Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Zuhruf 1 / 89
1
Hâ, Mîm.
M. Türk 43:1
2
(Hakkı bâtıldan) ayırt edici kitaba yemin olsun;¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Duhân: 2)
M. Türk 43:2
3
Gerçekten Biz onu anlayasınız diye Arapça¹ bir Kur’an, yaptık. 1 Arabî: Araba veya Arab diyarının diline ait demektir.
M. Türk 43:3
4
Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcut olan, çok yüce, hüküm (ve hikmet) dolu (bir kitap)tır.
M. Türk 43:4
5
(Ey Kâfirler!) Siz ölçüyü kaçıran bir kavimsiniz diye, sizi uyarmaktan vaz mı geçelim?¹ 1 Yani; küfürde ileri gitmiş bir topluluk olduğunuz için Peygambere bir zararınız dokunur diye çekinip de sizi uyarmak için, bu kitabı indirmekten vaz geçeceğimizi mi zannediyorsunuz? Ayrıca bu âyet; “(Ey Kâfirler!) Siz, ölçüyü kaçıran bir kavimsiniz diye, sizi cezâlandırmaktan vaz mı geçelim?” şeklinde de anlaşılabilir. (Taberî)
M. Türk 43:5
6
Zîrâ Biz, önceki (toplum)lara da nice Peygamberler gönderdik.
M. Türk 43:6
7
Onlar kendilerine bir Peygamber gelir gelmez, derhâl onunla alay ettiler.
M. Türk 43:7
8
Biz de kuvvet bakımından o (Mekkeli müşriklerden)¹ daha üstün olan önceki (toplum)ları, örneği (diğer âyetlerde) geçtiği gibi, helâk ettik. 1 Burada Mekkeli müşriklere, “sizden” şeklinde değil de “onlardan” diye üçüncü şahıs olarak hitâp edilmesi, bu sonuca sadece Mekkeli müşriklerin uğratılacağı ve Müslümanların bunun dışında olduğunu haber vermek ve Müslümanlara itibar kazandırmak içindir.
M. Türk 43:8
9
Eğer sen, o (kâfirlere): “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan kesinlikle: “Onları çok şerefli, her şeyi bilen (Allah) yarattı.” derler.
M. Türk 43:9
10
Yeryüzünü sizin için bir döşek kılan ve (istediğiniz yere) gidebilmeniz için orada size (birtakım) yollar var eden,¹ hep O (Allah)’tır.² 1 Bk. (Nahl: 15, Tâ Hâ: 53, Enbiyâ: 31) 2 Bu iki ayet: “Eğer sen, o (kâfirlere): ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan kesinlikle: ‘Onları çok şerefli, her şeyi bilen, yeryüzünü sizin için bir döşek kılan ve (istediğiniz yere) gidebilmeniz için orada size (birtakım) yollar var eden, (Allah) yarattı’ derler.” şeklinde de toparlanabilir.
M. Türk 43:10
11
Gökten suyu belirli bir ölçüye göre indiren, O (Allah)’tır. Onunla ölü toprağa hayat verdiğimiz gibi, siz de (kabirlerinizden) çıkarılacaksınız.¹ 1 Âyetin son bölümü “Onunla ölü toprağa hayat verdiğimiz gibi siz de (bir rûh olan bu Kur’an ile yepyeni bir hayata) çıkarılacaksınız.” diye de anlaşılabilir.
M. Türk 43:11
12
12,13,14. Bütün çiftleri¹ yaratan ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan üzerlerine binmeniz, üzerlerine binince de Rabbinizin nîmetini anarak: “Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri hizmetimize veren (Allah)ın şânı çok yücedir.² Ve biz elbette Rabbimize döneceğiz.” demeniz için³ binitler var eden de O (Allah)’tır. 1 Bk. (Ra’d: 3, Yasin: 36, Zariyat: 49) 2 Eğer Allah, suya kaldırma kuvvetini, petrole enerjiyi, demire dayanma gücünü, yeryüzüne çekim, atmosfere kaldırma kuvvetini, bazı hayvanlara evcilleşme özelliğini vermeseydi, insanın bunları emrinin altına alması, hiç mümkün olur muydu? 3 İbnu Ömer (r.a.)’dan: Rasûlullah (s.a.v.) yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç defa tekbir alır ve: “-Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri, hizmetimize veren (Allah)’ın şânı çok yücedir. Ve biz elbette, Rabbimize döneceğiz. Ey Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve razı olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz. Ey Allah’ım! Bu yolcuğumuzu kolay kıl, uzağını yakın et. Ey Allah’ım! Yolculukta yardımcımız Sensin, geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu da Sensin. Ey Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım” der, dönüşünde de bunları söyler ve: -“Biz yolcular, tövbe ederek, Rabbimize ibadet ederek ve hamd ederek dönüyoruz.” cümlelerini ilave ederdi. (Müslim)
M. Türk 43:12
13
12,13,14. Bütün çiftleri¹ yaratan ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan üzerlerine binmeniz, üzerlerine binince de Rabbinizin nîmetini anarak: “Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri hizmetimize veren (Allah)ın şânı çok yücedir.² Ve biz elbette Rabbimize döneceğiz.” demeniz için³ binitler var eden de O (Allah)’tır. 1 Bk. (Ra’d: 3, Yasin: 36, Zariyat: 49) 2 Eğer Allah, suya kaldırma kuvvetini, petrole enerjiyi, demire dayanma gücünü, yeryüzüne çekim, atmosfere kaldırma kuvvetini, bazı hayvanlara evcilleşme özelliğini vermeseydi, insanın bunları emrinin altına alması, hiç mümkün olur muydu? 3 İbnu Ömer (r.a.)’dan: Rasûlullah (s.a.v.) yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç defa tekbir alır ve: “-Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri, hizmetimize veren (Allah)’ın şânı çok yücedir. Ve biz elbette, Rabbimize döneceğiz. Ey Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve razı olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz. Ey Allah’ım! Bu yolcuğumuzu kolay kıl, uzağını yakın et. Ey Allah’ım! Yolculukta yardımcımız Sensin, geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu da Sensin. Ey Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım” der, dönüşünde de bunları söyler ve: -“Biz yolcular, tövbe ederek, Rabbimize ibadet ederek ve hamd ederek dönüyoruz.” cümlelerini ilave ederdi. (Müslim)
M. Türk 43:13
14
12,13,14. Bütün çiftleri¹ yaratan ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan üzerlerine binmeniz, üzerlerine binince de Rabbinizin nîmetini anarak: “Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri hizmetimize veren (Allah)ın şânı çok yücedir.² Ve biz elbette Rabbimize döneceğiz.” demeniz için³ binitler var eden de O (Allah)’tır. 1 Bk. (Ra’d: 3, Yasin: 36, Zariyat: 49) 2 Eğer Allah, suya kaldırma kuvvetini, petrole enerjiyi, demire dayanma gücünü, yeryüzüne çekim, atmosfere kaldırma kuvvetini, bazı hayvanlara evcilleşme özelliğini vermeseydi, insanın bunları emrinin altına alması, hiç mümkün olur muydu? 3 İbnu Ömer (r.a.)’dan: Rasûlullah (s.a.v.) yolculuğa çıkarken hayvanı üzerine binip iyice yerleşince üç defa tekbir alır ve: “-Bizim asla gücümüzün yetmeyeceği bu şeyleri, hizmetimize veren (Allah)’ın şânı çok yücedir. Ve biz elbette, Rabbimize döneceğiz. Ey Allah’ım! Bu yolculuğumuzda senden iyilik, takva ve razı olacağın ameller işlemeyi nasip etmeni dileriz. Ey Allah’ım! Bu yolcuğumuzu kolay kıl, uzağını yakın et. Ey Allah’ım! Yolculukta yardımcımız Sensin, geride bıraktığımız ailemizin koruyucusu da Sensin. Ey Allah’ım! Yolculuğun zorluklarından üzücü şeylerle karşılaşmaktan ve dönüşte malımızda çoluk çocuğumuzda kötü haller görmekten sana sığınırım” der, dönüşünde de bunları söyler ve: -“Biz yolcular, tövbe ederek, Rabbimize ibadet ederek ve hamd ederek dönüyoruz.” cümlelerini ilave ederdi. (Müslim)
M. Türk 43:14
15
(Buna rağmen) onlar, Allah’ın kullarından bir kısmını, Onun bir parçası¹ saydılar.² Gerçekten insan çok nankördür. 1 Bu âyetle; a- Allah’ı kullarından bir parça kabul eden “hulûl teorisi”nin bâtıl olduğu, b- Allah’a çocuk isnat etmenin küfür olduğu, c- Müşriklerin her puta bir hisse vererek onları Allah’ın bir parçası haline getirmelerinin şirk olduğu, d- Maddeyi Allah’la özdeşleştirme durumuna getiren “vahdet-i vücut felsefesi”nin küfür olduğu anlaşılmaktadır. Bu bölüm; “(Buna rağmen) onlar Allah’ın (ilâhlığından) bir kısmını, bazı varlıklara yakıştırırlar.” diye de anlaşılabilir. 2 Hulûl: Sözlükte “bir şeyi çözmek, bir yere intikal etmek, yerleşmek” anlamlarında mastar olan “hulûl” kelimesi isim şeklinde de kullanılır. “İlâhî zâtın veya sıfatların yaratıklardan birine veya tamamına intikal edip onlarla birleşmesi anlamında bir felsefi terim”dir. İslâm düşünce tarihinde itikadî tartışmalara konu teşkil eden “hulûl”; Allah’ın insan veya başka bir maddî varlık görünümünde ortaya çıkması, diye tanımlanabilir. Batıl dinlerde hulûl (incarnation), insanüstü ilâhî bir kudretin belli bir amaç doğrultusunda çoğunlukla insan, bazen da hayvan sûretinde tamamen veya kısmen yeryüzünde görünmesini (bedenlenmesini) ifade eder. Hulûl inancının köklerini, eski İran ve Hint dinlerine, Zerdüştlük ve Budizm’e dayandıranlar bulunduğu gibi Sâbiîler veya firavunlar tarafından ortaya atıldığını kabul edenler de vardır. Hulûl inancı, gerçek önemine özellikle Hinduizm ve Hristiyanlıkta kavuşmuştur. Hıristiyanlığa göre Tanrı, insanlığı kurtarmak amacıyla Nâsıralı Îsâ’nın kişiliğinde bedene bürünmüştür. Bununla birlikte eski Mısır’dan Grekler’e kadar pek çok dinde de görünmektedir. İslâm âleminde hulûl inancını benimseyen ilk kişinin “ilâhî bir cüzün Hz. Ali’ye ve onun soyundan gelen imamlara intikal ettiğini” iddia eden münafık Abdullah b. Sebe’ olduğu belirtilir. Daha sonra teşekkül eden aşırı Şiî fırkalarda hulûl ilkesi ortak bir inanç haline gelmiştir. Hulul inancı iki grupta toplanmıştır. 1. Mutlak Hulûl: Allah’ın zâtıyla her şeye hulûl ettiğini ve her yerde bulunduğunu kabul edenler. Bu tür hulûlün kapsamına öncelikle “panteist felsefeler” ve onların bir türü olduğu ileri sürülen “vahdet-i vücûd” nazariyesinin dâhil olduğu kabul edilir ve bu nazariyenin belli başlı temsilcileri de İbn’ül-Fârız, Muhyiddin İbnü’l-Arabî v.b. dir. Zira onlar, tasavvufta “seyr ü sülük” merhalelerini aşarak “fenâ fillâh” mertebesine erenlerin, “Allah’tan başka hiçbir varlığın bulunmadığını tecrübe ile bildiklerine ilişkin” düşüncelerini açıkça beyan etmişlerdir. İbnu Teymiyye, hulûl inancının asıl temsilcilerinin sûfîler olduğunu kaydeder. 2. Muayyen Hulûl. Allah’ın zâtı veya sıfatlarıyla muayyen bir şahsa yahut belirli bir nesneye intikal ettiğini kabul edenlerdir. Hıristiyanların Hz. Îsâ, Şiîler’in imamları, bazı sûfîlerin de şeyhleri hakkında benimsedikleri inançlar, bu tür hulûle örnek olarak gösterilir. Başta Ehl-i sünnet olmak üzere Mu‘tezile’ye ve mûtedil Şîa’ya mensup İslâm kelâmcıları ister mutlak ister muayyen olsun, bütün şekilleriyle hululün İslâm akaidine aykırı olduğunda da ittifak etmişlerdir. Kelâmcılar her türlü hulûlü imkânsız görmekte ve bu inancı benimseyenleri tekfir etmektedir. Allah’a karşı nankörlük, bir küfürdür. Çünkü Halik’ı mahlûktan veya mahlûku Halik’tan bir parça yapmak yahut Halik’ın mahlûkunu tamamen Onun bir eseri olarak görmeyip Allah’a eş görmek, tam bir küfürdür.
M. Türk 43:15
16
Yoksa O, yarattıklarından kızları kendisine aldı da oğulları size mi ayırdı?
M. Türk 43:16
17
17,18. Oysa o (müşriklerden) birisine, Rahman (olan Allah)’a yakıştırdıkları ve (kendileri tarafından) sadece (hayatın) süsü olarak büyütülen¹ (kız çocuğu) müjdelendiği zaman, içi hüzünle dolarak yüzü kapkara kesilir ve içerisinden çıkamayacağı bir bunalıma düşer.² 1 Küfür ve şirk toplumlarında kadın, genellikle toplumun bir süs eşyası ve erkeklerin arzularını tatmin aracı olarak algılandığı için kız çocuklarından hep utanıla gelmiştir. Çünkü başkasının kızını bu tür amaçlarla kullanmayı bir zevk olarak görenler, bunun vahametini ancak kendi kız çocukları dünyaya gelince anlarlar. Utançlarından onları ya toprağa gömer ya da kendileri için bir kara leke olarak görürler. İşte bu âyet, böylelerinin ruh halini tasvir etmektedir. 2 18. âyet genelde, “Süs içerisinde yetiştirilip savaş edemeyecek olan (kız çocuğunu) mu istemiyorlar?” diye tercüme edilmiştir. Ancak (وَهُوَ فِى الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ) bölümündeki (هُوَ) zamirinin yukarısına ve bu meale uyumsuzluğu ve kız çocukları için yapılan isnadın Allah’a yakışmaması sebebiyle yukarıdaki gibi tercüme edilmesi daha uygundur. Bk. (Nahl: 58-59)
M. Türk 43:17
18
17,18. Oysa o (müşriklerden) birisine, Rahman (olan Allah)’a yakıştırdıkları ve (kendileri tarafından) sadece (hayatın) süsü olarak büyütülen¹ (kız çocuğu) müjdelendiği zaman, içi hüzünle dolarak yüzü kapkara kesilir ve içerisinden çıkamayacağı bir bunalıma düşer.² 1 Küfür ve şirk toplumlarında kadın, genellikle toplumun bir süs eşyası ve erkeklerin arzularını tatmin aracı olarak algılandığı için kız çocuklarından hep utanıla gelmiştir. Çünkü başkasının kızını bu tür amaçlarla kullanmayı bir zevk olarak görenler, bunun vahametini ancak kendi kız çocukları dünyaya gelince anlarlar. Utançlarından onları ya toprağa gömer ya da kendileri için bir kara leke olarak görürler. İşte bu âyet, böylelerinin ruh halini tasvir etmektedir. 2 18. âyet genelde, “Süs içerisinde yetiştirilip savaş edemeyecek olan (kız çocuğunu) mu istemiyorlar?” diye tercüme edilmiştir. Ancak (وَهُوَ فِى الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ) bölümündeki (هُوَ) zamirinin yukarısına ve bu meale uyumsuzluğu ve kız çocukları için yapılan isnadın Allah’a yakışmaması sebebiyle yukarıdaki gibi tercüme edilmesi daha uygundur. Bk. (Nahl: 58-59)
M. Türk 43:18
19
Onlar, yaratılışlarına şâhit mi idiler de Rahmanın kulları olan melekleri dişi saydılar? Onların bu şâhitlikleri yazılacak ve (bunun hesabı) mutlaka sorulacak.
M. Türk 43:19
20
(Kâfirler hâlâ) bu konuda hiç bir bilgileri olmadığı halde: “Eğer Rahman (olan Allah) isteseydi, biz o (putlara) asla ibâdet etmezdik.” dediler. Onlar, yalan söylemekten başka bir şey yapmıyorlar.
M. Türk 43:20
21
Yoksa Biz bundan önce kendilerine bir Kitap verdik de onlar, hâlâ ona mı sarılıyorlar?
M. Türk 43:21
22
Hayır! Onlar, sadece: “Biz atalarımızı bir din¹ üzerinde bulduk ve biz, ancak onların izinden giderek doğru yolu buluruz.” diyorlar. 1 Ümmet: Kelime olarak, ana, yol, din, cemaat, nesil anlamlarına gelir. Kur’an’da “Ümmet” kelimesi: topluluk (Kasas: 23), hayırlı adam (Nahl:120), din (Zuhruf: 22), zaman (Hûd: 8) ve anne, anlamlarında kullanılmıştır. Ümmet, herhangi bir insan grubuna uyan veya uyması istenen insan topluluğudur. Yani; bir önderin etrafında güçlü bir birlik içerisinde toplanan, belirli bir gaye için düzenli bir şekilde çalışan ve sonuçta da çeşitli insan sınıfları ve grupları üzerine hâkim olan insan toplumu demektir. Cemaatlere göre ümmet, kişilere göre “önder” gibidir.
M. Türk 43:22
23
(Ey Muhammed!) Senden önce hangi ülkeye uyarıcı göndermişsek, tıpkı bunlar gibi oranın şımarmış elebaşları da mutlaka ona: “Biz, atalarımızı bir din üzerinde bulduk ve biz ancak onların izinden gideriz.” dediler.
M. Türk 43:23
24
(Her uyarıcı da onlara): “Ben size, atalarınızı üzerinde bulduğunuz (dinden) daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” deyince, onlar: “İşin doğrusu biz, sizinle gönderilen (mesajları) inkâr ediyoruz.”¹ dediler. 1 Yani, “Bizim o mesajın doğruluğunu düşünecek halimiz yok. Biz, körü körüne ve toptan inkâr ediyoruz.” dediler.
M. Türk 43:24
25
Bundan dolayı Biz de onlardan intikam aldık. O zâlimlerin sonunun nasıl olduğuna bir bak!
M. Türk 43:25
26
26,27. (Bir zamanlar) İbrahim, babasına ve toplumuna: “Beni yaratan (Allah) hariç şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan çok uzağım. Beni en doğru yola ancak O, ulaştırır.” dedi.
M. Türk 43:26
27
26,27. (Bir zamanlar) İbrahim, babasına ve toplumuna: “Beni yaratan (Allah) hariç şüphesiz ben, sizin taptıklarınızdan çok uzağım. Beni en doğru yola ancak O, ulaştırır.” dedi.
M. Türk 43:27
28
Ve (İbrahim) bu sözü, hak yola dönsünler diye ardından gelecek (nesillere) kalıcı bir kelime olarak bıraktı.
M. Türk 43:28
29
Ben bunları¹ ve babalarını, kendilerine değişmez gerçekler ve (o gerçekleri) açıklayan bir Peygamber gelinceye kadar yaşattım. 1 Yani Mekkeli müşrikleri...
M. Türk 43:29
30
Ancak kendilerine değişmez gerçekler gelince: “Bu, bir büyüdür ve biz ona kesinlikle inanmıyoruz.” dediler.
M. Türk 43:30