Ana SayfaMealler › Mehmet Türk
MT

Mehmet Türk

Mehmet Türk
Mehmet Türk meali ile okumaya başla
Yasin 1 / 83
1
Yâ Sîn.¹ 1 Yâsîn (يٰسٓ), müfessirlerin çoğunluğuna ve Siybeveyh’in kanaatine göre bu sûrenin ismidir. Bazıları bunun yemin veya Allah’ın isimlerinden olduğunu söylemişse de Bakara sûresinin evvelindeki (الم) gibi huruf-i mukattadan olduğu daha kuvvetlidir.
M. Türk 36:1
2
Hikmetli¹ (tartışmasız tek doğru) Kur’an’a yemin olsun ki; 1 Hikmet: Yanlışlığı asla düşünülemeyen mutlak doğru önerme demektir ki Allah’tan başkası böyle bir sözü söyleyemez. Hakîm; hikmetli, hikmet söyleyen, hikmet sahibi ve muhkem anlamlarına gelir ki Kur’an için hepsi geçerlidir.
M. Türk 36:2
3
(Ey Muhammed!) Sen kesinlikle (Allah’ın gönderdiği) Peygamberlerden (birisi)sin.¹ 1 Görülüyor ki bu hitap; hem yemin, hem (اِنَّ), hem (ل), hem de isim cümlesi ile takviye ve te’kit olunmuştur. Bu cümle, Muhammed (s.a.v)’in peygamberliğine Allah tarafından bir şehadettir. Bundan dolayı bu te’kitler öncelikle şiddetli inkârlarla karşılaşan Peygamberi layıkıyla tatmin içindir. Bu haysiyetle bu ayetin manası: “Bütün inkârcıların, inatçıların, küfür ve inkârlarına rağmen emin ol ki sen şüphesiz o Risalet’le gönderilen, yani Allah’ın tebliğ edilmek üzere emanetini haiz ve dinlenilmediği takdirde cezası muhakkak olan elçisi yani hak Peygamberlerindensin.” demek olur. (Elmalılı)
M. Türk 36:3
4
(Sen tam) hak yol üzerindesin.¹ 1 3 ve 4. âyetler; “Kesinlikle sen, hak yol üzere (gönderilen) Peygamberlerden (birisi)sin.” diye tercüme edilebilir.
M. Türk 36:4
5
(Sen,) çok güçlü ve çok merhametli olan (Allah)’ın gönderdiği bir elçisin.¹ 1 Bu âyet: “(Bu Kur’an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.” diye de tercüme edilebilir. Fakat bu anlam zayıftır. (أَنزَلَ) fiili, Talâk: 10’da da “göndermek” anlamında kullanılmıştır.
M. Türk 36:5
6
(Ve Sen) babaları uyarıldığı halde, kendileri bundan gafil kalmış bir topluluğu, uyarmak için (gönderildin).¹ 1 Bu âyet : “Babaları uyarılmadığı için kendileri gaflet içerisinde kalmış bir toplumu uyarman için (seni gönderdik)” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu tercümede (مَا) nafiye, yukarıdaki tercümede ise mevsule olarak alınmıştır. Bunun sebebi ise mânânın “Biz, bir Peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz” (İsra: 15, En’am: 131) âyetlerine ters düşmemesi içindir. Ayrıca bu kavmin dedelerinin Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Hud, Hz. Lut (a.s) tarafından uyarıldığı Kur’an’da sabittir.
M. Türk 36:6
7
Yemin olsun onların çoğu hakkındaki “artık onlar inanmayacaklar”¹ sözü doğru çıkmıştır.² 1 Bk. (Bakara: 6) 2 Bu âyet : “Yemin olsun onların pek çoğunun üzerine azap sözü hak olmuştur. (Yani azabı hak etmişlerdir.) Çünkü onlar îman etmeyecekler.” diye de tercüme edilebilir.
M. Türk 36:7
8
Gerçekten Biz, o (inanmayan)ların boyunlarına, çenelerine kadar (dayanan) demir halkalar¹ geçirdik de;² bu yüzden başları yukarı, gözleri aşağı, somurtup dururlar. 1 Ağlâl: Baskı, cezâ ve eziyet sebebiyle, boyuna takılan, eli boyuna bağlıyan demir toka, lâle demektir. 2 Bu bölümde istiâre vardır. Bu “halkalar”; toplumsal baskılar, bâtıl felsefî inançlar gibi küfrü hoş gösterip Müslümanları îmandan uzaklaştıran fena alışkanlıkları, nefislerin alıştırılarak; bunların toplumsal yaşayış biçimi haline getirilmesini temsil edebilir. Hatta bu halkalar; kravat, fötr şapka, smokin gibi bir rejimin şiarı haline gelen ve insanları o rejimlerle özdeşleştiren sembolleri bile hatırlatır gibi görünmektedir.
M. Türk 36:8
9
Biz onların önlerinden ve arkalarından birer set çekerek (basiretlerini) örtüverdik de onlar (bu yüzden Hakkı) görmezler.
M. Türk 36:9
10
Sen, onları uyarsan da uyarmasan da fark etmez; artık onlar, asla inanmayacaklar.¹ 1 Bak. (Bakara: 6, Yûnus: 96–97)
M. Türk 36:10
11
Sen, ancak Kur’an’a uyan ve görmeden, Rahman olan (Allah’)a (karşı) saygı duyan kimseyi, uyarırsın. İşte o kimseyi, bir bağışlanma ve üstün bir mükâfatla (cennetle) müjdele.
M. Türk 36:11
12
Şüphesiz ölüleri (âhirette) sadece Biz, diriltiriz ve onların hayatta yaptıklarını da arkalarında bıraktıklarını da sadece Biz yazarız. Ve zâten Biz o her şeyi, (bunları) açıklayan ana kitap (olan levh-i mahfuz’a, önceden) kaydettik.
M. Türk 36:12
13
Sen o (kâfirlere) kendilerine elçiler gelen şehir halkının örneğini ver.¹ 1 Bu kıssadaki Peygamberlerin kimlikleri ve kıssanın geçtiği yer ile ilgili rivâyetlere, Yahûdî kaynaklı olma ihtimâli sebebiyle olayın anlatıldığı sadeliği bozmamak için yer verilmemiştir. Esasen bu kıssanın bizi ilgilendiren tarafı, olayın muhtevasıdır.
M. Türk 36:13
14
Biz (onlara) iki (elçi) gönderdik. Fakat onlar, ikisini de yalanladılar. Biz de (o iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik. Ve (o üç elçi): “Şüphesiz biz, size gönderilmiş elçileriz.” deyince;¹ 1 Bu kıssa, Hz. Mûsa ve Hz. İsa’dan sonra, onların dinlerinin doğrusunu söyleyerek takviye eden Hz. Muhammed (a.s)’ın durumunu, hatırlatmaktadır.
M. Türk 36:14
15
(Onlar da): “Siz, bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz, Rahman (olan Allah) (sizinle) herhangi bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz” dediler.
M. Türk 36:15
16
(O elçiler de): “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”
M. Türk 36:16
17
“Bizim görevimiz (Rabbimizin dinini size) açık bir şekilde duyurmaktan başka bir şey değildir.” dediler.
M. Türk 36:17
18
Onlar: “Doğrusu biz, sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık.¹ Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermezseniz, sizi kesinlikle taşlayarak öldüreceğiz ve mutlaka bizden size, çok acıklı bir işkence de gelecektir.” dediler. 1 (تَطَيَّرْنَا) ifâdesi, “uğursuzluğa uğramak” anlamında kullanılan mecâzî bir ifâde olduğu için tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır. Bu mecâzın aslı şudur. Cahiliyye Arapları, bir iş yapacakları zaman Kâbe civarında bir kuş uçururlardı. Eğer kuş, sağ tarafa uçarsa, o işin hayırlı, sol tarafa uçarsa hayırsız olduğuna inanırlardı. Bk. (A’raf: 131, İsrâ:13, Neml: 47, Yasin: 19)
M. Türk 36:18
19
(O elçiler de): “Uğursuzluğunuz sizin kendinizdedir. (Siz) uyarıldığınızdan dolayı mı (uğursuzluğa uğradığınızı zannediyorsunuz?) Hayır, bilakis siz, ölçüyü kaçıran bir toplum olduğunuzdan dolayı (uğursuzluğa uğradınız.)” dediler.
M. Türk 36:19
20
Şehrin en saygın kimselerinden¹ bir adam koşarak geldi ve: “Ey kavmim! Elçilere uyun.” dedi. (Ve şöyle devam etti:) 1 Âyetin bu bölümü: “Şehrin ta öteki ucundan bir adam…” diye de tercüme edilebilir. Bu adamın kimliği hakkındaki bilgilerin tramamı israiliyyat kaynaklı olduğu için üzerinde durulmamıştır.
M. Türk 36:20
21
“Sizden ücret istemeyen hak yolu bulmuş şu kimselere uyun.”
M. Türk 36:21
22
“Hem ben, beni yaratana niçin kulluk etmeyecekmişim? (Sonunda) zâten siz de Ona döndürüleceksiniz.”
M. Türk 36:22
23
“Ben, Ondan başka ilâhlar edinir miyim hiç? Eğer Rahman (olan Allah) bana bir zarar dileyecek olsa, o ilâhlar şefâatleriyle bana bir fayda sağlayamadıkları gibi, beni (o zarardan) kurtaramazlar bile.”
M. Türk 36:23
24
24,25. “İşte o zaman ben, gerçekten tam bir sapkınlık içine düşmüş olurum. (Ey Peygamberler!) Şüphesiz ben, sizin Rabbinize îman ettim, işte beni duyun.”
M. Türk 36:24
25
24,25. “İşte o zaman ben, gerçekten tam bir sapkınlık içine düşmüş olurum. (Ey Peygamberler!) Şüphesiz ben, sizin Rabbinize îman ettim, işte beni duyun.”
M. Türk 36:25
26
(Âhirette)¹ Ona: “Cennete gir” denildi. O da: “Keşke benim kavmim de bir bilseydi”, 1 Bu âyetten, bu şahsın o toplum tarafından şehit edildiği ve Allah’ın bildiği şekilde âhirete göçtüğü anlaşılmaktadır.
M. Türk 36:26
27
“Rabbimin beni bağışladığını ve beni (cennette) ağırlananlardan kıldığını.” dedi.¹ 1 Yukarıda geçen Peygamberler ve ona destek veren kişinin kıssası, cennete götüren yolu net bir şekilde belirlemektedir. Onun için bu kıssanın kabirlerdeki ölülerden ziyade, cihad’tan uzaklaşarak rûhen ölü olan kimselere okunması, daha faydalı olur.
M. Türk 36:27
28
Kendisin(in ölümün)den sonra, kavminin üzerine (onları helâk etmek için) gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.¹ 1 Onları helâk etmek için gökten bir ordu göndermeye değmezdi ve bu Allah’ın usulünden de değildi.
M. Türk 36:28
29
(Onların helâkine) yalnızca bir tek çığlık (yetti) ve onlar, anında sönüverdiler.¹ 1 O şahsı dinlemeyip öldüren kavmini de onun arkasından sağ bırakmadık, gerçi o şehidin arkasında ve Rasullerin elinde bir ordu yoktu. Bununla beraber onlara harp için gökten bir ordu da indirmedik. Yani bu gibi durumlarda gökten apaçık bir ordu indirivermek âdet-i ilâhiyyeden değildi. Allah’ın bir kavmi helak etmesi için öyle ordular indirmesine de lüzum yoktur. “Bedir”de, “Hendek”de Melekleri indirmesi bile mü’minlerin kalplerini tatmin için idi. O Allah, bir iş murad edince ona sâdece “ol!” der o da oluverir. Onların başına gelen hadise sâdece tek bir ses, bir sayha oldu. Bazıları bundan o toplumun helâkini anlamışlarsa da İsa (a.s)’ın daveti karşısında Roma devletinin yıkılışını anlamak daha şümullüdür. (Elmalılı) Bazı çokbilmişler ayetin başındaki (إن)’i şartiyye zannedip bu ayeti: “eğer bu gerekseydi onlara bir çığlık yeterdi” diye anlayarak mucizeleri inkârlarına veya hafife almalarına devam etmişlerdir. Hâlbuki (إلّا)’dan önce gelen (إن) şartıyye değil nafiye olur.
M. Türk 36:29
30
Kendilerine bir Peygamber gelir gelmez, derhâl onunla alay eden kullara yazıklar olsun!
M. Türk 36:30