1
Hamd, gökleri ve yeri (yoktan) yaratan,¹ melekleri ikişer üçer ve dörder kanatlı² elçiler kılan, Allah’a aittir. O yaratmada dilediği artırmayı yapar.³ Şüphesiz Allah’ın gücü, her şeye yeter.
1 (فَاطِرٌ) kelimesi yukarıda sıfat olarak tercüme edilmiştir. Mübteda olarak; “Hamd, Allah’a aittir. O gökleri ve yeri yaratandır…” şeklinde de tercüme edilebilir. (Kurtubî) Fâtır: Esasen yarmak, ilk olarak yaratmak manasınadır. (فَاطِر) mâzi manâsına alınıp izafet-i maneviye olarak marife olup, Allah lafzına sıfat kabul edilirse, ahirete, yani ikinci yaratılışa işaret, edebilir. Bazı müfessirlerin dediği gibi yarmak manasından ism-i fâil olması da mümkündür. Bu surette bundan ahiretteki yaratılış da anlaşılabilir. O halde iki ihtimal kalır. Birisi bedel yapılmak, birisi de istimrar ve sebat kast olunarak mazi ve istikbale şamil olmaktır. En münasibi de budur. O zaman bu bölümün manası, hem ilk yaratılışı, hem de ikinci yaratılışı içererek işaret ettiğimiz gibi: “Gökleri ve yeri yaran ve yaracak olan, Dünyayı yarattığı gibi Âhireti de yaratan” şeklinde olur. (Elmalılı) 2 Meleklerin kanatlarının hakikat ve keyfiyetinin nasıl olduğunu Allah bilir. Bu rakamlar çokluktan kinâyedir. Meleklerin daha fazla kanatları olabilir. İbnu Mes’ud’un rivâyetine göre Peygamber Efendimiz Cebrâil’i altı yüz kanatla görmüştür. (Müslim) 3 Yaratmada dilediği kadar artırır. Yani isterse, meleklerin kanatlarını daha fazla yarattığı gibi, diğer yarattıklarında da dilediği ziyadeyi yapabilir. Bu yüzden Allah’ın yaratma gücünün sınırı yoktur. Yani evreni yaratıp bir süre sonra istirahata çekilmemiştir.
2
Allah insanlara rahmetinden neyi açarsa, onu tutacak olmadığı gibi neyi de kısarsa, onu Ondan sonra salıverecek de yoktur. O, çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
3
Ey insanlar! Allah’ın size ihsan ettiği nîmetini (sürekli) anın. Size gökten ve yerden rızık veren Allah’tan başka bir yaratıcı, olabilir mi? Zâten Ondan başka ilâh yoktur. Öyleyse siz, (Hak’tan) nasıl da saptırılıyorsunuz?
4
(Ey Muhammed!) Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa senden önceki Peygamberler de yalanlanmıştı. (Üzülme, sonunda) bütün işler Allah’a döndürülür.¹
1 Bu ayet Peygamber Efendimizi teselli ve ona moral vermek için indirilmiştir.
5
Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın verdiği söz gerçektir. O halde sakın dünya hayatı sizi aldatmasın¹ ve sakın o aldatıcı (şeytan), sizi Allah adına² aldatmasın.
1 Sakın Dünya hayatı sizi mağrur etmesin, aldatmasın. Bu gün keyfimize bakalım da yarın ne olursa olsun demeyin. Dünyaya dalıp da uhrevî vazifelerinizi unutmayın, Dünya için ahiretinizi feda etmeyin, çünkü gençlik uçup ihtiyarlık çöktüğü gibi Dünya da bir rüya gibi gelir geçer, ahiret, ebedî olmak üzere gelir çatar. (Elmalılı) 2 O çok aldatıcı mağrur insan ve cin şeytanları sizi “Allah kerîmdir, Allah gafûrdur, rahîmdir, Allah her şeye vekildir” diyerek Allah’ın affına güvendirerek, Allah’ı kendi kafalarına göre tanımlayarak, Allah adına konuşarak, başka yolları Allah’ın yolu diye göstererek, Allah’ın adını kullanarak sizi günahlara, sefahatlere sevk etmesin, vazifelerinizi kötüye kullandırmasın.
6
Gerçekten şeytan,¹ sizin düşmanınızdır. Öyleyse siz de ona düşman olun. Zâten o, kendi taraftarlarını çağırsa çağırsa, çılgın alevli cehennem halkından olmağa çağırır.
1 Şeytan: Azgınlıkta son derece yüze çıkmış, haktan uzak, yanlış/bâtıl olan, demektir. Şeytan kelimesi, insan, cin, hayvan ve tüm yaratıklar ve düşünce tarzlarından pis, azgın, inatçı ve inkârcı olanları için kullanılan bir cins isimdir. Âdem’e secdeyi kabul etmediği andan itibaren, hayırdan ümidini kesmiş, pişmanlık ve üzüntü duyan anlamında İblis; secde etmeyiş sebebi olarak da beni dumansız ateşten, onu ise çamurdan yarattın diye bir bahane uydurarak Âdem’i Cennet’ten çıkarmaya çalıştığı andan itibaren de Şeytan adını almıştır. İslam’a göre şeytan diye özel bir varlık yoktur. Şeytanlık tıpkı mü’minlik gibi bir sıfattır. Bu sıfatı ilk kazanan ise “iblis” isimli bir cindir. Bu sıfatlara sahip olan her insan, tüm akıllı varlıklar ve düşünce sistemleri şeytanın ta kendisidir. Bk. (Bakara: 14 ve dipnotu, En’am: 100)
7
Kâfirlere çok şiddetli bir azap, (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara ise, af ve çok büyük bir mükâfat vardır.
8
(Bu af ve mükâfat onlara değil de) yaptığı kötülükler (kendi nefisleri tarafından) kendisine süslü kılınıp, onu güzel görene mi (olacak)?¹ Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de hak yola yöneltir. O halde, onlara üzülerek kendini helâk etme. Allah onların ne yaptıklarını çok iyi bilir.²
1 Bu soru inkâr içindir ve bu ifâde, “tabiî ki olmayacak” anlamınadır. Yani iman edip sâlih ameller yapan kimselere mağfiret ve büyük bir ecir var diye onun zıddı olan o mağrur kimseler de mi onlar gibi olacak. Kendisine kötü ameli süslü gösterilmiş, hırsı şehvetle allanmış-pullanmış, hem zevkine, hem menfaatine uygun sonu iyi gelecek bir amel gibi hoş gösterilmiş de onu güzel görmüş, vehimleri aklına galebe etmiş, şehvetlerinin sarhoşluğu gözünü bürümüş, tersi dönmüş, bâtılı hak, kötüyü iyi, fenalığı güzel görür olmuştur. İşte Dünya hayatında mağrur olan bu hâle geleceği gibi Allah gafur, diye kötülüklerde ısrar eden mağrurlar da bu hâle gelirler. Bir insan böyle kötüyü iyi görecek kadar da şaşkın ve vicdansız nasıl olur diye hayret etme. Çünkü Allah, dilediğini şaşırtır, dilediğine de hidayet verir. (Elmalılı) 2 Efendimiz, “Ey Allahım! Dinini Ömer b. Hattab ve Ebû Cehil b. Hişam ile şereflendir” demiş, Allah da Hz. Ömer’i îmanla şereflendirmiş, Ebû Cehil’i ise küfür bataklığında bırakmıştı. Bu âyet, bu olaydan sonra nâzil olmuştur. (Esbâb-ı Nüzûl-Suyûtî)
9
Rüzgârları gönderip bulutları hareket ettiren, sadece Allah’tır. Sonra Biz onu ölü arazilere sürükler ve o araziyi ölümünden sonra o (bulutla) diriltiriz. İşte (ölümden sonraki) diriliş de aynen böyle olacaktır.
10
Kim şerefli olmak istiyorsa (şunu iyi bilsin ki) bütün şerefler Allah’a aittir.¹ Bütün güzel sözler² Ona yükselir, (îman edilen) iyi işleri yaşamak da o (güzel sözleri) yükseltir.³ Sinsice kötülükleri tasarlayanlara ise, çok şiddetli bir azap vardır ve onların tasarladıkları kötülükler, (bir gün) mutlaka bozulur.
1 Şeref dünyada da âhirette de tamamıyla Allah’a aittir. Onun için şeref isteyen, şuna-buna tapmakla kendisini alçaltmamalı, hepsini bir kenara bırakıp sadece Allah’a kul olmalı. Bk. (Yûnus: 65, Nisâ: 139, Münâfıkun: 8) 2 Güzel sözler; başta kelime-i tevhit, olmak üzere Allah’ın ve Efendimizin öğrettiği tarzda tesbih, tekbir, Allah’ı zikir, dua, istiğfar, Kur’an okumak gibi kelimelerin hepsini kapsar. Tasavvuf ekollerinin kendilerine göre yaptıkları zikir tanımlama ve çeşitleri ile ilgili olarak, sahih kaynaklarda herhangi bir rivâyet bulunmamaktadır. Genellikle bu rivâyetlerin kaynağı, kendilerinden menkuldür. Peygamberimizin uygulamalarında Allah, sıfatlarıyla ve kelime-i tevhit’le zikredilmiş ve bunun sayısı da yüzü geçmemiştir. Sünnette sadece “Allah” ve “hû” lafızlarıyla zikir uygulaması yoktur ve zaten bu şekildeki zikir, câiz de değildir. Bir kısım çalgı aletleri eşliğinde ve zikir adı altında yapılan ritüeller ve danslar ise tamamen batıl ayinlerdir ve İslam’la hiçbir alakası yoktur. Bk. (Bakara: 152 ve dipnotu) 3 Bu âyete göre söylenen her türlü güzel söz, zikir, dua ve nutukların Allah huzurunda kabul görmesi ancak bunları tasdik ettirecek sâlih ameller ile olur. Peygamberimiz; “Bir kul güzel bir söz söylerse melek onu Rahman’a arz eder, fakat o kulun amel-i sâlihi yoksa kabul olunmaz.” buyurmuştur. Yine bir hadiste: “Allah bir sözü amelsiz kabul buyurmaz ve sözü de ameli de niyetsiz kabul buyurmaz, sözü, ameli, niyeti de ancak sünnete isabet ediyorsa kabul eder.” buyurulmuştur. (Kurtubî) Sonuç olarak Allah’ın huzurunda şerefe ulaşmak hem güzel söz, hem de yaşama ile olur. Yoksa gurur, şeytanlık ve sadece laf ile değil.
11
Allah sizi önce topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra da sizi birbirinize eşler kıldı. Hiçbir dişi, Onun bilgisi olmadan hamile de olamaz, doğum da yapamaz. Bir canlıya ömür verilmesi de onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitapta¹ (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah’a göre çok kolaydır.
1 Yani, “levh-i mahfuz”da…
12
Suyu tatlı, susuzluğu kesen ve içimi kolay olan denizle, suyu tuzlu ve acı olan iki deniz asla bir değildir. Ama her birinden de taze et yersiniz ve takınacağınız süs eşyaları (olan inciler) çıkarırsınız. (Bir de) gemilerin onda (Allah’ın) lütfundan rızık aramanız için (dalgaları) yararak yüzdüğünü görürsün. (Şimdi) belki şükredersiniz.
13
Gerçekten Allah, her an geceyi gündüze, gündüzü de geceye sokup duruyor. Her biri belirlenmiş bir süreye kadar dönen güneşi de ayı da (kendisine) boyun eğdirmiştir. İşte sizin Rabbiniz bütün kâinatın sahibi olan bu Allah’tır. Onu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir çekirdek zarı¹ kadar basit şeylere bile sahip değildirler.
1 Kıtmîr: Hurma ile çekirdeğinin arasındaki ince zar veya çekirdeğin arkasındaki ince çıkıntı demektir. Mecâzen hakir ve basit şeyler için kullanılır.
14
Onlara duâ etseniz, duânızı işitmezler, işitseler de size cevap veremezler. Kıyamet günü ise sizin (kendilerini Allah’a) ortak koşmanızı reddederler. Hiç kimse seni her şeyi bilen (Allah) gibi (gerçeklerden) haberdar edemez.¹
1 Yani Allah’tan başka hiç kimse Peygamberlik veremez veya âhiretten haber veremez.
15
Ey insanlar! Siz, Allah’a muhtaçsınız, Allah ise hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, övülmeye layık olandır.
16
Eğer isterse sizi yok eder ve (yerinize hiç görülmedik) yeni bir âlem yaratır.
17
Bu Allah’a göre hiç de güç değildir.
18
Hiçbir günâhkâr¹ bir başkasının günâhını yüklenemez. Eğer (günâh) yükü ağır olan birisi (bir başkasını) onu taşımaya çağırsa bu, akrabası bile olsa onun yükünden bir şey yüklenemez. (Ey Muhammed!) Sen sadece Rablerini görmedikleri halde, Ondan sevgiye dayalı bir korku ile korkanları, namazı dosdoğru ve devamlı kılanları uyarabilirsin. Kim de (günâhlarından) temizlenirse, kendisi için temizlenmiş olur. Sonunda dönüş Allah’adır.
1 Vizr: Ağırlık, ağır yük, ağır günâh, vebal ve günâhın cezâsının ağırlığı demektir. Herkes kendi günâhından sorumludur ve kendi günâhının cezâsını çeker. Günâhı ağır basan birisi, bir başkasını günâhını yüklenmesi için çağırsa, bu yakını, dostu, hocası, şeyhi bile olsa bu mümkün değildir. Ancak bir kimse, böyle yaparak diğerini bir günâha sokarsa o boynuna aldığı günahı çekmeyecek değildir. Ancak sevk ettiği kimseyi kurtarmış olmayacak, onun çekeceğini çekmeyecektir. Bu durumda birisi aldandığının cezâsını, diğeri de aldattığının cezâsını çekecektir. Buna göre; “günahım falancanın boynuna” diyerek günah işlemenin veya birisine, “şu işi yap günahın benim boynuma” demenin doğrulukla hiçbir ilgisi yoktur. Bk. (En’am: 164, İsrâ: 15, Zümer: 7, Necm: 38) Âyetin bu bölümü “Hiç bir günâhkâr bir başkasının günâhını çekemez…” şeklinde de tercüme edilebilir.
19
19,20,21. Körle gören, karanlıklarla aydınlık, serin gölge ile yakıcı sıcaklık asla bir değildir.¹
1 Bu âyet mecâzen; “kâfirle Müslüman, bâtıllarla hak, cennet ile cehennem asla bir değildir” anlamına gelebilir. Karanlığın çoğul olması bâtılın çok çeşitli olmasına, aydınlığın tekil olması da hakkın tek olmasına işarettir.
20
19,20,21. Körle gören, karanlıklarla aydınlık, serin gölge ile yakıcı sıcaklık asla bir değildir.¹
1 Bu âyet mecâzen; “kâfirle Müslüman, bâtıllarla hak, cennet ile cehennem asla bir değildir” anlamına gelebilir. Karanlığın çoğul olması bâtılın çok çeşitli olmasına, aydınlığın tekil olması da hakkın tek olmasına işarettir.
21
19,20,21. Körle gören, karanlıklarla aydınlık, serin gölge ile yakıcı sıcaklık asla bir değildir.¹
1 Bu âyet mecâzen; “kâfirle Müslüman, bâtıllarla hak, cennet ile cehennem asla bir değildir” anlamına gelebilir. Karanlığın çoğul olması bâtılın çok çeşitli olmasına, aydınlığın tekil olması da hakkın tek olmasına işarettir.
22
Dirilerle ölüler de asla bir değildir. Gerçekten Allah dilediğine işittirir, sen ise kabirlerdekilere işittiremezsin.
23
(Zira) sen, sadece bir uyarıcısın.
24
Şüphesiz Biz, seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Bütün ümmetlerin içerisinden mutlaka bir uyarıcı (Peygamber) gelip geçmiştir.¹
1 Arap toplumundan da mutlaka Peygamber geçmiştir. İslâmî ikinci çağda geçmese de birinci çağda mutlaka geçmiştir. Yani Musa (a.s.)’dan Hz. Peygamber (s.a.v)’e kadar Arap toplumuna peygamber gelmemiştir. Bu o toplumun hiç uyarılmadığı anlamına gelmez. Bk. (İsra: 15, Yasin: 6, Secde: 3 Kasas: 46 ve dipnotları)
25
Eğer (Mekkeli kâfirler) seni yalanlıyorlarsa (üzülme,) onlardan öncekiler de kendilerine apaçık mûcizeler, sahifeler ve aydınlatıcı kitaplar getiren Peygamberlerini yalanladılar.
26
Sonra Ben de o kâfirleri helâk ettim. (Böylece) Benim (onları) inkârım nasıl olurmuş? (gördüler).
27
Allah’ın gökten su indirdiğini, sonra da onunla, çok çeşitli meyveler yetiştirdiğini görmüyor musun?¹ Dağlarda da beyaz, kırmızı, alacalı ve simsiyah yol yol çizgiler² (yarattık).
1 Âyetin bu bölümü metne sadık kalınarak: “Allah’ın gökten su indirdiğini, Bizim onunla, renkleri değişik meyveler yetiştirdiğimizi görmüyor musun?” şeklindedir. Burada 3. şahıstan, 1. şahsa geçiş vardır. Bu Türkçede çok iyi anlaşılamayacağı için yukarıdaki tercüme tercih edilmiştir. 2 Cüded: Cüdde’nin çoğuludur. Bir rengi diğer renkten ayıran yol gibi çizgiler, merkebin sırtındaki alacalı çizgiler, cadde, yol demektir.
28
(Aynen) bunlar gibi, insanları, hayvanları ve davarları da renk renk (yarattık.) Allah’tan ancak âlim kulları, (hakkıyla) korkar.¹ Şüphesiz Allah, çok şerefli bir affedicidir.²
1 Çünkü bir şeye saygı ve hürmet, ancak onu bilmekle olur ve saygının derecesi, o bilginin derecesiyle orantılıdır. Yani bir kulun, Allah’ını tanıması ne kadar fazlaysa, Ona olan saygısı da o kadar mükemmel olur. Onun için Peygamberimiz: “Sizin içinizde Allah’tan en çok korkan ve sakınan benim” buyurmuştur. İlmin önemi de sadece bilmekle değil, o bildiklerini hayatına uygulamakladır. Esas ilim, “Allah’ı ve Allah’ın dinini” bilmektir. “Gerçek bilginin kitabı gönüllerde yazılı olandır” diye saçmalayıp sonra da: “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Ya nice okumaktır” diyenler uydurdukları ne idüğü belirsiz bir bilgiyi Allah’ın bilgisine alternatif olarak getirdiklerinin belki farkındadırlar da, onu dillerine dolayanlar ne yaptıklarının farkındalar mı acaba? Ayrıca “Bilimsellik” adına bir kısım teori bile olma haysiyeti olmayan şeyler uydurup, bunları bilim diye insanlara pazarlamak da asla ilim değildir. Allah Müslümanları bunların şerrinden korusun. 2 Allah, yalnız affedici ve merhametli değil, aynı zamanda Aziz’dir de. Yani hiç bir şeye mağlûp olmayan, hiç bir baskı altına alınma ihtimâli bulunmayan, dilediğini dilediği anda helâk eden, çok kuvvetli, çok azametli bir affedicidir. Onun için Allah’ı bilmeyenler, her türlü kötülüğü rahatlıkla yaparlar. Onu bir kul ne kadar iyi bilirse, Ona karşı o kadar çok saygılı, o kadar çok hürmetkâr olur.
29
Asla zarar etmeyecek bir kazanç olan (cenneti,) ancak Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar, namazı dosdoğru ve devamlı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak verenler, umabilir.
30
Çünkü (Allah) onların mükâfatlarını eksiksiz öder ve kendi lütfundan onlara daha da fazlasını verir. Şüphesiz O, hem çok bağışlayandır, hem de şükrün karşılığını hemen verendir.
Sonraki 15 ayet →