Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Sad 1 / 88
1
Sâd. Şu şerefli¹ Kur’an’a yemin olsun ki; 1 Burada zikir: 1. Namı anılan, şerefli ve şanlı, 2. Va’d, uyarı, şeriat, ahkâm, geçmiş ümmetlerin kıssalarından haber veren, 3. Dinde ihtiyaç olan şeyleri anlatmak manasına, yani nasihatli, din öğreten, ibret dersi veren manalarına gelebilir.
M. Türk 38:1
2
O kâfirler (boş) bir gurur ve ayrılık içerisindedirler.
M. Türk 38:2
3
Bizim kendilerinden önce helâk ettiğimiz nice nesiller, (o helâk esnasında) feryat ettiler ama (artık) kurtulma zamanı çoktan geçmişti.¹ 1 (لَاتَ)’deki (تَ) zaiddir. (لَاتَ) burada (لَيْسَ) manasınadır.
M. Türk 38:3
4
4,5. Kâfirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmiş olmasına şaşırdılar ve: “Bu (adam) yalancıdır (ve) büyücüdür. (Yani şimdi de) pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor?¹ Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler. 1 Yani; “Allah’tan başka ilâh yoktur diyerek, ilâhlarımızın ilâhlığını yok sayıp, ilâhlığı sadece Allah’a has kılıyor.” dediler.
M. Türk 38:4
5
4,5. Kâfirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmiş olmasına şaşırdılar ve: “Bu (adam) yalancıdır (ve) büyücüdür. (Yani şimdi de) pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor?¹ Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler. 1 Yani; “Allah’tan başka ilâh yoktur diyerek, ilâhlarımızın ilâhlığını yok sayıp, ilâhlığı sadece Allah’a has kılıyor.” dediler.
M. Türk 38:5
6
Onların ileri gelenlerinden bir grup öne atılarak:¹ “İlâhlarınızın yolunda yürüyün ve (onlara bağlılıkta) kararlı olun, çünkü asıl yapmanız gereken şey, budur.” (dedi.) 1 Bunlar Peygamberimizin amcası Ebû Talib’e ölmek üzereyken gelip, küfründe devam etmesini isteyen; Ebû Cehil, Utbe, As b. Vail ve Ebû Muayt’tır. (Tirmîzî-Kurtubî)
M. Türk 38:6
7
7,8. (Ve devamla): “Biz böyle bir şeyi daha önceki hiç bir dinde¹ duymadık. Bu, tamamen uydurmadan başka bir şey değildir.² Hem bu zikir içimizden (başka kimse kalmadı da) ona mı indirildi?” dediler. Doğrusu, onlar esas benim zikrim (olan Kur’an’dan) şüphe ediyorlar ve onlar henüz Benim azabımı tatmadılar. 1 Burada son dinden kastedilen büyük ihtimâlle Hıristiyanlıktır. Ancak; diğer dinlerin de anlaşılma ihtimâli vardır. Yukarıdaki tercüme bu sebeble yapılmıştır. Bu âyet, “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık.” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Ebû Talib hastalandığı zaman Kureyş’ten içlerinde Ebû Cehil’in de bulunduğu bir heyet geldi. Onun yanına girdiler ve: “Kardeşinin oğlu bizim ilâhlarımıza hakaret ediyor, şöyle şöyle diyor, ona haber göndersen de onu böyle söylemekten men etsen” dediler. Ebû Tâlib, Efendimize haber gönderdi. Peygamber (s.a.v.) geldi ve odaya girdi, Ebû Talibin yanında bir kişilik yer vardı. Oraya oturmasın diye Ebû Cehil sıçradı ve oraya oturdu. Rasulullah (s.a.v.) amcasının yakınında oturacak yer bulamayınca kapının yanında oturdu, Ebû Talib: “Ey kardeşimin oğlu! Kavmin yine senden şikâyet ediyorlar, sen onların ilâhlarına hakaret ediyor ve şöyle şöyle diyormuşsun” dedi, Rasulullah (s.a.v.) de: “Ey amcam! Ben onlardan bir kelimeyi söylemelerini istiyorum. Bir kelime ki onunla Arap onlara bağlanacak, Acem onlara cizye verecek” dedi. Bunun üzerine müşrikler sevindiler ve: “Babanın aşkına ondan fazlasını veririz, ne o kelime?” dediler. Rasulullah (s.a.v.): “O bir tek kelime, (لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ)’dır der demez telâş ile kalktılar ve elbiselerini çırparak: “Bu pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor? Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler. Bu olay üzerine sâd suresinin ilk yedi ayeti nazil oldu. (Tirmîzî)
M. Türk 38:7
8
7,8. (Ve devamla): “Biz böyle bir şeyi daha önceki hiç bir dinde¹ duymadık. Bu, tamamen uydurmadan başka bir şey değildir.² Hem bu zikir içimizden (başka kimse kalmadı da) ona mı indirildi?” dediler. Doğrusu, onlar esas benim zikrim (olan Kur’an’dan) şüphe ediyorlar ve onlar henüz Benim azabımı tatmadılar. 1 Burada son dinden kastedilen büyük ihtimâlle Hıristiyanlıktır. Ancak; diğer dinlerin de anlaşılma ihtimâli vardır. Yukarıdaki tercüme bu sebeble yapılmıştır. Bu âyet, “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık.” şeklinde de tercüme edilebilir. 2 Ebû Talib hastalandığı zaman Kureyş’ten içlerinde Ebû Cehil’in de bulunduğu bir heyet geldi. Onun yanına girdiler ve: “Kardeşinin oğlu bizim ilâhlarımıza hakaret ediyor, şöyle şöyle diyor, ona haber göndersen de onu böyle söylemekten men etsen” dediler. Ebû Tâlib, Efendimize haber gönderdi. Peygamber (s.a.v.) geldi ve odaya girdi, Ebû Talibin yanında bir kişilik yer vardı. Oraya oturmasın diye Ebû Cehil sıçradı ve oraya oturdu. Rasulullah (s.a.v.) amcasının yakınında oturacak yer bulamayınca kapının yanında oturdu, Ebû Talib: “Ey kardeşimin oğlu! Kavmin yine senden şikâyet ediyorlar, sen onların ilâhlarına hakaret ediyor ve şöyle şöyle diyormuşsun” dedi, Rasulullah (s.a.v.) de: “Ey amcam! Ben onlardan bir kelimeyi söylemelerini istiyorum. Bir kelime ki onunla Arap onlara bağlanacak, Acem onlara cizye verecek” dedi. Bunun üzerine müşrikler sevindiler ve: “Babanın aşkına ondan fazlasını veririz, ne o kelime?” dediler. Rasulullah (s.a.v.): “O bir tek kelime, (لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ)’dır der demez telâş ile kalktılar ve elbiselerini çırparak: “Bu pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor? Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler. Bu olay üzerine sâd suresinin ilk yedi ayeti nazil oldu. (Tirmîzî)
M. Türk 38:8
9
Yoksa o (kâfirler) çok şerefli ve lütuf sahibi Rabbinin hazinelerinin kendilerinin yanında olduğunu mu (zannediyorlar)?¹ 1 İlâhî kitabın kime gönderileceğine karar yetkisinin, kendilerinde olduğunu mu zannediyorlar?
M. Türk 38:9
10
Yoksa kendilerini göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların sahibi mi (zannediyorlar)? Eğer öyleyse, bir yolunu bulup, göğe yükselsinler (de bir bakalım).
M. Türk 38:10
11
Onlar burada,¹ derme çatma ve hezimete mahkûm² bir ordu döküntüsüdürler. 1 Yani göklerde…(Taberî) Burada, ifâdesi Bedir Savaşına bir işaret de olabilir. (Kurtubî) 2 Bu ifâde, Kureyş’in Bedir’deki hezimetine işaret olabileceği gibi, başarılı olacak bir ordunun, muntazam bir milletten çıkacağına da işarettir.
M. Türk 38:11
12
Onlardan önce Nûh, Âd ve kazıklar sahibi¹ Firavun’un toplumları da (Peygamberlerini) yalanladılar. 1 Evtâd: Veted’in çoğulu olup kazıklar demektir. “Kazıklar sahibi” ifâdesi ise firavunların; a- Askerinin ve konakladıkları yerlerde çaktıkları çadır kazıklarının çokluğu, b- İnsanları kazığa çakarak işkence ettikleri (Celâleyn), c- Kuvvetli mülk ve adamlara sahip olmaları d- Mısır’daki dağ gibi piramitlere sahip olmalarından kinâyedir.
M. Türk 38:12
13
Semûd, Lût kavmi ile Eyke’liler de bu gruplardandı.
M. Türk 38:13
14
İşte bunların tamamı, Peygamberleri yalanladılar ve Benim cezâmı hak ettiler.
M. Türk 38:14
15
Bu (kâfirler de) asla dönüşü olmayan bir çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar.
M. Türk 38:15
16
(Bir de kalkmış): “Ey Rabbimiz! Hesap gününden önce bize (azaptan) payımızı çabuklaştırıver.”¹ diyorlar. 1 Kıtt: Pusula, hediye pusulası demektir. Burada hisse manasınadır. Yani müşrikler, kıyamet gününe kadar beklemeye lüzum yok, o cezadan bizim hissemizi şimdiden peşin ver diye alay etmek istiyorlar.
M. Türk 38:16
17
Onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güçlü kulumuz Dâvût’u hatırla. Çünkü o, çok doğru (ve azimli)¹ birisiydi. 1 Evvab: Dönülmesi gereken yere dönen, çok tesbih eden, çok doğru ve azimli demektir.
M. Türk 38:17
18
18,19. Doğrusu biz dağları ve toplanıp gelen kuşları, akşam ve kuşluk vakti¹ onun ile birlikte (Allah’ı) tesbih etsinler diye o (Dâvût)’a boyun eğdirdik. Hepsi birlikte (Allah’ı) bolca tesbih ederlerdi. 1 İşrak vakti: Güneş doğup doğu ufkunda biraz yükselerek ziyasının tam olarak parlamağa başladığı vakittir. Yani bayram namazlarını kıldığımız vakittir. İşrak namazı da sünnettir. Daha sonraki vakit ise kaba kuşluk, vaktidir.
M. Türk 38:18
19
18,19. Doğrusu biz dağları ve toplanıp gelen kuşları, akşam ve kuşluk vakti¹ onun ile birlikte (Allah’ı) tesbih etsinler diye o (Dâvût)’a boyun eğdirdik. Hepsi birlikte (Allah’ı) bolca tesbih ederlerdi. 1 İşrak vakti: Güneş doğup doğu ufkunda biraz yükselerek ziyasının tam olarak parlamağa başladığı vakittir. Yani bayram namazlarını kıldığımız vakittir. İşrak namazı da sünnettir. Daha sonraki vakit ise kaba kuşluk, vaktidir.
M. Türk 38:19
20
Onun hükümranlığını güçlendirmiş, ona hikmet ve davaları çözme kabiliyeti vermiştik.
M. Türk 38:20
21
Sana o davalıların¹ haberi geldi mi? Hani onlar, duvardan aşarak mihraba ulaşmışlardı. 1 Hasım: Mastar olup Arapçada tekil, çoğul, erkek ve dişi için kullanılabilir. Burada ikil için kullanılmıştır. Bu davalıların, insan şeklinde gelen iki melek oldukları da rivâyet edilmiştir.
M. Türk 38:21
22
(Davalılar) Dâvût’un yanına girince o, onlardan korktu. Onlar: “Korkma! Biz biri diğerine haksızlık eden iki davalıyız. Şimdi sen aramızda adaletle hükmet, kararında adaletsizlik yapma ve bizi hak yola ilet.” dediler.
M. Türk 38:22
23
(Onlardan birisi): “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu,¹ benimse bir dişi koyunum var. Buna rağmen “onu da bana ver” diyor ve ben onunla baş edemedim.”² dedi. 1 Na’ce: Dişi koyun, dişi sülün demektir. Arapçada istiare olarak “kadın” anlamında da kullanılır. Sadece bu istiâreli anlamından hareket edip, birçok müfessirin, hattâ Mevdûdi’nin bile, (Bk. Tefhim’ül-Kur’an, Sâd: 25 ve dipnotu) Hz. Dâvut’un 99 karısı olduğunu ve başka birisinin karısına göz diktiğini söylemeleri hayret vericidir. Bu sebeple Yahûdî uydurmalarının, Müslümanlar üzerinde bu kadar etkin olmasının ve birçok tefsire girmesinin, iyi niyetle alâkasını kurmak oldukça zordur. 2 Âyetin son bölümü “…beni tartışmada yendi." şeklinde de tercüme edilebilir.
M. Türk 38:23
24
(Dâvût): “Bu adam senin bir koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle sana kesinlikle zulmetmiştir. Doğrusu, çok az olmasına rağmen gerçekten (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışında, ortak iş yapanların¹ çoğu, genellikle birbirlerinin hakkına tecavüz ederler” dedi. Ve Dâvût o anda gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi anladı, Rabbinden af diledi, eğilerek yere kapandı² ve (Allah’a) gönülden yöneldi.³ 1 Huleta’yı, bir toplumda yaşayan insanlar, kardeşler ve dostlar şeklinde anlamak da mümkündür. 2 Buradaki, “rükû etti” ifâdesini müfessirlerin büyük çoğunluğu, “secde etti” şeklinde anlamışlardır. İfadenin orijinalinden hareketle İmam Ebû Hanife, namazda ve namaz dışında bu âyeti işiten bir kimsenin secde yerine rükû edebileceği kanaatindedir. 3 Dâvut (a.s) bazı tefsirlerin Yahûdî kaynaklarından rivâyet ettikleri gibi; bu yargı işinde taraflardan birini dinlemeyerek hata falan işlememiştir. Hz. Dâvut imtihan edildiğini anlayınca, imtihanı kazandığı için kendisine lütufta bulunan Rabbine secde etmiştir ki bir Peygambere de bu yakışır. Hattâ Hz. Ali, “her kim Dâvut olayını hikâyecilerin anlattığı şekilde anlatırsa ona yüz altmış değnek vururum.” buyurmuştur. (Elmalılı)
M. Türk 38:24
25
Biz de imtihanı ondan kaldırdık. Bu (olayın aslı) böyledir. Şüphesiz onun, yanımızda yüksek bir makamı ve (âhirette) güzel bir geleceği vardır.
M. Türk 38:25
26
Ey Dâvût! Gerçek şu ki Biz, seni yeryüzünde halîfe kıldık. Öyleyse insanlar arasında Allah’ın kanunları ile hükmet ve keyfi kanunlara uyma. Zîrâ onlar, seni Allah’ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.¹ 1 Ey Davud! Muhakkak ki Biz seni Arzda halîfe kıldık. Yani kendi keyfine göre hükûmet etmek üzere değil Allahu Teâlâ’nın namına, Onun kanunlarını icraya memur ki Âdem’in yaratılışının hikmeti de bu idi. Zira hilafetin manası budur. Ve insanların kendi keyiflerine göre koydukları -adına her ne derlerse desinler- kurallara sakın tâbi olma. İnsanlar arasında keyfe göre hükmetme ki seni Allah’ın yolundan ayırmasın. Çünkü Allah’ın yolundan sapanlar, Firavunlar gibi hüküm ve hâkimiyet kendilerinin zannederek Allah’ın ahkâmından başkasını tatbike çalışanlar, hesap gününü unuttukları için kendilerine çok şiddetli bir azap vardır. Bunların Davud (a.s.)’a hitap olmakla beraber Muhammed (a.s.)’a ve ümmetine de bir hitap olmasının anlaşılması daha doğrudur. (Elmalılı)
M. Türk 38:26
27
Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve bu ikisinin arasındakileri kâfirlerin zannettikleri gibi tesadüfen yaratmadık. Vay o cehenneme girecek kâfirlerin haline!
M. Türk 38:27
28
Yoksa Biz (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanları, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlarla (hiç) bir mi tutarız? Ya da Allah’tan hakkıyla sakınanları, hak yoldan sapanlarla (hiç) bir mi tutarız?
M. Türk 38:28
29
(Ey Muhammed! Bu Kur’an,) sana, temiz akıl sahipleri, âyetlerini iyice düşünsünler ve öğüt alsınlar diye indirdiğimiz, mübârek bir kitaptır.
M. Türk 38:29
30
Biz Dâvût’a da Süleyman’ı hediye ettik. O ne güzel bir kuldu. Çünkü o, çok doğru (ve azimli) birisiydi.
M. Türk 38:30