyük bir hikmete mebnidir. Peygamber (s.a.v): “İki Meleğin oturduğu yer, senin ön dişlerinin üzeri, dilin onların kalemleri, tükürüğün de mürekkepleridir. Sen ise boş şeylerle akıp gidiyorsun, ne Allah’tan ne de onlardan utanıyorsun” buyurmuştur. (Zemahşeri) Bu ayetin zahirinden anlaşıldığına göre bu Melekler, ağızdan çıkan her sözü ve yapılan her fiili yazarlar. İmam Malik, “her şey yazılır, hatta hastalıktaki inlemeler bile” demiştir.
M. Türk 50:18
19
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelince, (insana): “İşte bu, senin kendisinden hep kaçıp durduğun şeydir!” denilir.
M. Türk 50:19
20
Sonra sura üfürülür. İşte bu da geleceği vâdedilen (kıyamet) günüdür.
M. Türk 50:20
21
(O gün) her insan yanında kendisini sevk eden bir (melek) ve bir de şâhit ile gelir.¹ 1 O iki Melekten birisi, o nefsi mahşere sevke memur, birisi de ameline şahit olan meleklerdir. Herkesin ameline göre şehadet ve sevkin keyfiyeti muhtelif olmakla beraber hepsi böyle iki memur maiyetinde sevk olunur. Şahidin murakabe eden “hafaza” melâikesinden olması daha belirgindir. Bazıları kötülükleri yazan “sâık”, hasenatı yazan “şahit” demişlerdir. En doğrusunu Allah bilir. (Elmalılı)
M. Türk 50:21
22
(O gün her bir kâfire): “Sen bu günü hiç umursamıyordun. İşte Biz de senin (gözündeki) perdeyi kaldırdık. Artık bugün görüşün, oldukça keskindir.” denilir.
M. Türk 50:22
23
Yanındaki (melek) ona: “İşte şu yanımdaki de (yaptıklarınla ilgili) hazır (bilgiler)” der.
M. Türk 50:23
24
24,25. (Allah iki meleğe): “Haydi bütün inatçı, hayra engel olan, saldırgan ve şüpheci kâfirleri, atın cehenneme.” der.
M. Türk 50:24
25
24,25. (Allah iki meleğe): “Haydi bütün inatçı, hayra engel olan, saldırgan ve şüpheci kâfirleri, atın cehenneme.” der.
M. Türk 50:25
26
(Ve) “Şu, Allah’la beraber başka ilâhlar edineni, en şiddetli azabın içine atın.” der.
M. Türk 50:26
27
Onun arkadaşı¹ olan (şeytan) da: “Ey Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Zâten o, derin bir sapkınlık içerisindeydi.” der. 1 Yani, Dünyada ona musallat olup, âhirette beraber cehenneme gönderildikleri şeytanlaşmış arkadaşı.
M. Türk 50:27
28
28,29. (Allah onlara): “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim katımda verilen söz, kesinlikle değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmetmem.” der.
M. Türk 50:28
29
28,29. (Allah onlara): “Benim huzurumda çekişip durmayın. Ben size daha önce uyarı göndermiştim. Benim katımda verilen söz, kesinlikle değiştirilmez ve Ben kullara asla zulmetmem.” der.
M. Türk 50:29
30
İşte Biz cehenneme o gün:¹ “Doldun mu?” deriz, o da: “Daha fazlası var mı?” der. 1 Buradaki (يَوْمَ) kelimesi (نَقُولُ لِجَهَنَّمَ) cümlesinin öne alınmış mef’ulü olarak mansubtur. Mef’ulün fiilden öne alınmasının sebebi, “vurgu” içindir.
M. Türk 50:30