Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Nisa 1 / 176
1
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten¹ yaratan ve onun eşini de kendi cinsinden² yaratıp ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinize karşı, (hata etmekten) sakının. Ve birbirinizden dilekte bulunurken, adına yemin verdiğiniz Allah’tan ve akrabalık³ (bağlarını koparmak)tan da sakının. Şüphesiz Allah, sizi (her an) görüp gözetendir. 1 Yani bu nefis, Âdem (a.s) olabileceği gibi her insanın babası da olabilir. Fakat ayetin devamından bu nefsin Âdem (a.s) olduğu daha belirgindir. Abduh ve Muhammed Esed gibi mutlaka farklı bir şey söyleme alışkanlığında olan bazıları “nefis” kelimesini “insanlık” veya “canlı” anlamında anlamaya çalışmışlarsa da bu izahları Âdem (a.s)’ın yaratılışıyla ilgili âyetlerle örtüşmemiştir. 2 (مِنْهَا) daki (مِنْ) harf-i cerri, beyan içindir. Yani, Âdem’in eşini başka türden değil, kendisi gibi insan cinsinden kıldı. Eğer buradaki (مِنْ) harf-i cerri ba’ziyye olarak kabul edilir ve tercüme birçok mealde olduğu gibi; “ondan da eşini yaratan” şeklinde yapılırsa, Âdem (a.s)’ın eşinin onun bir cüz’ünden yaratıldığı anlaşılır ki bu İslam dışı bir ifade olur. Zira bu görüş Yahudilere aittir. Bu düşüncede olanların pek çoğu Peygamberimiz (s.a.v)’in: “Kadın eğe (kaburga kemiklerinin en altındaki kıkırdak yapısında olan) kemiği gibidir. Kadın, bir eğe kemiği gibi yaratılmıştır. Onu doğrultmağa kalkarsan kırarsın, onun kırılması da boşanmadır.” (Buhari, Müslim, Tirmizi) hadisini de mecâzi anlamında değil de kelime anlamında anlayarak daha da büyük bir hata içerisine düşmüşlerdir. Bizi mecâzi anlamını anlamaya sevk eden karine ise “boşanma” kelimesidir. Bk. (En’am: 98, A’raf: 189, Zümer: 6) 3 Erham: Rahim kelimesinin çoğuludur. Rahim, kadında çocuk yatağı olan uzuvdur. Fakat mecazen yakınlık ve akrabalık anlamında da kullanılır. Nitekim “sıla-i rahim” akrabaya iyilik etmek, “kat-i rahim” ise akrabalarla ilişkiyi kesmek demektir. Efendimiz (s.a.v): “Allaha itaat edilen şeylerde sıla-i rahimden daha çabuk sevaplı hiç bir şey yoktur. Allaha isyan edilen amellerde de azgınlıktan ve yalan yere yeminden daha çabuk olan hiç bir amel yoktur” buyurmuşlardır. (Elmalılı)
M. Türk 4:1
2
Yetimlerin mallarını kendilerine verin,¹ temizi pisle değişmeyin² ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Zîrâ bu, çok büyük bir günâhtır. 1 Gatafan kabîlesinden birisi, kardeşinin yetim çocuğu baliğ olup malını isteyince, malını vermez. Durumu Efendimize arz ederler. Bu âyet nâzil olunca adam: “Biz, Allah’a ve Rasûlüne itaat eder ve büyük vebalden Allah’a sığınırız.” der ve çocuğun malını verir. Peygamberimiz de: “böyle aç gözlülükten korunup Rabbine itaat eden, Onun cennetine girer.” buyurur. Çocuk da malını Allah yolunda infak eder. Bunu üzerine Peygamberimiz: “mükâfat sâbit oldu, fakat günâh baki kaldı.” buyurunca, bunun ne demek olduğu sorulur, o da: “çocuğun mükâfatı sâbit, fakat babasının günâhı baki.” buyurur. (Bu çocuğun babası müşrik idi.) (Kurtubî, Vâhidî) Bk. (En’am: 152, İsrâ: 17) 2 Yani; Yetimin iyi bir malını kendinizin kötü bir malıyla değiştirmeyin, kendi helal malınızı yetimin malıyla değiştirerek haram yapmayın, kendi malınıza iyi bakıp da yetimin malını kötü bir halde bırakmayın.
M. Türk 4:2
3
Eğer (velîsi olduğunuz) yetim¹ kızlarla² evlendiğinizde, onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, size helâl olan başka kadınlarla veya cariyelerle³ iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz.⁴ Eğer aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız, o zaman tek kadınla evlenin.⁵ Bu, adaletsizlik yapmamanız için en uygun olanıdır. 1 Yetama: Yetîm kelimesinin çoğuludur. Yetîm, esasen küçükken babası ölen ve ergenlik çağına ermemiş çocuk demektir. Ergenlik çağına girdiği halde, reşit olmamış çocuğa ve kocası ölmüş kadına da tek başına kaldığı için yetîm denildiği olur. Yetimin mallarını vasîsi idare eder. Onun şahsî işlerini ise velîsi yürütür. Yetimler reşit olarak ergenlik çağına ererlerse malları kendilerine teslim edilir. Yetîm bülûğdan sonra bile reşit olamazsa ona yetîm denilmeye devam edilir. Ayrıca yetîm kelimesi, istiâre olarak; tek ve benzersiz veya pek nadir bulunan kıymetli şey, anlamına da gelir. (Son derece kıymetli inciye de dürr-i yetîm denildiği gibi.) 2 Veya “dul kalmış kadın”larla. 3 Yemin; sağ el, “Sağ ellerinizin sahip olduğu” ise; meşru şekilde kazandığınız köle ve cariyeleriniz demektir. Burada konu, kadınlar olduğu için kastedilen cariyelerdir. 4 Allah, Müslüman erkeklere tek eşliliği tavsiye etmiştir. Ancak, gerektiği zaman dörde kadar evlenmelerine de izin vermiştir. Birçokları bu çok evlilik ruhsatının akıllarınca izahını yapmaya çalışmışlarsa da bu izahlar, o şahısları bağlar. “Allah böyle uygun görmüştür” demek en doğrusudur. Bu âyet, evliliği çoğaltmak için değil dörtle sınırlandırmak için indirilmiştir. Bk. (Elmalılı) 5 Âyetteki (فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا) ifâdesinin parantez (mu’tarıza) cümlesi olduğu düşünülerek tercümesi bu şekilde yapılmıştır. Ayrıca (اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ) bölümünün baştaki (فَانْكِحُوا) fiilinden başka bir müteallağı bulunmamaktadır. (اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ) ibaresinin matufu bulunan (فَوَاحِدَةً) kelimesi de (فَانْكِحُوا) fiilinin mef’ulüdür. Ahzab: 50. ayet ise sadece Peygamber Efendimizle ilgili hükümler içermektedir. Mü’minûn: 6. ayette ise bir evlilikten bahsedilmemektedir. Bu sure Mekki bir suredir ve eğer hüküm bildirse bile Nisa: 3. ayetle neshi mümkündür. Hür kadınla evlenmeyle, cariye ile evlenme arasında ki fark; cariye ile evlenirken mihirin olmamasıdır. Zîrâ cariyenin satın alınma bedeli ve evlilik sonucunda hürriyetine kavuşma ihtimâli hür kadının mihirine denktir, hattâ daha da fazladır. Peygamberimizin Hz. Marie ile evliliği bunun örneğidir. Bu izahattan sonra cariye ile evlenmede de nikâhın şart olduğu ağır basmaktadır. Fakat cariyeler ile nikâhsız ilişkiye girilebileceği de bazı ilim adamlarınca izah edilmeye çalışılmış hatta uygulama çoğunlukla bu yönde yapılmıştır. Kanaatimizce bu çok doğru değildir. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Mü’minûn: 6, Ahzab: 50, Nur: 32)
M. Türk 4:3
4
(Evleneceğiniz) kadınlara mihirlerini¹ bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin. Eğer onlar kendi istekleriyle size bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin. 1 Bk. (Bakara: 236-237, Mâide: 5, Ahzab: 28-29, 49-50)
M. Türk 4:4
5
Allah’ın sizin geçiminize sebep kıldığı mallarınızı, ahmaklara vermeyin. O mallarla onları yedirin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.
M. Türk 4:5
6
Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların olgunlaştıklarını görürseniz mallarını kendilerine teslim edin.¹ Büyüyecekler endişesiyle onları israf ederek, çarçabuk yemeyin. Zengin olan velî onların malına tenezzül etmesin, fakir olan velî ise (emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını teslim ederken ya nınızda şâhit bulundurun. (Bunların) mükafaatını vermeye ancak Allah’ın gücü yeter.² 1 Reşit olduklarında (yaklaşık 15-18 yaşları arası) onların mallarını kendilerine verin. 2 Âyetin son bölümü “hesap görücü olarak Allah yeter.” şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 4:6
7
Ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta, erkeklerin payı olduğu gibi ana-baba ve yakın akrabaların bıraktıkları mirasta kadınların da payı vardır. Bu (pay) ister çok olsun, ister az olsun farz kılınmış birer paydır.¹ 1 Araplar, “mızraklarıyla savaşmayan ve yurdunu müdafaa etmeyen vâris olamaz” derler ve kadınlara mirastan pay vermezlerdi. Evs b. Sâbit vefat etmiş ve eşi Ümmü Kâhle, üç kızı ve iki tane amcaoğlu kalmış, vasileri olan Süveyd ve Arfece adındaki iki adam, cahiliye âdeti üzere ölünün mirasını kendilerine almışlar, eşine ve kızlarına hiç bir şey vermemişlerdi. Bunun üzerine Ümmü Kâhle Peygamberimize gelerek şikâyet etmiş, o da: “haydi evine git Allah’ın bu konuda göndereceği emri bekle” buyurmuşlardı. Bu âyet, bu olay üzerine indirilmiştir. İşte bu âyet miras ile ilgili genel hükümleri bildiren ilk âyettir. Böylece o toplumda kadınların da mirastan paylarının olduğu, ilk defa ifâde edilmiş oldu.
M. Türk 4:7
8
Eğer mirasın bölüştürülmesi sırasında (vâris olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar da hazır bulunursa, onlara da ondan bir şeyler verin ve onlara güzel söz söyleyin.¹ 1 Bu âyetteki fiillerin emir kipinde olmasından dolayı, bazı âlimler böyle yapmanın farz olduğu kanaatine varmışlardır. Hatta bu ifadeden, halk arasında “dede yetimi” diye tabir olunan yetimlerin gözetilmesi kanaatine varanlar da mevcuttur.
M. Türk 4:8
9
Kendileri arkalarında yetim çocuklar bıraktıkları takdirde, onlar hakkında korktukları gibi, (yetimlere haksızlık etmekten) de korksunlar. Allah’a karşı (hata etmekten) sakınsınlar ve doğru söz, söylesinler.
M. Türk 4:9
10
Yetimlerin mallarını haksız bir biçimde yiyenler, karınları (dolusu) bir ateşten başka bir şey yemiş olmazlar ve (sonunda da) cehennemi boylarlar.
M. Türk 4:10
11
Allah size, çocuklarınızın (alacağı miras) hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar emreder.¹ (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin) bıraktığı malın üçte ikisi onların,² (çocuk) yalnız bir kadınsa yarısı onundur.³ Eğer ölenin çocuğu varsa, bıraktığı malda ana ve babasından her birinin hissesi altıda birdir.⁴ (Ölenin) çocuğu yok da ana ve babası ona vâris olmuşlarsa, anasının hissesi üçte birdir.⁵ (Aynı durumda ölenin) eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir.⁶ (Bu miras paylaşımı ölenin) vasiyeti yerine getirildikten ve borçları ödendikten, sonra yapılır.⁷ Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz.⁸ İşte bütün bunlar, Allah tarafından belirlenmiş (miras payları)dır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Yani erkeğe kadının payının, iki katını emreder. Mirastan erkeğin iki, kadının bir pay almasının pek çok hikmeti, çeşitli eserlerde yer almışsa da âyetin sonunda, “bu hisselerin Allah tarafından belirlenmiş miras payları” olduğu ifâde edilmektedir. Bu sebeple yapılan yorumlara saygı duyulmakla beraber, bunların şahsi yorumlar olduğunu unutmamak gerekir. Sonuçta Allah, böyle uygun görmüş demek, en doğrusudur. Her şeyin en doğrusunu da O bilir. 2 Ölenin oğlu olmayıp da kızları, birden fazlaysa mirasın 2/3’ünü kendi aralarında eşit olarak paylaşırlar. Kızların hisseleri, kaç tane olurlarsa olsunlar 2/3’ü geçemez. Erkekler ve erkek kardeşleriyle beraber bulunan kızlar, asabe oldukları için mirastan kalanı alırlar ve aralarında ikili birli taksim ederler. 3 Ölenin oğlu olmayıp bir kızı bulunursa onun mirastan payı 1/2’dir. Eğer başka varis yoksa kalanı red yoluyla yine bu bir kızı alır. 4 Ana ve baba asla mirastan men edilemez. Bu durumda ananın payı 1/6, babanın payı 1/6 olmak üzere ikisinin birden çocuklarının mallarında 1/3 hisseleri sabittir. 5 Aynı durumda baba, asabe olur ve kalanı alır. 6 Kardeşler, vâris olsun veya olmasın durum değişmez. Yani annenin hissesi 1/6 olur. 7 Bir kimse ölünce malından önce teçhiz ve tekfin işlemleri yapılır, borçları ödenir. Sonra vasiyetleri yerine getirilir. Bu vasiyet, vârislere olamaz. Vârislerin dışındakilere de malının üçte birinden fazla olamaz. Kalan mal da varisler arasında usulüne uygun şekilde taksim edilir. 8 Yani bunların hangisinin Dünya ve âhirette size daha faydalı olacağını siz bilemezsiniz. Onun için vârislerinizi birbirine tercih ederek, Allah’ın emrinin dışına çıkmayın. Vârislerinize vasiyet ederek, aralarında adaletsizlik yapmayın.
M. Türk 4:11
12
Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Eğer sizin çocuklarınız yoksa vasiyetleriniz yerine getirildikten ve borçlarınız ödendikten sonra, bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır.¹ Şâyet çocuklarınız varsa o zaman mirasın sekizde biri hanımlarınızındır.² Miras bırakan erkek veya kadının, çocukları ana ve babası olmayıp³ bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, (ölenin) vasiyetleri yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonra, Allah tarafından bir emir olarak her birinin hissesi altıda birdir. Eğer (bu kardeşler) birden fazla iseler, üçte bir hisseye aralarında zarara uğratılmaksızın ortaktırlar.⁴ Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir ve halîmdir.⁵ 1 Erkeklerin eşleri birden fazla bile olsa tümünün mirastan payı, tek eş gibi düşünülür ve bu âyette belirtilen hisseleri kendi aralarında eşit olarak paylaşırlar. Yani eşlerin hisselerinin tamamı 1/4 veya 1/8’i geçemez. 2 Eşinizin çocuklarının sizden, sizin çocuklarınızın da eşinizden olması şart değildir. Yani bu çocuklar, sizin başka eşinizden veya eşinizin sizden önceki eşinden olabilir. Ayrıca bu âyet (Bakara: 240) da belirtilen, “hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanların, eşleri için bir senelik yetecek kadar mal vasiyet etmeleri” hükmünü kaldırmıştır. 3 Kelâle: Baba, anne ve çocukların dışındaki akrabalık demektir. Çocuğu, annesi ve babası bulunmayan murise (miras bırakan) de ölüye nispetle çocuk, anne ve baba konumunda bulunmayan vârise de kelâle denilir. 4 Bu kardeşler ana bir kardeşlerdir. Bunlar, ölenin çocukları, oğlun... çocukları, babası ve babasının… babası bulunmaz ve ana bir kardeş bir tane olursa terekenin 1/6 alır. (Ana bir kardeşlerin erkek veya kadın olması fark etmez.) Ölenin çocukları, oğlun... çocukları, babası ve babasının… babası bulunmaz ve ana bir kardeşler birden fazla olursa terekenin 1/3’ünü alırlar. (Bunlar üçte bir hisseyi aralarında kız erkek ayrımı yapmadan eşit olarak paylaşırlar.) Ölenin çocukları, oğlun... çocukları, babası ve babasının… babası bulunursa mirastan pay alamazlar. Diğer kardeşlerle ilgili hükümler ileride gelecektir. 5 Halîm: Hiddetten uzak, yumuşak huylu ve son derece sabırlı demektir.
M. Türk 4:12
13
İşte bütün bu (hükümler,) Allah’ın koyduğu kurallardır.¹ (Şunu iyi bilin ki) kim, Allah’a ve Elçisine itaat ederse (Allah) onu, zemîninden ırmaklar akan ve içlerinde ebedî olarak kalacakları cennetlere sokar. İşte en büyük kurtuluş budur. 1 Bunlar ve diğer ayetlerde belirlenen varisler, farz olan pay sahipleridir. Bunlar; hisseleri Allah’ın (c.c) Kitabında veya Rasûlullah’ın (s.a.v) sünnetinde takdir edilmiş olan pay sahipleridir. Terekenin taksiminden evvel bunların hisseleri verilir. Efendimiz (s.a.v): “Farz olan hisseleri sahiplerine verin. Artan kısım ön sıradaki erkek asabenindir.” buyurmuştur. (Buharî, Müslim, Tirmizî,)
M. Türk 4:13
14
Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa, Allah onu da içerisinde sonsuz kalacağı cehenneme koyar. Ona orada, rezil edici bir azap vardır.
M. Türk 4:14
15
Kadınlarınızdan fuhuş¹ yapanlara karşı içinizden hemen² dört şâhit getirin. Eğer onlar şâhitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah kendileri hakkında başka bir yol gösterinceye kadar, evlerde hapsedin.³ 1 Fahşâ, Fâhişe: Haddini aşmış, pek çirkin, aşırı edepsizlik, arzu ve istek, zina, adam öldürmek, hırsızlık gibi her türlü günâhlar, Allah’ın yasakladığı aşırı çirkinlikler ve arzular demektir. El-fâhişe olarak, zinâ anlamında kullanılır. Buna göre zinaya ve zina edene fâhişe adı verilmektedir. Ayrıca fâhişe kelimesinin namuslarını satan zâniye kadınlar hakkında da kullanıldığı bilinmektedir. Nisâ:19. ayette, fahşâ ve fâhişe kelimesi, zinadan kinaye olarak kullanılmıştır. Hakîkate ve normal ölçülere uymayan her işe de fâhiş denilir. Bu kelime, “insanlar arasında yayılan kötülük ve fuhşiyât" anlamında da kullanılmıştır. 2 Bu olayın arkasından, zaman aşımına uğramadan derhal dört adet şâhit getirin. Buradaki zaman aşımı; şehirlerde bir ay, köylerde dört veya altı aydır. 3 Âyetin ilk kısmındaki, “dört şâhit getirme” hükmü devam etmiş, son bölümdeki “ölünceye kadar evlerde hapis” hükmüne ise (Nur: 4.) âyetle açıklama getirilmiştir. Yani âyetin ikinci bölümündeki hüküm, nesh edilmiştir.
M. Türk 4:15
16
Sizden o (fuhşu) yapan her iki tarafa¹ da eziyet edin. Eğer onlar, tevbe edip kendilerini düzeltirlerse (onlara eziyet etmekten) vazgeçin. Çünkü Allah, tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir. 1 Buradaki (وَاللَّذَانِ) kelimesinin hem ikil, hem de müzekker olmasından dolayı, müfessirler arasında farklı yorumlar yapılmıştır. Bir kısmı, önceki âyetin kadınlar, bu âyetin de erkekler için ayrı bir hüküm belirlediğini, Mücahid ve Isfahani gibi bir kısmı da âyetin zahirini esas alarak, erkekler arası sapık ilişkiler için hüküm belirlediğini ifâde etmişlerdir. Arapçada genel kullanıldığı zaman müzekkerin müennesleri de kapsadığı esas alınırsa bu izah pek de uygun düşmemektedir. Elmalılı: “önce kadınlar hakkında ömür boyu hapis emredilmiş, bu âyet daha sonra indirilerek, ömür boyu hapsi neshetmiş ve daha sonra da Nur 4. âyetle burada mücmel olan ta’zir cezâsı beyan olunarak had cezâsı getirilmiştir.” demiştir.
M. Türk 4:16
17
Allah’ın kabul edeceğini vâdettiği tevbe, ancak, bilmeyerek günâh işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir.¹ İşte Allah sadece bunların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Bu âyete göre tevbede esas olan, günâhın kasıtla değil bilmeyerek işlenmesi ve hemen arkasından bir an önce tevbe edilmesidir. Bundan sonraki âyetten de anlaşılacağı gibi, bu tevbenin ölümden önce olması gerekir. Ancak ölümün ne zaman geleceği bilinemeyeceğinden dolayı tevbe’nin bir an önce yapılması, en doğru olanıdır. Konuyla ilgili olarak Bk. (En’am: 12-54, A’raf: 156 ve dipnotu, Tevbe: 104, Tâ Hâ: 82, Nur: 31, Şura: 25, Tahrim: 8)
M. Türk 4:17
18
Yoksa günâh işleyip de kendilerine ölüm gelip çatınca, “ben şimdi tevbe ettim.” diyenler, bir de kâfir olarak ölenler için tevbe yoktur. İşte bunlara Biz âhirette acıklı bir azap hazırladık.
M. Türk 4:18
19
Ey îman edenler! Kadınlara zorla vâris olmanız size helal değildir.¹ Açık bir hayâsızlık yapmaları dışında verdiğiniz (mihirden) bir kısmını geri almak için onlara baskı yap(ıp boşanmaya zorla)mayın.² Onlarla iyi geçinin. Şunu iyi bilin ki sizin hoşlanmadığınız bir şeye, Allah fazlasıyla hayır takdir etmiş olabilir. 1 Âyetin bu bölümü: “Ey îman edenler! Kadınları miras yoluyla zorla almanız size helâl değildir.” şeklinde de tercüme edilebilir. Cahiliye döneminde; bir adam vârisi olduğu yakınlarından biri öldüğü zaman, eşinin veya çadırının üzerine elbisesini atıp, “malına vâris olduğum gibi karısına da vâris olacağım” der ve o kadına sahip olurdu. Dilerse onu başkası ile evlendirir, dilerse evlendirmez, kendi de evlenmez, böylece malına sahip olurdu. Yine cahiliye döneminde bazı erkekler, hoşlanmadıkları ama malları bulunan eşlerini, sadece miraslarına konmak amacıyla ölünceye kadar boşamazlardı. Bu âyet, bu kötü geleneği ortadan kaldırmıştır. 2 Bir hayâsızlığı ispat edilerek kocası tarafından boşanan kadına, mihri verilmez. Bu âyette; sadece mihrini vermemek için kadınların suçsuz yere bu duruma düşürülmemesi emredilmektedir.
M. Türk 4:19
20
Eğer bir eşi boşayıp da yerine başka bir eşle evlenmek isterseniz onlardan birisine yüklü bir miktarda¹ mihir vermiş bile olsanız, o verdiğiniz (maldan) hiç bir şeyi geri almayın. O kadına iftira atarak ve apaçık bir günâha girerek verdiğinizi geri almak hiç olur mu? 1 Bu ifâdeden kadına verilecek mihrin üst sınırının açık olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Peygamberimiz, bu miktarın fazla tutulmamasını tavsiye etmiş, hattâ uygulamalarında bir demir yüksüğü veya Kur’an’dan bazı âyetleri bile mihir olarak kabul buyurmuşlar ve bunu tavsiye etmişlerdir. Hz. Ömer (r.a) mihir için bir sınır koymaya kalkınca, Müslüman bir kadın: “Ey Ömer! Allah veriyor, sen alıyor musun!” dedi ve bu âyeti okudu. Hz. Ömer, bunun üzerine: “bu kadın isabet etti, Ömer hata etti.” dedi. (Kurtubî)
M. Türk 4:20
21
Siz (daha önce) birbirinizle içli dışlı olduğunuz ve onlar, sizden sağlam bir teminat¹ almış olduğu halde onu, (böyle bir yolla) nasıl geri alabilirsiniz? 1 Bu teminat; Allah’ın emri ve Peygamberin sünneti üzere yapılan nikâh sözleşmesidir.
M. Türk 4:21
22
(Cahiliye döneminde) olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla sakın evlenmeyin.¹ Şüphesiz bu, pek çirkin, çok iğrenç ve son derece kötü bir gelenektir. 1 Cahiliye döneminde erkekler, babalarının boşadığı veya babaları ölünce dul kalan eşleri ile evlenirlerdi. Bu âyete göre; babaların gerek nikâhlı, gerekse nikâhsız olarak beraber oldukları kadınları, oğullarının veya torunlarının nikâhlamaları yasaklanmıştır. Nikâh kelimesi, lügatte evlenmek anlamına geldiği gibi “birbirine girmek” ve “kucağa çekmek” anlamına da geldiğinden; babaların nikâhsız ilişki kurdukları kadınlarla oğullarının nikâhlanmaları da buna dâhildir.
M. Türk 4:22
23
(Ey îman edenler!) Size; anneleriniz,¹ kızlarınız,² kız kardeşleriniz,³ halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz,⁴ karılarınızın anneleri ve kendileri ile gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olan gözetiminiz altındaki üvey kızlarınız, haram kılındı. Eğer onların anneleri ile gerdeğe girmemişseniz (onlarla evlenmenizde) size bir günâh yoktur. Kendi soyunuzdan olan öz oğullarınızın eşleri⁵ ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birden nikâhlamanız⁶ da size haramdır. Ancak cahiliye döneminde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir. 1 Analarınıza; babanızın ve ananızın anaları ve onların da anaları dâhildir. Çünkü “ana” ifâdesi çoğul olarak kullanılmıştır. 2 Kızlarınıza; oğullarınızın ve kızlarınızın kızları olan torunlarınız ve torunlarınızın torunları da dâhildir. 3 Kız kardeşlerin; ana-baba bir, baba bir veya ana bir olmaları fark etmez. 4 Sütanneler ve sütkız kardeşler haram olunca buna kıyasla; sütbabalar, sütkızlar, süthalalar, sütteyzeler, sütkardeşler ve kızları da buna dâhildir. Zîrâ Peygamberimiz: “Soydan haram olanların hepsi, emzirmeden dolayı da haram olur.” buyurmuştur. (Kurtubî) 5 Buna bütün torunların eşleri de dâhildir. 6 Burada ölçü; biri erkek farz edildiği takdirde diğerine nikâhı câiz olmayan iki kadının, bir nikâh altında bulunmaları haramdır. (Bir kızla halasının, teyzesinin, erkek ve kız kardeşinin kızlarının aynı erkekle bir arada nikâhlanmaları haramdır.) Ancak, bunlardan birisi ölür veya eşinden boşanırsa, diğeriyle aynı erkek daha sonra evlenebilir. Bunun dışında daha önce zikredilenlerin haramlığı ebedîdir.
M. Türk 4:23
24
Savaş esiri olarak elinize geçmiş cariyeler dışında,¹ evli kadınlarla evlenmeniz Allah’ın bir emri olarak size haramdır.² Bunların dışında kalan kadınlarla iffetli olarak, zina etmeksizin³ mihirlerini vererek nikâhlanmanız size helâl kılındı. Bu kadınlardan nikâh ile faydalanmanıza karşılık kendilerine aranızda kararlaştırılmış olan mihirlerini, hakları olarak verin. Daha önce belirlenen mihri eşinizle anlaşarak yeni bir miktara bağlamanızda da bir sakınca yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir. 1 Buradaki istisna, İslâm uğruna cihad amacı ile yapılan savaşlarda esir alınmış cariyeler ile ilgilidir. Bu kadınlar, kendi yurtlarında evli bile olsalar, yurtları ile ilişkileri kesilince oradaki kâfir kocaları ile de nikâhları biter. Hamile olmadıklarının anlaşılması için bir defa âdet görmeleri yeterlidir. Bundan sonra bu kadınlarla nikâhlanmak helâl olur. 2 Bu bölüm, “meşru yollarla evli bulunduğunuz eşlerinizdışında, evli kadınlarla evlenmeniz Allah’ın bir emri olarak size haramdır.” diye tercüme edilebilir. 3 Sefeh: Esasen kan ve su karışımı sıvıları döküp akıtmak demektir. “Müsafehe” ise; sadece suyunu boşaltmak, yani sadece keyfini yetirmek anlamını ifâde eder. Bundan dolayı da zinaya “sifah” denilir. Yukarıda zikredildiği gibi kadınların helâl kılınmasından asıl maksat, nikâh ve nesli çoğaltmaktır. Yoksa sadece şehveti gidermek maksadıyla nikâh caiz değildir. Bu maksat da gizli veya aşikâr olabilir. Gizli olup da bu niyet yalnız kalpte kalırsa nikâh zahiren sahih olsa da diyaneten helâl olmaz. Fakat müt’a nikâhı gibi zahirde de ifade edilirse veya bir müddet ile sınırlanırsa nikâh hem diyaneten hem de hükmen fasit olur. Bu ayetten bir çeşit zina demek olan, müt’a nikâhının haram olduğu anlaşılmaktadır.
M. Türk 4:24
25
(Ey îman edenler!) Sizden îmanlı hür kadınlarla evlenmeye malî durumu elverişli olmayanlar ellerinizin altındaki Müslüman cariyelerinizle evlensinler. Sizin îmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Zâten siz¹ hepiniz, birbirinizle aynısınız. Onların namuslu olanları, zinadan uzak duranları ve gizli dost tutmayanları ile sahiplerinin iznini alarak ve uygun şekilde mihirlerini vererek evlenin. Eğer onlar, evlendikten sonra zina yapacak olurlarsa onların cezâları hür kadınlara verilecek cezânın yarısıdır.² Bu hükümler, içinizden günâh işlemekten korkanlara tanınan bir imkândır. Yok, eğer sabrederseniz bu sizin için daha hayırlıdır.³ Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek de merhamet edicidir. 1 Bir Müslümanın hür bir eşi yoksa veya hür bir kadınla evlenmeye gücü yetmiyorsa Müslüman bir cariye ile nikâhlansın. Zira bunun masrafı azdır. Mü’min bir cariye ile evlenmeyi bir zül olarak görmesin. Yani; Müslüman olduktan sonra, ha hür olmuşsunuz, ha köle olmuşsunuz fark etmez. Onlarla evlenmek bir erkek için zül değil, esas zül, iffetsizliktir. Cariyeler ancak sahiplerinin izni ile mihirleri veya nafakaları kendilerine ma’ruf vechile güzelce verilerek nikâh edilir. 2 Ahdân, “haden”in çoğuludur ve gizli dost tutmak demektir. Cahiliyye döneminde iki çeşit zina vardı. Birisi umuma açık olanı, diğeri de birini dost tutarak hususî bir surette gizlice zina etmek idi. Ve bunlar çoğunlukla cariyelerle yapılırdı. İslam’da bunların ikisi de yasaklanmıştır. Binaenaleyh cariyeler zina yaparlarsa onlara hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı vacib olur. 3 Cariyelerle evlenmek, ancak evlenemeyip de zina korkusu bulunanlar içindir. Bu korku olmadığı takdirde cariyelerle evlenmek, mendub bile değildir. Zîrâ bu hür ve iffetli kadınlara zarar vermesi yönünden sıkıntılıdır. Bunun için Hz. Ömer: “cariye ile evlenen her hangi bir hür, hürriyetinin yarısını zayi etmiş olur” demiştir.
M. Türk 4:25
26
Allah size (helâl ile haramı) açıkça bildirmek, sizi sizden önceki iyilerin yollarına iletmek ve günâhlarınızı bağışlamak istiyor. Çünkü Allah (her şeyi) hakkıyla bilen, hüküm (ve hikmet) sahibi olandır.
M. Türk 4:26
27
(Ey îman edenler!) Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek isterken, nefislerinin aşırı arzuları peşinden koşanlar ise sizin tamamen yoldan çıkmanızı istiyorlar.
M. Türk 4:27
28
İnsan zayıf yaratılmış olduğu için Allah, sizin ağır sorumluluklarınızı (böylece) hafifletmek istiyor.
M. Türk 4:28
29
Ey îman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yolarla¹ değil,² karşılıklı anlaşmaya dayalı (meşru) ticaret yolu ile yiyin. Birbirinizin canına kıymayın.³ Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. 1 Yani; hırsızlık, gasp, kumar, faiz, israf ve her türlü gayr-ı meşru yollarla yemeyin. 2 Bu istisna edatından önce zikredilen bâtıl işler, “müstesna minh’e” mana itibariyle dâhil olmayacağı için bu istisna, munkatı’ istisna olarak kabul edilmiş ve tercüme bu şekilde yapılmıştır. Zîrâ munkatı’ istisna kasr ifâde etmeyeceğinden tercümeyi; “mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeniz haram, fakat kendi rızanızla yaptığınız ticaret dinen bâtıl bile olsa helaldir.” diye anlamamak gerekir. 3 Âyetin bu bölümü, şu şekillerde anlaşılabilir: 1- Kasten intihar ederek kendinizi öldürmeyin. 2- Hind fakirlerinin yaptığı gibi Allah’a kulluğu zühtte arayıp, züht’ü de rûhbanlık zannederek nefislerinizi ezmeyin. 3- Ticareti takvaya ters görerek, kendinizi fakirleştirmeyin. 4- Ticaret yapacağım diye kendinizi tehlikeye atmayın. 5- Birbirinizi hiç bir şekilde öldürmeyin. 6- Hıristiyan ve diğer rûhbanlar gibi, nefislerinizi öldürmeyin ve bunu bir ibâdet zannetmeyin. (Özetle-Elmalılı) Bu ayet burada dururken sufi ekollerinde nefislerini öldürmeye çalışanlar ne yaptıklarının farkındalar mı acaba?
M. Türk 4:29
30
Kim, düşmanlık ve zulüm yolu ile bu (haram kılınan şeyleri) yaparsa, (bilsin ki) Biz, ileride onu Cehennem ateşine atacağız. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.
M. Türk 4:30