2
(Hakkı bâtıldan) ayırt edici kitaba yemin olsun;¹
1 Aynı âyet için Bk. (Zuhruf: 2)
3
Biz, o (Kur’an’ı) kendisiyle insanları uyarmak için gerçekten mübârek bir gecede¹ indirdik.
1 Bir kısım müfessirler, bu gecenin, “Şaban ayının on beşinci gecesi” olduğu kanaatinde iseler de müfessirlerin çoğunluğuna göre bu mübârek gece, “Kadir Gecesi”dir. Zîrâ Allah; “Biz, o (Kur’ân)’ı Kadir Gecesinde indirdik.” (Kadr: 1) buyurmaktadır. Kadir gecesi de Ramazan ayındadır. Bu ayette zikredilen gece, İkrime ve bazılarına göre Şaban ayının yarısı gecesidir. Bu gecenin; “Leyle-i Mubareke, Leyle-i Berae, Leyle-i Sakk ve Leyle-i Rahmet” olmak üzere dört adı vardır. Bu gecede dört haslet vardır: 1) Tefrîk-ı külli emrin hakîm (her önemli işe o gecede hükmedilmesi.) 2) Bundaki ibadetin fazileti. Rasulullah (s.a.v): “Her kim bu gece yüz rekât namaz kılarsa Allahu Teâlâ ona yüz Melek gönderir, otuzu ona Cenneti müjdeler, otuzu ona Cehennem azabından teminat verir, otuzu da ondan Dünya afatını de feder, onu da ondan şeytanın tuzaklarını def eder” buyurmuşlardır. 3) Nüzul-i rahmet. Rasulullah (s.a.v): “Allahu Teâlâ bu gece ümmetime Kelb Oğulları’nın koyunlarının kılları sayısınca rahmet eder” buyurmuşlardır. 4) Husul-i mağrifet. Rasulullah (s.a.v.): “Allahu Teâlâ bu gece bütün Müslümanlara, kâhin, çok buğzeden, içkiye düşkün olan, ana-babasını inciten, zinada ısrar eden hariç mağrifet buyurur” buyurmuşlardır. Buna rağmen ekseri ulemanın kanaatine göre bu “mübarek gece” Kadir gecesidir. (Elmalılı) “Kadir Gecesi” ise; Ramazan ayının son on gününün tek gecelerinden birisidir. Zîrâ (Kadr: 1)’de; (Kur’ân)’nın, Kadir Gecesinde indirildiği, (Bakara: 185)’de “Kur’an’ın Ramazan ayında” indirildiği, (Duhan: 1-3)’te de “Kur’an’ın mübarek bir gecede” indirildiği bildirilmektedir. Bu üç suredeki ifâdeler birleştirilirse; “Kur’an Ramazan ayında, mübârek bir gece olan Kadir Gecesinde indirilmeye başlanmıştır.” Konuyla ilgili ehl-i sünnet kaynaklarındaki rivayetler, bunlardır. Bazılarının illaki bir şeyler karıştırmak için “şiî ve mutezilî” kaynaklara sarılmasının izahı, cehalet değil olsa olsa bir ihanet olabilir. Konuyla ilgili olarak Bk. (Kadr: 1, Bakara: 185)
4
4,5,6. (Ki) her önemli işe¹ tarafımızdan bir emirle o gecede hükmedilir. Rabbinden bir rahmet olarak Peygamberleri gönderen Biziz. İşte O (Allah) hakkıyla işitendir, eksiksiz bilendir.
1 (أَمْرٍ حَكِيمٍ) ifâdesi; “hikmetli ve önemli iş” yahut “sağlam olması lâzım gelen işler” demektir. Bu cümle, başlangıç cümlesi olursa “herhangi bir gecede,” geceye sıfat olursa, “kadir gecesinde” şeklinde anlaşılabilir.
5
4,5,6. (Ki) her önemli işe¹ tarafımızdan bir emirle o gecede hükmedilir. Rabbinden bir rahmet olarak Peygamberleri gönderen Biziz. İşte O (Allah) hakkıyla işitendir, eksiksiz bilendir.
1 (أَمْرٍ حَكِيمٍ) ifâdesi; “hikmetli ve önemli iş” yahut “sağlam olması lâzım gelen işler” demektir. Bu cümle, başlangıç cümlesi olursa “herhangi bir gecede,” geceye sıfat olursa, “kadir gecesinde” şeklinde anlaşılabilir.
6
4,5,6. (Ki) her önemli işe¹ tarafımızdan bir emirle o gecede hükmedilir. Rabbinden bir rahmet olarak Peygamberleri gönderen Biziz. İşte O (Allah) hakkıyla işitendir, eksiksiz bilendir.
1 (أَمْرٍ حَكِيمٍ) ifâdesi; “hikmetli ve önemli iş” yahut “sağlam olması lâzım gelen işler” demektir. Bu cümle, başlangıç cümlesi olursa “herhangi bir gecede,” geceye sıfat olursa, “kadir gecesinde” şeklinde anlaşılabilir.
7
Eğer gerçekten inanmak istiyorsanız O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
8
Dirilten ve öldüren tek ilâh, Odur. O sizin de Rabbinizdir geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
9
Ama onlar bir şüphe içerisinde oyalanıp duruyorlar.
10
10,11. (Ey Muhammed!) Sen, göğün gözle görülecek ve insanları kuşatıverecek bir duman¹ çıkaracağı günü bekle. İşte bu, çok acıklı bir azaptır.
1 (دُخَانٌ مُّبِينٌ) Arapçada istiâre olarak, “açıkça görülen sıkıntı ve şer” anlamında kullanılan bir tabir olup, bunun Türkçe karşılığı “dumanlı hava” olabilir.
11
10,11. (Ey Muhammed!) Sen, göğün gözle görülecek ve insanları kuşatıverecek bir duman¹ çıkaracağı günü bekle. İşte bu, çok acıklı bir azaptır.
1 (دُخَانٌ مُّبِينٌ) Arapçada istiâre olarak, “açıkça görülen sıkıntı ve şer” anlamında kullanılan bir tabir olup, bunun Türkçe karşılığı “dumanlı hava” olabilir.
12
(Duman kendilerini kuşatınca): “Ey Rabbimiz! Şu azabı üzerimizden kaldır. Artık biz, îman ediyoruz.”¹ (derler.)
1 Kureyş, Efendimize isyanda ileri gidince Peygamberimiz, onların, “Yusuf’un seneleri gibi kıtlık seneleriyle cezâlandırılmaları” için beddua etti. Bunun üzerine müthiş bir kıtlık oldu, insanlar kemik hattâ leş yemek zorunda kaldılar. Yağış, olmadığı için yer ile gök arasını kaplayan toz bulutlarını duman halinde görmeye ve “bu çok kötü bir azap” demeye başladılar. Ebû Süfyân bir kaç kişi ile beraber Peygamberimize gelip, “eğer onlar için duâ eder de Allah bu hali üzerlerinden kaldırırsa” kendisine îman edeceklerini söylediler. Peygamberimiz duâ etti ve bu kıtlık bitti. Ama onlar, yine kâfirliklerine devam ettiler. Bu olay üzerine de bu âyetler indirildi. (Buhari)
13
Artık onlara öğüt hiç fayda verir mi?¹ Oysa onlara (önceden) gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.
1 Yani azap indikten sonra îman etmek, onlara asla fayda vermez.
14
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve: “Bu, (ya) öğretilmiş (ya da) delidir.”¹ dediler.
1 Tuttular bir de; o Muhammed, (muallem) yani Sakîf Kabilesinden birinin Arap olmayan bir kölesi tarafından öğretilmiş ya da mecnun (deli) dediler.
15
Biz sizden bu azabı yakında kaldıracağız ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz.
16
Elbette Biz asıl intikamı, en büyük yakalama günü olan (kıyamet gününde) alacağız.
17
Yemin olsun Biz onlardan önce, Firavun’un toplumunu da denedik ve onlara çok değerli bir Peygamber (olan Mûsa) gelmişti.
18
(Mûsa): “Ey Allah’ın kulları! Bana uyun. Gerçekten ben sizin için güvenilir bir Peygamberim.”
19
“Sakın Allah’a karşı büyüklük de taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir mûcize getiriyorum.”
20
“Doğrusu ben, sizin bana hakaret etmenizden¹ benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)’a sığındım.”
1 Arapçada “taşa tutmak,” mecâzen “hakaret etmek ve kovmak” anlamlarına da geldiği için yukarıdaki anlam tercih edilmiştir.
21
“Eğer bana îman etmiyorsanız, bari yolumdan çekilin.” (demişti).
22
Sonunda (Mûsa) Rabbine “Bunların, gerçekten günâhkâr bir toplum olduklarını” şikâyet etti.
23
23,24. (Allah:) “Kullarımı hemen geceleyin yola çıkart. Çünkü siz takip edileceksiniz. Sonra denizi geçerken acele etme.¹ Çünkü onlar, zâten suda boğulacak bir ordudur.” buyurdu.
1 Âyetin bu bölümü: “karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak.” şeklinde de anlaşılabilir. Ancak bu anlam denizin açılması mûcizesini sanki Hz. Mûsa gerçekleştiriyormuş gibi bir anlama geleceğinden tercih edilmemiştir.
24
23,24. (Allah:) “Kullarımı hemen geceleyin yola çıkart. Çünkü siz takip edileceksiniz. Sonra denizi geçerken acele etme.¹ Çünkü onlar, zâten suda boğulacak bir ordudur.” buyurdu.
1 Âyetin bu bölümü: “karşıya geçince denizi olduğu gibi açık bırak.” şeklinde de anlaşılabilir. Ancak bu anlam denizin açılması mûcizesini sanki Hz. Mûsa gerçekleştiriyormuş gibi bir anlama geleceğinden tercih edilmemiştir.
25
25,26,27. Onlar nice bahçeleri ve pınarları, nice ekinleri ve (kendilerince) yüce makamları ve içerisinde safâ sürdükleri nice nîmetleri (arkalarında) bıraktılar.
26
25,26,27. Onlar nice bahçeleri ve pınarları, nice ekinleri ve (kendilerince) yüce makamları ve içerisinde safâ sürdükleri nice nîmetleri (arkalarında) bıraktılar.
27
25,26,27. Onlar nice bahçeleri ve pınarları, nice ekinleri ve (kendilerince) yüce makamları ve içerisinde safâ sürdükleri nice nîmetleri (arkalarında) bıraktılar.
28
Böylece Biz de bunları başka bir topluma miras olarak verdik.
29
Onlar için gökte de yerde de hiç ağlayan olmadı¹ ve onlara göz bile açtırılmadı.
1 Burada; “zikr’ül-mahal iradet’ül-hal” yoluyla mecâz vardır. “Göğün ve yerin ağlaması” demek; “göktekilerin ve yerdekilerin ağlaması” demektir. Yani, “onların helâkine ne melekler ağladı ne de insanlar ağladı. Hattâ belki onların helâkiyle sevindiler.” anlamına gelir. Ayrıca; “birisinin ölümüne göğün ve yerin ağlaması,” bu “ölümün büyüklüğünü” anlatmak için de kullanılır. Bu ifâde, bu toplumun helâkinin önemsiz bir şey olduğuna da bir işaret olabilir.
30
30,31. İsrâil oğullarını o küçük düşürücü azaptan ve haddi aşan diktatörlerden (birisi) olan Firavundan kesinlikle Biz kurtardık.
Sonraki 29 ayet →