1
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.
2
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.
3
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.
4
1,2,3,4. Omuz omuza veren (Müslümanlara, ¹ bunları) yönlendirip sevk eden (önder)lere² ve Allah’ın Kitabını dilinden düşürmeyenlere yemin olsun ki, sizin ilâhınız gerçekten tektir.
1 Saffat: Dizilip saf olanlar, saf dizenler anlamına gelir. Saf ise, çeşitli şeyleri düz bir hat üzerinde sırayla dizmek veya dizilen sıra demektir. Bu ifâdeyle; melekler, yıldızlar, namaza duran ve küfre karşı Allah yolunda cihad için toplanan Müslümanlar, kastedilmiş olabilir. 2 Zecr: Azarlayarak bir şeyi defetmek, sevk etmek ve yasaklamak demektir. Bu ifâdeyle; bulutları sevk eden melekler, Müslümanları tehlikelerden koruyan mücahit orduları veya Müslümanları ve bu orduları sevk ve idare eden önderler, kastedilmiş olabilir.
5
(O aynı zamanda) hem göklerin, hem yerin, hem de ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbi olduğu gibi doğuların¹ da Rabbi’dir.
1 Burada doğu’nun çoğul kullanılması; güneşin her gün aynı yerden doğmadığı anlamına geldiği gibi, Allah’ın kitabının okundukça, gönüllere güneş gibi doğacağına da bir işaret olabilir.
6
Şüphesiz Biz, dünya göğünü yıldızların güzelliğiyle süsledik.
7
Ve onu her türlü azgın şeytanın¹ şerrinden tamamen koruduk.
1 Buradaki şeytanı, iblis gibi şeytan şeklinde anlamak mümkünse de haktan uzak, tüm şeytanlıklara sahip şahıslar, olarak anlamak da mümkündür. Bu şahıs, hükmî şahsiyet de olabilir.
8
8,9. O (şeytanlar) yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler¹ ve onlar, her yönden kovularak uzaklaştırılırlar. Bir de onlar için bitmeyen azap vardır.
1 Yani onlar melekleri dinleyemez, Peygamberler gibi vahiy alamazlar, miraca çıkamazlar.
9
8,9. O (şeytanlar) yüce (melekler) topluluğunu dinleyemezler¹ ve onlar, her yönden kovularak uzaklaştırılırlar. Bir de onlar için bitmeyen azap vardır.
1 Yani onlar melekleri dinleyemez, Peygamberler gibi vahiy alamazlar, miraca çıkamazlar.
10
Ancak söz hırsızlığı yapan olursa, onu da parlak bir ateş izler. ¹
1 Şihâb: Ateş alevi demektir. Parıltılarından dolayı yıldızlara ve süngüye de şihâb denilir. Özellikle gökyüzünde yıldız kayıyor gibi görünen parıltıya da “şihâb” denilmiştir. Yukarıdaki âyetler; semavî olarak vahyolunan Kur’an’a ve Hz. Muhammed (a.s)’a yapılabilecek şeytanlıkların ve Peygambere karşı rekabete kalkışıp din uydurmağa çalışan dinsizlerin uğrayacakları maddî ve manevî hezimet ve perişanlıklarını temsili olarak anlatmaktır. 8. âyette “İlahi haberlerin”, 7. âyette de “semanın” korunacağı ifâdelerinden aralarında bir teşbih düşünülebilir. Buna göre; İlahi mesaj olan Kur’an “sema” gibidir, “yıldızlar ve burçlar” gibi âyet ve surelerle süslenmiştir. Ve bu Kur’an her tür şeytan ve şeytanî fikirlerden korunmuştur. Bu şeytanlar ona normal bir şekilde bakamazlar ve ondan istifâde edemezler. Olsa olsa göz ucuyla bakar, yalan yanlış bilgilerle şeytanlık yapmak isterler. Bunları da şihâb gibi “nebiler, âlimler” yok eder veya âhirette cehennem onları yakar. Bk. (Hicr: 17-18)
11
(Ey Muhammed!) Kâfirlere: “Kendilerini (âhirette tekrar) yaratmamızın, yarattıklarımızın tamamını yaratmaktan daha mı zor?” olduğunu sor. Doğrusu Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
12
Fakat sen (buna) hayran kalırken, onlar alay ediyorlar.
13
Ve uyarıldıklarında da hiç düşünmüyorlar.
14
Bir mûcize gördüklerinde alay ediyorlar.
15
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.
16
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.
17
15,16,17. Ve onlar: “Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir. Yani biz ve ilk atalarımız öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra gerçekten diriltilecek miyiz?” dediler.
18
(Sen de onlara): “Evet hem de rezil bir durumda.” de.
19
O (dirilme,) korkunç bir çığlıktan ibarettir ve o anda, onlar baka kalırlar.
20
Ve: “Yazıklar olsun bize! Bu, hesap günüdür.” derler.
21
(O gün onlara): “İşte bu, sizin yalanlayıp durduğunuz (Müslüman’ı kâfirden) ayırt etme günüdür.” (denilir.)
22
22,23. (Ve Allah): “Toplayın şu zâlimleri, aynı yoldaki kafadarlarını¹ ve Allah’tan başka taptıklarını! Onları hemen cehennemin yoluna sürün!”
1 Eşleriyle yani; puta tapanı puta tapanla, yıldıza tapanı yıldıza tapanla, zalimi zalimle, efendisini tabisiyle yahut şeytanları ve şeytanlaşanları şeytanlarıyla…
23
22,23. (Ve Allah): “Toplayın şu zâlimleri, aynı yoldaki kafadarlarını¹ ve Allah’tan başka taptıklarını! Onları hemen cehennemin yoluna sürün!”
1 Eşleriyle yani; puta tapanı puta tapanla, yıldıza tapanı yıldıza tapanla, zalimi zalimle, efendisini tabisiyle yahut şeytanları ve şeytanlaşanları şeytanlarıyla…
24
“Ve hesaba çekilmeleri için onları orada bekletin!” buyurur.
25
(Bir de onlara): “Size ne oldu da birbirinizle (dünyadaki gibi) yardımlaşmıyorsunuz?” (denilir.)
26
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”¹ diyecekler.
1 Arapçada “sağdan gelmek” mecâzen; “sûret-i haktan görünmek, faydalı tavsiyede bulunmak ve bâtılı hak gibi göstermek için süslemek” anlamlarında kullanıldığından yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. Yani onlar birbirlerine girecekler. Dünyada doğruymuş gibi söyledikleri yalanları birbirlerinin yüzlerine vuracaklar.
27
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”¹ diyecekler.
1 Arapçada “sağdan gelmek” mecâzen; “sûret-i haktan görünmek, faydalı tavsiyede bulunmak ve bâtılı hak gibi göstermek için süslemek” anlamlarında kullanıldığından yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. Yani onlar birbirlerine girecekler. Dünyada doğruymuş gibi söyledikleri yalanları birbirlerinin yüzlerine vuracaklar.
28
26,27,28. O gün (aralarında yardımlaşmaları bir yana) onlar, zilletle boyun eğecekler ve dönüp birbirlerini sorumlu tutarak (ötekilere): “Gerçekten siz (dünyada) bize hep haktan yana gibi görünürdünüz.”¹ diyecekler.
1 Arapçada “sağdan gelmek” mecâzen; “sûret-i haktan görünmek, faydalı tavsiyede bulunmak ve bâtılı hak gibi göstermek için süslemek” anlamlarında kullanıldığından yukarıdaki tercüme daha uygun görülmüştür. Yani onlar birbirlerine girecekler. Dünyada doğruymuş gibi söyledikleri yalanları birbirlerinin yüzlerine vuracaklar.
29
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. ¹
1 Genelde insanları suret-i haktan görünerek kandıranlar suçlanır ve kınanır. Bunlara aldananlara da zavallılar gözüyle bakılır. Esasen ana suçlular, bunlara aldanan, üç kuruşluk dünya menfaati veya ahirette kavuşacaklarını umdukları şefaat ve torpiller uğruna yardakçılık yaparak bunlara fırsat verenlerdir. Yukarıdaki ayetler bunların ahirette ne hale geleceklerini veciz bir şekilde açıklamaktadır.
30
29,30,31,32. (Diğerleri de:) “Hayır! (Aslında) siz zâten Müslüman bile değildiniz. (Sonra) bizim sizin üzerinizde hâkimiyet kurma gücümüz de yoktu. Hatta siz, azgın bir toplum idiniz. Sonunda (hepimiz) Rabbimizin azabını hak ettik ve bu azabı mutlaka tadacağız. Biz, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.” derler. ¹
1 Genelde insanları suret-i haktan görünerek kandıranlar suçlanır ve kınanır. Bunlara aldananlara da zavallılar gözüyle bakılır. Esasen ana suçlular, bunlara aldanan, üç kuruşluk dünya menfaati veya ahirette kavuşacaklarını umdukları şefaat ve torpiller uğruna yardakçılık yaparak bunlara fırsat verenlerdir. Yukarıdaki ayetler bunların ahirette ne hale geleceklerini veciz bir şekilde açıklamaktadır.
Sonraki 30 ayet →