2
2,3. İşte bu (âyetler,) Allah’ın istediği gibi iyi olanlara¹ hak yolu gösteren ve bir rahmet olan,² tartışmasız tek doğru (hikmetli) kitabın, âyetleridir.
1 Muhsin: İyilik yapan, güzel hareket eden, her ne kadar Allah’ı görmese de Allah’ın kendisini gördüğünü hiç aklından çıkarmadan Allah’ın iyi dediği şeyleri yapan kişi demektir. Çünkü Allah’ın iyi olarak belirlediği şeyler dışında mutlak iyi yoktur. Diğer iyiler göreceli iyilerdir. Bk. (Yûsuf: 22, Kasas: 14) 2 Bakara: 2. Ayette Kur’andan bahsedilirken (لِلْمُتَّقِينَ هُدًى) buyurulmuştu. Burada ise (لِلْمُحْسِن۪ينَۙ هُدًى وَرَحْمَةً) buyurularak Muhsinler için bir de rahmet ziyade kılınmıştır. Çünkü “ihsan mertebesi” takvanın üzerindedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “ihsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi Ona ibadet etmendir” buyurmuş, Allahu Teâlâ da: “Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenler için daha güzeli ve bir de fazlası vardır ve onların yüzleri kararmadığı gibi onlar zelil de olmazlar. İşte cennetlikler bunlardır ve onlar, orada sonsuz kalacaklardır.” (Yunus: 26), “Şüphesiz Allah, kendisinden hakkıyla sakınanlarla ve gerçekten kendisini görüyor gibi ibâdet edenlerle beraberdir. (Nahl: 128) kavliyle buna işaret buyurmuştur. (Elmalılı)
3
2,3. İşte bu (âyetler,) Allah’ın istediği gibi iyi olanlara¹ hak yolu gösteren ve bir rahmet olan,² tartışmasız tek doğru (hikmetli) kitabın, âyetleridir.
1 Muhsin: İyilik yapan, güzel hareket eden, her ne kadar Allah’ı görmese de Allah’ın kendisini gördüğünü hiç aklından çıkarmadan Allah’ın iyi dediği şeyleri yapan kişi demektir. Çünkü Allah’ın iyi olarak belirlediği şeyler dışında mutlak iyi yoktur. Diğer iyiler göreceli iyilerdir. Bk. (Yûsuf: 22, Kasas: 14) 2 Bakara: 2. Ayette Kur’andan bahsedilirken (لِلْمُتَّقِينَ هُدًى) buyurulmuştu. Burada ise (لِلْمُحْسِن۪ينَۙ هُدًى وَرَحْمَةً) buyurularak Muhsinler için bir de rahmet ziyade kılınmıştır. Çünkü “ihsan mertebesi” takvanın üzerindedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “ihsan, Allah’ı görüyormuşsun gibi Ona ibadet etmendir” buyurmuş, Allahu Teâlâ da: “Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenler için daha güzeli ve bir de fazlası vardır ve onların yüzleri kararmadığı gibi onlar zelil de olmazlar. İşte cennetlikler bunlardır ve onlar, orada sonsuz kalacaklardır.” (Yunus: 26), “Şüphesiz Allah, kendisinden hakkıyla sakınanlarla ve gerçekten kendisini görüyor gibi ibâdet edenlerle beraberdir. (Nahl: 128) kavliyle buna işaret buyurmuştur. (Elmalılı)
4
O (Muhsinler,) âhirete gönülden inanarak namazı dosdoğru ve devamlı kılar ve zekâtı verirler.¹
1 Aynı âyet için Bk. (Neml: 3)
5
(Ey Muhammed!)¹ Onlar, Rab’lerinin gösterdiği hak yol üzerindedirler ve asıl kurtuluşa erenler de onlardır.²
1 Bu parantez, (أُولَئِكَ)’nin sonundaki ikinci şahıs zamiri olan (ك)’nin hitap için olmasından dolayı eklenmiştir. 2 Aynı âyet için Bk. (Bakara: 5)
6
İnsanlardan kimileri de hiç bir bilgiye dayanmaksızın (diğer insanları) Allah’ın yolundan saptırmak ve onlarla alay etmek için boş sözleri¹ satın alırlar. İşte onlar için de (âhirette) alçaltıcı bir azap vardır.²
1 Lehv’ül-Hadis: Lâf eğlencesi ve eğlenceli söz demektir. İnsanı oyalayan, işinden alıkoyan sözler, asılsız hikâyeler, masallar, romanlar, efsaneler, gevezelikler, müzik, eğlence gibi insanı oyalayıcı sesler, felsefî laf cambazlıkları, uyduruk metafizik hikâyeler ve aslı astarı olmayan bilimsellik gevzelikleri bunun kapsamına girer. 2 Bu âyet; Nadr b. Haris’in İran’a gidip oradan İranlıların hikâye ve efsane kitaplarını getirip bunları Kureyş’e okuyarak; “Muhammed size Âd ve Semûd hikâyeleri söylüyor, ben size Rüstem, İsfendiyar ve Kisraların hikâyelerini anlatayım” demesi ve bu sûretle de birçoklarının Kur’an’ı dinlemesine engel olması üzerine indirilmiştir. Nadr b. Haris güzel bir şarkıcı cariye almış, birinin Müslüman olacağını işittiği zaman cariyesine: “haydi şu adama yedir, içir ve şarkı söyle” der, sonra da bu şekilde eğlendirdiği adama; “gördün mü bu, Muhammed’in çağırdığı namazdan, oruçtan ve onunla birlikte savaşmaktan daha iyi değil mi?” dermiş. (Vâhidî)
7
Âyetlerimiz okunduğunda, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış da onları işitmiyormuş gibi büyüklük taslayarak yüz çeviren adamı,¹ acıklı bir azapla müjdele.
1 Bu adam; Nadr b. Haris’tir ama benzerleri de bu âyetin kapsamına girer.
8
(Ancak, Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlara gelince, onlara (âhirette) nîmetleri bol cennetler vardır.
9
Onlar orada, Allah’ın verdiği söz gereğince ebedî olarak kalacaklardır. Çünkü O çok güçlü ve mükemmel hüküm sahibidir.
10
Ve O (Allah) görüp durduğunuz gökleri direksiz olarak¹ yaratmış, sizi sarsmasın diye, yeryüzüne dağları bırakmış ve orada her tür canlıyı çoğaltmıştır. Ve Biz, gökten suyu indirir, o (yeryüzünde) her türlü güzel bitkiden de çifter çifter yetiştiririz.
1 Âyetin bu bölümü: “...görünmez direklerle...” diye de tercüme edilebilir.
11
İşte bunlar, Allah’ın yaratmasıdır. Haydi, siz de Ondan başkasının ne yarattığını bana gösterin bakalım! Hayır, (gösteremezler.) Çünkü o zâlimler apaçık bir sapkınlık içerisindedir.
12
Yemin olsun Biz Lokman’a:¹ “Allah’a şükret!” diye hikmet² verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Allah, hiç bir şeye muhtaç olmayan ve daima övülmeye layık olandır.
1 Lokman: Lokman b. Bâurâ’nın Âzer evlâdından olup Eyyûb (a.s.)’ın kız kardeşinin veya teyzesinin oğlu olduğu, uzun müddet yaşadığı, Davud (a.s.)’a yetiştiği, ondan ilim aldığı, sanat sahibi olduğu ve İsraîl Oğullarına kadılık ettiği rivayet edilir. Lokmân kelimesinin İbrânîce veya Süryânîce olduğu belirtilmektedir. Kur’an’da Lokman’la ilgili bilgiler, aynı adı taşıyan bu sûrede onun iki defa ismen zikredilmesinden ve oğluna verdiği bazı öğütlerin naklinden ibarettir. Bazıları Lokman’ın bir nebi olduğu kanaatinde ise de Cumhura göre nebi değil bir hakîm idi. Zira her nebi, hakîm ise de her hakîm, nebi değildir. Lokman, Kur’an’da kendisine hikmet verildiği bildirilen, nebiliği tartışmalı bir din büyüğüdür. Lokman, diğer özellikleri yanında hekimliğin atası olarak da tanınmış, onun bütün bitkilerin özünü bildiği söylenmiş ise de bununla ilgili Kur’an’da bir bilgi mevcut değildir. Bu olsa olsa “hakîm” ile “hekim” kelimelerinin karıştırılmasından olabilir. 2 Hikmet; Allah’ın âlemde koyduğu kanunları keşfederek, ondan sonuçlar çıkarma kabiliyeti ve vahiy bilgisi demektir.
13
Bir zamanlar Lokman oğluna: “Ey yavrucuğum! Sakın Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, çok büyük bir zulümdür.”¹ diye öğüt vermişti.
1 Zulüm: Bir şeyi layık olduğu yerden başka bir yere koymak demektir. Allah’ın hakkını, Allah’tan başkasına vermek ve Allah’ın şerefli kıldığı insanı, Allah’ın yarattığı varlıklara ibâdet ettirerek alçaltmak, en büyük zulümdür. Çünkü bu, ilâhlığı asla lâyık olmadığı yere koymak demektir. Zîrâ Allah’tan başkasının mabut olmasına hiç bir şekilde ihtimâl bile yoktur. Zulüm ile ilgili olarak Bk. (Nisa: 40)
14
Biz insana, anne ve babasına (iyi davranmasını) tavsiye ettik. Zîrâ annesi onu, nice sıkıntılara katlanarak (karnında) taşıdı ve iki yıl da emzirdi.¹ (Ey İnsanoğlu!) Önce Bana, sonra da anne ve babana şükret, dönüş ancak Banadır.
1 Bu âyetten emzirme müddetinin en fazla iki sene olduğu anlaşılmaktadır. Emzirme ile ilgili olarak Bk. (Bakara: 233 ve dipnotu, Ankebut: 8, Lokman: 14, Ahkaf: 15, Talak: 6)
15
Eğer onların her ikisi de hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana eş koşman için sana baskı yaparlarsa, sakın onlara itaat etme. Dünyada onlara iyi davran¹ ve Bana hakkıyla yönelenlerin yolundan git. Sonra dönüşünüz Bana’dır. Ben de size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim.²
1 Yani onlara kötülükte iştirak etmeksizin Allah’ın rızasına muvafık olacak şekilde sohbetlerinde bulun. Meselâ yemek-içmek, giymek gibi ihtiyaçlarını düzenle, onlara eziyet etme, ağır söz söyleme, hastalandıklarında yanlarında ol, vefatlarında defnet ve dünyevî işlerinde yardımcı ol. 2 Bu iki âyet; Lokman’ın nasîhatini anlatma esnasında ara cümle olarak Allah’ın kullarına tavsiyesini içeren sözleri olup, Lokman’a ait değildir. Sa’d b. Ebi Vakkas annesine itaatkâr birisi idi. Müslüman olunca annesi; “Ey Sa’d! Sen ne yaptın, eğer sen bu dini bırakmazsan yemin olsun ki ben yemem, içmem sonunda ölürüm, sen de benim yüzümden anasının katili diye anılırsın der ve iki gün iki gece yemez. Bunu gören Sa’d, “Ey anneciğim senin yüz tane canın olsa ve her gün bir tanesi çıksa ben dinimi asla terk etmem. Bundan sonra ister ye ister yeme.” der. Bunun üzerine annesi yemeğini yer. Bu iki âyet; bu olay üzerine nâzil olmuştur. (Tirmîzî) Bk. (Bakara: 83, Nisâ: 36, En’am: 151, İsrâ: 23, Ahkaf: 15, Ankebut: 8)
16
(Lokman oğluna): “Ey yavrucuğum! (yaptıkların) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa, bir kaya parçasının içerisinde ya da göklerde veya yerde bulunsa, Allah onu getirir (âhirette karşına kor.) Şüphesiz Allah, çok lütfedicidir, her şeyden haberdardır.” dedi.
17
(Ve devamla): “Ey yavrucuğum! Namazı dosdoğru ve devamlı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve başına gelecek sıkıntılara sabret. Çünkü bunlar, kararlılık gerektiren işlerdendir.”
18
“İnsanlara karşı büyüklük taslama¹ ve yeryüzünde kasılarak yürüme. Çünkü Allah, kendini beğenip övünenlerin hiçbirisini sevmez.”
1 Sa’r: Esasen kelime olarak, develerin boynunu büken bir hastalık çeşididir. Burada mecazen, “boynu dertli deve gibi başını yana bükerek kibirli olma” demektir. Dilimizde bununu karşılığı kasalmak, böbürlenmek, kibirlenmek ve büyüklük taslamak olduğu için tercüme bu şekilde yapılmıştır. Bu fiile, “insanlara yanağını eğme, boyun eğme, yani kendini küçük görme” anlamı verenler de olmuştur. Ancak ayetin öncesine ve sonrasına göre yukarıda anlam daha uygun düşmektedir. En doğrusunu Allah bilir.
19
“Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme. Çünkü seslerin en çirkini kesinlikle eşeklerin sesidir.” (dedi.)
20
Allah’ın göklerdeki ve yeryüzündeki her şeyi sizin emrinize verdiğini, bildiğiniz ve bilmediğiniz nîmetlerini önünüze serdiğini bilmiyor musunuz? (Buna rağmen) insanlardan birçoğu bilgisizce, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan, Allah hakkında tartışıyorlar.
21
Onlara; “Allah’ın indirdiklerine uyun.” denildiğinde; “Hayır biz sadece babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.”¹ dediler. Şeytan o (babalarını) alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı? (Babalarının izinde gidecekler.)
1 Yani babalarımızın dinine inanır, onların yaptıklarını yapar, onların taptıklarına taparız derler. Bugün birçok Müslüman, dinlerine sokulan hurafe ve bidatleri terk konusunda, neredeyse aynı inadı göstermekte, bidatleri yaşamaya devam etmekte ve dini, kaynaklarından öğrenmeye yanaşmamaktadır. Bk. (Bakara: 170, Mâide: 104, A’raf: 28, Yûnus: 78, Enbiyâ: 53, Şuara: 74, Zuhruf: 22-23)
22
Kim, (inandığı) iyi işleri yaşayarak özünü Allah’a teslim ederse, artık o sağlam bir kulpa yapışmıştır.¹ Zâten bütün işlerin sonu, Allah’a varır.
1 Sarsılmayan sağlam bir dayanak elde etmiş olur.
23
Kim de kâfir olursa, sakın onun kâfirliği seni üzmesin. Sonunda onların dönüşü Bizedir ve Biz, yaptıklarını kendilerine haber vereceğiz. Çünkü Allah gönüllerin özündekileri, kesinlikle bilendir.
24
Biz onlara hayatın zevkini biraz yaşatır, sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz.
25
Eğer o (kâfirlere): “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan kesinlikle: “Allah” derler. (Onlara: “Öyleyse) hamd Allah’a mahsustur.” de. Ama onların pek çoğu (bunu) bilmezler.
26
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Şüphesiz, hiç bir şeye ihtiyacı olmayan, övülmeye layık olan sadece Allah’tır.
27
Eğer yeryüzündeki tüm ağaçlar, kalem ve tüm denizler de (mürekkep) olsa, sonra buna yedi misli deniz¹ daha eklense yine de Allah’ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez.² Şüphesiz Allah çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.³
1 Âyetteki “ağaç ve deniz” kelimeleri cins isim olduğu için çoğul olarak tercüme edilmiştir. Devamındaki “yedi deniz” ifadesi ise çokluktan kinaye olarak düşünülürse âyetin bu bölümünün tercümesi, “Eğer yeryüzündeki tüm ağaçlar, kalem ve denizler de (mürekkep) olsa, sonra buna birçok deniz daha eklense” şeklinde de olabilir. 2 Çünkü Allah’ın kelimeleri sonsuz, denizler sonludur. 3 Bk. (Kehf: 109)
28
Sizin yaratılmanız ve tekrar diriltilmeniz tek bir kişi(nin yaratılıp diriltilmesi) gibidir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, mükemmel görendir.
29
(Ey kâfirler!) Gerçekten Allah’ın, geceyi gündüze ve gündüzü de geceye soktuğunu, her biri belirlenmiş bir süreye kadar dönen güneş ile aya (kendisine) boyun eğdirdiğini ve Allah’ın yaptıklarınızdan (tümüyle) haberdar olduğunu bilmiyor musun(uz)?
30
İşte (bütün bunlar gösteriyor ki) Allah, mutlak gerçeğin ta kendisidir ve (kâfirlerin) Onun dışında taptıkları (ilâhlar) ise bâtılın ta kendisidir. Şüphesiz çok yüce (ve) büyük olan sadece Allah’tır.
Sonraki 4 ayet →