Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Zümer 1 / 75
1
Bu Kitabın indirilmesi, O çok güçlü, hüküm (ve hikmet) sahibi olan Allah’ın katındandır.¹ 1 Aynı âyet için Bk. (Casiye: 2, Ahkaf: 2)
M. Türk 39:1
2
(Ey Muhammed!) Şüphesiz Biz, bu Kitabı sana, gerçekleri açıklamak için indirdik. Öyleyse sen de dini içtenlikle Allah’a has kılarak, Ona ibâdet et.
M. Türk 39:2
3
Şunu iyi bilin ki; tek tertemiz din, yalnızca Allah’a aittir.¹ Onu bırakıp da kendilerine bir takım dostlar edinenler:² “Biz, bunlara sadece bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar³ diye ibâdet ediyoruz.” diyorlar. Şüphesiz Allah, onların anlaşmazlığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hüküm verecektir. Gerçekten Allah, inkâr eden yalancı kimseyi asla hak yola ulaştırmaz. 1 Halis din; “hiç şirk karışmamış, temiz ve halis tevhit dini, tam manasıyla şüphesiz din”, demektir. Bu ifâde; “halis ibâdet ancak Allah’a yapılır ve yapılmalıdır” diye de anlaşılabilir. 2 Allah denince, “kendisinden daha ilerisi, daha yükseği daha ötesi mümkün olmayan” denilmiş olduğu için Allah’ın üzerinde ilâh iddiasına kalkışmak mevzu bahis olamaz. Şirk koşanlar, hep Onun berisinden bir takım veliler, koruyucular edinmek isterler. İsterler amma Allah’tan başka velilere, sahiplere tutunanlar, gerek putlara ve gerek meleklere ve gerekse İsâ gibi peygamberlere ilâh diye sarılanlar, “Biz, bunlara sadece bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.” diyerek tutunmaktadırlar. İşte esas şirk budur ve şirk bâtıldır. Mabutluk yalnız Allah’ın hakkıdır. Halîs din ancak Allah’ındır. (Elmalılı) 3 Bugün bazılarının efendilerini, şeyhlerini ve üstad dediklerini tarifleri müşriklerin bu ifadelerine ne kadar da benzemektedir.
M. Türk 39:3
4
Eğer Allah çocuk edinmek isteseydi, elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi. Ama O, (böyle yakıştırmalardan) çok uzaktır. Çünkü O, tek ve mükemmel güç sahibi olan Allah’tır.
M. Türk 39:4
5
O gökleri ve yeri, asla değişmeyen ölçülerle yarattı. Her an geceyi gündüzün üstüne örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne örtüyor. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gitmekte olan güneşi ve ayı da emri altına almıştır. Şunu iyi bil ki¹ O çok şereflidir, bağışlayandır. 1 Âyetin son bölümü, yukarıda (اَلاَ) istiftah edatı olarak tercüme edilmiştir. Ancak baştaki hemze soru harfi olarak da anlaşılabilir. O zaman tercüme; “O, çok şerefli ve bağışlayan değil midir?” şeklinde olur.
M. Türk 39:5
6
O sizi tek bir nefisten¹ yarattı, sonra da onun eşini, kendi cinsinden kıldı² ve sizin için evcil hayvanlardan da sekiz çift³ yarattı. O, her an sizi annelerinizin karınlarında, üç katlı karanlık⁴ içerisinde, çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor. İşte sizin Rabbiniz, bütün kâinatın sahibi ve kendisinden başka ilâh olmayan, bu Allah’tır. Bak nasıl da (hak’tan) çevriliyorsunuz?⁵ 1 Yani Âdem (a.s)’dan. 2 Yani, Âdem’in eşini başka türden değil, kendisi gibi insan cinsinden kıldı. Konuyla ilgili olarak daha geniş bilgi için Bk. (Nisâ: 1, En’am: 98, A’raf: 189) 3 Yani, deve, sığır, koyun, keçi türünden birer erkek, birer dişi olmak üzere dört hayvan. 4 Bu üç kat karanlık; ana karnı, rahim ve zar olabilir. 5 Kendi iradenizle değil de başkalarının tavsiyeleriyle döndürülüyorsunuz…
M. Türk 39:6
7
Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah’ın, siz(in îmanınız)a ihtiyacı yoktur ve O, kullarının inkârından asla hoşnut olmaz. Eğer şükrederseniz, sizin için ancak ondan hoşnut olur. Hiçbir günâhkâr bir başkasının günâhını yüklenemez. Sonunda dönüşünüz, Rabbinizedir. Ve O, yaptıklarınızı size, tek tek haber verecektir. Şüphesiz O gönüllerin içerisinde ne varsa, onu da hakkıyla bilir.
M. Türk 39:7
8
İnsana bir zarar dokunduğu zaman, Rabbine gönülden bağlanarak duâ eder, sonra da (Allah) ona kendisinden bir nîmet verince daha önce Ona yalvardığını unutarak (insanları) Onun yolundan saptırmak amacıyla Allah’a ortaklar koşmaya başlar.¹ (Ey Muhammed! O insana): “(Sonunda) kesinlikle cehennemliklerden olacaksın. Ama bu inkârınla (dünyada) bir süre keyif sür bakalım” de. 1 Şükredecek yerde, tutar da bu, şundan oldu, bundan oldu, benden oldu, senden oldu diyerek Allah’ın lütfunu başkalarına yamamaya kalkar.
M. Türk 39:8
9
Yoksa (bu adam), hiç geceleri kalkıp da secde ederek ayakta durarak (Rabbine) gönülden ibâdet eden, âhiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini ümit eden (kimse) gibi olur mu?¹ (Ey Muhammed! Onlara): “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”² de. Şüphesiz bunu ancak temiz akıl sahibleri, idrak edebilirler.³ 1 Bu âyetin başındaki hemze; nida harfi olarak alınırsa tercüme: “Ey, geceleri kalkıp da secde ederek, ayakta durarak (Rabbine) gönülden ibâdet eden, âhiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini ümit eden kimse: (Yani, Ey Muhammed! Onlara): ‘Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?’ de. ” şeklinde olur. 2 Burada kastedilen; ne olduğu belirsiz, sadece Allah’ın varlığını reddetmek için uydurulmuş ve teori bile olamayacağı halde ilim diye pazarlanmaya çalışılan bilgileri bilenler değil Allah’ı, vahiy bilgisini ve Allah’ın sünnetullah’ını kavrama bilgisini bilenlerdir. Zîrâ bugün, bu bilgilere sahip olmayıp da kendisine bilginlik süsü verenler bu bilgi dedikleri şeyleri, Allah’ı daha net inkâr etmek ve ettirmek için kullanmaktadırlar. 3 Yani akıllarını “bilimsellik” putuyla kirletenler değil. Bu âyet İbnu Abbas’a göre, Hz. Ebû Bekir, İbnu Ömer’e göre, Osman b. Affan, Mukatil’e göre de Ammar b. Yasir (r.a) hakkında nâzil olmuştur.
M. Türk 39:9
10
(Benim Onlara): “Ey Benim îman eden kullarım! Rabbinize karşı günâha girmekten sakının. Bu dünyada Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenlere, iyilik vardır ve şüphesiz Allah’ın yeryüzü çok geniştir.¹ Ancak hakkıyla sabredenlere mükâfatları hesapsızca ödenir.” dediğimi de söyle. 1 Bk. (Ankebut: 56 ve dipnotu.)
M. Türk 39:10
11
11,12. (Ey Muhammed!): “Ben sadece dini içtenlikle Allah’a has kılarak, kulluk etmekle emrolundum ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum.”¹ de. 1 “Müslümanların ilki olmakla da emrolunmak.” Bütün Peygamberlerin ana prensiplerinden birisidir. Çünkü bir Peygamberin kendi getirdiği dine öncelikle kendisinin îman etmesi gerekir. Çünkü Peygamberler kendi koydukları kuralları öncelikle kendileri çiğneyen sahtekârlardan, değildirler. Bu ifâdeden bir de; her Müslüman’ın emrolunduğu şeyi öncelikle kendisinin yapması prensibine sahip olması gerektiği anlaşılır. Yani bir Müslüman; “bu emredilenleri kimse yapmazsa ben yaparım” dememeli. Çünkü bu durumda, o işin yapılması asla mümkün olmaz.
M. Türk 39:11
12
11,12. (Ey Muhammed!): “Ben sadece dini içtenlikle Allah’a has kılarak, kulluk etmekle emrolundum ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum.”¹ de. 1 “Müslümanların ilki olmakla da emrolunmak.” Bütün Peygamberlerin ana prensiplerinden birisidir. Çünkü bir Peygamberin kendi getirdiği dine öncelikle kendisinin îman etmesi gerekir. Çünkü Peygamberler kendi koydukları kuralları öncelikle kendileri çiğneyen sahtekârlardan, değildirler. Bu ifâdeden bir de; her Müslüman’ın emrolunduğu şeyi öncelikle kendisinin yapması prensibine sahip olması gerektiği anlaşılır. Yani bir Müslüman; “bu emredilenleri kimse yapmazsa ben yaparım” dememeli. Çünkü bu durumda, o işin yapılması asla mümkün olmaz.
M. Türk 39:12
13
Ve: “Ben Rabbime isyan edersem büyük gün (olan âhiretin) azabından korkarım,”¹ 1 Aynı âyet için Bk. (En’am: 15)
M. Türk 39:13
14
“Ben sadece dinimi, içtenlikle Allah’a has kılarak, ibâdet ederim.” de.
M. Türk 39:14
15
-(Ey Kâfirler!) Siz de O (Allah’ın) dışında dilediğinize kulluk edin.-¹ (Ey Muhammed! Kâfirlere): “Gerçekten kendilerine yazık edenler, kıyamet günü hem kendilerini, hem de yakınlarını perişan edeceklerdir. İşte bu apaçık ziyanın ta kendisi değil midir?”² de. 1 Bu ifâde kâfirler için bir tehdit ve azarlamadır. Benzeri bir azarlama için Bk. (Fussilet: 40) 2 Âyetin son bölümü; “dikkat edin işte bu, apaçık bir ziyandır!” diye tercüme edilebilir.
M. Türk 39:15
16
Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da (ateşten) tabakalar vardır. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey Benim kullarım! Sadece hakkıyla Benden sakının.¹ 1 Benden başkasından sakın korkmayın. Bu âyetteki hitap; kâfirlere de mü’minlere de olabilir.
M. Türk 39:16
17
17,18. Tağut’a¹ kulluktan kaçınan ve Allah’a gönülden yönelenlere bir (kurtuluş) müjdesi vardır. Öyleyse hak sözü işiten ve onun en güzeline uyan² kullarıma müjde ver. Çünkü onlar Allah’ın kendilerini hak yola eriştirdikleridir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.³ 1 Tağut: kelime olarak azan, azgın, azman, azdırıcı demektir. Terim olarak ise: “Allah’a karşı zorla veya gönül rızası ile tapınılan, rab kabul edilen veya edilmeyen insan, şeytan, put ve her türlü düşünce ve sistem” demektir. Bk. (Bakara: 257 ve dipnotu, Nisâ: 60,76, Mâide: 60, Nahl: 36) 2 Yani bunlar; Peygamberlerin getirdiği bütün sözleri dikkatle dinleyen, müteşabihlerini kendi veya birilerinin keyfine göre dünyalık kazançlar elde etmek, itibar kazanmak veya paralel bir din icat etmek için yamultmayıp, o sözün en güzeli olan muhkemlerini yaşayan kimselerdir. 3 17. âyet; cahiliye döneminde dahi, “Allah’tan başka ilâh yoktur” diyen, Zeyd b. Amr, Ebû Zer ve Selmân-ı Farisî (r.a) hakkında nâzil olmuştur. Hz. Ebû Bekir Müslüman olunca ona; Talha, Zübeyr, Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avf ve Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a) gelip durumunu sorarlar, o da Hz. Muhammed (a.s)’a îman ettiğini söyler ve onlar da Müslüman olurlar. Bunun üzerine de 18. âyet nâzil olur. (Vahidî)
M. Türk 39:17
18
17,18. Tağut’a¹ kulluktan kaçınan ve Allah’a gönülden yönelenlere bir (kurtuluş) müjdesi vardır. Öyleyse hak sözü işiten ve onun en güzeline uyan² kullarıma müjde ver. Çünkü onlar Allah’ın kendilerini hak yola eriştirdikleridir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.³ 1 Tağut: kelime olarak azan, azgın, azman, azdırıcı demektir. Terim olarak ise: “Allah’a karşı zorla veya gönül rızası ile tapınılan, rab kabul edilen veya edilmeyen insan, şeytan, put ve her türlü düşünce ve sistem” demektir. Bk. (Bakara: 257 ve dipnotu, Nisâ: 60,76, Mâide: 60, Nahl: 36) 2 Yani bunlar; Peygamberlerin getirdiği bütün sözleri dikkatle dinleyen, müteşabihlerini kendi veya birilerinin keyfine göre dünyalık kazançlar elde etmek, itibar kazanmak veya paralel bir din icat etmek için yamultmayıp, o sözün en güzeli olan muhkemlerini yaşayan kimselerdir. 3 17. âyet; cahiliye döneminde dahi, “Allah’tan başka ilâh yoktur” diyen, Zeyd b. Amr, Ebû Zer ve Selmân-ı Farisî (r.a) hakkında nâzil olmuştur. Hz. Ebû Bekir Müslüman olunca ona; Talha, Zübeyr, Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avf ve Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a) gelip durumunu sorarlar, o da Hz. Muhammed (a.s)’a îman ettiğini söyler ve onlar da Müslüman olurlar. Bunun üzerine de 18. âyet nâzil olur. (Vahidî)
M. Türk 39:18
19
Hakkında azap edilme ve cehenneme atılma hükmü verilmiş kimseyi sen mi kurtaracaksın?
M. Türk 39:19
20
Ancak Rablerine karşı gelmekten sakınanlara; zemîninden ırmaklar akan (cennette) üst üste yapılmış köşkler vardır. İşte bu, Allah’ın verdiği sözdür ve Allah verdiği sözden asla caymaz.
M. Türk 39:20
21
Gerçekten Allah’ın, gökyüzünden su indirdiğini, onu yeryüzündeki kaynaklardan akıttığını, sonra onunla çeşitli renklerde bitkiler çıkarttığını sonra da onları kuruttuğunu bilmiyor musun? O zaman sen onları sapsarı görürsün ve sonunda Allah onları, kurumuş kırıntılar haline getirir. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders vardır.
M. Türk 39:21
22
Allah’ın göğsünü İslâm’a açtığı kimse, hiç Rabbinden bir nur üzere olmaz mı? Allah’ı anmaya karşı yürekleri katılaşmış olanlara da yazıklar olsun. Çünkü onlar apaçık bir sapkınlık içerisindedirler.¹ 1 Bu âyet iki tip insanın karşılaştırması için indirilmiştir. Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı kimseler; Hz. Hamza ve Hz. Ali, Allah’ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlar da; Ebû Leheb ve oğludur. (Vahidî)
M. Türk 39:22
23
Allah sözün en güzelini uyumlu ve iki kutuplu¹ bir kitap olarak indirdi. Rablerinden hakkıyla korkanların bedenleri,² o (Kitabın etkisiyle önce) ürperir,³ (daha sonra) Allah’ı anmaya başlayınca, bedenleri ve gönülleri yumuşar. İşte bu (Kur’an) Allah’ın dilediğini kendisiyle hak yola ulaştırdığı hidâyet kaynağıdır. Allah kimi de saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur. 1 Yani Kur’an’daki hükümler, sürekli iki kutupludur. Emir ve yasaklar, hak ve bâtıl, cennet ve cehennem, aydınlık ve karanlık, cezâ ve mükâfat… gibi. 2 Burada, “zikr’ül cüz iradet’ül kül” yoluyla mecâz vardır. Yani “deriler” söylenerek “vücudun tamamı” kastedilmiştir. Yukarıdaki tercüme bu düşünceyle yapılmıştır. 3 Buradaki “ürperme,” bazı sûfî ekollerinin anladığı gibi “cezbe”ye kapılmaya ve anlamsız hokkabazlıklara bir delil olarak görülmemelidir. Bk. (Enfâl: 2, Hac: 35)
M. Türk 39:23
24
Kıyamet günü zâlimlere: “(Dünyada) kazandıklarınızı, tadın bakalım” denilirken o (zâlimin) yüzünü kötü azaptan kim koruyabilir?¹ 1 Bu soru inkâr içindir. Yani; “o kâfirlerin yüzünü cehennem azabından koruyacak kimse yoktur.” demektir.
M. Türk 39:24
25
Onlardan öncekiler de (Peygamberleri) yalanlayınca onlara farkına varamadıkları bir yerden azap geliverdi.
M. Türk 39:25
26
Böylece Allah onlara dünya hayatında rezilliği tattırdı. Âhiret azabı ise daha da büyüktür. Keşke bunu bir bilselerdi.
M. Türk 39:26
27
Şüphesiz Biz bu Kur’an’da insanlara belki düşünüp (inanırlar) diye her türlü örneği getirdik.
M. Türk 39:27
28
Allah’tan hakkıyla sakınanlar için (bu kitabı) çelişkisiz, Arapça bir Kur’an olarak (indirdik).
M. Türk 39:28
29
Allah (şimdi de size); kendisine birçok kimsenin ortaklaşa sahip olduğu ve bunların da onun hakkında geçinemedikleri bir (köle) adam ile sadece bir kişiye teslim olmuş bir adamı örnek veriyor.¹ Hiç bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd Allahadır. Fakat onların çoğu bunu bilmiyorlar. 1 Bu âyette; tek Allah’a inanan bir Müslüman’la, birçok ilâhı bulunan bir müşriğin bir olamayacağı temsili olarak anlatılmaktadır.
M. Türk 39:29
30
(Ey Muhammed!) Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler.
M. Türk 39:30